BELGENAME

Documents

Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

 

 

 

KURDISH CITIES DETSROYED BY BARBARIC ISLAMO.FASCIST TURKISH STATE: Cizir, Silopi, Sirnak, Farqin, Lice, Diyarbekir-Sur, Efrin, Varto, Bitlis, Hekari, Dersim

 

 

 

 

 

 

Dünya için en büyük tehlike: Türkiye & İran

 

 

 

 

 

 

 

 

NİÇİN?

Öncelikle bizi ilgilendiren, türk, arap ve acemin (farsın) ülkemizde sürdükleri işgalciliği mahkum etmek ve bütün eylemlerinizin ilk hedefi olan: İŞGALCİ TÜRK DEVLETİNİN KÜRDİSTAN'DAN ÇIKARILMASIDIR.

Sonraki hedef 1400 yıldır ülkemizde sürekli cereyan eden: İSLAM (din, inanç ve maneviyat) MASKELİ ARAP IRKÇILIĞI VE ŞÖVENİZMİDİR.

- Yoksa bizim hiçbir halka karşı özel bir düşmanlığımız yoktur. Dinimiz ve yaşam felsefemizde kin gütme yoktur. Tek hedefimiz türk-arap ve acem (fars) sömürgecilerinin ülkemizi terk etmesidir. Yer yüzünde hiç bir millet kürd halkı kadar yabancı işgale karşı onyillarca ve hatta yüzyıllarca savaşmamıştır. Kürdler tarih boyunca işgale karşı savaşmış bir halktır. Bu savaş bugün hala devam etmektedir.

Kürdlerin KENDİ tarihi ve öz vatanı olan Kürdistan'da, kürdlerin doğrudan doğruya ve katıksız hakimiyeti için: yani kürd köylü, işçi ve burjuvazisini kapsayan türk-arap-farstan BAĞIMSIZ ÖZGÜR, DEMOKRATİK VE BİRLEŞİK KÜRD DEVLETİ İSTİYORUZ.

Goran Candan

 

 

 

 

Islamist (Caliphate) Turks committed 1915 genocide against the Armenians, the so called westernized Turks committed 1937 genocide against the Kurds in Dersim and has since 1937 committed several massacres and horrible crimes against the Kurdish People. Turkey has furthermore destroyed more than 5 000 Kurdish villages, dussins Kurdish cities and forcibly relocated the entire population. Turkey, together with its Arab Islamist proxies, is engaged in ethnic cleansing of Kurds in large parts of Rojava Western Kurdistan ('Northern Syria'). Despite this horrible record, the Turkish strongman Erdogan, in an effort to blackmail EU, accused the other day the Greeks of “Nazi acts”. In order to understand the difference between Greece and Turkey, it is appropriate to make a comparison.

GREECE TURKEY
Democracy Repression
Freedom Captivity
Concensus Extortion
Philosophy Islamism
Science Supersition
=
HUMANISM
=
ISIS

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Some of the Turkish massacres in history:
"1876: 30,000 Bulgarians killed
1914-23: 700,000 Greeks killed
1914-23: 300,000 Syriac people killed
1914-23: 1.5 million Armenians killed
1921: 5000 Kurds killed
1925: 40,000 Kurds killed
1927-30: 47,000 Kurds killed
1930: 40,000 Kurds killed
1937: 70,000 Kurds killed
1937: 80 000:: Thousands more Kurdish dead from the state and nationalist forces
2016: - ... and still in Kurdistan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GREEC POGROM 6-7 September 1955 Constantinopel


- Where the Greec people became massacred in their OWN land !


The islamist Turks beheaded, killed, raped Greec children, women and inocent civilans

 

 

 

 

 



Aydın'ın GERÇEK sahipleri
YUNAN HALKI'na yapılan katliam-soykırım

 

 

 

 

Islamist invader Turks killing:

Kurds (Sala Sewatê, Tertele), Greeks (Yenektonia Ton Elinon), Armenians (Hayodz Dzegasbanutun), Syrians (Seyfo) constantly..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The Jewish and Kurdish Peoples suffering because of the religiously masked TURK-ARAB & PERSIAN NATIONALISM which means: Racism, Jihad, Terror & Horror..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRDLERE YÖNELİK SÜRGÜN VE TÜRKLEŞTİRME PLANLARI OSMANLI'LAR TARAFINDAN BAŞLATILMIŞTI

Kürdlere yönelik ‘Tehcir ve Asimilasyon’ politikalarının mimarı Sultan Mehmet V (Sultan Reşad)’dır. ) Sultan Reşat, Kürtlerle ilgili ‘Tehcir’ raporu hazırladı. Bu rapora göre kürdler, Batı Anadolu’ya göç ettirilecek. Gittikleri her şehir de Kürd nüfusu %3-5’i geçmeyecek şekilde planlama yapılmıştır.
Fakat dönemin ağır şartları sonucunda göç ettirilen yaklaşık 1 milyon kişi ne yazık ki hastalık ve açlıktan ötürü hayatını kaybetmiştir. Buna bir nevi kasıtlı soykırım da denilebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nisebin (Nsibis) 2017. Islamistic Turkish Nato-Army destroyed 13 Kurdish cities completely or partielly between 2015-2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürdistan'a işgal ve iğfal amacıyla gelen VATANSIZLAR olduklarını itiraf eden türk cumhurbaşkanlarının işgalci türk ırk-cumhuriyeti'nin
sözde ulusal bayramlarında hep nakarat halinde tekrar ettikleri ortak açıklama:

“Malazgir t'ten bugüne bu toprakların vatan kılınması için mücadele eden, gerektiğinde canını ortaya koyan tüm kahramanlarımızı rahmet ve şükranla yad ediyorum.”

Yani vatanları yoktur. Başkalarının, kürdlerin ülkesi Kürdistan'ı zaptederek ve mülk sahibi kürdleri yunanlılar gibi yok ederek Kürdistan'I kendilerinin yapmak istiyorlar.
Kürd halkı başta olmak üzere Kürdistan'daki BÜTÜN canlıları bu alçak hedef için böyle acımasızca taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayarak katlediyorlar.

Hala emniyette olduğunu zanneden ve girdiği bu derin kış uykusundan uyanmayan kürdleredir bu mesaj:
İŞGALCİ-İĞFALCİ TÜRK IRK-CUMHURİYETİ'nin HEDEFİ BÜTÜN KÜRD HALKINI SOYKIRIMLARLA YOK ETMEKTİR. Bunu başaramazsa
kürd halkının nüfusunu soykırım ve katliam provalarıyla elimine ederek tam asgariye düşürüp, şimdiye kadar hep yaptığı gibi kürdlerin mülkü Kürdistan'a dışarıdan getirdiği
türkleri kürdlerin ülkesine yerleştirmektir. KURDO ÇIMA HÎNA ŞIYAR NABÎ?

 

 

 

 

 

 

 

 

July 12, 1915

 

 

 

2 Jul 1922: 10,000 Greeks in Turkish Massacre, Ogden Standard-Examiner

In July 1922, Mustafa Kemal Ataturk issued orders to expel American missionaries from Turkey. Expelling relief workers and missionaries would have given the Kemalists the ability to commit more massacres without intervention from the outside world. In the article, Near East Relief worker Dr. Mark Ward confirmed that 10,000 Greeks had been massacred and that relief workers were also being hindered from sheltering children. According to the Ogden-Standard Examiner, the Kemalist Turks were working on a "deliberate plan" to get rid of Greeks, Kurds and Armenians

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29 Jul 1913: Human Slaughter, Daily Standard

 

HUMAN SLAUGHTER
TURKISH MASSACRES
DIREFUL VENGEANCE

CONSTANTINOPLE, Monday. There are trustworthy reports of
appalling massacres by Turkish irregulars coming from districts in Thrace,
which the Turks are re-occupying. It is said that the country about Mala-
gara [Malkara] has been converted into a human slaughterhouse, and the Turks are
wreaking a direful vengeance on Christian villages, which the Bulgars spared.
The Porte has issued strict orders to the officers to avoid reprisals.

Source: Daily Standard, QLD, Australia. 29 Jan 1913, p.5

 

 

 

 

 

 

If Turks burned the Armenians and buried Greeks alive what they did not do to the Kurds who fought even longer and even greater against the Turks? And if the Turks burned and buried the Kurds alive 'they hung and arched them and tortured them WHY are there not as many written sources as there is about the Greeks and Armenins massacres? The answer is devastating: the invading, Islamist-Muslim Turks carried out major genocidal actions against the Kurds and did even more of these atrocities they inflicted on the Greeks and Armenian peoples. The reason that the written sources do not exist is due to the European imperialist colonialism which supported the Armenians and the Greeks but not the Kurds. They simply did almost nothing when these Turks slaughtered the Kurds. The Armenians and Greeks were civilized because they were Christians, and the Kurds were considered barbarians for being Muslims. Even greater distortions of not supporting the Kurds were of course the natural resources that existed in Kurdistan would be plundered. That's the whole reason.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Almost all of the Kurds sincerely and heartily cursed and continue to curse the great genocide massacre of the Turkish state over the Armenian people. Nationalist Armenians directly support the genocide of Turks on the Kurds.

Can we talk about the civilization, civilization, nobility and civilized culture of these Armenians who can do the terrible massacres documented in this picture against the Kurdish people? Unfortunately, there are dozens of such terrible massacres that have been an example of the bloodthirsty of Armenian nationalists for a long time in Kurdish hostility.

In this picture, the poses of the Armenians after the massacre of innocent civilian Kurdish people in Bitlis and Muş cities of Kurdistan.
However, when the Muslim Kurdish sheikh attacked the Ottomans, he sent a secret message to his Christian neighboring Armenians, saying, "Hang a red flag on your houses tonight, so that when Kurdish soldiers attack the city towards the morning, you can distinguish you from the invading Turks and do no harm to you."

The one on the far left has a HEART, and the far right has a BABY taken from his mother's belly.

On July 21, 1921, General Bronsart von Schellendorf wrote in "Deutsche Allgemeine Zeıtung": Armenian monstrosity was more than a massacre.

Kürdlerin hemen hemen hepsi türk devletinin ermenı halkı üzerinde yaptığı büyük soykırım katliamını candan ve yürekten lanetlemektedir ve lanetlemeye de devam edecektir. Milliyetçi ermeniler ise, türklerin kürdlere yaptığı soykırımı doğrudan doğruya desteklemektedir.

Bu resimde belgelenmiş korkunç katliamları kürd halkına karşı yapabilen bu ermenilerin uygarlığından insanlığından asalet ve medeni kültüründen bahsedilebilir mi? Ne yazık ki ermeni milliyetçilerinin eskiden beri kürd düşmanlığındaki kana susamışlığına örnek teşkil eden onlarca böyle korkunç katliamların mevcudiyeti sözkonusudur.

Bu resimde, ermenilerin, Kürdistan'ın Bitlis ve Muş şehirlerinde masum sivil kürd halkına yaptıkları katliam sonrası verdikleri pozlardır.
Oysa müslüman kürd şeyhi osmanlılara saldırınca, HIRİSTİYAN ermeni komşularına gizliden bir haber yollayarak ''bu gece evlerinizin üstüne kırmızı bir bayrak asın, ki kürd askerleri sabaha doğru şehre saldırdığında, sizi işgalci türklerden ayırt edebilsin ve size bir zarar vermesin'' demişti.

En soldakinin elinde KALP var, en sağdakinin elinde annesinin karnı deşilerek alınmış bir BEBEK..

21 Temmuz 1921 tarihinde General Bronsart von Schellendorf ''Deutsche Allgemeıne Zeıtung''da şunları yazmış: Ermeni canavarlığı katliamdan çok öteydi.

Kürdistan'a gönderilen imamlar halka "Yedi ermeni öldüren için cehennemin yedi kapısı kapanacak, sekiz ermeni öldürene ise cennet kapısı açılacaktır" propagandası yapıyordu.

147 Kürd medrese alimi ise karşı fetva yayınlayarak "Hayır bu katliamdır" dediler.

Görgü tanığı "Mela Ali Yıldız", Gülçiçek Günel Tekin, 'Beni Yıkamadan Gömün' kitabından alıntı.

 

 

 

 

 

 

ERMEN & TIRK DIJ-KURDAN HEVPEYMAN ÇÊDİKİN



Îtîhat-Terakî ne tenê bavê kemalîzma tirkan e, her weha bavê neteweperestiya ermenan e jî. Ermen û tirk her bira ne û li dijî kurdan alîkariyê didin hevûdu.

BELGE: Hevpeymana Partiya Taşnak a ermenan û a Îttîhat Terakiya tirkan. Dagîrkerên tirk soz didin ku wê alîkariyê bidin daku ermen li Kurdistanê, xweseriya ermenan ava bikin. Ji ermenan jî tê xwestin ku li dijî Sultan Evdilhemîd alîkariyê bidin wan,1909.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd Halil Bey Miks, (Bahçesaray)

Kürd Muhtıla Bey 4459 ermeni’yi korumuş ve 1915 yılındaki türklerin ermeni halkı üzerinde uyguladığı büyük soykırımından kurtarmıştır.
Mıks'’de yaşayan binlerce ermeni’nin ölümüne engel oldu.

Taner Akçam gibi türk milliyetçilerinin soykırımcı-katil türk devletini aklamak amacıyla
kürdlere ettikleri iftiralara cevap: Taner Akçam ve türkleri aklamaya çalışan diğer iftiracıların söylediklerinin tam aksine
kürd derebeyleri ermeni ve süryani gibi hıristiyan azınlıkları soykırımdan korumuş ve büyük bir göç kafilesi kitlerinin
sınırı geçerek Suriye'ye varmasını sağlamıştır. Ama özellikle de Suriye'nin Deyre Zor kampında türk devletiyle hareket eden Suriye arab
türk devleti'nin yolladığı ajanlar vasıtasıyla bu kampta yığılan ermeni sığınmacıları %90'nı çeşiitli yöntemlerle katletti.
Sonra Adana'dan ta Trakya'ya kadar olan Kürdistan dışı bölgelerde, yani türklerin kontrolündeki Batı Anadolu denilen Doğu Yunanistan'da
Kürdistan'daki ermeni avından daha da büyük ve daha da acımasız bir gayri-müslim avı başlatıldı ve burada katledilen gayri-müslimler
Kürdistan'da turk ordu ve polis güçleri tarafından katledilen gayri-müslimlerden katbekat fazladır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DENİZDEN DENİZE ERMENİSTAN


 

Salih Aras/ Ermeniler masum değiller. Bu coğrafya da yaşayan hiçbir millet de değil. 93 Harbi’nde Ermeniler büyük oynadı. Çarlık Rusya’sına dayanarak, büyük bir ülke hayal ettiler. Türkiye’nin şuan resmi sınırları içerisinde bulunan bütün Kürt illeri, bir de Doğu Karadeniz’den ve Adana üzerinden Doğu Akdeniz’e kadar bir coğrafya üzerinde hakim olmak istediler ve kendilerini buna inandırdılar. Dönemin güçlü Devlet’i Çarlık Rusya’sının gücüne güvendiler. Süreç Osmanlı İmparatorluğu’nun hızla dağılma süreciydi.

Süreci ne Kürtler ne de Ermeniler doğru değerlendiremediler. Sonuçta kaybettiler. Ermeniler Soykırıma uğradı, Kürtler sayısız katliamlara uğradı. Bu katliamların toplamı soykırımlarını da aşıyor. Ruslar Ermenileri, Osmanlılar-Türkler hem Ermenileri ve hem de Kürtleri kullandılar. Tabi kendi çıkarları için.

Ermeni Soykırımı bir İslam ve Hıristiyanlık savaşı neticesin de olmamış. Solcular Sosyalistler 1. Dünya Savaşı’na, 1. Emperyalist paylaşım savaşı derler, doğrudur. Osmanlılar, Ermenileri Alman silahlarıyla katlettiler. Bu nasıl bir dinler arası savaş? Dinler arası savaşlar, yüzyıllar öncesinden bitti. Ermeni Soykırımını Dinlere bağlamak, Türklerin suçlarını hafifletme girişimleridir. Kürt Aşiretlerinin Ermeni Soykırımında, Türklerle ortak yapma da samimi bir yaklaşım değil. Kürtlerin Ermeni Soykırımı’nda bir rolü yoktur. Kürtler ve Ermeniler birbirlerine karşı kullanılmışlar. Kürtler aynı şekilde birbirlerine karşı kullanıldılar. Örneğin Ermeniler, 93 Harbi boyunca (1877-1920) hem Ruslarla ve hem de aynı zaman süreci içinde Osmanlı-Türklerle birlik de oldular. Her iki kesimle olan birliktelik de anti-Kürtlük vardı.

Kars 93 Harbi boyunca Çarlık Rusya’sı işgalinde kaldı. Bu dönem Kars da Kürt nüfusu çok yoğundur. Alevi- Sünni Kürtler var ama çoğunluk Ezdi Kürtlerdedir. Sovyetler Birliği’nin dağılışı, Sonra oluşan Rusya Federasyonu ve Bağımsız Devletler Topluluğuna dağılan Kürtlerin hemen hepsi Kars'lıdır.

Ruslar Ardahan ve Kars’a girdiklerinde Kürt Aşiretlerini hedef aldılar. Mensup olduğum Aşiret *Suweydi-Cemaldin Aşireti, direniyorlar. Rusların dayandığı yerel güç Ermenilerdir. Ermeniler Kürtlerin Ruslarla anlaşmalarına karşılar. Buna fırsat vermiyorlar. 1916-18 Erzurum-Erzincan Rus işgali döneminde Koçgiri Hareketi Lideri Alişer bey Ruslarla görüşür. Kürdistan’ın kurulması için görüşmeler de Rusları ikna çabalarını Ermeniler boşa çıkarır. Ermenilerin hayali, Kürtlerin ülkesine sahip çıkmaktır. İddia ettikleri coğrafyanın tek bir ilinde çoğunluk da değiller. Yüzyıllar boyunca da olmamışlar. En fazla oldukları iki yer söyleniyor, Dersim ve Sason, o da yüzde otuzu geçmiyor. Akdeniz'e nasıl varacaklar?

Kırk yıldan fazla Çarlık Rusya’sından her türlü desteği aldılar. Strateji yanlıştı, bir hayrını görmediler, Kürtlere de çok zarar verdiler. Özellikle Ardahan, Kars, Göle ve Digor’daki katliamları çok iyi biliyorum. Şimdilik buna girmek istemiyorum. Ekim Devrimi oldu 1917, 1. Dünya Savaşı sona erdi. Ruslar çekildi, Ermeniler de birlik de gitti. Kalanlara yine Kürtler sahip çıktı, nüfuslarına aldılar. Onları çok seviyoruz. Onlar artık bizdenler. Ama Ermeniler güçlü oldukları alanlar ve dönemlerde hep Kürtlere karşı katliamlar yaptılar. Kızıl Kurdistan’ın sonunu Ermenistan getirdi! Kendilerine ne kaldı? Ama Kürtler hem Güney Kurdistan’da ve hem de Güney Batı Kurdistan’da, halen çok zor durumlar da olmalarına rağmen, herkesi korumasını bildiler. Bu coğrafyanın farklısı Kürtlerdir. Ermenilerin Türklere, Araplara ve Farslara benzeyen yanları çok belirgindir. Diğerini yok ederek yaşamak!!

Rusya gibi büyük bir Devlet kırk yıl Ermenilere yardım yaparken, Kürtler her dönem çok savunmasızlar. Hem İslam Aleminin (Sünni, Şii, sonra Baas Nasturi) hem de Hıristiyan Aleminin (Ortodoks, Katolik ve protestan) ortak saldırılarına onlarca kez maruz kaldılar.
Ruslar Ardahan ve Kars’a tam yerleşmişlerdi. 1877de geldiklerin de Osmanlı askerleri çekildi. Hiç savaşmadılar. 1917 Bolşevik Devrimi sonrası Rus Askerleri çekilince boşalan alanlara Türk askerleri girdi. Lenin Kars ve Ardahan’ı Türklere hediye etti.
Yirmili- otuzlu yaşlardaki Kürt gençlerinde Ermenilere karşı bir duygusallık var. Evet, Ermeniler bir soykırımına uğradı. Bunu Türkler yaptı. Bütün dünya bunu biliyor. ABD Hükümeti’nin Ermeni Soykırımını resmen tanıması süreci farklı bir aşamaya taşıyor. Sürecin işleyiş detaylarını belirlemek, başta mahkemelere ve değişik uluslar arası kurumlara düşmektedir.

Süreç dönülmez bir yola girdi. Üç yıl, beş yıl, on yıl nihayetin de Dünya bunu kabul edecek. Türkiye’nin bundan kaçma-kurtulma şansı yok! Bunun bir bedeli, bir hesabı olacak. Dünya’da Kürtlerden daha iyi Türkleri tanıyan kim olabilir? Türk Yönetimleri kafa kesmekten ve katliamlar yapmaktan Tarih boyunca zevk almışlardır. Dünya’da böyle tanınmaları onları rahatsız etmiyor. Onların delirten, çıldırtan maddi ödemeler zorunluluğudur. Bundan kurtulamazlar. Mahkemeler Ermeni Soykırımını onaylarsa, çıkacak sonuç (Türkleri en çok ilgilendiren) tazminattır. Bunun miktarını bilemem. Kabul etmiyorum diyemezler. Normal bir ülke düşünün, bir kişi mahkeme kararı olan borcunu ödemiyor. Bir uyarı, iki uyarı derken haciz başlıyor. Ödemeseler, Dünya’nın her yerinde ki (limanlar, hava alanları, tren garları) Türk Devleti’ne ait tren, uçak, gemi ve her şeye haciz koyabilirler. Türkiye bunu göze alamaz ve bedel ödemek zorundadır.
Açık söylemek gerekiyor; gelmiş-geçmiş Türk Yönetimlerinin her zaman A , B ve bazen C planları da vardır. Bu konularda oldukça becerikliler. Ne yazık bizim yönetimlerin, yedek planları olamadı!

Kürtlerin çoğu bunu biliyor, İki mahkumdan bahsedilir biri Kürt, biri Türk, İkisi de idam cezası alır. Son istekleri sorulur, Kürt der annemi görmek istiyorum, Türk de der ki, Kürt annesini görmesin! Osmanlılar bu suçu işledi. Planlar tutmuyor suçu kabullenmek zorundalar. Şimdi son plan gereği suçu hafifletme denemesindeler. Hep zor anların da Kürtler akıllarına gelir..

Bir cinayet işlenmiş. Yıllarca faali bulunamamış. Zamanla katil yakalanmış. Mahkemeye çıkarılıyor, katil halen inkar ediyor, kanıtlar çok güçlü olduğu için inkar etmenin yolu kalmıyor. Bu sefer katil diyor ki, tek değildim biri ile birlik de yaptık. Peşine ayrıntıları diziyor. Mümkün olduğunca suçu O birinin üzerine atma çabasına giriyor. Başarılı olursa, tabi suçu hafifleyecek. Ermeni Soykırımı’nda Kürtler üzerinde bir oyun tezgahlanmak isteniyor. Kürt Aşiretleri yardım etmeseydi, katliamlar bu denli olmazdı! Bunlar suçu hafifletme çabalarıdır. Gerçekle hiçbir alakası yok.

Şimdi 21. Yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Geçen yüzyıl 20. Yüzyıldı. Birde 19. Yüzyılın son çeyreğini alalım. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (Osmanlı Rus 93 Harbi). Üç ayrı yüzyıldan bahsetsekte, bu zaman süreci 144 yıl ediyor. 1877’de 93 harbi başlıyor. 93 Harbi denilmesi, 1293 Hicri Takvimine göredir. Ruslar iki ayrı bölgeden saldırıya geçiyor. Birincisi Romanya üzerinden Bulgaristan’a giriyorlar. İkincisi Gürcistan tarafından Ardahan ve Kars’a giriyorlar.

Ermeni-Kürt ilişkileri ve sorunlarının anlaşılmasın da 93 Harbi bir anahtar gibidir. Kapıyı açtığın da çok şey görebiliyorsun. Ruslar Ardahan ve Kars’a girdiklerin de yerel güç olarak Ermenileri kullanıyorlar. Kime karşı? Tabi ki Kürtlere karşı. Katliamlar yapıldı, İşte Ermeniler olmasaydı, yardım etmeselerdi, Ruslar bu katliamları yapamazdı, diyebilir miyiz?

22 .05. 2021

*Benin mensup olduğum aile 93 Harbi döneminde Digor’dadır. Aşiret karışıktır. Suweydi ve Cemaldin. Suweydi'lilerin Bingöl’den 17. yy da (Genç ve Kiği) geldiğini Ermeni yazar Garo Sasuni yazıyor. Dedem Diyarbakır-Bingöl arasından gelmişiz derdi. İki aşiret tam karışmış. Kars, Erzurum ve Ağrı’da karışıklar o kadar karışmış ki, ayırt edilemiyor.

O dönemin koşullarında durumları iyidir. Köyleri ve hayvan sürüleri var. Özellikle at sürülerinden dolayı Rusların hedefi olurlar. 1878 aile dağılır. Üç ayrı bölgeye göç ederler. Ağrı Ardahan ve Göle. 43 yıl devam eden Rus egemenliği döneminde Ruslarla anlaşamazlar sürekli çatışma halindeler. Dedem derdi ki; artık savaşacak kimsemiz kalmadı. Dul kadınlar, yetim çocuklar ve Rusların bir kurşuna layık görmediği deliler. Tek umutları kalmış Sibirya’daki esirler. Bekledikleri 70 kişi (1920) hepsi yakın akraba ama sadece iki kişi dönebiliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deportations in kurdistan started with Turkish invasion and Islamism

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Taşnaksutyun kongresinden bir ay önce, yani Haziran 1914 tarihinde Talat Paşa ile Armen Garo arasında sert bir tartışma geçiyor. Armen Garo Talat Paşa ve İttihatistlerin Pantürkist pozisyonlarına saldırıyor ve şöyle diyor:"Siz yanlış yoldasınız. Osmanlı İmparatorluğu'nu kaosa götürüyorsunuz. Zaferlerinizle siz kendinizi Napoleon ve Bismarck sanıyorsunuz.Siz inatçılık yapıyorsunuz ve ülkeyi nereye götürdüğünüzü dahi bilmiyorsunuz. Delil mi? Kısa bir süre önce sen Vramian'a demedin mi siz kürdleri türkleştireceksiniz. NeyleYapacaksınız? Hangi kültürle? Eğer siz kendi tarihinizi bilmiş olsaydınız böyle zırvalamazdınız. Unutmayınız ki sizler 500 yada 600 yıldan beri bizlerin toprakları üzerindesiniz. Sizden başka milletler geldi geçti: persler, romalılar, araplar ve bizanslar...... Onlar dahi kürdleri asimile edemediler, siz nasıl başaracaksınız? Armen Garo'nun kürdlere ilişkin Talat Paşa'nın yüzüne söylediği bu tarihsel sözlerin üzerinden 100 yıldan fazla bir vakit geçti. Talatçılar hâlâ kürdleri türkleştirmeye çalışıyorlar. Armen Garo Osmanlı Bankası Baskını'nın baş mimarı olarak "vatan hainliğinden" Osmanlı mebusanlığına terfi etti. 1908 ve 1914 yılları arasında Osmanlı seçim oyunlarını birlikte oynadı. (Gaidz F. Minassian'ın "Les Relations entre Le Comite Union et Progres et la Federation Revolutionnaire Armenienne a la veillede la Premiere Guerre Mondiale d' apres les sources armeniennes" adlı çalışmasına bakınız).

 

 

 

 

 

 

 

ERMENİLERİ & ASURİLERİ/SÜRYANİLERİ VE YEZİDİ KÜRDLERİ VE HATTA MÜSLÜMAN KÜRDLERİ İŞGALCİ İSLAMİST TÜRKLER, ARAPLAR & FARSLAR KATLETTİ VE HALA KATLETMEKTEDİRLER


- Yere düşeni hiç vurmadık ve asla vurmayız.

Kürdler işgalci fars, işgalci arab değil. Hele hele işgalci türk hiç değildir. Kürd yere düşene asla vurmaz. Kürdler herzaman başı dik, cömert ve insan gibi insandır. Kürdlerin kendi son derece hümanist tarihleriyle çokça övünmeleri gerekir.

Yakın tarihte Kürdistan'da ve bölgede vuku bulan katliam ve soykırımların müsebbibi; avrupai kapitalizm ve sömürgeciliği yanısıra, birde yerel türk-arab ve fars işgal ve sömürgeciliği ve bunların fetih, ırkçılık ve sömürü ideolojisi rehberi olan islamcılık ideolijisidir.

Kürdistan, Avrupa ve Asya kıtası arasındaki Anatolya köprüsünün doğu yakası ayağını oluşturduğu için, tarih boyu seyyahların, tacirlerin, orduların içinden gelip geçtiği önemli stratejik coğrafik bir nokta olmuştur. Bu münasebetle kürd halkının müsbet meziyetleri hakkında ciltler dolusu tarih kitapları ve seyahatnameler yazılmıştır. (Bunlardan bir kaynağın adı Şudur: Orienten, Lerchenfelt 1881, Kürdistan Maddesi) Burada 'kürdlerin haydutlarının bile insani karakterli oldukları, yolunu kesip soydukları insanların soğuktan ölmemeleri kadar elbise, açlıktan ölmemeleri kadar da yiyecek bırakan ”kommünist mizaçlı” paylaşımcılar olduklarını' yazıyor.

Zaten kürdlerin ülkeleri yabancılar tarafından işgal edilmesinin en önemli sebeplerinden biri de kürdlerin yabancı karşıtı olmayıp, yabancıların sıkça bahs etmiş olduğu gibi, bilakis insan seven, yabancı seven, yabancıları, komşularını, misafirlerini en iyi şekilde ağırlayan son derece kadirşinas ve misafirperver değerler sahibi olan bir halktır. Çünkü Kürdistan'ın geo-stratejik konumu gereği, Kürdistan ülkesi, değişik ülkelerden gelen insanların üzerinden sürekli geçtiği bir yol olmuştur. Bu münasebetle yabancılar tarih boyu Kürdistan'a hiçbir mukavemet görmeden çok rahatlıkla gelebilmiştir.

Zaten islam Kürdistan ve Ortadoğu'ya hakim olmadan önce, kürdler avrupai hıristiyan kavimlerle daha yakın ve daha iç-içe bir şekilde yaşamaktaydı. Örneğin yunanlılarla.. Taki osmanlı türkleri stratejik siyasi oyunlar sergilemeyene kadar, kürd halkı ile diğer bölge halkları arasında hiçbir önemli çelişki yaşanmamışltır. Kürdistan'daki yahudi ve asuri/süryani ve diğer hıristiyan halklarla kürdler arasında herhangi kayda değer önemli ve büyük bir ihtilaf yaşamamıştır. İhtilaflar ortaya çıktıkları gibi, kısa bir sürede karşılıklı anlayış ve anlaşmalarla hemen son bulmuştur.

Kürdlerin dil ve kültürleri zaten avrupai dil ve kültürdür. Avrupai olmayan türkler ve araplar Kürdistan'a girince, kürdlerle batılı kavimlerin arasında yerleşerek kürdlerle avrupai kavimlerin arasındaki bağı tam koparmış oldular.

Kürd halkı tarih boyu komşularıyla hep iyi ilişkiler içinde olup komşuluk hakkını herşeyin üstünde, hatta din farklılığının da üstünde tutmasını bilecek kadar son derece uygar bir ölçüde hareket etmiştir. Hatta ermenilerle aynı dinde olmadıkları halde, ermeniler hıristiyan, kürdlerin de ekseriyeti müslüman oldukları halde, kürdler salt din ayrılığı yüzünden ermenilerle hiçbir çelişkiye düşmemiştir ve bilakis ermenileri müslüman türklerin husumetine karşı korumayı bir komşuluk borcu ve vefası olarak bilmiştir.
Acaba türkler, araplar ve farsların bu konuda kendi tarihleriyle övünebilecekleri küçük bir insani dayanakları var mıdır? Tek kelimeyle yoktur. Avrupa kapitalizminin oyuncağı olarak kendi fetihçi, istilacı ve ırkçı-şöven ideolojileri islam ideolojisi ile 1400 yıldır Ortadoğuda hala terör ve vehşet rüzgarı estirmektedirler. Bunların ayak bastığı her yerde insanlık hemen can veriyor.

Türkller, araplar, işgal ve sömürgecilik siyasetiyle, stratejik ve taktik hesaplar içinde, kendilerne paralı asker kiralayarak soykırım cinayeti işlemişlerdir. Bunlara beşeri ve medeni hukukta azmettirme suçu işlemiş muamelesi yapılır ve azmettirene failden iki kat daha ağır ceza verilir. Çünkü esas fail azmettirendir.

Paralı asker dünyanın her yerinde insanlığını parayla değişmiş, haysiyeti, şerefi ve insanlığı olmayan ve milleti de salt para olan insanlık dışı ucubelerdir.
________________________________________
BU YAZIYI YAZMAK İÇİN ESİNLENİLEN KAYNAK:
- A. V. SCHWEIGER LERCHENFELD, 'ORİENT - Kürdler & Kürdistan' ORIENTEN, 1881 BERLIN

 

 

 

 

 

 

 

 

 



'Kürt nüfus artışı durdurulsun' ''Stoppa utökning av den kurdiska befolkningsmängden!" vill en stor del av turkarna i Turkiet,.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

'Kürtler kısırlaş tırılsın' = Utför steriliseringsprojekt på kurderna

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Vid infarten av den rasistiska 'turkiska staden' Yozgat: "İt girer kürt girmez' = Hundar har tillträde men inte kurder

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Naziler'in ilerleyen zamanlarda Yahudi ve Çingeneler üzerinde yapacağı kitle imha silahlarının ilk denemeleri türk devleti eli ile Dersim'de yapıldı.
Belgesi de imzalarıyla birlikte ektedir.
Toplu imha silahlarının bir halka yönelik olarak kullanılması katliam değil soykırımdır (genocide)!

Document som visar Tyskland skickat 20 ton giftgas 1937 till turkarna under andra världskriget för att testas på kurder i Dersim provinsen.

Tyskland använde samma gas på judar och romer

 

 

 

 

 

 

 

 

İşgalci, katil türk devleti'nin Zilan'da kürdlerin katledilmesinin her hangi bir şekilde suç teşkil etmeyeceğini teyid eden kanun metni.

Kemalist Türk Cumhuriyeti'nin karakterinde Alevi düşmanlığı değil, Kürt düşmanlığı vardır. Dersim Katliamı ile ilgili dönemin tüm belgelerinde sadece ve sadece "Kürt" vurgusu vardır. Örneğin, Türk devleti Antalyalı ya da Mut'lu Yörük Alevi'ye karışmaz ama Kocgiri, Dersim, Çorum ve Maraş'ta Alevileri yok eder.
Kanımca Alevi Kürtler artık şununla yüzleşmeli: Dersim ve Koçgiri'de uygulanan asimilasyonun, jenosidin, baskının tek sebebi var; Kürt olmaları.
1931 tarihli şu belgede görüldüğü gibi Mesela Erzincan - Pülümür Alevidir, Ağrı Dağı ve Erciş mıntıkası Sünnidir ama Türk Devleti, ikisi arasında bir ayrım yapmamıştır.

[ibrahim halil baran]

 

 

 

'İSYAN MINTIKASINDA İŞLENEN FİİLLER SUÇ SAYILMIYOR' diyor

Değerli Halkımız ..

Çıkardıkları bu kararname, ferman ve kanunlarla, HİÇBİR KAVMİN HİÇBİR KAVME YAPMADIĞI kötülük ve zulümlerle kürdlerin kökünü kazmaya yöneldiler.

Ama başaramadılar ve asla başaramayacaklar da.

Artık uyanmanın ve bu büyük zulme karşı davranmanın zamanı gelmiştir.

Bugün de ezdi kardeşlerimizin kadınları, kızları ve çocukları pazarlarda satıldı bu adi işgalciler tarafından, inanın böyle giderse, çok yakında Bakur'dakilerin de başına tekrar ve tekrar aynı şey GETİRİLMEYE DEVAM EDECEKTİR. Tıpkı Hendek katliamları sürecinde 2015-17 yılları arasında yaptıkları gibi, tıpkı daha önce Dersim'de, Zilan'da Koçgiri'de Ağrı'da yaptıkları gibi..

Hoş ezdî kürdlerle müslüman kürdler arasında NE FARK var?

Onların çocukları bizim çocuklarımız değil midir?

 

 

 

 

 

 

KÜRDLERE MECBURİ İSKAN KANUNUNDAN BİR BÖLÜM

 

 

 

 

 

 

 

Katiama uğrayan ermeni halkı evinde saklayan, koruyan kürdlere yönelik türk sultan'ın çıkardığı 2. Ermeni Fermanı: ''Evinde ermeni saklayanın evi yakılacak ve evi önünde idam edilecektir''.


DET ARMENISKA FOLKMORDET OCH ETT HISTORISKT DOKUMENT

- HISTORISKA DOKUMENTET OM DET KURDISKA FOLKETS SOLIDSARITET MED DET ARMENISKA OCH ANDRA UTROTNINGSHOTADE KRISTNA FOLKEN UNDER FOLKMORDSDAGAR -1915

Turkarna attackerade otaliga gånger sina kristna grannar och attackerade i historien även 12 gånger Ryssland.

Efter det näst sista ryskt-turkiska kriget som ägde rum mellan 1887-1892 blev ottomanerna oroliga för att de ottomanska armenierna som var kristna kunde ställa upp vid Rysslands sida.

Några år innan detta, 1884 gjorde det ottomanska imperiet en inventering av det insdutriella beståndet i riket och fann upp till %89 av landets produktionsmedlen var i de kristna grekernas och armeniernas ägo. Detta oroade de rasistiska och nationalistiska turkarna som kallades för "ungturkar".

I sina sista år hade det alltmer försvagade ottomanska imperiet, det av väst kallad "den sjuke mannen" hamnat i västvärldens klor. Till exempel hela det gamla ottomanska rikets militära apparat styrdes av Tyskland. Det tyska rikets överbefällhavare general Liman von Sander var i praktiken den högsta militären och ÖB även för den ottomanska armén. Turkarna hade flertal gånger hotat Europa med muslimsk invasion. Därför när tillfället bjöd änvände de västliga makterna ottomanturkarna i alla de EKONOMISKA och politiska frågorna som Väst prioriterade. Det var onekligen en hård konkurrens om Mellanöstern. Ryssland i ena sidan, Europa pa den andra försökte man kolonisera det sjuka ottomanerna och hela dess rike med omnejd.

Tyskland hade försprång och privilegium i detta avseende eftersom Tyskland hade stationerat stora tyska armébrigader med speciella uppdrag inom ottomanska riket. Medan Tysklands mål var oljekällorna i det kaukasiska området som låg i Armenien, var 
den tidens stora makter nummer 1 och 2 England och Frankrikes koloniseringsengagemang och mål att ta hela Mellanöstern. Tysklands riksdag bad senare (4-6-2016) officiellt om ursäkt för sin aktiva inblandning och roll tillsammans med turkarna i det armeniska folkmordet.

De generella ekonomiska och politiska vilkkoren som orsaka det armeniska folkmordet var som beskrivet i ovan de västliga makternas politiska ingrepp i den region som dittills var en ottomansk region.

De specifika och religiösa och nationalistiska, till och med de rassistika villkoren som orsakade det armeniska folkmordet hade djupare rötter än de manipulerade ekonomiska-politiska orsakerna. Det var någonting som fanns medfött i det islamistiska ottomanska riket, De turkiska nationalisterna som alltjämt växte sig starka och koncentrerade sig i den ottomanska maktens centrum Topkapi Palatset, fick alltid få igenom sin politiska vilja via Sultanens politiska dekret.

Relationen efter det ottomanska storkriget mot Ryssland växte en stor oro hos turknationalistisk- islamisterna att armenierna som dittills ingick i det multinationella ottomanska sammansättningen skulle utgöra en stor fara mot det ottomanska riket. Även de kristna greker i Istanbul och längst det egeiska havet utvärderades som en stor risk gentemot det ottomanska rikets säkerhet vid ett krig mot Ryssland. Man ansåg de kunde välja den ryska Tsaren Nikolaj II sida och förråda ottomanerna.

Därför lät DEN TURKISKA SULTANEN att göra en nationell inventering för ottomanska industrier och en folkräkning efter en preposition från de nationalistiska turkarna som påverkade sultanen. Man får inte glömma att västvärden hade i denna tidsperiod ett högt inflytande i alla de ottomanska politiska besluten. Det var så lätt att manipulera turkarna som att leka med barn.

Det verkliga målet med denna inventering av idustrier och folkräkning var i själva verket att KARTLÄGGA kristet ägda industrier och att ha en uppfattning om storleken av den kristna befolkningen.

Efter folkräkningen visade sig att ALLA de ottomanska industrierna var kristet ägda. De industriell utvecklade områdena i Västkusten var uteslutande i grekiska ottomanernas ägo. Övriga industrialiserade delarna av det ottomanska landet var i armeniskt ottomanskt ägo.

Det sista kriget med ryssarna (1914-1917) hade redan börjat. Den turkiska sultanens dekret (Ferman) löd i korthet så här: "Våra icke muslimska medborgare skall förflyttas till förutbestämda platserna i landet".

Utåt var detta som en åtgärd för att inte låta de kristna medborgarna lättare kunna välja sida i kriget, men i själva verket var detta en etnisk rensningsaktion som blev historiens största och grymmaste folkmord i och med följderna av själva förflyttningen.

Människor reste den tiden på häst och kreatursrygg. Vägen var långa och den framvarande vintern förvärrade oddsen att nå målet. Det ottomanska rikets armeniska befolkning gick under upp till %90.

Härifrån ska jag berätta om detta lilla dokument som jag hittade. Det är den turkiska sultanens efterföljande ANDRA DEKRET som löd i korthet så här: "Evinde Ermeni saklayanın evi yakılacak ve evi önünde idam edilecektir"' det vill säga, "de som gömmer en armenier, deras hus kommer att brännas och personen skall hängas framför sitt hus".

Det gick underrättelser till Constantinopel att "kurderna gömmer och beskyddar armenierna, därför blir det svårt att förflytta alla"! Den turkiska sultanen förkunnar därför detta andra dekret om det armeniska folkmordet.

VARFÖR förkunnades detta andra dekret är intressant. Sedan detta grymma folkmord PLANERADES, ORGANISERADES och GENOMFÖRDES försöker de verkliga bödlarna skylla ifrån sig och påstå att det var kurderna som genomförde folkmordet bara för att dels en del kurdiska kollaboratörer - uteslutande godsägare som också motarbetar den kurdiska frihetskampen och några kurdiska vanliga banditer som rånat folk på uttåget!

Detta dekret är svar på de som förtalar det kurdiska folket bara för att skylla ifrån sig mordet. DÄRFÖR ATT (enligt egna utsagor) DE ARMENIER SOM LEVER IDAG LEVER TACK VARE DET KURDISKA FOLKETS BESKYDD.

Somliga glömmer att nästan alla som överlevt folkmordet, prisar det kurdiska folkets viktiga hjälp och solidaritet under de hemska och svåra dagarna. Många armenier har döpt om sina barn i kurdiska namn för att visa sin tacksamhet.

Den vidakända sångaren Aram Tigran är en av de som på sin fars råd och uppmaning börjat sjunga på kurdiska. Han svarar så här när han blir frågad om varför han sjunger på kurdiska: "far som räddades av en kurdisk familj bad mig att sjunga kurdiska för att visa vår tacksamhet för det kurdiska folket".

Goran Candan

______________________________

(en av mina tidigare artiklar i ämnet):

Kurdistan är en FRISTAD för de urkristna folken

Det finns cirka 3 000 armenier idag som lever i irakiska Kurdistan. De är ätlingar till de armenier som räddades undan av kurderna trots risken att tillmötesgå samma öde med de "icke-muslimska medborgarna" som det stod i den grymma turkiska sultanens ferman (dvs dekret) från 1915.

När sultanen fick underrättelse om att kurder skyddar armenier undan tvångsdeportering och masskern, utfärdade sultanen ett tilläggs dekret:

Det löd så här:

"de som skyddar, VISAR BARMÄRTIGHET och inte låter dem icke muslimska medborgarna skall enligt lag avvisas till sina bestämda nya platser, de kommer också att behandlas på samma sätt".

Trots detta hot hjälpte kurderna armenier och syrianer undan masskern. Det räddades många som kunde räddas. Det bevittnar många armenier och syrianser detta faktum även idag.

Det slaktades 3,2 miljoner armenier (icke-muslimer) 1915 och denna händelse blev en inspirationskälla till Hitlers massaker på det judiska folket i Europa några decennier senare.

Men turkarna har alltid arbetat med raffinerade metoder att beskylla denna historiens en av största massker på andra, t ex på kurderna.

Lägg märke till att de som PLANERADE masskerna och skapade de egentliga orsakerna till massakern är turkarna, dvs den turkiska ottomanska staten.

Det är viktigt att tillägga att det var inte enbart armenier som slaktades. Utan det var de jesid-kurder, syrianer, greker och kurdiska kristna också slaktades.

Historiker pekar på en enda bakomliggande orsak till detta bestialiska folkmord: turkisk nationalism.

Det gick till så här: det stagnerande och sönderfallande ottomanska imperiets nationalistiska styre (Ittihat ve teraki = enighet och framsteg) som bestod bara av höga turkiska militärer lät SAMMANSTÄLLA EN NATIONALEKONOMISKT LÄGESRAPPORT.

Det uppdagades att 99%av landets industrier tillhör de kristna medborgarna.

Detta faktum skrämde de turkiska nationalisterna och de ville PÅ DETTA FEGA SÄTT, genom TVÅNGSDEPORTATION beslagta de icke muslimska medborganrnas egendomar!

Någongång strax innan 1900-talets sekelskift gjorde turkarna en inventering av det ottomanska imperiets ekonomiska förutsättningar och struktur. Man insåg detta att så gott som alla manifakturer (den tidens fabriker) tillhör de icke-muslimska greker, armenier och andra icke turkiska nationelatiter som levde i det multinationella ottomanska sammansä'ttningen. Här ska man också lägga märke till att ottomanernas ekonomi stagnerade redan på 1500-talet då de inte lätt de västliga tekniska innovationerna användas för samhällsutvecklingen utan bara för ideologiskt (religiöst) syfte. När t ex tryckeriet uppfanns i Tyskland och införskaffades i ottomanska riket ett hundra år senare, använde man tryckeriet endast för att trycka koranen. På så sätt blev det ingen KUNSKAPS KONCENTRATION OCH SPRIDNING i det redan då islamistiska turkiska riket.

Den turkiska sultanens dekret i sig såg ofarligt ut: "de icke-muslimska medborgarna ska förflyttas till de redan föreslagna nya platser i landets olika platser."

Tänk på att man färdades med hjälp av djurkraft och det fanns inte några tåg eller bussar till förfogandet. Så gott som 90% av de tvångsdeporterade kristna dog på vägarna eller attackerades, dödades av rånare och banditer.

Goran Candan

______________________________

KÜRDİSTAN'DA HIRİSTİYAN HALKLARI KATLEDEN KİMDİR?

- Kürd halkı ve hıristiyan halklar arasında düşmanlık tohumları ekmeyin! Sonuçları bütün Kürdistan halkları için çok daha kötü olur.

Ben kürdüm ve ben katletmedim, çünkü ben o zaman daha doğmamıştım.

Ermenileri ve diğer gayri müslim ahaliyi türklük devletti katletti ve suçunu kürdlerin üstüne attı. Ermeniler sadece Kürdistan'da katledilmediler, İstanbul, Ankara, Amasya, Edirne, Eskişehir, Adana, Yozgat başta olmak üzere Batı Anatolya'nın hemen hemen her şehrinde toplanıp katledildiler. Buralarda kürdler yoktu, türkler vardı. Sorkırımcı islamo-cihatçı türkler bu işi organizeli yaptı. Kürdistan'a gönderilen imamlar halka "Yedi ermeni öldüren için cehennemin yedi kapısı kapanacak, sekiz ermeni öldürene ise cennet kapısı açılacaktır" propagandası yapıyordu.
Bu propagandalar üzerine 147 kürd medrese alimi ise karşı fetva yayınlayarak "hayır bu katliamdır" dediler.
Görgü tanığı "Mela Ali Yıldız", Gülçiçek Günel Tekin, 'Beni Yıkamadan Gömün' kitabından alıntı.

Her ne kadar kürdlerin içindeki türklükle bütünleşmiş BİR KISIM işbirlikçi ağa ve nüfuz sahibi ileri gelen bir zümrenin, türk devleti kolluk kuvvetleriyle birlikte, yani türk asker ve polislerinin yedek gücü halinde, tarihin bu en büyük ve korkunç katliamını yaptıysa da, yine de bu katliamı, kürdler yaptı demek, kesinlikle doğru olmayıp böyle demek ve böyle iddia etmek, bütün bir halkı büyük bir töhmet altında bırakan bilinçlice yapılan hayin bir iftiradır. Şunu hatırlayın ki bu işbirlikçi kürdler kürd özgürlüğü için türklere karşı savaşan kürdlere karşı türk saflarında savaşmaktaydılar. Adı geçen bu türk devleti işbirlikçisi zümrenin katliamı yapmalarında, kürd halkının HİÇBİR katılımı ve dolayısıyla da hiçbir sorumluluğu yoktur, söz konusu değildir ve olamaz da. Sonra kürd dini liderleri ''türkler ermenileri katlederken kürdler ermenilere dokunmasın, bilakis katliamdaan korusun'' telkin ve fetvasını vermiştir. Kürdleri töhmet altında bırakmanın tek bir amacı var, gerçek katil olan soykırımcı islamo-cihatçı türkleri korumak!

''KÜRDLER bu katliama katıldı'' diye iddia eden ve yazanlara şu soruyu soruyorum:

- Sizler Hitler ve nazilerin yahudi halkını katletmesinden ALMAN HALKINI sorumlu tutabilir misiniz? Veya kemalistlerin yunanlıları denize dökmelerinden türk halkını yargılayabilir misiniz?
Yapamazsınız ve zaten bunu hiçte yapmıyorsunuz. Çünkü bütün alman halkı hitlerci ve nazist değildi ve bütün türk halkı o zaman kemalist değildi.

Kürdlerin feodal liderlerinin, ağa ve şeyhlerinin, ta Kürd Bedir Han paşa zamanından beri, Kürdistan'daki hıristiyan halklara karşı türk devletinin başlattıkları katliamlara destek olmuşlardır ve hatta Kürd Bedir Han Paşa bile, hıristiyan halkların üzerine yürümüştür deniyor ve bu bir bakıma doğrudur da.

Ama bundan dolayı, bütün bir halkı, bütün kürd halkını 'katliamcı' diye yaftalamak yanlıştır, bu doğru olmayan bir şeydir. Hatta çok hatalıdır. Bunu bilerek veya bilmeyerek yapıyorsunuz, çünkü tam da hepimizin işgalcisi türk devlet yöneticilerinin istediği gibi, bu tavırı göstermek, Kürdistan'da kürd halkı ve hıristiyan halkları arasında düşmanlık tohumları ekmektedir.

Kürdlerin arasından gelen bu işbirlikçi zümre ile, kürd halkı iki ayrı şeydir. Bu bahsi edilen işbirlikçi kesimlerin, kürd halkına da hiçbir faydaları olmamıştır. Hatta Bedir Han Paşa örneğinde olduğu gibi, osmanlı devleti adına kendi halkına da saldırmışlardır. Örneğin Bedir Han Paşa, Kürdistan'da osmanlı askeri ordusu komutanı olarak, kendi komutası altında sadece kürdlerden oluşan bir osmanlı gücü ile, Güney Kürdistan'daki kürd emirliğine saldırmıştır. Sonra devletçe kürd halkı arasından seçilen ve görevlendirilen köy korucuları bugün bile Kürdistan'daki hıristiyanlara karşı zulm ediyor, bunların bu suç ve zulümlerini kürd halkına kimse yükleyemez çünkü köy korucuları, türk devleti adına kürd halkının diğer kesimlerine karşı da saldırıyor, başlıca görevi olan kürd öldürüp, kürdlere karşı terör estiriyor.

Eğer sizler yine de ''hıristiyanlara karşı yapılan katliamları kürdler yaptı' diyorsanız, o zaman sizden şunu da demenizi istiyorum:

- 'Yahudileri katleden ALMAN HALKIDIR'
- 'Yunanlıları denize döken türk halkıdır'

Bakalım o zaman aklı seliminizle, sağ duyunuzla çenenizin 'kürdler yaptı-kürdler yaptı' diye bu alıştığınız çok papağanca şekilde, bu iddiaları da böyle kolayca gevelemenize karşı bir tepki gösteriyor mu beyniniz ve mantığınız, yoksa yok?

Elbette ki hemen tepki gösterir. Çünkü siz hiçbir zaman 'yahudileri katleden ALMAN HALKIDIR', 'yunanlıları denize döken TÜRK HALKIDIR' demiyorsunuz. Böyle bir saçmalığı deme cesareti göstermezken, acaba NEDEN kürd halkına bu büyük iftirayı bu kadar açık bir şekilde ve inatla yapıyor ve hala sürdürüyorsunuz?

Ben bu sorunun cevabını size vereyim:

- Çünkü sizin bu iddiaları size söyleten, bu iddiaları söylemenizden hoşnut kalan ve sizin bu iddiaları söylemenize herzaman destek olan ve arka çıkan, HIRİSTİYAN HALKLARIN ASIL VE GERÇEK KATİLİ TÜRK DEVLETİDİR. Siz de zaten katil türk devletinin ekmeğine yağ sürerek, türk devletine güç vererek ve türk devletinden güç alarak bunu diyorsunuz.

Çok yazık. Oysa kürdler ve hıristiyan halklar hala da o toprakların sahibidirler. İşgalci türk devleti ise dışardan gelerek oraya kondu, değil mi?

Son sözüm: kadim ve köklü dostluğumuzu pekiştirelim, bozmayalım.

Kürd lider Seyyid Ubeydullah'tan ağa ve şeyhlere:

"Eski çağdan bu yana ermeniler ve kürdler beraber yaşamaktadır. Şayet bugün onları kırarsak, yarın da türkler bizi kıracaktır. Toplantıda bulunan herkese söylüyorum: Ermeni cellatlığına soyunmayın."(Alıntı: Abdurrahman Bedirhan, Kurdistan Gazetesi, 1898)

Bir müslüman kürd lideri bu sözleri söylüyorsa, o zaman gerçek katiller dururken ermeni korumuş olan kürdleri suçlayan ermenilerin niyeti nedir?

Goran Candan

 

 

 

 

Halep doğumlu Kürd bir osmanlı subayı olan Cemil Köhne, 1915’te görev yaptığı Birecik’te yüzlerce ermeni sürgününü tersanesine işçi, usta olarak kaydederek ölümden kurtardı.
Kürdler, İttihat ve Terakki'nin ermeniler hakkında vermiş olduğu fermanı dikkate almamıştır.
İttihat ve Terakki'nin “Evlerinde Ermeni saklayan tespit edilirse idam cezasıyla hüküm giyeceklerdir” emrine, Kürdler aldırış etmeden savunmasız ve sivil ermeni halkını korumuş ve saklamıştır.


"En fazla ermeni’yi ölümden, gazap ve katliamdan kurtaran kürd bana göre Van’ın Müküs (Bahçesaray) kazasından olan Beylerin Beyi Muhtıla Bey’dir. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Muhtıla Bey sayesinde binlerce ermeni ölümden kurtulmuştur. Bir kaynağa göre Muhtıla Bey 4459 Ermeni’yi korumuş ve zulümden kurtarmıştır".
Emre Can Dağlıoğlu, 1895’te Van’da Şiddetin Bilançosu: Son Ahtamar Katolikosu III. Khaçadur’un Raporu, Agos,18/11 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Den grymma 'Adana förintelsen' 13 april 1909


Tisdag är dagen då fri luftmarknaden är upplagd i Adana och invånare i de omgivande byarna brukar besöka staden tidigt på morgonen så att de kan komma hem till natten. På påsk tisdagen 13 april 1909 dock var det mörkt och byborna var kvar i stan efter att de fått klara order att stanna för att de skulle behöva sin hjälp. Hodges har länge förkunnat att 'muslimer ska göra det självklara". De nödvändiga åtgärderna vidtogs. Alla dörrar till muslimernas butiker var markerade med krita för att undvika ett "missförstånd". Samma kväll ägde ett viktigt möte rum, efter Valis Jevad Beis, militära befälhavare Mustafa Remzi Pasha, bland annat andra, domaren, polischefen, postkontoret m fl. Mötet avslutades med Fetva (dekretet) utfärdade av Muftis där det stod att ''döda och råna kristna var i enlighet med islams lagar".

Nästa dag ser armeniska butiksinnehavare på gatorna fulla av en beväpnad mobb som är törstiga efter blod, tillsammans med alla möjliga militärer och militära män, fruktar det värsta, öppna inte sina affärer. Ledarna i armeniska samhället ber Valis (befälhavare) om skydd och säkerhet. Hans försäkran om att armenier inte har något att frukta och att de ska öppna sina butiker normalt, nekas inom några timmar, när Davit Urfalian, president i Armeniens nationella råd finner döden i händerna på en skrikande turkisk "At Name of the Mast High, I I börja med dig!".

Första dagen är attackerna begränsade till armenier på gatorna. På andra dagen börjar den turkiska maffian att plundra armeniska butiker och hus med hjälp av den ordinarie armén. Den 17 april inför myndigheterna krigsrätt och för kort tid lugnar andarna ner sig. Inte många hus har bränts, men det armeniska grannskapet under de tre slaktdagarna har förstörts och "avskalat". Spoilerna transporteras med tåg till Mersina. Så länge som krigslagstiftningen är i kraft utfärdas en order som tvingade armenierna att överlämna sina vapen under förevändningen att turkarna inte kommer att ha någon ursäkt för att attackera igen. Turkarna får ändå behålla sina vapen. Under samma period och några dagar innan andra dramaakten började, flyttar de få turkar som tidigare vistats i det armeniska kvarteret till turkiska kvarteren. Den här gången är turkarna mer metodiska och organiserade.

Den 25 april, under förevändning att en grupp beväpnade armenier hade gjort uppror, nästan samtidigt i Adana och kring sandjakien, genomför turkarna sin plan för den 'armeniska förintelsen ", som Adana-massakrerna senare kommer att kallas. På den dagen bär alla muslimer, även statliga tjänstemän (som generellt bar fez) vita turbaner, så att det inte finns någon risk att förväxla dem med 'förnekare ".

Det tragiska slutet:
När turkisk mania bosatte sig hade de armeniska kvarteren blivit aska. Nästan 4.437 armeniska hus hade satts i brand, vilket betyder att nästan halva staden hade försvunnit. Totalt uppskattas ungefär 20.000 till 30.000 armenier och 1.300 assyrier dödades under massakrerna.

En amerikansk missionär som var bosatt i Tarsos, men ofta besökte Adana, pastor Herbert Adams Gibbons i Hartford, beskriver katastrofen enligt följande: ''Adana är i ett ynkligt tillstånd. Staden har plundrats och förstörts. Det är omöjligt att uppskatta dödssiffran. Lik hittas utspridda på gatorna. På fredagen, när jag gick ut, tvingades jag gå bland döda kroppar och var tvungen att vara försiktig så att inte trampa på liket. Lördag morgon räknade jag inom en halvtimme, minst 12 bärare fulla av döda armeniska kroppar transporterade för att kasta dem i floden ".

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"If this document seems familiar, it's because Turkey is using the same tactics today to murder the Kurds that they did to butcher the Armenians.
The only difference is 100 years. The method is the same. The intent is the same. The actors are the same. The Western apathy is the same. The results will be the same..."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GINEVRA SOCIETA' DELLE NAZIONI SU POPOLO CURDO E CONFINI TRA TURCHIA E IRAQ 1925

Eccezionale lettera originale manoscritta su carta intestata 'SOCIETE DES NATIONS, COMMISSION DE LA FRONTIERE ENTRE LA TURQUIE ET L'IRAK - LEAGUE OF NATIONS, ENQUIRY COMMISSION ON THE FRONTIER BETWEEN TURKEY AND IRAQ', datata GINEVRA 5 giugno 1925, di cm. 24, 2 x 19, 1, di pagine 4 in due fogli. Il testo è TUTTO SCRITTO E AUTOGRAFATO DA UN DIPLOMATICO ITALIANO FACENTE PARTE DI QUESTA COMMISSIONE (FIRMA DA DECIFRARE) E FU INVIATO AL CONSOLE ITALIANO LUIGI GABBRIELLI, esso recita:

TESORONE GIGI,
COME LO SAI CHE RITORNO ANCHE IO DA MOSSUL?
SENTI: SONO ARRABBIATISSIMO... (...)
DA UNA PARTE TI COMPRENDO PERCHE' SONO ATTACCHE' A QUESTA COMMISSIONE CHE NON LAVORA NEI LOCALI DELLA LEAGUE MENTRE AVREI VOLUTO CHE IL PRIMO SALUTO DI BENVENUTO FOSSE IL MIO. PAZIENZA. (...)
IO VADO A BRUXELLES GIOVEDI' O VENERDI' (...).
A BRUXELLES SPERO IN TRE SETTIMANE DI AVERE FINITO. CONSEGNATO CHE SIA IL RAPPORTO ANDREI IN (.... non riusciamo a tradurre il nome del luogo), NO, PRIMA ANDREI A ROMA A RIFERIRE.
GIGI MIO, QUANTE COSE DALLA TUA PARTENZA! NON VOGLIO AFFLIGGERTI, MA NON POSSO IMPEDIRMI DI SENTIRMI COMMOSSO (E DI SENTIRE GLI OCCHI UN PO' UMIDI) PENSANDO A TE, MA ZAT! NIENTE. PIU' GIRO IL MONDO E PIU' CONSTATO CHE SEI IL PIU' CARO CHE ABBIA MAI INCONTRATO. E CREDO CHE SE AVESSI UN FRATELLO NON POTREI VOLERGLI PIU' BENE DI QUELLO CHE TE NE VOGLIO. TI ABBRACCIO....

 

 

 

BABÊ ME

Duaya Dînê Xiristiyaniyê Bi Kurdî û Bi Tîpên Latînî - 1800

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Koçgiri'de de yayınlanan Geçici Kürd Hükümeti bildirisi. Kaynak, Evin Çiçek

 

 

Geçici Kürd Hükümeti Bildirisi

Soylu Kürd Milletine!

Ey Kürdler!

Allah'ın emri ve peygamber'in kavliyle asırlardan beri esaret altında inleyen Kürd Milleti'nin kurtuluşunun başlangıcı ve bağımsız Kürd Devleti'nin esası olan Muvakkat (geçici) Kürd Hükümeti'nin teşekkülünü bütün vatandaşlara duyurmaktan onur duyuyoruz.

Vatandaşlar!

Bütün Kürdistan dahilinde, ulusal hareketin gelişmesiyle hükümetimizin kesin kuruluşu hakkında yapılacak muazzam teşebbüsün gerçekleşme zamanı pek yakındır. Ancak bu teşebbüs bütün vatandaşların ayrı ayrı yardımı olmadıkça gerçekleşemez. Her Kürd, vatanı için bu emre büyük ve küçük birer görev ile yükümlüdür. Bunu ihmal edenleri tarih lanetliyecektir. Allah korusun bu fırsatı kaçıracak olursak, yarınki neslin huzurunda suçlu durumunda kalacağız. Çünkü bu büyük fırsat bir daha ele geçmez.

Vatandaşlar!

Sizin şimdilik yapacağınız hizmet, basit fakat önemli ve büyüktür, ağırdır. Siz, Mustafa Kemal'e karşı harb eden Yunan Ordusu'na karşı bir görev almaktan ve Mustafa Kemal'in lehine harbe katılmaktan tamamen çekilmelisiniz. Çünkü Mustafa Kemal ile harb eden Yunanlıların Kürdlere karşı hiçbir düşmanlıkları yoktur ve olmaz. Aksine Sultan'a karşı ayaklanmaya cüret eden Mustafa Kemal, müslümanların halifesi hazretleri tarafından Kürdlere verilen özerkliği ve bağımsızlığı gasp etmektedir. Bundan vazgeçersek Mustafa Kemal'in İstiklal ve daha doğrusu Engizisyon mahkemelerinde topyekün idam edileceğiz. Daha şimdiden bu mahkemenin idam ettiği kürdlerin miktarı binleri çoktan aşmıştır.

Vatandaşlar!

Halife'ye isyan eden Mustafa Kemal'i imha ve Kürd Hükümeti'nin kuruluşunu kolaylaştırmak üzere, cümleniz bulunduğunuz yerlerde isyanlar, ihtilaller tertib ediniz ta ki ağırlığı günden güne çoğalan bu esaret gömleiğini yırtıp atalım. Çünkü esir olmak, mazlum olmakta, zalim olmak kadar ve belki daha büyük bir cinayettir ki cezası idamdır.

Vatandaşlar!

Yakında resmen ilan olunacak Kürd Hükümet Sancağı altında kucaklaşmak ümidiyle cümlenizden ve cümlemizden çaba ve gayret bekliyoruz.

 

Muvakkat Kürd Hükümeti, Koçgiri

1921

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sözde türk diriliş efsanesi de yalan çıktı

Roma mitolojisine göre ikiz kardeşler Romus ve Romulus bir ırmağa bırakılır ve bir dişi kurt onları sudan çıkararak bir mağarada emzirir.
Bu efsaneye göre Romus ve Romulus M.Ö. 753'te Roma şehrini kurdular. Tanıdık değil mi? Hiçbir hakiki zemini olmayan, hiçbir şey üretmemiş
sadece istila etmiş ve yağmalamış toplayıcı ve avlayıcı step gezini bir kavim kendini nasıl münasip gösterebilir yoksa? Bunlardan başka
diğer bütün step gezgini gööepe kavimler gezginciliğiyle, avlayıc olmakla iftihar ederlerken bunlar bu tarihlerinden utanarak yalanlıyorlar. Kürdlerin tarihini ve ülkesini
kendilerinin yapmaya çalıştıklarında işte böylesi uydurma ve yalanlara başvuruyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nazilerin Dersim Katliamı raporu katliamın boyutunu gözler önüne seriyor.

''Boy ve yaşa göre 5 bin kişi öldürüldü.''

''Erkek çocuklar boy ve yaşlarına göre katledildiler. ''

'Dersim’de ayrıca zehirli ve yakıcı gazlar kullanıldı.'

Belge kaynağı tarihçi İsmail Küpeli?

 

 

The so called "Turkish Flag" is stolen from the Median and Bysantic Culture

 

 

 

Yeri gelmişken bunu da bilin: ''türk sanat müziği'' dedikleri de YUNANÎ dini ilahilerdir
Anadolu dedikleri şey de tamamen uydurma: Anadolu yunanca da: Ülkenin Doğusu demektir, Yani: Doğu Yunanistan


TÜRKLERİN VATANI YOKTUR
TÜRKİYE DENİLEN YER KÜRDİSTAN VE YUNANİSTAN'DIR
KÜRDİSTAN'I ve DOĞU YUNANİSTAN'I TÜRKLEŞTİRDİLER!
İşte ispatı - Hemde türklerin kendi dili ve kalemiyle:
'Türkleştirilen köy ve çiftlik isimleri'
Değiştirilen YUNAN yerleşim merkezlerinin orjinal adı:
Litros
Ayapa
Ayayorgi
Kalitaria
Fotrunia
Papas
Pancelica
Kapanaria
9 Kasım 1938 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 3


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1910

 

 

 

 

 

 

 

 

Iran 1918 British Military Violet Censor Kurdistan

 

 

 

Iran 1918 British Military Violet Censor Kurdistan

 

 

 

 

6ch green Ahmad Shah scott # 486 on a cover mailed from Hamadan to Senneh ( Sanandaj ) Kurdistan, Censored in violet by British military.

 

 

 

 

Iran 1918 British Military Black Censor Kurdistan

 

 

 

 

Iran 1918 British Military Black Censor Kurdistan

 

 

 

 

 

Ji arşîva Mamoste Cemşîd Heyderî derket..

 

 

 

 

 

 

Yozgat, Nevşehir, Kırşehir, Sinop ve ta Konya bozkırlarına kadar Kürdstan'dır.

Bakın ırkçı-islamcı-işgalci-soykırımcı türkler nasıl da kürdleri Yozgat'tan kaldırmış!

 

 

3 Ocak 1932

Çorum-Yozgat Kürdlerinin dağıtılmasına dair Mustafa Kemal Atatürk imzalı kararname.
Kürdler 1900-1940 yılları arasında sistematik göçlere zorlandılar.
Göç ettirilen Kürdler çeşitli şehirlere küçük gruplar şeklinde yerleştirilip asimile ediliyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

T. F. ARISTOVA

Kurdolog Aristova bir kürd aile ile beraber 1959, Ermenistan

''Babamın odasında bir Kürd'ün fotoğrafı vardı. Geleneksel elbise ve hançeriyle çok asil duruyordu. Kürdlere ilgi duymaya başladım. Okuduğum kitaplar kürtlerden 'vahşi' olarak söz ediyordu.

Kürdlerle ilgili okuduğum kitaplar beni tatmin etmiyordu. Kürdlerle ilgili araştırma yapmaya karar verdim. İlk defa Ermenistan'da yaşayan Kürdler üzerine araştırma yaptım ve gördüm ki kitaplarda anlatılanlar çok acımasızca ön yargılardan oluşuyor.''

PS: Babası Rus bilim insanı ve tarihçi Fedor Fedorovich Aristov'dur.

 

 

 

 

 

 

Çorum ve Zêl (Yozgat) kürdlerinin dağıtılmasına dair Mustafa Kemal imzalı 3 Ocak 1932 tarihli Kürd Tehciri Kararnamesi

 

 

 

 

"If this document seems familiar, it's because Turkey is using the same tactics today to murder the Kurds that they did to butcher the Armenians.
The only difference is 100 years. The method is the same. The intent is the same. The players are the same. The Western apathy is the same. The results will be the same..

 

 

 

 

 

 

 

 

Şemseddin Sami tarafından yazılan ve 1889-1898 yılları arasında yayımlanan Kamus’ül A’lam’daki (Özel Adlar Ansiklopedisi) Kürdistan maddesi:

“Asya-yı garpta kısm-ı azamı İran’a tabîî büyük bir memleket olup, ekseriyet üzere ehalisi bulunan Kürt kavminin ismiyle tesmiye olunmuştur. Bu isim taksimatı mülkiye ve siyasiyete dâhil olup, vaktiyle bizde Kürdistan Valiliği ve şimdi İran’da Kürdistan eyaleti bu isimle müsemma memleketin bütününü ihata ettiği gibi, Kürtler dahi dağınık vesair akvamla karışık bulunduklarından Kürdistan’ın hududunu tamamıyle tayin etmek müşkildir. Ancak takrîbî olarak diyebiliriz ki Kürdistan Urmiye ve Van gölünün sahilinden Girhe ve Diyale nehirlerinin menbeine ve Dicle'nin mecrasından memtek olup garb-ı şimaliye doğru hududu Dicle'nin mecrasını takibiyle Firat'ı terkib eden Karasu mecrasına ve oradan şimale doğru (Aras) hawzasına Fırat ve Dicle..”.

 

 

 

 

Osmanlı döneminde kimi illerin okuma yazma oranı. Lütfen Diyarbakır’a dikkat edin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd Ülkesi'nin Kürdistan olarak çağrılması, selçuklu sultanı Sultan Sencer dönemine 1118 - 1157 rastlar.

Kürd beylerinden Bitlis Emiri İdrisi Bitlisi öncülüğünde Yavuz Sultan Selim ile yapılan bir anlaşmada ve Çaldıran Savaşı sonrasında Kürd Ülkesi'nin önemli bir kısmının türklerle din (islam) birliği yüzünden osmanlı idaresine geçmesinden sonra, Kürd Ülke'si Kürdistan olarak anılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman'ın Ocak 1526 tarihinde esir Fransa Kralı Fransuva'ya yazdığı mektupta "Ben ki sultanlar sultanı ... Kürdistan'ın ve nice diyarların sultanı" diye devam eden mektubunda kürdlerle türklerin din (islam) birliğinden dolayı Kürdistan ülkesinin hakimi olduğunu belirtmiştir. Yani hazret, kürdlerin sırtından kendi hesabına bir büyüklük taslamıştır.

1846 yılında Botan emirliğini yıktıktan sonra osmanlı idaresi 14 Aralık 1847 tarihinde Diyarbekir merkezli, Botan ve Hakkari'yi içine alan bir Kürdistan Eyaletinin kuruluşunu resmi olarak ilan etmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rızgarî - Rizgarîvan, li Mêrdînê (1978-1979)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

This expression "new Iranian branch" makes old Kurds new and new Persians old. Kurdish linguists MUST fix explain this issue. First, let's get this into place. The Kurds are a much older people than the Persians, and the language of the Kurds is much older than the Persian language. It is known that the Persians appeared on the scene of history very recently compared to the Kurds. The word IRAN also does not represent Persians, and this name is a name that the racist Turkish leader Mustafa Kemal suggested to Riza Shah, the shah of Acemistan (Pars), in order to assimilate the Kurds of Eastern Kurdistan in the 1930s. The invading states that divided Kurdistan among themselves tried to use all kinds of common subtile methods to destroy the Kurds with red and white genosides. As it is known, the word iran is an Indo-European origin word that is said to refer to the Aryan peoples. The Kurds are also the oldest Indo-European tribe. The fact that Persians are Indo-European does not make them old. Because it is a very young people.

 

Bu "new Iranian branch" ifadesi eski kürdleri yeni ve yenä farslari ise eski gösteriyor. Kürd dilbilimcileri bu konuyu DÛZELTMELİDİR. İlk önce şunu bir yerli yerine oturtalım. Kürdler farslardan çok daha eski bir millettir ve kürdlerin dili kürdçe fars dilinden çok daha eskidir. Farsların kürdlere nazaran tarih sahnesine çok yeni çıktıkları bilinmektedir. İRAN sözcüğü'nin de farsları temsil etmediği ve bu ismin 1930'lu yıllarda ırkçı türk lideri Mustafa Kemal'in Acemistan (Pars) şahı Rıza Şah'a Doğu Kürdistan kürdlerinin asimile edilmesi için almayı önerdiği bir isimdir. Kürdistan'ı aralarında paylaşan işgalci devletler kürdlerin kırmızı ve beyaz jenosidlerle yok edilmesi için her türlü subtil metodu kullanmayı denemişlerdir. Bilindiği gibi iran kelimesi ari kavimlerine atfen söylenen Hint-Avrupa kökenli bir kelimedir. Kürdler de Hint-Avrupa'lı en eski bir kavimdir. Farsların da Hint-Avrupa'lı olmaları onları eski kılmıyor. Çünkü çok genç bir kavimdir.

 

 

 

 

 

 

İşgalci türklerin Hiçbir Kutsalı Yoktur !

KÜRD VE KÜRDİSTAN HUKUKUNU GİZLEMEK SÖZ KONUSU OLUNCA
TÜRKLER CAMİYE BİLE TECAVÜZ EDEBİLECEK KADAR KUTSİYET DÜŞMANIDIR

 

Palu miri Cemşit beyin 1500'lü yıllarda Diyarbekir Melik Ahmet semtinde yaptırdığı Palu Camii ismini Parlı Sefa Camii'ne dönüştüren işgalci türkler,
Kürdistan'ı işgal ederek Kürd ve Kürdistan'ın meşru bağımsızlık hukukunu iğfal ettiği gibi, Kilis'teki ''Kürdler camii'nin adını da 'Türkler camii' diye değiştirmişti.

 

Kilis, ''Kürtler Camii''
Kilis, Kürtlerin tarihsel şehirlerinden biridir. Osmanlı döneminde, Kürd Beyliği tarafından idare edilmiştir.
Camii, Kürd Hüseyin Bey tarafından yaptırılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

KÜRD İŞÇİLERİN DİRENİŞ TARİHİNDE KAYIP BİR YAPRAK!!

Bundan 105 yıl önce, yani Mayıs 1914 tarihinde Bağdat-Berlin Demir Yolunda çalışan kürd işçileri direnişe geçiyorlar.. Bu direniş esnasında 8 kürd işçisi öldürülüyor ve bir çoğu da yaralanıyor!

RUPELEKE WİNDA YA JI ROJA SERHILDANA XWÎNAVÎ YA KARKERÊN KURDAN

Rojnameya Amerîkî Oregon Journal li roja şemîyê a 3yê gulan a 1914, li jêr nav û nişana “KARKERÊN KURDAN DI SERHILDANEKE XWÎNAVÎ DE” nûçeyek çap û belav kiriye. Di vê nûçeyê de tê gotin, ku karkerên kurd ên li riya hesînî ya Berlîn û Bexdayê kardikin, serhildan û hêrîş birine ser endazyarekê almanî. Li dawîyê 8 karkerên kurd hatine kuştin û gellek jî birîndar bûne. 5 kkarker jî di avê de hatine xeniqandin.. Di nava birîndaran de kesekî awutûryayî û yek jî îngîlîz heye'…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TARİHİ BELGELER İŞGALCİ-SÖMÜRGECİ TÜRKLERİ YALANLIYOR


''Dünyanın en haklı milleti'' olarak kendilerini hep lanse ediyorlar. ''Allahın dokunulmasın dediği tek halk türkler'' olarak görüyorlar kendlerini. Türkler ne yaparsa yapsınlar "suçlu" olan hep karşı taraftır. Türke öğretilen budur: Herhangi bir tartışmanın, herhangi bir çatışmanın bir yanında türk varsa, haklı olan mutlaka türktür.

Başka ülkelerin topraklarını işgal etmek onlar için övünülmesi gereken bir şeydir. Başka ülkelerin onların topraklarını işgal etmesi ise alçaklıktır.

Onlar emperyalistlere karşı "Kurtuluş Savaşı" yaptığında bu kutsaldır, başkaları onların işgaline karşı koyunca bu alçaklık oluyor.. Hani sıkça derler ya araplar bizi arkadan hançerledi.
Arap yarım adasında kendilerinin işgalci olduklarını saymıyorlar, görmüyorlar. Sanki onlar oranın hak sahibidirler.

Yunanlılar osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşına girdiğinde bu kahpelik oluyor.

Bağımsızlık savaşı iyi bir şey miydi kötü bir şey miydi? Türkler yaptığında iyiydi, onlara karşı yapıldığında kötüydü.

Düşünün bugün yaşanan ekonomik krize bile ''dış güçlerin bize karşı aldığı bir karardır'' diyorlar. Kendilerinin batırdığı, yandaşlarına peşkeş çektiği ekonomiyi de dış güçlere bağlamaya çalışıyorlar. Türkün hiç suçu olmaz mantığı..

Peki, siz kimsiniz? Allah'ın kutsadığı dokunulmazlar mısınız?

Yalan bir tarih ve kültürle beyni beslenmiş olanların vardığı yer işte bu çukurdur. Türk milleti diye yoktan icad edilen bir ulusun varacağı yer ancak burasıdır. Bilindiği gibi Almanya Türkiye'nin ('Turkei') isim babası ve İngiltere de vaftiz babasıdır. Emparyalistlerin gayri meşru uşağı bir ülke ve devlet. Ama 'emperyalistlerin uşağı' olarak hep başkalarını, hatta türkleri yoktan var eden bu emperyalistler tarafından parçalanan ve bölüşülen kürdleri bile 'emperyalistlerin uşağı' olarak suçlarlar. Oysa gerçek emperyalist uşağı ve hemde emperyalistlerin has ve gayri meşru piç uşağı olan kendi ulus ve devletleridir.

Bunlar osmanlı falan değillerdi. Osmanlıyı kuranlar türk bile değildir, osmanlıyı ele geçirdiler. Sonra osmanlı boşuna mı akılsız türkler ''etrak-i bi idrak'' dedi? 'Türk ulusu' denen çakma ulus, geçen yüzyılın başlangıcında, Ortadoğu bölgesinde emperyalist sömürü ve talan faaliyetleri için emperyalistlerin yerel işbirliğe ihtiyaç duymalarıyla yarattıkları işbirlikçi, suni bir ulustur. Hadi bakalım aksini ispatlıyabiliyorsanız ispatlayın. Türk dil tarih kurumu denen gerçekleri çarpıtma ve yalancılık merkezi tarafından yalandan tarih yazmakla olmuyor bu işler. Çünkü gerçek hiçbir zaman üzeri yalanla sıvanarak örtülemez, gerçekler asla karartılamaz. Gerçek er geç meydana çıkar.

 

 

 

Türk Dil ve Tarih Kurumu başkanı Dersim'de görev yapmış Albay Nazmi SEVGEN'in
Belgelerle TÜRK TARİHİ adlı dergi'deki Kürtler adlı makale dizisi

SUNİ - NAYLON BİR ÜLKE VE DİL ANCAK BÖYLE İCAT EDİLİR

Türkiye denilen suni, çakma, naylon ülke & ulus Türkiye & SÖZDE türk ulusu işte bu suni şekilde yaratıldı.

UYDURUKÇA'yı, yani sözde dil olan ''türkçe''yi işte bu fani insanlar LABORATUVARDA böyle yarattı.

Medeniyet dili olan kadim dil KÜRDÇE'de şöyle bir deyim vardır:

- Xwelî Li Qûna We Bûyo!

Yani toprak başınıza!

Açıkçası: siz hiçbir bok bile değilsiniz.

 

 

 

''DURUK'' - ''TURK'' = BODUR

 

- TÜRK = KISA BOYLU & BODUR DEMEKTİR

Belê peyva tirk peyveke Hind-Ewrûpî ye û tê wateya mirovê KURT anku BEJINKURT, kın (kısa, bodur).

Çawa ku xelkên biyan û cîran nav li me kurda kirine, her wisa jî cîranên van emirkurtan û bejinkurtan wisa nav li wan kirine.

 

Tirk ango: kurt (kısa boylu, bodur)

ETÎMOLOJIYA NAVÊ TURK

 

Wate û jêderka navê “tirk” di cihanê de bûye sedema gelek gengeşiyan. Ji ber ku derbareyê wateya vî peyîî belgeyeke selimandî ta nuha peyda nebûye. Hin lêkolerên tirk vî navî bi peyvên mina “tüzük – destûrname”, “töre – tore” û “tûran” ve têkildar dikin. Lê belê ev hizir dûrî rastiyê ne.

Hin jê wan lêkoleran bo hemû gelên ku li Tirkiyê dijîn, di bin navê “tirk” de bên bişaftin, dibêjin peyva “tirk” tê wateya “millet”, ango peyveke ne-etnîkî ye. Helbet ev nêrîneke siyasî ye û ji bo wateya, yan jî koka navê “tirk/turk/türk” tişteke ne rast e.

Peyva “töre” ji xwe ne bi tirkî ye. Di zimanê ûygûr û oxizan de behsa vê pêyvê tê kirin. Lê belê dibe ku ev peyv ji hêla “pêxember Manî” û hawariyên wî ve derbasî nav zimanê gelên Asya-Dûr bûye. Pêxember Manî bi xwe diçe li nav ûygûran û ol û felsefa xwe dide nasîn. Hingê hin peyvên jêderka wan, ji Mezopotamya jorîn (Kurdistan li Mezopotamya jorîn û Îrana Rojavayî ye) di nav zimanên ûygûr, moxol û oxizan de wek nav, navlêk yan jî biwêjan tên bikarhanîn. Her wiha peyva “tore” jî ji wan yek e. Di kurdiya nûjen de “tore”, gerdîş, “torevan” jî kesê wêjevan yan jî kesê bi gerdîşê ve girêdayî ye.. Tore ji kurdî derbasî tirkî bûye. Heta ûygûr jî bikarbînin, ew nayê wê maneyê ku jêderk ne Kurdistan e.

Bingeha peyva “tûran” hind-ewrûpî ye û ji bo dijberên gelê îranî yên rojava hatiye bikarînan. Yanê ne ji bo îranî axêfên rojava. Wateya tûr (çiya ye û an jî piranî (plural) e û ev peyv ne tirkî ye. Îran û Tûran navê du kategoreya mirovan eşkere dike. Îran ji xwe paşmayika navê “aryan” e. Dema bala xwe bidinê baş tê zanîn ku ew herdû nav jî îranî ne. Yanê tekiliya wan ne bi zimanê tirkî, ne jî bi navê tirk re nîne.

Her wiha nav û navlêka tirk/turk/türk ji ku derhatiye?

PARADÎGMA I

Prot Hind-Ewrûpî dhuregh - drugh ‘çûçe/bejnbost, kûd’, ‘jêkirî, qutkirî’, Sanskrit ha taraka ‘kinik, çûçe, esûsekî’, Avesta drva(k) ‘çûçe, kûd’, Latini truks-truab, dîrik ‘dirî, stirî’, hûrik ‘hûr’, 'tehûrik', ‘hûr hêrandî’ etc.

Bejna mirovên Asya Dûr û Navîn bi gelempêrî kurt e. Heta demên berê kintir jî bûye. Wargeha tirkan jî ew der e. Tirk dema ku rastê gelên îranî û qefqazî tên an goreyî bejna wan wek tirk/turk/türk tên binavkirin.

PARADÎGMA II

Ji ber ku cih û warên xwe bi cîh hêlane ango, terikandine yan jî koçer in, ji wan re gotine tirk/turk/türk.

Her wiha:

Proto -Hind –Ewropa terkwi- terikandin, zivirîn’, Sanskrit tark ‘vegerîn, gerîn, zivirîn’, Proto Îranî terkw ‘terikandin, bicihêlan’, Avesta Dereng drau ‘rev, bazdan’, Hittitî tarku ‘dans’, Luwikî tarkumi derbasbûn, têperîn’, Latini tarkuere ‘zivirîn, veger’, Îrlandiya kevn tor ‘yaban domuzu’ hwd.

Tirk jî wek hemû gelên şivan koçber bûn, ji aliyekî din ve jî, ji ber hêrişên çînî û moxolan koçên xwe barkirine û hatine aliyê rojavê. Ji ber vê sedemê navê wan wek kesên terkîwelat cîbecî bûye. Ango ji peyvên Proto-Hînd-Ewrûpî, Proto-Hînd-Îranî yên jorê vê rastiyê eşkere dikin. Ji ber vê yekê mirov dikare bêje ku navê tirk/turk/türk ji peyva “terikandinê” derketiye holê û bi Hînd-Ewropî ye.

Me etimolojiya navê tirk/turk:türk bi du paradîgmayan şîrove kir. Her weha herdu paradîgma jî yan li gor fîzîk û rewşa tirkan, yan li gor civaka pêş 1500 salan guncaw in. Li gor zimanên Proto-Îranî û Keltî peyva “tirk” bi Proto-Hînd-Ewrûpî ye.

____________
Berhemên jêderk:

Alexander Lubotsky, Avestan ?ßorštar- and the Indo-European root *turk , Die Sprache 36: 94-102.

Alois Walde, Vergleichende W örterbuch des indogermanischen Sprachen. Herausgegeben und bearbeitet von Julius Pokorny. 2 Vols. Berlin – Leipzig: Walter de Gruyter, 1930.

Hamilton: Nicholas Sims-Williams – James Hamilton, Documents turco-sogdiens du IXe-Xe si ècle de Touen-houang (Corpus Inscriptionum Iranicarum. Part II: Inscriptions of the Seleucid and Parthian Periods and of Eastern Iran and Central Asia; vol III: Sogdian, III). London: School of Oriental and African Studies, 1990.
Julius Pokorny, Indogermanisches etymologisches W örterbuch . Vol. I-II. Bern: Francke, 1959.

Manfred Mayrhofer, Etymologisches W örterbuch des Alt indoarischen (Indogermanische Bibliothek, II. Reihe: Wörterbücher). Vol. I: ADH , 1992. Vol. II: N-H , 1996. Vol. III: Vorbemerkungen , J üngere Sprache , Register , 2001. Heidelberg: Carl Winter.

Marie-Joseph Steve, Inscriptions des Achéménides à Suse, StIr. 4: 7-26. StIr. : Studia Iranica . Paris.

Pahlavi : David Neil MacKenzie, A concise Pahlavi dictionary . London (etc.): Oxford University Press, 1971 (repr. 1990).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İbn-Haldun Mukaddime Eserinde Kürdlerin Yaşadığı Yerleri Tarif Ediyor

 

İbn-i Haldun tarafından 780 (1378) yılında Fas’ta kaleme alın Mukaddime Tarih, iktisat, sosyoloji, siyaset gibi birçok sosyal bilim için temel teşkil eden görüşleri içinde barındırır.

 

 

Kürtlerin Yaşadığı Yerler “Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan yere, bu iki nehir Bağdat’ta birleşmeden evvelki sahaya Cezire (Mabeyne’n-nehreyn, Mezopotamya) diyarı denir. Dicle nehri, Bağdat’tan ayrıldıktan sonra, doğudan bir nehirle (Kerh ırmağı ile) birleşir. Bu nehir, Dicle’nin doğusundan gelir, doğu istikametinde Bağdat’ın karşısındaki Nehrivan iline varır, sonra güneye sarkar, üçüncü iklime geçmeden evvel Dicle’ye karışır.

 

 

Celûla ili, bu nehirle Irak ve Acem dağları arasında kalır. Bunun doğusunda ve dağın yanında Halvan vilayeti ve Saymara (Sumeyre) bulunur.” “Bu kısmın batı parçasına gelince, bunun önünde bir dağ belirir, bu dağ Kürdistan dağından (Acem dağı) başlayarak doğu istikametinde devam eder, bu kısmın sonunda son bulur. Bölgeyi ikiye ayıran bu dağa Şehrizor adı verilir. Bunlardan güneye düşen Hunacan beldesi, İsfahan’ın kuzeybatısında bulunur. Ortasında Nihavend ilinin bulunduğu bu parçaya Behlus (Helûs, Pehlus) diyarı adı verilir.

 

Parçanın kuzeyinde, iki dağın birleştiği noktanın batısında Şehrizor beldesi vardır. Dînever (Deynever) ise doğuda bu kısmın sonunda bulunur. İkinci küçük parçada ise Ermenistan’ın uç kısmı yer alır. Buranın merkezi Merağa’dır. Irak dağının bu şehrin karşısına düşen yerine Bâriya (Bârimma) adı verüir. Kürtlerin mesken edindiği yer burasıdır. Dicle üzerindeki Büyük ve Küçük Zâp ırmakları bu dağın ötesindedir.” “İran (Fars) şehirlerinin kuzeye doğru alt tarafında ve denizin ucunda Hûzistan beldesi vardır. Ahvâz, Tüster, Sâdâ.-Sabûr, Süs, Râme, Hürmüz ve daha başka yerler buraya dahildir. Fâris ile Hûzistan arasmda sınır olan Er’recanda buradadır. Hûzistan beldesinin doğusundaki Ekrâd (Kürd) dağları îsfehan bölgesine bitişir. Kürtlerin meskenleri ve yaşadıkları yerler burasıdır. Dolaştıkları sahalar ise buranın da Fâris topraklardır. Buraya Rüsum (Resum-Zumum) adı verilir. İklimin yedinci kısmında, batı cihetinden üst taraflarda Kafs dağının geriye kalan bölümü vardır.

 

 

Burasını, güneyden ve kuzeyden Kirman ve Mekran ülkeleri takip eder. Ruden, Şirecan, Cireft, Yez-deşir ve Behrec buranın şehirleridir. Kirman topraklarının kuzeye doğru olan alt kısımlarında, İsfehan’a kadar uzanan Fâris ülkesinin geriye kalan bölümü vardır. Bu kısmın kuzeybatı ucunda îsfehan bulunur.”

 

İbn-Haldun Mukaddime 1.Cilt “Kürtler ve Yaşadığı Yerler Bölümü.”

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRDLERDE ERMENİ DÜŞMANLIĞI HİÇ OLMAMIŞTIR
AMA ERMENİLER KÜRD DÜŞMANLIĞI YAPMIŞTIR
VE HALA YAPMAKLA DA MEŞGULDÜRLER


Örneğin, Zeytûn'da (Akçadağ, 1850) ve Bitlis'te (1918) kürd güçlerini yenemeyen osmanlı ordusuna
yardım ederek kürd direnişlerinin kırılmasını sağlamışlardır.
Bu dönemlerdeki katliamlarda büyük kürd katliamları yapmışlardır.
En son Laçin'de 500 bin sivil kürdü kırıp sürgün etmişlerdir.
Bunlara paralell olarak Ermenistan devleti, 'zazalar kürd değil', 'Êzidiler kürd değil' şeklinde
gizli devlet faaliyetleri kampanyaları başlatarak, kürd dil, edebiyatını talan etme çalışmalarıyla
birlikte kürdleri arasında nifak tohumları ekme faaliyetleri sürdürmektedirler.

 

 

Kürd-Ermeni ilişkilerine baktığımız zaman binlerce yıldan beri birlikte/yanyana yaşıyorlar. Araplar ve Türkler sonradan geldiler. Kürdlerin Arap ve Türklere karşı sayısız STRANLARI ve ATASÖZLERİ var.. Ermenilere karşı stran bulmak çok zor!! Ermeni kızı Gulizar‘ı kaçırıldığı zaman, Kürd dengbejleri Gule‘den yana tavır alırlar:

Vayê vayê vayê vayê/
Berf dibarê tevili bayê
Hacı Musa min ne kuje, ez guneh me
Tu Kurmancî, ez Fileme
Ez aşiqê dînê xwe me
Ti serê min kurkî bi guzana
Goştê min bidî ber kelpetana
Ez serê xwe nadeynim ser balgiha mêrê misilmana!!!!

Kürdler, sözlü edebiyat alanında dünyanın en ender zengin halklarınndan biri olmasına rağmen.... Ermeni, Keldani karşıtlığı yok!!

Aso Zagrosi

 

 

 

 

KÜRD ASİLZADESİ MUSA BEG'E IRKÇI ERMENİ İFTİRASI

 



Musa Beg 1854-1928

 

 

Serpêhatiya Hecî Mûsa Beg ê Xoytî, bûka wî Garşa Mîro ya Ermenî, şerê psîkolojîk ê Ermeniyan a li dijî mîr û begên Kurdan a bi modela Fadîme Şahînê (bikaranîna masûmiyeta jinê ango Gulo ya Ermeniyan). JI BO HIN MALPERAN TIRKÎ NIVÎSÎBÛ LÊ NEWÊRÎBÛN BIWEŞÎNIN. LEWRA PARTIYÊN BAKURÎ KRÎPTO NE, MEJÎTIRK IN, XULAMÊ ERMENIYAN IN. EZ JÎ LI VIR PARVEDIKIM Û BILA DIYARÎ BE BO KURDAN.
Not: Bu makale önce Kürdçe yazıldı. Bazı Türkçe yazan Kürd siteleri „Türkçesini yaz, yeni nesiller bilsin, yayınlayalım“ dediler ve yayınlamadılar. Sebebi Ermenilere yalancı demişim. Yani ambargo uyguladılar. Ben de buradan paylaşıyorum, Kürd kemalist partilerinin ve onların sitelerinin cani cehenneme. Kürdün tepesine çöreklenmiş kripto Türkler, kripto Ermeniler bilsin ki Kürd yüce bir makamdır. Onlarin hizmetine girmiş şal takan maganda Kürd aydınlari, siyasetcileri de bilsin ki yakın gelecekte onları tarihin sergosuna atacak bir Kürd nesli geliyor.

Büyük Ermeni Yalanı: Gulo´nun hikayesi - The Great Armenian Lie: Gulo's story - Derewa Mezin a Ermenî: Çîroka Gulo

(Hecî Mîso´yu nasıl Hecî Mûsa Beg yaptılar yada Ermenilerin Fadime Şahindal´ı: Gulo)

Hacı Musa Bey´in mezar taşında bir güneş altında büyük harflerle şöyle yazar: RAWESTE!. Yani dur ey yolcu, burada yatan bir Kürd mêrxasıdır (mêrxas, yiğit demek). Kürdler ve Ermeniler aynı bahçede yaşayan komşulardı. Kürdistan´da takriben nüfusun % 2-3´ü Ermeniydi. Ermeniler Kürdlerin koruması altındaydılar. Tüm komşular gibi kirve oluyorlardı, birbirine aşık oluyorlardı. Ve yine tüm komşular gibi tarla kavgası yapıyor, birbirinden kız kaçırıyorlardı. Egemen dil Kürdçe olduğu için Ermeniler Kürd kilamlarını söylüyor, Kürd halaylarını çekiyorlardı. Dengbêj Gulê, Evdalê Zeynikê zamanında yaşamış büyük kadın dengbêjdir. Ermenidir. Bir iddiaya göre „Temo“ Evdalê Zeynikê´nin Gulê´den olma oğludur. Evdal kendisine sanat anlamında rakip olan Gulê´nin bu sırrını ömrü boyu saklamıştır ve kilamlarında „ormanda bulduğum bir bebektir, bana körlüğüm ve yaşlılığımda destek olan oğlumdur“ diye sunar. „Ez Gula Bav File me nayêm ser dînê te – Ben babası Ermeni olan Gulê´yim, senin dinine girmem“ kilamı Dengbêj Gulê´ye aittir ve bu kilam ne Hecî Mûsa Begê Xwêtî (Xoytî), ne de onun kardeşi Cevahir´in kaçırdığı „Gulîzer“ daha doğmamışken zaten söylenirdi. Ermeni kırımına kadar da herşeye ragmen bu iki halk barış içinde yaşamışlardır.

Hiçbir ırkçı, ırkçılığını yaptığı ulusa ait değildir

Ermeniler Hristiyan oldukları için Avrupalılara çok bel bağlıyorlardı. Bütün azınlık halklarda olduğu gibi Ermenilerde de korumacı narsisizm vardı. Azınlıkların psikolojik şekillenmelerinde bu türden bir radikalleşme vardır ki bunun temelinde koruma içgüdüsü vardır. Bu kollektif şuuraltında yer etmiş korumacılık bazen egemenine hayranlık yani kraldan daha kralcılık şeklinde de tezahür eder. Devşirilmiş yada göçmen gelmiş Türklerde aşırı milliyetçiliğin boy vermesi buna örnektir. Bilinir ki büyük ırkçıların hiçbiri aslen ırkçılığını yaptıkları ulusa ait değildir. Ziya Gökalp Türk milliyetçisi bir Kürd, Alparslan Türkeş (asıl adı Hüseyin Feyzi) Kıbrısa sürülmüş bir Kafkas ailede doğmuştur. Türkeş baba tarafından Çeçendir ve ´Bozkurt Efsanesi´ Çeçen efsanesidir, Çeçen bayrağında yer alır. Yine Türkeş anne tarafından Rumdur ve Bozkurt efsanesi (Romus ve Romulus) aynı zamanda Roma efsanesidir. Çerkez, Çeçen, Arap ve Arnavutların Türk tarihinde bu anlamda kötü bir rolleri olmuştur. „Varsın celladım bir Çerkez yada Arnavut olsun“ der Türkmen türküsü mesela. Pek çok Kürd de „ünlü Türk büyügü“ ünvanını almış, Türk milliyetçiliği adına Kürdlere saldırmıştır. Rayber, Binbaşı Qaso, Bedirxanî´lerden Vasıf Çinar, şair Pîremerd´in oğlu Vedat ve onun çocukları Atilla Sav ıie Ergun Sav, Yeşil kod adlı JITEM´ci Mahmut Yıldırım, Sedat Bucak, Kamer Genç vs.

Ermeniler de duruma göre Kürdistan´da bazen İngilizlere, bazen Osmanlıya, bazen de Rus işgaliyle beraber Ruslara dayanarak Kürdlere zulüm etmişlerdir. İstanbul´da ciddi bir Ermeni elit kesimi vardı. Her anlamda Türklere yön veriyorlardı. Osmanlı´nın „kavmi sadıka“sı idiler. Agop Martayan Dilaçar, Güneş Dil Teorisiyle bütün diller Türkçeden türemiştir diye Mustafa Kemal´i de yönlendirecek, Türkçe dilini yaratacaktı. Levon Panos Dabağyan Türklere ´Üç Hilal Sembolü´ yapar. Sabiha Gökçen Dersim´e bomba yağdırır vs.

Batılı seyyahlar Ermenilere misafir olurlardı

Batılı seyyahların hepsi Kürd kadınlarının en özgür kadınlar olduklarını, Kürdlerdeki müslümanlığın radikal olmadığını, Kürd erkeklerin sakal bile bırakmadıklarını vs yazmışlardır. Gelen batılı seyyahlar Hristiyan oldukları için Ermeni evlerinde konaklamışlar, Ermeni din adamlarıyla ilişkilenmişlerdir. Bu yüzden Kürdleri Ermenilerin ağzından dinlemişlerdir. „Kürdler hırsızdır, Kürdler vahşidir, Kürdlerin töresinde düşmanının cesedini parçalayıp her parçasını bir şehire gömmek vardır vb“ şeyleri yazmışlardır. Batılılar bu yüzden oyantalizm ve din farklılığı perspektivinden Kürdlere bakmışlardır ki, bu esasen halen de öyledir. Ermeni Katliamı sürecinde de başta İngiliz basını olmak üzere, tüm Batı dünyası katliamı Ermenilerin ağzından yazmışlardır. Mesela 1914 - 1917 arasında 300.000 Kürdün Ermeni çeteleri tarafından katledildiğinden bahsedilmez. Murad nehrinin Ermeni çetelerinden kaçmak için intihar eden Kürd kızlarının cansız bedenleriyle dolduğundan da bahsedilmez.

Osmanlı´da „Üç Paşalar“ (Enver, Cemal, Talat) egemen olana kadar Kürd beyleri ile Osmanlı arasında nispeten barış vardı. Osmanlı Kürde yan baktığında bir isyan başlıyor ama sonunda Osmanlı geri adım atıyordu. Bu durum Kasrı Şirin Anlaşmasından beri böyleydi. Kürdler otonom yaşıyorlardı. Gelen Rus orduları ve petrolün keşfiyle beraber, Kürdistan kurtların yemeye başladığı bir sofraya dönüştü. İngilizler baş aktördüler. Bölgede çıkarlarına göre haritalar yapıyor, her bir yapmacık devlete de bir diktatör atıyorlardı. Bu durum Ermeni çetelerinin iştahını kabartmıştı.

Dengbêj Gulê kimdir?

Evdalê Zeynikê 1798´de (bir iddiaya göre 1801) doğduğuna ve 115 yıl yaşadığına göre ve Gulê de ondan 10 yaş kadar büyük olduğuna göre 1788-90´larda doğmuştur. Benim araştırmalarıma göre Van´lı bir Ermeni dindarın kızıdır, babası o doğduğunda Kağızman´ın Çengilî/Çanglî (şimdiki Türkçe adı Çengelli) köyündeki eski bir klisede (Eğeknamor Manastırı olabilir) papaz değil de kilise hizmetlisi olarak çalışmaktadır. Daha sonra başka yerlerde papazlık yapacaktır. Çocukluktan beri düğünlerde stran söyler. Güzel bir kız değilmiş, dindar biriymiş, aşırı özgüveni ve rahatlığı varmış. Sesiyle büyülüyormuş gençleri ve bu yüzden başı hiç belalardan kurtulmazmış. 15-16 yaşlarında iken bir çoban tarafından kaçırılmak isteniyor ama köylüler kurtarıyorlar. Babası bu sebeple çabucak evlendirmek istiyor ve onu Van´da devlet memurluğu yapan yaşlı bir Ermeniye veriyorlar. Kocası onu kısıtlamak istiyor, ev kadını olsun istiyor. Büyükşehiri ve kuralları sevmiyor. Acıklı ağıtlar söylemeye başlıyor. Ünlü kilamı „stûyê min di ser xortê xelkê de xwar e – (yaklaşık anlamı) boynum bükük elin gençlerine bakarım“ı da bu devirde çıkarmış olmalı. Büyükşehirin avantajlarını da kullanıyor. Kısa sürede Van düğünlerinin ve dengbêj çevrelerin baş köşesinde yerini alıyor. Kocası kıskançlıktan onu boşuyor. Namı dört diyara yayılıyor. Eleşkirt Kalesinde oturan Sirmelî Mamed Paşa´nın onur dengbêji olur. O sırada Evdalê Zeynikê de meşhurdur. Hewaran´da (Xamûr olabilir) dengbêj atışmasına davet ediliyor. Orda diyor ki „kim beni yenerse onunla evlenirim“. Üç gün üç gece süren atışmada Evdalê Zeynikê´ye yenilir. Evdal Sirmelî Mamed Paşa´nın baş dengbêjî ve hatta dostu olur.

Derler ki Evdal´a „beni yendin, sözümde duracağım ama bir şartla, ben gelinlik giyip intahar edeceğim ve o vakit senin karılığını kabul ederim. Ben yaşarken bir müslümanla evlenmem“. Derler ki Evdal da demiş ki „ben evliyim Eyşo´ya ihanet edemem, ama bil ki senden dahasına ne aşık oldum ne de olacağım“. Tabi iddialara göre „Temo“ onların yasak aşk meyvesidir.

Kürdlerde Hristiyanlık dini nispeten az yayılmıştır. Bu nedenle Kürd hristiyanlar başkalarının kiliselerine gitmişler ve zamanla assimile olmuşlar. Nasturilerin öz be öz Kürd olduğu nettir ki Süryani kilisesine bağlı oldukları için onlardan sayılmış. Keza pek çoğu da Ermeni kilisesine tabi olduğu için zamanla Ermeni olmuşlardır. İddiam odur ki Gulê´nin soyu da öz be öz Kürd idi. Zaten Gulê ismi tipik Kürdçedir, Ermenice de Gul-Gül kelimesi Vart´tır. Hiç önemli değil, Gule Ermeni yada Japon olsun o Kürdlerin büyük dengbêjidir ve Kürdün kalbindedir.

Qers´li (Kars) Hecî Mîso (gerçek ismi Mirza olabilir, kısaltma yada lakaba benziyor) adında bir Osmanlı memuru yada beyi ki evli ve yaşlıdır, Gulê´ye kafayı takar. Ama Gulê Kürd elit çevrelerin dengbêji olduğu için de güvendedir. Hecî Mîso birkaç süvariyle pusu kurup Gulê´yi kaçırmak ister. Saçlarından yerde süründürür. Başaramaz ve bir yıl geçmeden o şahıs başka sebeple hapse atılır. Hatta Mamed Paşa öldürdü diyenler de var. Bir anlatıya göre de Hecî Mîso Digor köylerinden varlıklı bir Kürd kabile reisidir.

Bu ünlü kilamı onun için söyler. Tabi bu kilam dilden dile, bölgeden bölgeye farklı versiyonlarla yayılır. Kimi dengbêjler Mîso yerine yöresindeki zalim bir beyin ismini kullanmışlardır. Gulê de bazen Xarpêt´li olur bazen Bitlisli. Bazen Sako´nun 14 yaşındaki kızıdır Varto Xamirpêt´te koyun sağmaya giden bir Ermeni kızıdır, bazen de Bitlis´li papazın 18 yaşındaki kızıdır. Bazen bu Beg Mîso, Mûso´dur, bazen hatta Îdris, Rizo Beg´dir. Bazen Gulê Mamed Paşanın tahtını sallar, bazen Abdülhamit, Sultan Reşad ve hatta Atatürk´ün. Bazen sevgilisi İdris adında bir Ermenidir, bazen de Andranik. Zaten dengbêjlik böyledir, olayları aktüalize ederler. Hatta bazı versiyonlarda Gulê kaçırılmış, müslüman olsun diye işkenceyle gözü kör edilmiştir. Bu doğru değildir, sanat gereğidir.

´Kilam´ın orjinali ve en eski formu şöyledir:

Dengbêjlik literatürüne hakim biri olarak, ulaştığım sonuca göre bu kilam 1825-1830 arasında yapılmıştır. Gulê kilamın orjinalinde, Mîso´yu aşağılamak için ona Mîso yerine Mîzo (altına işeyen) der:

Gulê rê girt li ser zîn û palanan
Mîzo/Mîso Beg ket pêşiyê û şûr kişand ji kalanan
Got ez ê te bînim ser dînê misilmanan
Gulê got, ez Gulo me Guloka bavfile me,
Tu min hûrkî, nayêm ser dînê te me
Ez ne layiqî binemîzan, layiqê mîrê dilê xwe me
Gulê got, Mîzo/Mîso Bego ez Gulo me, gula dîn im
Ez ê kinc û palê xwe li xwe bînim
Rêka Rêdikan (Retkan) bihelînim
Textê Sirmelî Mamed bigrim û bihejînim
Heger hesabê min pirsî ji xwe pirsî
Heger nepirsî ez ê donzdeh diwalan pê bihesînim
Hecî Mûsa Beg´in kardeşinin kaçırdığı Gulo kimdir?
Türk kaynaklarına göre:

„Musa Bey´in kardeşi Cevahir bir Ermeni kıza aşık olur. 1889 yılında henüz 14 yaşında olan Xars köyünden Ermeni Ağacan'ın kızı Gülizar'ı ister. Vermezler ve ayrıca silahla köyden kovulur. Cevahir´in (Cewo) bir kaç silahlı baskını da sonuçsuz kalır. En nihayetinde Musa Bey´in adamları gider zorla getirir, Cevahir´e nikahlarlar. Ailesi şikayet eder ve İstanbul´daki Ermeni cemaati, padişah ve Batılı ülkelere baskı kurar. Gülizar'ın kaçırılmasından sonra Bitlis'te gerçekleşmeye başlayan yargılama neticesinde yaklaşık dört ay süren esaretten sonra genç kız özgürlüğüne kavuşarak ailesine teslim edilmiştir. Bundan cesaret alan bazı Ermeniler'in yoğun baskısı ve bazı ülkelerin baskısı sonucu Musa Bey yargılanmaya başlarken, İstanbul'a giden Gülizar'ın yargılama sürecinde tanıklık yapıp yapmadığıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. Olay öyle büyür ki dünyanın tüm gazeteleri Cevahir yerine Musa Bey ve Gülizar’dan bahsetmeye başlar. Yabancı devlet temsilcileri böylece olaydan haberdar olur. Musa Bey’in yargılanması büyük bir yankı uyandır. Olay Ermenilere karşı bir zorbalık ve insan hakları ihlali olarak kabul edilir. Bölgede Amerikalı, İngiliz misyonerler cirit atıyor o sırada, Ortadoğu’da Hıristiyan bir devletin imkanlarını arıyorlar. Bu hadise onlar için iyi bir malzeme teşkil eder. Bir anda İngiliz ve Fransız gazeteleri hadisenin üzerine atlarlar.

Nisan 1889’da İngiliz “The Times” gazetesinde bir Ermeni kızın babasının gözleri önünde diri diri yakıldığı haberi çıkar. 6 Mayıs 1889’da ise “The Daily News”de, “Kürt Musa Bey’in bir Ermeni köyünde katliam yaptıktan sonra bir çocuğun üzerine gaz dökerek yaktığını” duyurur. 14 Mayıs 1889’da ise “The Echo” gazetesinde yine Kürtlerin Ermenileri katlettiği, güzel kadınlarına tecavüz ettiği haberi çıkar. Bu haberler yankı bulur ve İngiliz Parlamentosu “Ermeni bir kızın bir Kürt beyi tarafından kaynatılarak öldürüldüğü şayiasıyla” çalkalanır.

Musa Bey hakkında on ayrı dava açılır. Hacı Musa Bey ve birkaç Ermeni tanık mahkeme için Muş’tan İstanbul’a çağrılır. Musa Bey kalkar gider, babasının kayınçosu Pera Mutasarrıfı Bedirhan Bey’in oğlu Bahri Paşa’nın evine misafir olur.

Dava, Georgeon’un deyimiyle, tam bir “adli komediye” dönüşür. Muş’tan gelmiş davacı Ermeni köylüler iyi Türkçe bilmiyor. Mahkemede kullanılan ağdalı Osmanlıca bela olur başlarına, dertlerini iyi anlatamazlar. Muşta olmuş olaya, İstanbul’daki bazı Ermeniler tanık olarak katılır. Birisinin söylediğini öteki yalanlar, her şey karman çorman olur. İşin içine mağdur bir kızın hakkını savunmak yerine, bir milletin davasını savunma gibi siyasi mülahazalar girer, at izi it izine karışır.

Mahkeme neticede Hacı Musa Bey’i beraat eder. Ne İstanbul basını, ne Ermeni, ne de Batı kamuoyu bu karardan memnun değildir. Abdülhamit baskıları az buçuk hafifletmek için Musa Bey’i Medine’ye sürgüne gönderir.

Gülizar'ın yaşadıkları, kızı Armenouhie Kevonian tarafından 1946 yılında Paris'te Ermenice olarak kitap haline getirilerek basılmış ve Türkçe'ye "Gülizar'ın Kara Düğünü" olarak çevrilerek yayınlanmıştır.“

Rohat Alakom´a göre:

„Muş’un Xars köyünden olan Gülizar erken yaşta annesini yitirir, babasının ikinci eşi Nartun ona annelik eder. Musa Bey Olayı’ndan sonra 1892 yılında Keğam Der Garabedyan adında bir Ermeni aydını ile evlenir. Çift uzun yıllar Muş, Diyarbakır ve İstanbul gibi değişik mekanlarda yaşamlarını sürdürür. 1934-1935 yılları arasında Fransa’da bulunan kızını ziyaret eden Gülizar, yazdığı anılarını bu sırada kızına teslim etmiştir. Muş Milletvekili Keğam Der Garabedyan 1918 yılında, Gülizar da 1947 yılında vefat eder. Keğam Der Garabedyan ve Gülizar’ın mezarları günümüzde Şişli Ermeni Mezarlığı’nda bulunuyor. Gülizar’ın anılarını yayıma hazırlayıp basan kızı Arménouhie Kévonian uzun yıllar yaklaşık olarak 70 yıl Fransa’da yaşamış, 2002 yılında vefat etmiştir. Gülizar’ın anıları önce Ermenice (1946) sonra Fransızca (1993, 2005) ve en sonunda Türkçe (2015) olarak yayımlanır. Gülizar’ın tarihçi olan torunu Anahide Ter Minassian büyük annesinin Faransızca yayımlanan anılarına Birbirine Karışan Hatıralar adlı bir bölüm ekleyerek kitaba bir renk katmıştır. Ermeniler konusunda çalışmaları olan Anahide Ter Minassian da 11 Şubat 2019 tarihinde vefat etmiştir.“

Durûberan´da, Garşa Mîro nasıl Gulîzer oldu?

Yani bu Gulê, kilamlardaki Gulê değil, Dêrxas´lı (Xars değildir yanlış kullanmışlar. Değerli aydınımız Rohat Alakom keşke araştırsaydı Xars diye bir yerin olmadığını öğrenirdi. Ermeni ırkçıları sözde milattan önce Ermeni yurduymuş diye, korkunç palavra isimler uydurmuşlar ve maalesef Batılıları da kandırmışlardır. Ermenice adı Xaskûy, şimdiki Türkçe adı Hasköy) Gulîzer´dir. Hatta benim araştırmalarıma göre adı Gulîzer bile değildir Garşa Mîro´dur. Gulîzer ismi, Dengbêj Gulê´nin kilamına uysun diye, uydurulmuştur. Yani yalandır. Ermeni katliamının ganimeti olarak bu köy Araplara verildi ve 1990´larda bu Araplar, koruculuk kimliğiyle Mûş´ta terör estirdiler. Arap aşiretin (Bidirî) ileri gelenleri, son yıllarda devletle aralarına mesafe koymaya başladılar ve bazıları asıllarının Kürd olduğunu iddia etmeye başladılar. Muş Ovası´nın tüm verimli toprakları yerleştirilen Arapların, Çerkezlerin ve Terekemelerin elindedir. Muş Ovası (Deşta Mûşê) için Kürd sözlü kültüründe Devrûberan denir. Sözlü edebiyatta bazen Dêran, Darûber, Durûberan da kullanılmıştır. Büyük ihtimalle Ava Reş ve Çemê Mûradê arasında kalan ve Muş Ovasından daha büyük bir bölge için bu isim verilmiştir. Yani „Durûberan – İki nehir arası“ ve kanımca doğrusu Durûberan olmalı. Durûberan da var bir Dêrxas, o Dêrxas´da var bir Mîro, o Ermeni Mîro´nun var bir kızı, o kızın adı Garşa. Hepsi bu. Garşa ismi Kürdçede de var, Guharşa diye. Bir aile biliyorum, Guharşa, Rubaşa isminde kardeşleri vardı.

Olay İngiliz Avam kamarasında konuşulur. İngiliz parlamenterler Kürdlerin artık cezalandırılmasını isterler. Alman imparatoru ise „İngilizler çok abartıyor“ der.

Hecî Mûsa Begê Xwêtî (Xoytî) – Hacı Musa Bey kimdir?

1855´te (Türk kaynaklarına göre 1853) Muş´un Xeybiyan (Türkçesini Ortanca yapmışlar) köyünde doğmuştur. Babası Mîrza (Mirzo) Beg´dir ve Motkî aşiretinin reisidir. Mîrza Beg Motkan ve Xelat (Ahlat) kaymakamlığı, Bitlis defterdarlığı da yapmıştır. 1885´te Bitlis´teki Türk memurların tuttuğu Kürd bir kiralık katil tarafından öldürülmüştür. Katil Kürd olduğu için bu aşiretler arasında bir kan davasına dönüşmüştür. Mîrza Beg´in ölümüyle 20 yaşındaki Musa Beg onun yerine geçmiştir. Aslında Hacca gitmemiştir, Medine´ye sürgüne yollandığı için bu ünvanı almıştır. Mêrxas biridir. Kürd beyleriyle ilişkili, Kürdlerin bağımsızlığı fikrine sempatiyle bakmaktadır. Dindardır ve cumhuriyetin kuruluşuna kadar Halife´nin Kürdlerin dostu olduğuna inanmaktadır. Kürd kadın kahraman Gulnaz Xanim, Mûsa Beg´in kızkardeşidir.

Musa Bey, Muş Mutasarrıfı Salih Paşa ile arkadaştır. Kürd törelerini bilmediği, misafirliğe gittiği evlerde uygunsuz şekilde oturduğu, kadınlara İsa´nın sıcaklığını veriyorum diye sarıldığı için misyonerlik faailiyetinde bulunan George Knapp ve Dr Reynolds´u kötü şekilde dövmüştür. Sanıldığı gibi bu hadisede politik bir yön yoktur. Ama bu misyonerleri dövdüğü için Mûsa Beg, Batı´da kötü propaganda edilmiştir. Rahip Bogos Natanyan´ı Kürdlere yönelik katliam ve çetecilik faaliyetleri için önce öldürmek istemiş, sonra Salih Paşa´ya teslim etmiştir. Natanyan İstanbul´da yargılanmış, ele geçirilen katliam planları sebebiyle ceza almıştır. Bu olay Ermeni camiasında Mûsa Beg ve Kürd düşmanlığını daha da arttırmıştır.
Andranîk ve Mûsa meydan okuması, „Andranik´in Gulosu“

Andranik Ozanyan adlı Ermeni çeteci Natanyan´ın intikamını almak için Mûsa Beg´i öldürmeye yemin içer. Biri Ewran köyünde (Mûş), biri Bitlis-Mûş yolu üzerinde iki defa pusu kurmuştur. Çıkan çatışmalarda ölenler olmuştur. Andranik Paşa´nın pek çok tecavüz ve katliamda adı çıkmıştır. Mûsa Beg´e üslubu bozuk mektuplar göndermiş. Kaçırıp tecavüz ettiği kadınların arasında Mûsa´nın sevdiği bir mellenin kızı da vardır. Cesedini vahşi hayvanlar yemiş. Mûsa Beg´den yardım istemişler. Andranik ve diğer çetelerin yaptıkları dayanılmaz hal almıştır. Mûsa Beg de onu öldürmeye yemin içmiştir. Bir takipte Muş´taki manastıra saklanan Andranik kar fırtınasından yararlanarak canını kurtarmıştır. Andranik yeni evlidir ve bir oğlu olmuştur. Türk askerleri izini sürerek Andranik´in eşini bulur ve alıp kaçırırlar. Haftalarca askerlerin arasında tutup kötülük ederler. Ermeni tarihçiler „Andranik´in karısı hastalıktan öldü“ derler. Kadın ya bir daha serbest bırakıldı yada öldürüldü. Yada kaçırıldığında nişanlıydı. Serhed bölgesinde dengbêjlerin söyledigi Gulê-Mûsa versiyonlarının birinde Gulê Andranik´in nişanlısıdır. Dengbêj Reso „Ez Guloya bavfile me, ez dergîsta Andranîk Paşayê xwe me – Ben babası Ermeni Guloyum, ben Andranik Paşa´nın nişanlısıyım“ der.

Dengbêj Sidoyê Bozo (Sidoyê Dudeng) şöyle anlatır:

„Mûsa Beg, Binxetê´de bunu gözyaşları içinde herkese anlatmış ve bu iftira yüzünden çok acılar çektiğini söylemiş. Kuran ve ekmek getirilerek yemin içmiştir. Demiş ki, benim için kızı kaçırdı, kötülük yaptı dediler. Beni nasıl vicdansızca yedi düvele karaladılar. Gelinimizi bir ay bir Kürd aileye misafir bıraktım. Din adamlarıyla mütaala ettik, nikahı nasıl kıyacağız diye ve ailesinden rıza almaya çalıştık. Olan olmuştu, Cewo cahillik etmiş gelelim ayağınıza bu meseleyi sulh içinde çözelim diye haber yolladık ailesine. Kürd geleneklerinde ve Kürd ahlakında kadın leçek kaldırır, savaşlar biter. Nasıl olur ben dövmüşüm, işkence etmişim!? Hiçbir Kürd ağası yada beyi, hatta hiçbir aklı başında Kürd elin kızını, kadınını dövmez, zira o kişi alay konusu olur, itibarı biter. Kabul ettiler, altın istediler verdik ve sonra kilise devreye girdi, mutassarıfa, ta sultana bile şikayet oldu. Ben Ermenilere şaşırmıyorum, onlarda vefa ve ar yoktur. Türkler hakikati biliyorlardı, bunun uydurma oldugunu biliyorlardı. Sultan Avrupalılara iki laf edemedi, beni üç kuruşa sattılar Avrupalılara, bu da Türklere güven olamayacağını bana gösteren bir musibet oldu.“
Natanyan´dan dolayı Batı kamuoyu Osmanlıya baskı kurar ve Mûsa Beg´e iki sene Mûş, bir sene de Bitlis´te göz hapsi verilir. Batılılar daha fazlasını isterler ve başarırlar. Ermeniler korkunç yalanlar uydurur, mahkemeyi dilekçe yağmuruna tutarlar.

Türk kaynakları şöyle yazar:

„Muş'a gelen müfettişi İbrahim Bey'in yanına giden Musa Bey İstanbul'da yargılanmak istemiş ve talebinin kabul görmesi üzerine de 24 Haziranda İstanbul'a gitmistir. 1890 yılı Kasım ayında adam dövme, korkutarak ölüme sebep olma, gasp, tecavüz, yağma, malı yok etme, adam öldürme gibi beş ayrı suçtan yargılanmaya başlamıştır. Bu esnada Osmanlı Hükumetince baskılar nedeniyle yargılama sürerken, tutuksuz yargılanan Musa Bey'in Medine'de göz altında tutulması yönünde karar almıştır. Yapılan yargılama sonucunda ise Musa Bey delil yetersizliğinden suçsuz bulunmuştur.

Musa Bey uzun süre Medine'de kaldıktan sonra 1895 yılının Kasım ayında Medine'den firar etse de Kerbela taraflarında yakalanarak yeniden Medine'ye gönderilmiştir. 1904 yılında ise Şam'a yerleştirilmiştir. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla affedilen Musa Bey, topraklarına dönerek yeniden aşiretinin başına geçmiştir. Bu esnada bölge kaotik durumda olup Ermeni komitacılar ayrılıkçı faaliyetlerini silahlı bir mücadeleye dönüştürmüştü. Ermeni Patrikanesi bölgedeki Ermeniler'e karşı adam öldürme, yaralama, gasp ve ev yakma gibi eylemler arasında bulunanlar arasında Hacı Musa Bey'in de olduğunu belirterek onu suçlamıştır. Dahiliye Nezareti ve Bitlis Valisi tarafından kendisinden başka bir şehirde yaşaması istenmişse de bunu kabul etmeyen Musa Bey, Ermeni çeteleriyle mücadelesine devam etmiştir. Ermeni Patrikliği 1912 yılı Ağustos'un da Bitlis'te Kürt çetelerin saldırılarını gerekçe göstererek hükümette şikayette bulunmuş ve Bitlis Vali Vekili Yahya Bey'de bölgedeki huzurun sağlanabilmesi için sürgün edilmesi gerekenler arasında Hacı Musa Bey'i de göstermiştir. Hacı Musa Bey, 1913 yılı Temmuz ayında hükumete düzeni bozacak hiçbir faaliyette bulunmayacağı teminatı vermesi üzerine bölgede kalabilmiştir.

I. Dünya Savaşı esnasında Mutki Aşiret Reisi sıfatıyla görülen Musa Bey, diğer nüfus sahibi yerel liderlerle birlikte milis kuvvetleri oluşturarak Ruslar'ın ilerleyişini durdurmaya çalışmıştır. 3 Mart 1916’da Bitlis'i işgal etmesi sonrasında ise Mutki mıntıkasını Rus saldırıları ve Ermeni çetelerinin baskınlarından korumakla görevlendirilmiştir. Bu sırada Bitlis ve Muş'u kurtarmak için Mustafa Kemal Paşa 16. Kolordu Komutanlığına getirilmiştir. Osmanlı ileri harekatında başında bulunduğu milis kuvvetleriyle katılan Musa Bey, Mutki mıntıkasındaki harekatıyla Osmanlı kuvvetine destek olmuş ve 8 Ağustos 1916'da Bitlis düşman işgalinden kurtarılmıştı. Bu esnada Musa Bey ile Mustafa Kemal Paşa yakın irtibat içerisinde bulunmuş olup, ileriki yıllarda bu ilişki sayesinde Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarında çeşitli görevlerde bulunmasına vesile olmuştur.

Mustafa Kemal Paşa tarafından Erzurum Kongresi'ne davet edilmekle birlikte kendisi toplantıya katılamamış ancak kongrenin son günü olan 7 Ağustos 1919 tarihinde gerçekleşen oylamada dışarıdan aday gösterilerek Bitlis Vilayeti'ni temsilen Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilmiştir. Gazi Mustafa Kemal'in Nutuk adlı eserinde kendisine çektiği telgraf ve Mutki'li Aşiret Reisi olarak bahisler mevcuttur.“

Mustafa Kemal´i protesto eder

Mûsa Beg cumhuriyetin ilanından sonra Türklere mesafeli olmuş ve çoktandır Kürt İstiklal Komitesi üyesidir. Kürd beylerinin elini öpen Mustafa Kemal Mûsa Beg´e de mektuplar yazar Erzurum ve Sivas kongrelerine davet eder. Türk devleti Mûsa Beg´in yazdığı cevabî mektupları hala saklı tutar. Mûsa Beg „Kürdistan´ın artık Türkiye´den ayrılması gerektiğini, bu prensibi kabul ederse cumhuriyete her türlü desteği vereceğini“ söylemiştir. Mustafa Kemal ise „Cumhuriyet Kürdlere muhtariyet verecektir, sabretmeli“ vs yazmıştır.

1923 yılında Türk gazetelerinde Kürdçülük yaptığı yazılır. 20 Aralık 1924'te Kürdçülük iddiasıyla tutuklanarak Bitlis'te vatana ihanet suçlanmasıyla yargılanmaya başlanmıştır. Ondan korkan Mustafa Kemal´in girişimiyle suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştır. Şêx Seîd isyanına Azadi Örgütü mensubu olarak aşiretiyle büyük destek verir. İsyan yenilgiye ugradığında Kayseri´ye sürgüne yollanır. Oradan kaçıp Xerabkort köyü üzeri Rojava Kürdistanına, Binxetê´ye geçer ve Xoybûn üyesi olarak Ağrı İsyanına hazırlık yapar.

Türk devlet geleneğinde var, her isyancı Kürd ailesinden bir devlet yanlısı, işbirlikçi çıkarmak. Binxetê de Qamişlo´ya yakın Dugir köyünde, İngiliz esaretindeyken kaptığı bir virüs yüzünden immün sistemi çöken Mûsa Beg kısa sürede vefat eder. İngilizler yakaladığında, Türk hükümetinin ricasıyla İngilizler tarafından zehirlendiğine dair duyumlar var. Ama devlet onu ve Kor Huseyin Paşa´nın ailesini birbirine kırdırmayı başarır. Bu olay başka bir çalışmada yayınlanacaktır. Mezarı Girê Dugirê´dedir. O şimdi Haco, Arif Begê Ebbas Silêmanê Ebbas, Ebdurehman Axayê Eliyê Ûnis, Dr. Ehmed Nafiz (Dr. Nûreddîn Zaza´nın kardeşi), Hemze Begê Miksî, Dr. Qasim Miqdad Cemîl Paşa, Hesen Hişyar (Mele Hesenê Kurd) ve diğer Kürd mêrxasları arasında yatıyor.

Sasanî, İlkhanlı´dan Azerbaycan´ın kolonisi olmaya

Ermeni devlet aklı medeniyetle sorunludur. Bugün Ermenistan´da Kürdlere karşı hastalıklı bir düşmanlık vardır. Ermeniler bu düşmanlığın Sasani İmparatorluğu´nu yıkmak için Araplara koruculuk ve kılavuzluk yaptıklarında da, İlkhanlı (İlhanlı) Moğollarına Kürdleri şikayet edip onları Kürdistana yönlendirdiklerinde de Kürdleri yokedeceğini sanıyorlardı. Kaybeden hem kendileri olmuştur. Ve şimdi Ermenistan bu son Karabağ yenilgisinden sonra Azerbaycan´ın bir kolonisi durumuna düşmüştür. Psikolojik harp sadece hedeflenen kitleye zarar vermez, bumerang gibi kaynağa yönelir, kaynağı kurutur. Olmasaydı Naziler başarırdı. Olmasaydı Türk devleti Kürdleri bitirirdi. Tanrıya taptıkları gibi taptıkları İngilizler, Avrupalılar onları Türklere yokettirdi. Ruslar onları Azerbaycan´a koloni yaptırdı.

Kürdlerin Gulosu olmaz. Kürd kızları kendilerini dağlardan nehirlere atarlar

Ermeni çeteleri binlerce, onbinlerce tecavüz yaptılar. Kürdün aklına bu kızları kullanmak, İngiliz gazetelerine resimlerini göndermek gelmez. Çirkin bulur. Hiçbir Kürd kızı da Gulo olmaz. Dağa çıkar, pençeleriyle düşmanına saldırır. Başaramazsa Mûnzûr´un, Mûrad´ın soğuk sularına bırakırlar kutsal bedenlerini.

Özeti
1- Gulo tıpkı kemalistlerin Fadime Şahin´i gibi kullanılmış bir psikolojik harp metodudur. Gulo için bestelenen acıklı hikayeleri, Dengbêj Gulê çok çok önceleri yapmıştır, Hecî Mûsa Begê Xwêtî / Xoytî ile alakası yoktur.
2- Bu kilamın orjinalinde kaçıran şahıs Hecî Mîso denen Kars vilayetinde mükim bir yaşlı Osmanlı beyi yada memurudur.
3- Hecî Mûsa Beg (Hacı Musa Bey), Gulo yada herhangi bir Ermeni kızını kaçırmamıştır. Kaçıran Cevahir (Cewo)´dur.
4- Hecî Mûsa Beg´in kardeşi Cewo´nun kaçırdığı kızın adı Garşa’dır, Garşa Mîro.
5- İngiliz basını ve Ermeni diasporasının iddia ettiği gibi Hecî Mûsa Beg´in 4 karısı yoktur. Ömrü mücadele ve sürgünlerle geçen birine bu yapılmaz. Onun ailesi, torunları, akrabaları hayattadır.
6- Ermeni diasporası değişik resimler kullanmıştır, Gulo diye. Hiçbiri birbirine benzemiyor. İngiliz basınına verilen resimde gözleri kör biri, torununun yazdığı kitapda gözleri çakmak çakmak, başka yayınlarda da tamamen değişik resimler kullanılmıştır. Çünkü yalanın bacakları kısadır, fazla yürüyemez.
7- Gülizer (Gulo) diye piyasaya sürülen Garşa Mîro´nun bir eli yağda bir eli balda olmuş, İstanbul - Paris arası keyif içinde yaşamıştır. Meclisi Mebusan üyesi Keğam Der Garabedyan´ın ölümünde Ermeni çetecilerin bir rolü var mıdır, bilmiyorum. Kocası hakkında başkaca da duyumlar vardır, ama emin değilim diye yazmıyorum.

RAWESTE ey Ermeni kardeşim, komşum. Hecî Mûsa Begê Xwêtî gibi soylu ve yiğit bir şahsiyete iftira ettiniz. Kürd aldatılır ama aldatmaz. Garşa, Bêrîvan, Ayşe, Anna, Irina, Fatma… Tüm kadınlar annedir, kardeştir, evlattır. Savaşlarda sivillere saldıranlara lanet olsun. Zaten öldürdünüz, cesedini parçaladınız Cevahir´in. Dileyecek bir özürü kalmadı onun. Ermeni diasporası, İngiliz Avam Kamarası ve Avrupa basını Hecî Mûsa Beg´e ve onun yaşayan evlatlarına özür borçludur. Ermeniler Türk devlet aklını taklit etmeyi bırakmalı, Kürdlere düşmanlıktan vazgeçmelidir. Kürdlerin koruması kalkınca bir koloni durumuna düştüler. Kürdler arkadan hançerlenmeyi unutmazlar.

Dara Gimgimî

Not: Bu makale önce Kürdçe yazıldı. Bazı Türkçe yazan Kürd siteleri „Türkçesini yaz, yeni nesiller bilsin, yayınlayalım“ dediler ve yayınlamadılar. Sebebi Ermenilere yalancı demişim. Yani ambargo uyguladılar. Ben de buradan paylaşıyorum, Kürd kemalist partilerinin ve onların sitelerinin cani cehenneme.

Musa Beg'in Türbesi

Bodil Biørn li desta Mûşê ye, sal 1905.

Mîsyonerên norwêcî jî piştgirî didan ermenên li Kurdistanê dijîn da dewleteke ermenî were damezirandin.
Ermenên xiristiyan ji ber piştgiriya ku xiristiyanên ewrûpî bo wan didan, ji vê piştgiriyê pir rû û hêz digirtin û vê piştgiriya ewrûpiyan bi buxtan û derewan li hevber milletê kurd bi kar dihanîn.
Ermen, çav berdabûn axa kurdan Kurdistanê û dixwastin bi alîkariya îdeolojiya xiristiyaniyê kurdan ku piraniya wan musulman bûn, li ber çavê alemê reş bikin û bi piştgiriya Ewrûpayê
beşek ji Kurdistanê, Serhedê ji destê kurdan derxin. Şerîf Paşayê Xendan li dij vê helwêsta ermanan li serdema peymana Sewrê bi tundî helwêst girt û rawestiya. Pêşniyara ermenan bo avakirina dewleteke ermen li ser xaka Kurdistanê red kir û nexşeya rasteqînî ya Kurdistanê peşkêşê kombûna Sewrê kir.

 

 

 

İlk kürdçe makale yazan kadının Guzîde Xanim olduğunu tespit ediyor. Guzîde Xanim
22 Nisan 1926 tarihinde değerli kürd gazeteci ve şairi olan ölümsüz PÎREMÊRD‚in çıkardığı JİYAN gazetesinde
Jin 
û tapîratî le heyatî Medenîyet da ” ana başlığı altında bir makale yazıyor.

Güzide Xanim, Mustafa Paşa Yamulkî'nin gelinidir. Yani Albay Aziz Yamulki’nin eşidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filistin devletı polisi.. Demokratik İsrail devleti, filistinlilere tam bir özerk devlet olma hakkını tanıyıp, filistinlilerin kendilerini ta Birleşmiş Milletler'de bile temsil etmelerini kabul etmiştir.



Filistinlilerin nüfusu Güney Kürdistan nüfusunun çeyreği bile yoktur ve bütün dünya kürd nüfusunun onda biri bile etmiyorken, kürdlerin Birleşmiş Milletler'de temsil edilmesini bir tarafa bırakın, Güney Kürdistan polisinin resmi üniformasında Kürdistan bayrağı yerine, Irak bayrağı takma mecburiyeti var ve yakalarında 'Irak İçişleri Bakanlığı' yazıyor!!


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İŞGALCİ TÜRKLER KÜRDİSTAN'DAN ÇIKMAK ZORUNDA ÇÜNKÜ KÜRD MİLLETİNİN ÜLKESİ KÜRDİSTAN'DA HİÇBİR GELECEKLERİ YOKTUR

- 19. YÜZYILIN TURKOFON KÜRD LİDERLERİ MİLLETPERVER OLMAMANIN CEZASINI KOSKOCAMAN BÜYÜK BİR HALKIN SOYKIRIMA VARAN KATLİAM, ZULÜM VE İŞKENCELERLE DOLU 100 YILLIK ACI BİR KADERE ÇEVİRDİLER


Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdülkadir ve arkadaşları, İngilizlerin türklerden ayrılarak bağımsız bir Kürdistan devleti kurmaları yönündeki telkinlerine 'Müslüman türk kardeşlerimiz bu haldeyken onları arkadan vurmak haramdır. Kaderimiz birdir, kurtuluştan sonra kürdler de haklarını alacaklardır'' diyerek karşı çıktılar.

Karşı çıkan Seyyid Abdülkadir, oğlu Seyyid Muhammed ve arkadaşları, işgalci türkler cumhuriyet kurulduktan sonra Diyarbekir Dağkapı Meydanı’nda idam edildiler.

 

 

 

 

 

 

 

 

Evliya Çelebî, Seyahatname
(1611-1682)

“Li gor dibêjin, Hz.Nuh ji qewmê kurd bûye û bi zimanê kurdî daxivî. Kurd mêrxas û bi esîl (resen) in".

''Osmanlı, Kürd Beylerinin dağlık bölgelerdeki bağımsız hareketlerini hiç bir zaman kontrol altına alamamıştır.
Ve Safevi'lerle (acemlerle) mezhep uyuşmazlığı olan Kürd’leri sünnilik temelinde ittifak içerisine almıştır.''

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Celali zaza-kürdler 1892

Kavimlerin ve milletlerin baş celladı, hürriyet ve insaniyet düşmanı osmanlı'ya asla boyun eğmemiş olan celali-zaza kürdler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NE YALAN KURTULUŞ SAVAŞI! NE BAĞIMSIZLIK HİKAYELERİ!
TÜRKLER AMERİKA'NIN UŞAĞI (mandası) OLMAK İSTEDİLER




AMA AMERİKA ONLARI UŞAKLIĞA BİLE KABUL ETMEDİ

ABD mandası olmak istiyorlar:

Sözde ''İstiklal savaşı'' döneminde ABD'ye manda olmak için heyet gönderildi
ama ABD kabul etmedi. Mustafa Kemal de manda için telegraf çekti.
''Wilson prensipleri nedeniyle manda kabul edemiyoruz'' diye
bildirdiler.

Telegrafın ‘ıslak imzalı’ orijinal kopyası
Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü’nde


 

 

 

 

 


 

The Occupated Southern Kurdistan by Iraq, 1958

 

 

 

 

 

 

 

 

 

This is the Barbaric Turkey

 

 

 

 

 

 

 

 

Anadil yasaklamak, yöre, şehir ve insan ismi değiştirmek ırkçılık değilse,
ırkçılık nasıl yapılır o zaman biri anlatsın!

 

Celâl Bayar’ın 1959’da hazırlattığı Kürt raporunda bakın kimler var!

CELÂL Bayar’ın 1959’da cumhurbaşkanı olduğu sırada hazırlattığı raporun ilk bölümünde, Türkiye’deki Kürtçülük faaliyetlerinin nasıl başladığı konusunda kısa bir açıklamadan sonra Kürt talepleri ve bu taleplere karşı alınması gereken önlemler sıralanıyor

A+A-

 

Türkiye’nin bir zamanlar çok önemli görevlerde bulunmuş bir devlet adamının ailesi, ellerinde bulunan özel arşivinin bir bölümünü geçenlerde bana verdiler. Kendilerine teşekkür borçlu olduğum bu aileden gelen evrak arasında, Celâl Bayar’ın 1959’da cumhurbaşkanı olduğu sırada hazırlattığı bir “Kürt raporu” da vardı.

Devlet Arşivleri’nde 70 küsur seneden buyana muhafaza edilen “Dersim Belgeleri”nin üzerindeki “gizlilik” derecesi kaldırıldı. Evrakın araştırmacılar tarafından bundan böyle kullanılabileceği duyuruldu ve bazı belgeler, Dersim harekâtı ile ilgili olarak açılan tazminat davalarına da kanıt olarak gönderildi. Dersim olayları ve Türkiye’deki Kürtçülük faaliyetleri ile ilgili bu yeni belge yağmuru modasından geri kalmak istemedim ve geçtiğimiz günlerde bana ulaşan özel bir arşivde bulunan bir belgeyi yayınlayarak yeni akıma uyayım dedim... Sözünü ettiğim özel arşivin öyküsü, kısaca şöyle: Geçmişte uzun seneler resmî görevlerde ve çok önemli bakanlıklarda bulunmuş rahmetli bir devlet adamının ailesi, büyükbabaları olan bu devlet adamının hâlen kendilerinde bulunan arşivindeki bazı belgeleri bir müddet önce bana verdiler.

HER TÜRLÜ BİLGİ VAR

Bu özel arşivde, 1950’ler ve 60’lar Türkiye’sinin artık tarih kitaplarına intikal etmiş olan bazı iç ve dış güvenlik konuları ile özellikle de Kürtçülük faaliyetleri ve sol hareketler hakkında ayrıntılı bilgiler ve raporlar vardı. Bugün bir bölümünü yayınladığım rapor da, bu devlet adamının özel arşivinde idi. Ancak, dün, bu yazıyı yazmadan önce evrakı bana veren aileden isimlerinden bahsetme konusunda henüz izin almamış olduğum için, evrakın asıl sahibi olan devlet adamının ismini vermeyecek, ailesine teşekkürlerimi tekrarlamakla yetineceğim... Türk siyaset hayatının bir zamanlar en güçlü isimlerinden olan devlet adamının evrakı arasında, 1959’da zamanın cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın emri ile hazırlanan “Türkiye’de Bugünkü Kürtçülük Fikir ve Cereyanının Doğuşu” başlıklı bir rapor da bulunuyor. Raporun üzerine zımbalanan etikette “İşbu rapor Sayın Reisicumhur Hazretleri’nin emirleriyle not halinde hazırlanmış ve kendilerine takdim olunmuştur” deniyor. Raporda yazılanların bir kısmını bu sayfadaki kutularda okuyabilirsiniz...

‘NEFRET TARİHÇİLERİ’NE ÖRNEK

Daha önce de söylemiştim: Türkiye’de son senelerde ortaya yeni bir tarihçi grubu çıktı... Devletin geçmişte yaptığı her şeyi eleştiriyor, hattâ küfrediyorlar ve “nefret tarihçiliği” yapıyorlar... “Nefret tarihçileri”nin ortak özelliklerinden biri de ortaya belgelere dayalı yeni bir araştırma koymamak ama 1930’larda çok az sayıda basılmış bazı “hizmete mahsus” kitapları 70 küsur senelik aradan sonra “Devletin gizli arşivini keşfettik” iddiası ile tekrar yayınlamak ve bu işi “araştırmacılık” zannetmek! Mâlum“nefret tarihçileri”miz, bugün bu sayfada yaralan raporu okurlarsa, “ilk kez yayın”ın ne demek olduğu konusunda belki bir fikir edinebilirler...

İktidarın milletvekilleri bile ‘Kürtçü’ diye listeye alınmış

CELÂL Bayar’ın talimatı ile hazırlanan raporda “Memleketimizde Kürtçülük Cereyanlarını ve Propagandasını Sevk ve İdare Edenlerden Başlıcaları Şunlardır” başlığı altında 38 kişilik bir liste de yer alıyor. Listede, sıradan birkaç eylemcinin yanı sıra, o dönem Türkiyesi’nin bazı önemli politikacılarının ve sonraki senelerde bilim dünyasında önemli yerler edinecek olan genç akademisyenlerin de bulunduğu görülüyor. Üstelik, kuruculuğunu Celâl Bayar’ın yapmış olduğu Demokrat Parti’den milletvekili olan bazı kişiler de raporda “Kürtçü liderler” arasında gösteriliyor. Dolayısıyla, aşağıda tamamını yayınladığım listedeki isimlerin Türkiye’de o günlerde aslen Kürt olan herkese “Kürtçü” gözü ile bakıldığı hatırlanarak değerlendirilmesi gerekir. İşte, Celâl Bayar’a sunulan liste:

“1. Şeyh ALİ RIZA ŞEYHSAİTOĞLU, maslup (asılan) Şeyh Said’in oğludur. Bu zat aynı zamanda Kürtler’in siyasî ve dinî lideri durumundadır.

2. Şeyh SELÂHATTİN ŞEYHSAİTOĞLU, maslup (asılan) Şeyh Said’in oğludur. Kardeşi Ali Rıza’nın tesir ve nüfuzu altındadır.

3. Şeyh KASIM KÜFREVÎ, halen Ağrı mebusudur.

4. HALİS ÖZTÜRK, halen Ağrı mebusudur.

5. Dr. YUSUF AZİZOĞLU, sabık Diyarbakır mebusudur.

6. Avukat İSMAİL HAKKI ALACA, Kars’ta ikamet etmektedir.

7. Şeyh SELÂHATTİN İNAN, maslup (asılan) Şeyh Ali’nin oğludur.

8. ESAT CEMİLOĞLU, Diyarbakır’da çiftçilikle meşguldür.

9. ALİ KARAHAN, Zaza Kürtleri’nden olup halen avukatlık yapmaktadır. Siverek şeyhinin oğludur.

10. Doçent ABDÜLKADİR KARAHAN, Ali Karahan’ın amcasının oğludur. Halen İstanbul Edebiyat Fakültesi’ndedir.

11. FAHRİ KARAHAN, Siverek’te doktorluk yapmaktadır.

12. İBRAHİM KARAHAN, halen Siverek’te çiftçilikle meşguldür.

13. HASAN ORAL, halen Urfa mebusudur.

14. KİNYAS KARTAL, Van’da ticaretle meşguldür. Bruki aşiretinin reisidir.

15. EBUBEKİR ERTAŞ, Ertuşi aşireti reisidir.

16. GALİP YÜKSEK, Berazî aşiretinin Pijanlı kolu reisidir. Suriye’de oturan Kürtçü liderlerden BOZAN ŞAHİN’e kızını vermek suretiyle akraba olmuştur,

17. SALİH KILIÇ, Suruç’ta Dinaî aşireti reisidir. Millî Mücadele esnasında Ketkânlı aşiretiyle birleşerek Fransızlar’a hizmet etmiştir.

18. NACİ GÜNEŞ, (Şemseddinof), Zilân aşireti ileri gelenlerindendir.

19. ATİK PALANDÖKEN, Erzurum İl Genel Meclis üyesidir.

20. MECİT HUN, Geloi oymağı reisi AHMET ŞEMO’nun oğludur, müfrit Kürtçü olup “Dil” gazetesinin sahibidir.

21. Avukat SALİH YILDIZ, Van’da avukatlık yapmaktadır.

22. MÜSLİM GÖRENTAŞ, halen Van mebusudur.

23. HASAN ve RESUL KOTAN kardeşler, Kotan aşireti reisi ABDÜLKADİR’in (ölü) oğullarıdır. İkinci Dünya Harbi’nde İran’da Ruslar tarafından kurulan Mahabat Hükümeti’nde vazife almışlardır.

24. AHMET KARAKOÇ, Cemil Paşazadelerdendir.

25. NEJAT CEMİLOĞLU, Cemil Paşazadelerdendir.

26. CANİP YILDIRIM, Kürt istiklâline inanmış bir kimsedir. Paris’te hukuk doktorasını yaparken Kürt lideri KÂMURAN BEDİRHAN’la müştereken Kürtçülük faaliyetlerini organize ettiği öğrenilmiştir.

27. RECAİ İSKENDEROĞLU, Diyarbakır’da avukatlık yapmaktadır.

28. KEMAL BADİLLİ, Badilli aşireti reisi SAİT AĞA’nın oğludur. İdealist bir Kürtçüdür.

29. MEHET ve NADİR SÜPHANDAĞI kardeşler, Haydaranlı aşireti reisi Kör Hüseyin Paşa’nın oğullarıdır. Her ikisi de koyu Kürtçüdür.

30. Şeyh MASUM MUTLU, Kürtçülük ve irticanın Şark’taki lideridir.

31. HASAN KEMALOĞLU ve oğlu SELÂHATTİN KEMALOĞLU, baba oğul her ikisi de koyu Kürtçüdür.

32. SABRİ ERDUMAN, halen Erzurum mebusudur. Şeyh ALİ RIZA’nın tesiri altındadır.

33. HÜSEYİN TİRYAKİ, Erzincan’da ikamet eder, koyu Kürtçüdür.

34. HÜSEYİN AKSU, Alevi Abbasuşağı aşireti reisidir.

35. HASAN ŞAHİN ve oğulları ALİŞAN ŞAHİN, HÜSEYİN ŞAHİN, Şah Hüseyin Oğulları ailesinden olup hepsi koyu Kürtçüdür.

36. EDİP ALTINAKAR, babası SIDDIK, Şeyh Sait isyanında idam edilmiştir.

37. AZİZ GÖKHAN, Berazî aşiretinin Şeddadî kolu reisidir. 38. HACI ALİ BUCAK, Bucak aşireti reisidir”.

1959’da önerilen tedbirler: Ajan, sansür ve Türkleştirme!

CELÂL Bayar’ın 1959’da cumhurbaşkanı olduğu sırada hazırlattığı raporun ilk bölümünde, Türkiye’deki Kürtçülük faaliyetlerinin nasıl başladığı konusunda kısa bir açıklamadan sonra Kürt talepleri ve bu taleplere karşı alınması gereken önlemler sıralanıyor. Raporun girişinde, şöyle deniyor:

“Memleketimizde Kürtçülük fikri, İkinci Dünya Savaşı’na kadar Ağa, Bey, Şeyh gibi reisler ile Bedirhânî ve Babanlar gibi emir veya hükümdar olmak arzusunda olan aileler tarafından müdafaa ve takip edilmiş ve bu fikir yabancı devletler tarafından kendi maksat ve emelleri için istismar olunarak zaman zaman cahil halk kitleleri ayaklandırılmak suretiyle müzmin bir hale getirilmiştir. ...Cumhuriyetin ilânından sonra memleketimizde vukua gelen Kürt isyanlarının hepsinin şiddetle bastırılması, isyana iştirak edenlerin ağır cezalara çarptırılmaları, bu arada kendilerine vaatlerde bulunan büyük devletlerin bu vaatlerini yerine getirmemiş olmaları, Kürt liderlerin ve cahil halkın gözünü yıldırmıştır. Kürtler, davalarını artık silâhla ve isyanlarla kazanamayacaklarına emin olmuşlardır. Bu bakımdan Kürtçülük davasının önderliğini yapan şahıslar, gayelerine ulaşabilmek için yeni bir metod takip etmeğe başlamıştır”. Raporun son kısmında ise, “Alınacak Tedbirler” başlığı altında Kürtçülük faaliyetlerine karşı devletin neler yapması gerektiği, maddeler halinde sıralanıyor:

“...Aşağıdaki tedbirler, âcilen ele alınması gereken hususlardır: Şark bölgesindeki istihbarat faaliyeti ve ajanlama işinin takviyesi ve bu bakımdan daha büyük maddî fedakârlıklara katlanılması lâzımdır. İstanbul’daki gençlik esaslı bir kadro ile ve ajanlarla hepsinden önce de bazı Türkçü liderlerle murakabe edilmeli (denetlenmeli) ve kılavuzlanmalıdır. Türk ve Kürt kültürü arasındaki fark görünmez şekle sokulmalı ve onların tertip ettiği Şark geceleri, folklor ve kültür gayretleri maarif ve kültür sistemimize göre ele alınıp Türk kültürüne temsil edilmelerine çalışılmalıdır. Yeni teknik imkânlarımızdan faydalanarak neşriyat yapan üç dış radyonun dinlenmesine mâni olunmalıdır. Posta sansürü Kürt muhaberat ve neşriyatına karşı daha geniş ölçüde işletilmelidir. Bunlarla uyumlu olarak politik müdahale ve karıştırmalar da tertip olunabilir. İran’la bu konudaki işbirliğinin güçlendirilmesi lâzımdır. Irak devleti, Kürtçülükle mücadeleye ikna olunmalıdır”.

Kaynak: Murat Bayrakçı, Celâl Bayar’ın 1959’da hazırlattığı Kürt raporunda bakın kimler var!

 

 

 

 

 

 

 

Irkçı türk paçavrası Mart 1937

''Türkiye'de türkçe konuşmamak manevi bir cinayet, yurda hiyanettir'.

Bunu demelerinin tek sebebp ve hedefi; başlattıkları Kürd Asimilasyon Prosesini başarıya ulaştırıp kürdleri türkleştirmektir.
Ama başından beri kürd halkına karşı uygulayageldikleri BÜTÜN anti-kürd uygulama ve politijkalar gibi bu politika da iflas etti.
Çünkü kürd tarihi, dili edebiyatı, folklorü ve kültürü MEDENİYETLE BİRLİKTE başladığı için, medeniyet kadar köklü ve eskidir.
Birkaç çakma, soysuz, ırkçı ve ulusçu devletin uğraşıyla kirlenmeyecek kadar köklü, asil ve dayanıklıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tosun The Young Bull

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.Nusaybin Folklor Grubu: Baki Uçar, Ali Akdogan, Ömerî, Felemez Akad, Saz çalan Hilmî Amca.. Kürd Sanatçı Birîndar'ın babası, 1970

 

KÜRD KÜLTÜR TALANI

İstilacı göçmen türkler Orta Asya'dan Kürdistan'a geldiklerinde böyle bir kıyafetleri var mıydı? Hayır, hiç yoktu. Bilakis bu türkler binlerce seneden beri Kürdistan'ın sahibi olan kürdlerin zengin kültürü içinde eriyip yok oldular. Günümüzün sözde türkleri, Balkan halklarından türeme kendine 'türküm' diyen devşirmelerdir. Osmanlı'nın giydiği elbiseler türklerin değil kürdlerindir. Yörük-mörük giysileri de kürdlerindir. Batılı gezginler ta 1100'lerden beri Kürdistan'a yaptıkları gezilerde el çizimleriyle yaptıkları resimlerle ve sonraları da kamera icat edildikten sonra çektikleri fotolarla bunu ispat etmişlerdir.

İstilacı-işgalci türkler Kürdistan'a geldiklerinde at sırtında geldiler. Ne bir elbiseleri ve nede tencereleri vardı.

Daha fazla bilgi için bu linke tıkla!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkleştirmenin alçaklık, ahlaksızlık ve vicdansızlık politikalarında kürdleri yarıştırma asimilasyon programları uygulandı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahlat'in demografik yapısı ile nasıl oynandığına dair 1937 Tarihli Gazete haberi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



TÜRK & TÜRKİYE IRKÇIKIK Belgesi 1

İşgalci türk silahlı kuvvetleri ordusu bir IRK ORDUSU - Belge: 19/7/1941

''.. Nuri Özcan'ın ana ve babasının türk ırkı ve kanı'ndan olduğundan dolayı orduya subay olarak alınmasında bir sakınca yoktur''

Soylarında dönmelik bulunmayanlar eskiden askeri okullara böyle alınıyordu '% 100 türk''

 

 

 

 

TÜRK & TÜRKİYE IRKÇIKIK Belgesi 2

İşgalci türk devleti ANAYASASI - Belge: 14/6/1934

''türk ırkı'ndan olmayanlar [yani kürdler demek istiyor], hükümetin göstereceği yerde kalmaya mecburdurlar.

..türk kültürüne bağlı olmayanlar, türk kültürüne bağlı olupta türkçe'den başka bir dil konuşanlar, hakkında
harsî (polis), askerî, siyasî, içtimaî ve inzibatî sebeplerle, İcra Vekilleri Heyeti kararıyla, Dahiliye Vekilince [vali] lüzum görülen tedbirleri almaya mecburdur''.

 

 

 

 

 

 

 

 

PARALLELLS OF
TURKEY HITLER NAZISM & FASCISM
& RACISM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BOJKOTTA TURKIET
TÜRKLÜK & TERÖR DEVLETİ TÜRKİYE

İnsan hakları derken yıktığınız kürd şehir ve ilçelerin fotograflarına bakmanız lazım. Duvarlara "seni seviyoruz uzun adam" diye slogan döşüyordunuz utanmadan.
Dünya bilsin seni sevmiyoruz Erdoğan, acımasız ve korkak bir cani olduğun için.

İnsan hakkı diyen, sokakta Putin aleyhine konuştu diye insanları içeri tıkan Rus rejiminin yardakçısı. İnsan hakları diyen, kalp krizinden ölen kadını daraağacına çekecek kadar vahşi ve acımasız İran mollalarının sırt sıvazlayıcısı. İktidarın kendisi Putin'den zalim, ayetullahlardan ilkel. Her yanınızdan kan damlıyor.

Çocukları, kadınları, basın açıklaması yaparken avukatları kameraların önünde kalettiniz. Cenazeleri sokaklarda kaldı, failleri cezasız kaldı. Gazetecileri, sanatçıları, aydınları yargılıyor, sırf yaptıklarınıza doğru tanı koydukları için hapis cezalarına çarptırıyorsunuz. Gözaltında işkence sokakta öldüresiye kaba dayağa dönüşmüş durumda. İnsan hakları derken adalet demeyişiniz unutkanlıktan değil.

Terör örgütlerini biliyor ve kınıyoruz. Sizin uyguladığınız vahşet daha geniş çaplı. Söylermisiniz siz hangi terör örgütündensiniz, örgütünüzün adı ne?
Kenan Evren "bu memlekete komünizm gerekse onu da biz getiririz" diyordu. Siz daha ileri giderek "bu memlekete başka terörist gerekmez biz varız ve en iyisi biziz" dedirttiniz.
Kötü siciliniz insan hakları açılımıyla örtbas edilemez, geçiştirilemez. Partinizin adında adalet sözcüğü var ama levhanıza astığınız adalet sözcüğü ne uygulama ne anlam olarak düşüncenizde, ahlakınızda yer bulmamış. Şiddet yanlısı ve sorumsuz olmayı karakter edinmişsiniz. Siyasi iktidarca atanmış bağımlı yargıçlar bile sizi aklamaya yetmez. Yargıdan korkuyor, kendi yasalarınızdan kaçıyorsunuz.
İsminizi kendiniz koyun.

Cumhurbaşkanının aynı zamanda hükümet başkanı olduğu devlette polisin ve sair devlet birimlerinin işlediği şiddet, cinayet ve kötü muamele suçlarından birinci derecede sorumlu olan cumhurbaşkanıdır. Yargıçları siyasi iktidarın atadığı bir devlette yargının taraflı ve kasti ihmalinden ve yaratacağı sonuçlardan sorumlu olan yine siyasi iktidardır ve birinici derecede sorumlu olan cumhurbaşkanıdır. Bu iktidar Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıdır, partininin genel başkanı da yine cumhurbaşkanıdır (KFD)

 

İNSANLAR BARBARLAŞIYOR

Barbarlığın dini ve ideolojisi sadece nazizm olmasına rağmen, İSLAMİZM ideolojisi'nin nazizm ve faşizmden de daha koyu bir barbarlık ideolojisi ve klavuzu olduğu, bütün dünya, sosyal-medya sayesinde görüp anlamıştır.

Bin dörtyüz senedir bu barbarlık ideolojisi İSLAMİZM Yakındoğu halklarını ve özellikle de kürd halkını, yunan halkını, süryani halkını, ermeni halkını, sözle tasvir edilemeyecek büyük ve vahşi soykırımlara uğratmıştır.

İslamcılık ideolojisine bulaşmış bir insana baktığımızda, insanlıktan çıkacak kadar bu ideolojinin tesiri altında, insanı ürküten büyüklükte ve vahşilikte BARBAR suçlar işliyor insanlığa karşı.

Bu barbar ideolojik-politik mikroba bulaşmış olanlar önce kendini inkar edip riyakarlaşıyorlar, sonra da barbarlaşıyorlar. Buna beyin yıkanması denir.
Bu sapık ideolojiye bulaşanların HEPSİNİN beyni yıkanmış, aklı kaybolup gitmiştir.

Ne yazık ki bugün Yakındoğu'nun neredeyse tamamı ve dünyanın birçok ülkesinde, bu mikrop ideolojiye bulaşmış milyonlarca büyük kitlelerin varlığı söz konusudur.

İnsanlık bu barbarlığın kökünü kurutma çareleri arıyor. Korkarım ki sonunda bu çare atom silahı olsun, çünkü o zaman yaşla kuru hep bir arada gider.

 

 

BOJKOTTA TURISMEN I DIKTATUREN TURKIET!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ümmet, kürdler, Albright, Robak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Talat Paşa, Türk İttihat Terakki Partisi’nin Genel Başkanlığını yürütmüştür. 1903 yılında Macedonia Risorta Locası'nda masonluğa başlar.

Aşair ve Muhacirin Umumiyesinin 1918 yılında yayınladığı raporda Talat Paşa’nın ‘tehcir’ politikası yüzünden 707.504 Kürd sürgün edilmiştir.

Kürdlere yönelik uygulamış olduğu tehcir politikası yüzünden yüzbinlerce Kürd hastalık ve açlıktan ötürü hayatını kaybetmiştir.

Çeşitli kentlere dağıtılan Kürdler asimile edilmiştir.

Kürdlere uyguladığı zalimane politikaların sobra başka halklar üzerinde de uygulamıştır. Yüzbinlerce ermeniyi de katletmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

''Kerkük'te 30 türk öldürülmüş'' asparagas haberi üreten Türkiye, 2500 kürd ağa, şeyh, aydın, yazar, avukat ve öğrenciyi Sêwaz Kabakyazı'da idam edilmek üzere
bir toplama kampında toplayıp 14 ay tutuklu tuttu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

'Ermeni meyve satıcıları Kürdistan'ın başkentinde.'

"Bu masalımsı şehir Bitlis'ten sürüldükten sonra, ki kürdlerin başkenti olmuştu, ermeniler türklerin idaresi altında bu dağ yamacı boyunca bahçeleri olan şehre geri dönüp çalışmaya başladılar.

Barış zamanında dahi sokaklarda tek istikamete doğru 20 dakikadan fazla yürümeleri güvenli değildi."

* Fotoğraf ve metin, 1920 yılında Londra'da yayımlanmış "People of all Nations" adlı dergiden alınmıştır.

 

 

 

 

Jön türkler tarafından 1916'da İç ve Orta Anadolu’ya tehcir edilen kürdtleri gösteren bir fotoğraf. Kürdlerin büyük bölümünü Bitlis, Bingöl ve Muş halkı oluşturmaktaydı. Kürd nüfusunu dağıtıp asimile etmek amaçlanmaktaydı. Tehcir sonucu binlerce Kürd açlıktan ve hastalıktan öldü. İsviçreli Jacob Künzler “Kürt Tehciri’nin” tanığı olmuştur. Bir notunu aktaralım:

“1916 kışında, Bingöl, Palu, Muş bölgelerinden, Erzurum ve Bitlis vilayetlerinden kürdler sürüldü. Tahminen 300.000 civarında kürd güneye gönderildi. Önce Yukarı Mezopotamya'ya, en çok da Urfa civarına yerleştirildiler. Fakat batıda Antep ve Maraş civarında konaklayanlar da vardı. 1917 yazında Konya ovasına nakiller başladı. Genç (Jön) türklerin niyeti, kürdleri kendi vatanlarında bırakmamaktı. İç Anadolu'da, türklerin içine karışarak yavaş yavaş kaybolacaklardı kürdler. Akşam kürd kafilelerinden biri bir türk köyüne geldiğinde, köylüler korkudan hemen kapılarını kapatıyordu. Bu yüzden bu zavallı insanlar kışın ortasında geceyi yağmur ve kar altında geçirmek zorunda kalıyor. Ertesi sabah köylüler, donarak ölenler için toplu mezarlar kazıyorlardı…”

Jakop Kunzler, Kan ve Gözyaşları Ülkesinde, Dünya Şavaşı Sırasında Mezopotamya’da Yaşananlar 1914-1918

 

 

 

 

 

 

 

 

Dimilî (zazaca) kürd dilinin kökenidir ve zazalar büyük kürd milleti içindeki yüzlerce aşiretten sadece biridir. Yezidilik ise kürd kültürünün kökeni ve ruhudur.
İşgalci türklere, acemlere (farslara) ve araplara göre çok daha büyük bir nüfus sahibi olan kürdleri küçük parçalara bölerek zayıflatmak ve en nihayet bitirmek için
Türkiye ve Ermenistan tarafından kürdler arasında zazaların ve yezidilerin 'kürdlerden ayrı' bir millet olduğu savı dayatılıyor. Oysa zazaları ve yezidileri kürdçe'den,
kürdlükten soyutlamak çok saçma ve mümkün olmayan bir şeydir. Bu resimde de görüldüğü gibi nafile..

 

 

 

 

 

 

İsmet İnönü, Kürt Raporu

''Erzincan’da acele olarak, Muş ovasında tedricen ve Elazığ ovasında kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız.
Kürtler derhal asimile edilmelidir.''

Şark Islahat Planı ile Kürdistan fiilen sömürgeleştirildi.

 

 

 

İsmet İnönü'nün 'Doğu Raporu'ndan birkaç işgalci-imhacı-talancı madde daha:

"Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım. Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş ovasında tedricen ve Elazığ ovasında kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız. Kürtleri Türkleştirmenin en etkili yolu, Türklerle Kürtlerin aynı okullarda okutulmasıdır. Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz olgunluktadır. Dersim vilâyetinin teşkili ile askerî bir idare kurulması ve Dersim ıslahının programa bağlanması lâzımdır. Erzurum'un içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezi haline getirilmesi gerekli, ki, boşaltılan Ermeni köylerine Kürtlerin yerleştirilmesinin engellenmesi de ayrıca gereklidir'...

"Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk Merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti."

• Kürtlerin şehirlere yerleşmesi engellenmelidir.
• Kürtlerin etkisini azaltmak için Karadenizden buraya muhacirler getirilmelidir. Örneğin Van’a yerleştirilen Karadenizli Türklerden söz ederek onların memnun edilmelerinin sağlanmasını ister. Böylece diğer muhacirlerin Kürt bölgelerine gelmeleri kolaylaştırılmalıdır.
• Türk ve Kürt şehirleri olarak ayırdığı mıntıkalar ayrı şekillerde hizmet almalıdır.
• Kürtlerin bulunduğu yerlerde henüz okul açılmamalı, açılacaksa Türkler için okul açılmalıdır, ikinci planda Kürtleşmiş fakat Türkçe’yi çok daha çabuk öğrenebilecek yerlerde açılmalıdır.
• Fransız ve diğer ülkelere karşı Mardin, Urfa ve Hakkari gibi sınır bölgelerinde iyi bir idare kurulmalıdır.
• Boşaltılmış olan Ermeni köylerine Kürtlerin yerleşmesi engellenmelidir.
• Kürt bölgesi, nüfusu bakımından kalabalık olmasına rağmen, ülkeye kalabalığı oranında katkı sunmamaktadır. Bundan dolayı yeraltı zenginliklerinin (petrol, linyit) daha çok nasıl kullanılabileceği araştırılmalıdır.
• Bölgede trahom ve cüzzam (sadece Kars’ta bin dolayında cüzzamlı var) hastalıkları çok yaygındır.
• Kürtler asimile edilmelidir. Kürt çekim kuvvetine karşılık Türk merkezleri oluşturulmalıdır.
• Kürdistan coğrafyası şimendifer (tren) hattı ile kontrol altında tutulmalı.
• Dersim’e müdahale edilmeli.
• Kaçakçılığın önüne geçilmeli. Kürtlerin ekonomik güç elde etmeleri engellenmeli. Gerekirse bunun için vergiler indirilmeli.

BELGE
Şark Seyahati Raporu / 21 Ağustos 1935

 

''Bu denli, bu hukuksuz, bu ilkel kalabalığın (kürder) isim ve lisanı nasıl olmuşta bu rütbeye yükselmiş ve tarihte devlet kurmuş, mühim roller oynamış,
Kara ve Akkoyunlular gibi cesim türk aşiretlerine karşı muvaffak olmuştur.''

İsmet İnönü, Kürt Raporu, Dersim Soykırımı Öncesi kürd halkı hakkında söyledikleridir. İnönü ırkçıydı. Bu açıktır. Ama tarihte büyük imparatorluklar
kurmakla kalmayıp, en az üç bin yıl boyu bütün Mezopotamya'yı yönetmiş olan kürd halkının belini tam kırıp kürdleri bu tanınmaz hale sokan şey; din (islam) maskeli
araplaştırma ideolojisi olmuştur. Kürdlerin ataları gutiler MÖ uzun bin yıllar bütün Mezopotamya'da hüküm sürmüşlerdir.
Burada sorulması gereken önemli olan bir soru var: İsmet İnönü kürdlerin tarihi yüksek ''rütbeye yükselmiş ve tarihte devlet kurmuş, mühim roller oynamış'' bir kavim
olduklarını NEREDEN biliyor? Bu soruya verilecek doğru cevap, türklerin ortaya attıkları 'Güneş Dil Teorisi'ni de nereden ve KİMLERİN dil ve kültüründen
esinlenerek ortaya attıkları sorusunun cevabını da bulmuş oluruz.

 

İşgalci TC devleti tam üç nesildir kendisine yapay bir dil, yapay bir tarih ve sonuçta yapay bir kimlik "inşa etmeye" çalışıyor.
Buna karşılık olarak, Kürdlerin de üç nesildir dillerini, tarihlerini ve kimliklerini imha etmeye, eritmeye ve silmeye çalışıyor.
Bizim tarihimiz dilimizin içinde gizlidir.


Çünkü dil kültürdür. Tarihtir.


Mesela Buğdaya neden GENIM dediğimiz dilbilim ve etimoloji çalışmaları ile açıklanırsa aslında tarihimiz ortaya çıkar.
Arpaya neden CEH dediğimiz araştırılırsa kimliğimiz ortaya çıkar. Tarihimiz ortaya çıkar. Bitkileri ektiğimiz ve evcilleştirdiğimiz ortaya çıkar. Tarihimiz aydınlanır.


-----


Aynı şekilde keçiye nedenBIZIN dediğimiz veya koyuna ( bazı yerlerde keçiye) KAVIR dediğimiz bir dilbilimci tarafından araştırılırsa kültürümüz tarihimiz ve neolitik dönemi başlatan bir köken ortaya çıkar.


***


Mesela Hititler hakkında hiçbirşey bilinmiyordu. 1917 lere kadar sadece isim olarak bilinen HİTİT ler kimdir, kimlerdir bilinmiyordu. Bilinmiyor ama Tevratta HİTİT ad XTA olarak geçtiği için bu halkın kim olduğu, ülkelerinin nerede olduğu hep merak ediliyor, araştırılıyor , tartışılıyordu. Değişik fikirler ortaya atılıyordu.
Ama Hitit yazısı okununca ve Hitit baş şehri bulununca, tabletler okununca bugün Hititlerin tarihi de dilleri de kültürleri de vatanları da detaylıca biliniyor. (daha okunmamış onbinlerce tablet olmasına rağmen).


Türk dilinin etimolojisi yazılmamış olabilir ve yazılmamıştır. Ama bugün Hitit dilinin etimolojisi bile detaylıca yazılmıştır. Hitit dilinin etimolojisi üzerine binlerce sayfalık kitaplar yayınlanmıştır.


Hititlerin dinlerinden, yemeklerinden gramerine kadar her şey, ama her şey yazılmıştır. Bir avrupalı tarihçi Hitit krallarını hitit diplomasisini iyi tanır. Bilir. Yorumlar.
İşte Kürdce bilinir okunursa Med ve Mitanni ülkeleri ve bu devletlerin başşehirleri , ilgili tabletler bulunursa Kürd ve Kürdistan tarihi de aydınlanır korkusuyla Kuzey Mezopotamyada Neolitik yerleşim alanları arkeologlarca keşfedilince bölgede BARAJ Politikaları geliştirildi. Ama bir yandan da Baraj altında kalan alanları kurtarma gibi sahte bir step çakalı taktiği güdüldü. Sonuçta Birecik barajı ile Kürd neolitik yerleşim alanları sular altında bırakıldı. Ardından diğer barajlar yapıldı. Bu barajlarda Kürd fakir halkı çalıştırıldı ki; tepki verilmesin. Biraz para kazanan tepki vermez dendi. (Dayım da Keban Barajı yapımında çalıştı).


Sonuçta her baraj yapımını KÜRD KİMLİĞİNİ KATLETME GİRİŞİMİ olarak değerlendirdiler.. Her baraj bir Dersim Jenosidi idi. KİMLİĞİMİZİ İMHASI SEFERİ İDİ.


***


Şimdi Kürdler güçleri oranında dilbilim, arkeoloji ve antropoloji okuyarak kendi tarih ve kültürlerini aydınlatmaya çalışıyorlar.
Dilbilim, arkeoloji ve antropoloji bunlara bağlı olarak yazılmış tarih bilgilerine karşı çıkanlar TC devletinin yetiştirdiği cahil narsistlerdir.


SONUÇ:
Bugün bize öğretilen tarih Arap işgalinden 634 civari ve Orta Asyanın yağmacı step çakallarının işgalinden sonraki tarihtir (1017-1020 civarından sonraki) tarihtir.
Öğretilen dil de bunlara ait bir dildir.
Üç nesildir 12.000 yıllık tarihimiz ve dilimiz gömülmeye çalışılmaktadır.

Ali Karduxos, 17 Eylül 2021-Atina

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The Turkish dictator Ata-Turk

Çete-Mafia türk devletinin tetikçisi Sedat Peker açıklamalarıyla ve bu açıklamaları yaptığı anda takındığı yapmacık HAŞİN ERKEK (!) edası ve pozlarıyla bana chp’li türk profesör Yaşar Nuri Öztürk’ü, namı diğer Kel Nuri’yi ve batak türk sinemasının seks filimlerindeki haşin erkek rolü yapan o Aydemir Akbaş denen adamı hatırlattı. Üçü de aynı boy - tıpkı BÖYÜK TÜRKİYE’nin o cüce boylu atası Mustafa Kemal Atatürk gibi.. Küçük adamlar büyük laf ederler buna denir işte ..

Turan’ı kuracaklarmış. Turan’ın ne olduğunu bile bilmeden. Turan isim bakımından ne kadar türkçe’yse Turan mıntıkası da o kadar türklerindir. Ve bugünkü dönem o eski dönem değildir, yani yağma ve talan dönemi bitmiştir. Değil Turan’ı zaptetmek, şimdiki suni sınırları bile koruyamayacaksınız. Güvenmeyin o kadar vaftiz babanız ve kurucunuz İngiltere’nin desteğine. Türkiye’nin en son kullanım tarihi çoktan gelip geçmiştir. Sizin de kıç bezi gibi bir kenara atılmanızın tam vakti gelmiştir bugün. Sizi gidi emperyalizmin has uşağı, OYUNCAĞI sizi!

 

Hitler: Min mästare är IL Duce (Musolini) men hans mästare är Mustafa Kemal - mästarnas mästare)
(Hitlers monolog)

''Kürtleri türkleştirmenin en etkili yolu, türklerle kürtlerin aynı okullarda okutulmasıdır. Diyarbakır, kuvvetli türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz olgunluktadır. Dersim vilâyetinin teşkili ile askerî bir idare kurulması ve Dersim ıslahının programa bağlanması lâzımdır. Erzurum’un içeride kürtlüğe karşı sağlam bir türk merkezi haline getirilmesi gerekli, ki, boşaltılan ermeni köylerine kürtlerin yerleştirilmesinin engellenmesi de ayrıca gereklidir.''

İmza: Atatürk (türklerin babası)

 

 

 

 

 

 

 

 

DAXILIYE NEZARETİ'nin (Yani türk İç İşleri Bakanlığı'nın) GADDAR KÜRD SÜRGÜNÜ KARARNAMESİ
- OKUYUN! İBRET ALIN!

2 MAYIS 1916, KÜRD TEHCİRİNDE BİR MİLAT

Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı iktidarını elinde tutan İttihat-Terakki Hükûmeti önemli kararlar alıp uyguladı. Daha savaşın başlangıç aylarında Ermeni Tehciri başlatıldı. 24 Nisan 1915 tarihinde, bazı Ermeni aydınları tutuklandı. Ermeni Tehciri’nde bir milat olan bu tarihten bir ay sonra, 29 Mayıs 1915 tarihinde Osmanlı Meclis-i Mubasanı’nda tehcir kanunu kabul edildi.

Bu dönemde, savaştan çok, farklı etnisite ve dini inançtan insanların iskânı ve asimilasyonuyla uğraşan, etnik temizlik peşinde olan, Talat Paşa’nın liderliğindeki İttihat-Terakki Hükümeti; önce gayrimüslim unsurları sınırların dışına atmak, sonra da Türk olmayan Müslüman unsurları Türkleştirmek amacındaydı. Bu amacının en büyük hedefi önce Ermeniler-Rumlar, sonra Kürdlerdi. Bir jenoside, soykırım boyutuna dönüşen ve bir kısım işbirlikçi Kürdlerin de bulaştırıldığı 1915 Ermeni Tehciri bilinmektedir. Ancak “1916 Kürd Tehciri” diye adlandırılabilecek Kürd Tehciri, genel kamuoyu tarafından bilinmemektedir.

Savaşın başlaması ve Rusya’nın bölgeyi işgal etmesiyle, bölgeden Müslüman göçü başladı. Bu günkü yapıyla 13 vilayeti kapsayan, Erzurum, Bitlis ve Van vilayetlerinde yaşayan çoğu Kürd, yüzbinlerce insan mülteci durumuna düştü; bölgedeki nüfus kısa bir zaman sonra, %15’e, %10'a düştü. Başlangıçta kitleler, Rus ve Ermeni korkusuyla kaçtı. Ancak İttihat-Terakki, daha önce de planlandığı şekilde, zorunlu olan bu göçü, zorla göç hâline getirdi; gizli bir politikayla, asimilasyon amaçlı bir tehcire dönüştürerek, kitleri Anadolu içlerine sürdü.

1915-1917 yılları arasında gerçekleştirilen bu tehcir, saklı tutulan, bilinmeyen bir dramdır. Resmi rakamlar bile göçertilen ve büyük bölümü Kürd olan insan sayısının bir milyona yakın olduğunu gösteriyor. Yine resmi verilere göre, bu kitlelerin yarısından fazlası yollarda ölmüş, birçoğu Anadolu içlerinde asimilasyon canavarı vasıtasıyla yok olmuştur. Kitlelerin yüzde onu bile, savaştan sonra yurtlarına dönememişlerdir.

Ermeni Tehciri gibi, Kürd Tehciri de daha önce başlatılmış olsa da 2 Mayıs 1916 tarihinde Diyarbekir Vilayeti’ne gönderilen şifreli telgraf, bir talimatname şeklindedir ve 1916 Kürd Tehciri’nde bir milattır. 4 Mayıs’ta aynı talimatname, küçük değişikliklerle diğer tüm vilayetlere de gönderilmiştir. Kürd Tehciri, Ermeni Tehciri’nde olduğu gibi, açık bir hükümet kararıyla değil, Dahiliye Nazırı ve İTC’nin Lideri Talat Paşa’nın emirleriyle (şifreli-gizli telgraflarıyla), farklı bir yöntemle, gizli, daha sinsi bir planla gerçekleştirilmiştir. Bilinmemesinin bir nedeni de budur.
19 Nisan 1332 (2 Mayıs 1916) tarihinde, “Dâhiliye Nezareti, İskân-ı Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyet-i (İAMM)” başlığı ile ve Nazır Talat imzasıyla Diyarbekir Vilayeti’ne şifreyle gönderilen telgraf, Kürdlerin sürgünü ve iskânı ilgili olarak hazırlanan bir Talimatname şeklindedir. Kürdlerin iskânı için, açık bir hükümet kararına, bir kanuna da gerek görülmemiştir. Şifreyle gönderilen talimatnamenin (telgrafın) sadeleştirilmiş hâli aşağıdadır.

“Bab-ı Âli, Dâhiliye Nezareti
İskân-ı Aşair ve Muhacirîn Müdüriyeti
Umumi No: 5445, Hususi No: 10
Diyarbekir Vilayetine (Şifre)
C. 18 Nisan (1)332 (1 Mayıs 1916) şifreye.

Kürd mültecilerini Urfa, Zor gibi güney bölgesine göndermek kesinlikle caiz (doğru) değildir. Bunlar oralarda ya Araplaşacak veya milliyetini muhafaza ederek gayr-i müfid (faydalı olmayan) ve muzır bir anasır (zararlı bir unsur) hâlinde kalacağından ve amaç hâsıl olmayacağından mültecilerin sevk ve iskânları lazımdır:
1-Türk mülteciler ile Türkleşmiş kasaba ahalisi, Urfa, Maraş, Ayintap cihetlerine sevk ve oralarda iskân olunmalıdır.

2-Kürd mültecilerin, gittikleri yerlerde aşiret hayatı yaşamamaları ve milliyetlerini muhafaza etmemeleri için, aşiret reislerini derhal ayırmak gerekli olduğundan, bunlar arasında ne kadar nüfus sahibi ve eşraf var ise, bunların ayrılarak Konya, Kastamonu vilayetleriyle Niğde ve Kayseri sancaklarına ayrı ayrı sevk edilmelidir.
3-Sefere tahammüllü olmayan alil ve ihtiyarlar ile kimsesiz ve fakir kadın ve çocuklar, Maden kasabasıyla, Ergani ve Behremaz (Sivrice) nahiyeleri gibi Türk köylerinin yoğun olduğu yerlerde ve Türkler arasında müteferrikan (dağınık olarak) iskân ve iaşe edilecektir.

4-Sabıkalı olanların dışındaki mülteciler, Amasya, Tokad livalarıyla Malatya’nın münasip mahallerinde müteferrikan (dağınık) iskân edilmek üzere sevk edilecektir.
5-Sevk edilen yerlerle muhabere edilmekle birlikte, oralardaki dağıtım ve iskân hakkında yapılacak işlemler, ne kadar mültecinin, hangi tarihte, nerelere sevk edildiği bakanlığımıza bilgi verilecektir.

Fi 19 Nisan (1)332 (2 Mayıs 1916), Nazır Talat ” (BAO DH ŞFR 63/172-173)
Bu önemli talimatnamenin Diyarbekir’e gönderilmesinden iki gün sonra (4 Mayıs’ta), aynı içerikte üç ayrı bölgedeki vilayetlere, üç ayrı talimatname daha gönderilmiştir.

1. Talimatname, Kürd bölgesine yakın, Urfa, Maraş ve Antep mutasarrıflıklarına (BAO DH ŞFR 63/187)

2. Talimatname, Kürdlerin dağıtılacağı, Ankara, Konya, Bursa, Kastamonu vilayetleri ve Kayseri, Niğde, Kütahya mutasarrıflıklarına (BAO DH ŞFR 63/188) 3. Talimatname, Rus işgal bölgesi sınırındaki, Sivas, Ma’muretü’l-aziz ve Erzurum vilayetlerine (BAO DH ŞFR 63/189) gönderilmiştir.

Bu talimatnamelerde, Urfa, Antep ve Maraş, Türkleştirme bölgesi olarak belirtilip Türk mültecilerin (oldukça az) buralara iskân edilmeleri, savaş bölgesinden uzaklaştırılmaması, savaştan sonra bölgeye tekrar getirileceği belirtilirken Kürd mültecilerin daha uzaklara, Kayseri, Niğde, Adana, Konya, Kastamonu, Tokat, Isparta, Burdur, Amasya gibi vilayet ve sancaklara, liderlerinden ayrı olarak ve oradaki nüfusun %5, %10’unu geçemeyecek şekilde iskân edilmeleri emrediliyor.
Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki Kürd Tehciri’nin yüz binlerce mağduru ve tanığından biri Yaşar Kemal’in ailesidir. Yaşar Kemal’ın babası Sadık Bey, amcası Tahir Bey, Hacer halası ve özellikle annesi Nigar Hanım; Van’dan, Diyarbakır’a, Urfa’ya, Adana’ya kadar, yaklaşık bir buçuk yıl süren muhacirliklerini anlatıyorlar. Yaşar Kemal, Fransız gazeteci Alain Bosquet ile yaptığı ve “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” adıyla kitap hâlinde yayımlanan söyleşide, annesinin aktarımıyla, Yaşar Kemal, bu sürgünle ilgili önemli bilgiler veriyor.

Talat Paşa’nın, emirleri, talimatları, şifreli-gizli telgrafları, dönem boyunca devam etmiştir. Özellikle 1916 yılında, vilayetlere, mutsarrıflıklara, diğer devlet yetkililerine gönderdiği çeşitli talimat ve yazışmalarla Kürdlerin mutlaka Batı’da eritilmesini ısrarla belirtmiştir. Sadece BAO’da (Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde), yüzlerce bu tip talimat ve telgrafın listesini “Birinci Dünya Savaşı Yıllarında 1916 KURD TEHCİRİ ve İtttihat-Terakki’nin Politikaları” kitabımın sonuna ekledim.

Pek bilinmese de 2-4 Mayıs 1916 tarihleri, 1916 KÜRD TEHCİRİ’nde olduğu gibi, genel olarak yüz yıla yayılan Kürd sürgün, asimilasyon ve kırımında, önemli bir tarihi ifade etmektedir.

Celâl Temel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EN BÜYÜK BİR NÜFUSA DÜŞMAN OLURSAN NE YAPARSIN?
O NÜFUSU ELİMİNE ETMEYE ÇALIŞIRSIN.
İŞTE TÜRKİYE'NİN KÜRD HALKINA YAPTIĞI APAÇIK BUDUR:
BÜYÜK KÜRD NÜFUSU ELİMİNE ETMEK, YANİ YOK ETMEK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Trablus'ta Hamidiye piyade taburu birliği/ Odile Moreau: L’Empire Ottoman à l'âge des réformes.

 

HAMİDİYE ALAYLARI


II.Abdülhamit döneminde (1842-1918) oluşturulan Hamidiye Alayları farklı halklardan, azınlıklardan oluşturulurlar. Örnegin Sivas vilayetine yerleştirilen Kafkasya kökenli muhacirler, osmanlı tabiriyle ermeni başıbozuklar ve diğer azınlıklar da bu askeri yapılanmada yer alırlar. Çok sayıda alayın az bir kesimi de müslüman kürdlerden oluşturulur. İttihat ve Terraki’nin ‘yeni ulus’ yaratma yolunda başlattıkları mücadelede kürdler ve ermeniler büyük zarar gördüler. Hamidiye Alaylarının çoğunluğunu kürdlerin oluşturduğu tezi yalan ve temelsiz bir tezdir. Bu tezin arkasında kürde yönelik derin bir saldırı konsepti bulunmaktadır.

Kürdistan üzerinde hesapları olanlardan bu konuyu yazanlar bilinçli olarak hepsini kürd olarak gösteriyorlar. Buradaki amaç ve hedefi anlayamayan okurlarsa yazılanların tümünü doğru kabul edip, okuduklarına inanıyorlar. Bu konu da birşey yazanlarsa hemen bu metinleri olduğu gibi kopyalayıp alıntılıyorlar.

Konuyu yazdıklarına inananlar, sorgulama, araştırma zahmetine girmeden amaçlı cümleleri alıp çalışmalarına yerleştiriyorlar. Okurlarına bu şekilde sunuyorlar.

Böylece yanıltılmış, kandırılmış okurların sayısının çoğalmasını sağlıyorlar. Kürdü hedef alan siyasal yapının mensubunun resmi yalanlarının, düşman yaklaşımının hizmetkarı oluyorlar.

Kürdün ve diğerlerinin gerçek tarihi ögrenmelerini de engellemiş oluyorlar.

Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da oluşturulan hamidiyeler de mi kürdlerden oluşuyordu? Elbetteki hayır. Bilmeyen sorgulayamıyor. Art niyetli olan da yanıltma becerisini devreye koyarak aldatıyor.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The every day situation of women in the Islamist Middle East countries Turkey, Iran, Iraq, Syria, Gaza

VIDRIGT !

- Kvinnornas utsatthet i Turkiet, Iran, Irak, Syrien, kortsagt i Mellanösterns ALLA islamistiska länder.

(Händelsen i bilden hände i Egypten inför DNs utsändes objektiv för några år sedan)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Denial - Turkish way of to see the reality

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dininizi bile elinizden almış

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd suvarilerine karşı biçare kalan ruslar, din adamları eşliğinde kürdlere karşı dua ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu kadının adı Harriet Tubman,bir Amerika'lı.
ABD'de kurduğu örgüt sayesinde 700 siyahi insan'ı kölelikten kurtarmış.
Sormuşlar kendisine; ''Köle kurtarmak için en zor adım nedir?'' diye.
Cevap vermiş; ''Bir köleyi köle olmadığına ikna etmektir'' demiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NAZI-GERMAN & FASCIST TURKEY'S HISTORICAL TIES

 

 

 

 

 

 

 

 

ANATOLYA'da (Doğu Yunanistan'da):
- GERMIYAN KÜRDLER

Ortaçağ'ın 1302-1428 yılları arasında Kürdistan'ın Kapadokya bölgesinden ta Diyarbekir ve Diluk (Anteb) antik şehirlerine kadar olan coğrafyada hüküm sürmüş olan KÜRD GERMİYANOĞULARI DEVLETİ'nin izleri hala CANLIDIR ve buradaki kürdler 2020 yılında bile hala KÜRDÇE konuşmaktadır.

İşgalci kemalist türk devleti, germiyan kürdlerinin bugün yoğunlukla yaşadıkları Bodrum yakınlarında olan bu kürd yerleşim merkezine GERMENCIK adını vermiştir.

Bildiğimiz gibi GERMIYAN KÜRDLERİ'nin göçü, neolitik dönemin sonlarına doğru vuku bulmuş olan İLK BÜYÜK KAVİM GÖÇLERİ DÖNEMİ'nde, merkezi Güney Kürdistan'ın Kerkük, Xaneqîn, Mendeli şehirleri olan KÜRDİSTAN'ın GERMİYAN BÖLGESİ'nden Kuzey Batı'daki Anatolya'nın içlerine doğru göç ederek, bugün Doğu Yunanistan (Anatolia) diye bilinen ve ne yazık ki Türkiye diye adlandırılan coğrafya üzerinden Batı Yunanistan'a ve oradan da Batı Avrupa'ya göç ederek burada MODERN GERMANLAR'ın ülkesi olan GERMANIA'yı yani günümüzdeki fransızca adıyla Almanya'yı kurmuşlardır.

Biraz etimolojik bilgisi olan herkes, hem eski yunanca ve hemde eski germanca dillerinin TEMELİNDE kürdçe olduğunu rahatlıkla saptayabilir.

GERMENCIK - GOOGLE-Earth

 

 

 



EGO-CENTRİST (benmerkeziyetçi) MACHO İBO:


- Kürdçe şarkı ve makamlar sayesinde meşhur oldu. Yoksa türkçe bilmezdi. İbo türkçe bilseydi bile, yine para etmezdi çünkü Türkiye'de İbo gibi türkçe şarkı söyleyen on binlerce ses sanatçısı vardı. İbo'yu bunlardan ayırd eden özellik; İbo'nun türk toplumunun hiç duymadığı hoş makamlı kürdçe şarkı ve ezgileri TÜRKÇELEŞTİRİP sunmasıydı. Ve bu yeni inşa edilmeye çalışılan kültürsüz türk toplumunda büyük bir kabul gördü.
İbo'nun bütün şarkılarında olduğu gibi bu şarkısında da MAKAM ve melodi tamamen KÜRDİ'dir.
Diğer bütün şarkılarında da makamın tamamı kürdi ve şarkı sözlerinin hepsi değilse de ÇOĞU kürdçe'dir.
Göçebe, işgalci türklerin Orta Asya'dan beraberlerinde getirdikleri tek bir şarkı ve türkü olduğunu işiten gören biri var mıdır? Elbette ki yoktur.
İşgalci türkler TAMAMEN kültürsüz bir ulustur. Bugün kendilerininmiş gibi gösterdikleri bütün kültürel ve geleneksel değerlerin hepsi, kürd halkına, yunan halkına ve diğer komşu halklara aittir.
Bugün türkçe dedikleri bu dilin muhtevası bile onlara ait olmayıp, kendilerinin de artık itiraf etmeye başladıkları gibi; %99 bir nisbette ve neredeyse tamamen 'yabancı' bir muhtevadır.
Örneğin; 'ben çay içiyorum' cümlesinin %99'u türkçe değildir.

Tu çi bikî ji cehşa ra?
ji zêr afir,
di nîvê kesra da,
mualim be bo wî Felatûn,
saqî be bo wî Îbn-î Sîna,
şûna êm de bidî wî,
helaw û xurme,
tu av bidî wî,
bi zembuyê heyatê,
bawer ne ke ku sahibê huner be
EW ê dîsa wekî bavê xwe ker be
dema tu wî berdî ji axûrê:
tu huner jê nayê ji xeynî zirrînê

Katibê Şêx Seîd Efendî

 

 

 

 

 

 

Turkey 1930-2021:
-- It is FORBIDDEN to speak a language other than Turkish

türkçe'den başka dil konuşmak yasak edildi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IRKÇILIK İDEOLOJİSİ LİDERİ TÜRK DEVLETİ İDEOLOGU: RIZA NUR



Atatürk'ün 'müthiş dehası' İsmet İnönü'nün 'aklına hayran' olduğu Dr. Rıza Nur (1879-1942)

'Kan görmekten zevk alıyorum..'

"Türkiye'de gayrimüslimler vebalı ve mikroptur. Kürtler yürüttüğümüz asimilasyon programı kapsamında dillerinden ve kimliklerinden arındırılacak."


'Laikliğin fikir babası' olarak bilinen Rıza Nur ırkçı düşüncesiyle büyük bir nefret saçmıştır. Irkçı türklük devleti ile binlerce insanın kanını dökmüştür...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TURKEY IS ISIS

TURKEY IS ISIS

ISIS IS TURKEY

EVIDENCE?
- Here it is.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşgalci İslamo-Faşist türkler zannediyorlar ki kürdlerin ülkelerini sınırlarla parçalamakla ve kendi bayraklarıı kürdlerin ülkelerine dikmekle Kürdistan'a sahip olacaklar..
ham hayal sadece

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kurdistan respects MULTI CULTURALITY

- But islamist TURKS are enemy of ethnic plurality. Turkey is the cemetery of the peoples.

Islamist Ottomans, Turks, Arabs & Persians erased many ancient peoples of Minor Asia from the world beacuse they were not Muslims!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RUSLAR İŞGALCİLİK VE YAYILMACILIK KARAKTERİ OLAN IRKÇI-SÖMÜRGECİLERE VURMAYA HAZIRLANIYOR

RESİM:
Birinci dünya savaşı sırasında rusların propoganda amaçlı yayınladığı bir karikatur: ''türk kaçıyor rus kovalıyor''

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd Süvariler Haydarpaşa'da (İstanbul) -Deutscher-Kurier Gazetesi-1915,
Kürd Süvariler Çanakkale Savaşına katılmak için İstanbul'a geldiler


Çanakkale'de türklerle beraber savaşan kürdlerin bugün beraber savaştığı aynı ordu tarafından çoluk-çocuk demeden katlediliyor.
Kürd siviller türk ordu ve polis güçleri tarafından TOPLU !!!!! olarak katlediliyor. En son 2015-2017 yılları arasında
türk ordu, polis ve milis güçleri tarafından kürdlerin 13 şehri yerle bir edilip onbinlerce mazum silahsız-savunmasız
kürd katledildi.

Kürdler 'müslüman kardeş' diye türkler tarafından hep aldatıldılar ki kürdlerin zengin ülkesi Kürdistan kürdlerden alınıp yurdu
OLMAYAN türklere bir yurt yeri yapılsın. Bilindiği gibi türkler bundan yaklaşık 900 yıl önce Orta-Asya'dan Kürdistan'a geldiler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IRKÇI-ASİMİLASYONCU TÜRK KADIN SIDIKA AVAR
Yılan gibi zehirli bir kadın
Kürdler ZORLA, HİLEYLE asimile edilip türkleştiriliyordu

Atatürk’ün özel talimatıyla Kürdistan'da kürd köylerinde kürdleri türkleştirmek misyonerliği görevi yürüten Sıdıka Avar,
özellikle Bingöl-Elazığ ve Dersim bölgelerinde çalıştı.

Dersim katliamından sonra Sıdıka Avar isminde atatürkçü ırkçı-asimilasyoncu bir devlet görevlisi olan Sıdıka Avar Kürdistan'da köy köy gezinerek topladığı yoksul kızları yatılı yurtlarda okutma maskesi altında kürdleri türkleştirme planları ile hareket ediyor. Türkçe bilmeyen kürd kızlar eğitimlerini tamamladıktan sonra türkçe'yi öğrenecek ve Kürdistan'a döndüklerinde türkçe konuşan yeni türk nesilleri yetiştireceklerdi .İşte ırkçı-asimilasyoncu işgalci türk devletin devşirdiği bu misyonerler türkleştirmenin çabalarında kullanıldılar ve kısmen de başarılı da olundu, Bingöl sunni müslüman türk kenti görünümünü veriyor ve Dersim de kemalist bir Tunceli görünümüne büründürüldü.

''Misyoner'' Sıddık Avar Dağ Çiçeklerim adlı bir kitabı da var. Dersim ve Bingöl de saha çalışması yaparak Bingöl'e ancak 5, 6 kız çocuğunu o da zorlama ile bulup götürebiliyor. Ama Dersim'den 100 yakın kız çocuğu ailelerinden koparılip zorla götürülür. Bingöl'de Sünni İslam kesimi tarihlerinden bihaberdirler. İşin ilginç tarafı çoğunun dedeleri 1925 Şeyh Said Efendi hareketinde idam edilenlerin torunları olarak devşirilip, türkleştirilmişlerdir.. Kısaca trajik olmakla beraber sosyal-psikolojik ve sosyolojik bir vakadir.

İşgalci-katliamcı türk ordusuı binlerce Dersimli/Elazığ'lı/Bingöllü kız çocuğunu asker ailelerine verdi. Çocuklar türk asker-subay evlerinde hizmetçi edilirken, yüzlercesinin akıbetinin ne olduğu bugün bile belli değil. İşgalci türk ordusunun darbeci (12 Eylül 1980) generali Kenan Evren'de böyle bir küçük kürd kızıyla evlenmişti.

(Resim: Yılan ırkçı-asimilasyoncu türk kadın Sıdıka Avar köylü kürd kadınlarını ikna etmeye çalışırken)



 

 

 

 

 

 

 

IRAK İRAN'DAN DAHA NAMUSSUZ!
-- IRAK 2017'den beri CARGO uçakların direkt Kürdistan'a inmesini YASAKLADI!
İRAN'ın kendi 'Kürdistan Eyaleti'ne atfen İran devlet havayollarına ait bir yolcu uçağına 'Kurdistan' adını da vermişti. İran'ın bu uçağı 'Türkiye'de kürt yoktur' diyen türklerin başkenti Ankara'ya iniş yapmıştı 1970'lerde. Havaalanı görevlileri İran uçağının üstündeki 'Kürdistan kelimesinin üzerini gazete ile örtmesine rağmen olay basına sızmış türklerin Kürd ve Kürdistan korkusu doruğa çıkmıştı. Korkunun ecele faydası YOK. Kürdistan kürdlerindir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Modern Kürtlerin anavatanları Zagros Dağlarıdır. Kürtler bu coğrafyanın asıl yerlisidir.

Modern Kürtler Guti ve Lullubi'lerin torunlarıdır."

Sümerolog Ephraim Avigdor Speiser (1902-1965)

Antik Tepe Gawra (Musul Kürdistan Vilayeti) yerleşim yerini ilk Speiser keşfetmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE'nin YARISINDAN FAZLASI KÜRDTÜR - YANİ BAŞKA BİR DEYİŞLE TÜRKİYE'DE 50 MİLYON KÜRD VARDIR.

- Kürd kökenli ünlüler demek bu bakımdan doğru değil, kürd kökenli türkler halini almışlar. Ve daha doğrusu: TÜRKLEŞMİŞ kürdler.. Buna karşın türkleşmemiş ve asla da türkleşmeyecek olan ok büyük bir kürd nüfusu mevcuttur. Kürd halkı budur ve bir halk hiçbir zaman yok edilemez, yok olmaz. En nihayetinde bir gün bu türkleşmiş kürdler de uyanacak, kürdlüğünü itiraf edecek. Tıpkı, yıllarca türk basınına hizmet veren Mehmet Ali Birant gibi. Bir de türklüğünden feragat edip tekrar aslına dönenler var.

 

 

 

 

 

 

 

 

Tecavüz Deveti'nin kürd toplumunda aydın ve ileri gelen şahsiyetleri toplu imha için topladığı Sivas kampı 1965

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25 Aralık 1935

Sözde Meclis’te alınan kararla bütün Kürd Yerleşim Birimleri'nin isimleri değiştirildi.

Eski ve tarihi kürd yerleşim yerlerinin isimleri absürd isimlerle değiştirildi. Binlerce yıldır söylenen yerleşim birimleri anlamsız türkçe sözcüklere çevrildi. Kürd tarihi bu şeklde karartılı Kürdler ve Kürdistan türkleştirilecekti, türkiyelleştirilecekti.

Kürd yerleşim yeri isimlerinin değiştirilmesi kürd halkını türkleştirmek asimilasyonunun önemli bir ayağıydı.

 

 

 

 

 

 

 

Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinden 1912-1918 yılları arasında göç ettirilen kürtderin şehirlere göre dağılımı.

Sultan Reşad döneminde (İttihat ve Terraki destekli) Kürdler sistematik olarak göç ettirilmiştir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRD MÜZİĞİ'NDEN GÜÇ VE İLHAM ALARAK
MÜCADELE EDEN TÜRK GENÇLİĞİ

İşgalci, zalim islamo-faşist türk devletinin giderek artan baskılarına karşı direnişe geçen İstanbul Boğaziçi Üniversitesi öğrenci gençliği (2021)

 

Kendi zalim rejimlerinin hışmına uğrayan türk toplumu gençleri Kürd Dersim'in dini, alevi beyitlerini söyleyerek kendilerini zulümkar türk rejimine karşı mücadeleye hazırlıyor.

Yani başka bir deyişle türk toplumunun hak arayışı mücadelesinin ideolojik rehberi o halde aleviliktir. Türk devrimcilerinin Che Guevera'sı Deniz Gezmiş'te alevi idi. Aleviliğin kökeni de kürdlükten gelmedir.

Kürdlüğün bütün enerjik ve dinamik yönlerinin, hastalıklardan hiç kurtulamayan türk toplumuna herzaman derman olması ve türklerin bundan istifade etmesi ve kürdlerin kendi menşeinden gelen bu enerji ve dinamikten faydalanmamaları ise çok büyük bir kayıptır.
Bunun kürd aydınlarınca kavranmaması, bilince çıkarılmaması ve kürd toplumuna ulaştırılmaması büyük bir kayıptır.

Kürd dini ideolojisi alevilik çok eski bir tarihe sahip çok zengin hümanist bir ideoloji olduğu için sömürü, zulm ve baskılardan bitkin toplumları işte böyle canlandırabildiği gibi, hak ve adalet savaşında sömürü, zulüm ve baskı altında kalan bütün toplumlara kurtuluş zaferi bile bahş edecek kadar büyük ve güçlü bir ideolojidir.
Bu gençlere ve verdikleri mesaja bakarak, alevilik hümanist ideolojisinin mesaj ve misyonunun ne olduğuna tekrar bir eğilin ve bakın.

Tabii ki müslümanlıkla sulandırılmamış olan arı-duru aleviliğin kökenine inmek gerek.

____________
KÜRD MÜZİĞİ (Awaza Kurdî); en derin insanî duyguların en iptidaî ve en ezgili melodik biçimiyle söylenerek, insan duygu ve düşüncelerine en kuvvetli bir biçimde hitap ve sirayet eden insanî-ruhî çağrılardır. Binlerce yıldan beri söylenen kürdî stran ve klamların insan duygu ve düşüncelerine bu kadar güçlü bir şekilde hitap etmesinin nedeni işte tam budur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PALESTINIAN-NAZI COOPERATION

1940

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu vahşet ideolojisine karşı direnen ve onlarla bir ateşkes anlaşmasında gerdeğe gireceği gece arkadan kalleşçe hançerlenip öldürülen silah tüccarı Ben Hureyre'yi hatırlayın.
Adama 'bizimle anlaş, sana paranı da getirdik. Al o istediğin parayı ve bize silahları ver, diyorlar. Adam silahları veriyor, eğilip paraları alırken sırtına hançeri saplıyorlar.
Bunlarda insanlık diye bir şey yoktur. Hırsız, talancı, kalleş ve insanlık dışıdırlar islamcılar.

 

KÜRD TARİHİ & TASFİYECİ İSLAM, İŞGAL, SÖMÜRGECİLİK, POGROM, EXODUS, IRKÇILIK, İNKAR


Kürdlerin 12. yüzyıldan önceki tarihi, siyasi islam ideolojisi tarafından karartılarak, araplaştırılarak ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Kürdler Ortadoğu bölgesindeki BÜTÜN halklardan daha eski bir halk olduğu için, kürd dili ve kültürü siyasi islam ideolojisi gibi yapay ve yabancı bir ideoloji tarafından tüm baskılara rağmen kolay kolay yutulamıyordu.

12. yüzyıldan sonra hem siyasi islam ve hemde osmanlılar kürdleri yok etmeye BİRLİKTE çalıştılar, ama kürdler ilk kavim olmanın verdiği köklü ve büyük avantajlardan dolayı bir türlü ÇÖZÜLMÜYOR, yok olmuyordu. Kürdler, kürd dili ve kültürü gibi köklü bir örgütlenme olan aşiret sosyal-organizasyonu sahibi idiler. Kürd aşiretlerini çözmek yoluyla kürdleri dağıtabileceklerini anladılar ve kürd aşiret dokusunu toplu sürgün yoluyla çözmeye, yıkmaya koyuldular.

1920'lerin başında kurulan Türkiye cumhuriyeti türk ırk-devleti osmanlıların başlattıkları ve sonuca ulaştıramadıkları bu projeyi çok geniş bir devlet projesi halinde kürd halkını toplu katletmeye varan soykırım politikalarıyla uygulamaya devam ettiler. Ama yine de nafile.. Ne kürd dili kayboluyordu, ne kürd kültürü ortadan kalkıyordu ve nede büyük kürd nüfusu azalıyordu.

İşgalci arapların ve türklerin bu anti-kürd uygulamaları yanısıra birde türklerin büyük kürd düşmanlığı kadar azılı olamasa da, ermenilerin de kürdlere karşı çok büyük bir düşmanlığı olmuştur!

Ermeniler 18. yüzyılın GERİCİ BAĞNAZ HIRİSTİYAN BATI DÜNYASININ, yalana dayalı propagandalarla kürdlere karşı olmasını sağlamayı başardı. Bu anlamda islam ideolojisi kadar olmasa da GERİCİ HIRİSTİYAN AVRUPA'nın ve hıristiyanlığın da kürdlere büyük bir zararı dokundu.

Ermenilerin kürdler hakkında Avrupa'da o dönem başlattıkları tamamen yalan ve iftiraya dayalı haberler yaymaları yüzünden, o dönemin GERİCİ HIRİSTİYAN AVRUPA'sı kürd halkına karşı çok ırkçı bir tavır sergiledi. Örneğin gerileme süreci yaşayan ve bundan dolayı da giderek hırçınlaşıp ırkçılaşan osmanlı imparatorluğu, ermenilere saldırıp ermenileri topluca ve vahşi bir şekilde öldürdükleri halde, ermeniler Kuzey Kürdistan'nın SERHED eyaleti üzerinde hak iddia ettikleri için, kürdlerin ''hıristiyan öldürdükleri'' yalanını Avrupa'da yayıyorlardı, ki Hıristiyan Avrupa müslüman kürdlerin düşmanı olsun ve ermeniler de o zaman kürdlerin vatan parçası Serhed eyaletini kürdlerin eliden kolaylıkla alabilsin. Ermeniler bu anti-kürd propaganda çalışmalarını Kürdistan'daki hıristiyan misyonerler aracılığıyla İstanbul Ermeni Patrikhanesi üzerinden Avrupa'daki BAĞNAZ GERİCİ HIRİSTİYAN DİNCİ YAYIN MERKEZLERİ'ne ulaştırıyorlardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk Tarih Kurumu denen ırkçılık kurumu

Değerli İsmail Beşikçi'nin Komal yayınları arasında 1979'larda çıkan bir kitabı'nda aynı yıl okuduğumdan bu yana hep merak etmişimdir:

- Acaba türkler bu GÜNEŞ DİL TEORİSİ'ni NEREDEN getirdi ve bu orjinal fikri KİMDEN aşırdı diye?!!

Çünkü ilk defa bu Güneş Dil Teorisi'ni okuduğumda Kürdistan bayrağı'nın üstündeki güneş takılmıştı kafama. Daha sonraki yıllarda ise türklerin ele geçirdikleri osmanlı arşivlerini düşündüm. Kürdlerle ve Kürdistan'la ilgili o güne kadar ele geçmiş bir çok ön bilgi osmanlı arşivinde GİZLENMEKTEYDİ.

1923'te türk devleti kurulduktan kısa bir süre sonra, Diyarbekir yakınlarındaki TIL ELO mezarlık tepesinin altında kazı çalışmalarında bazı tarihi dökümanlar bulunmuş ve türklerin bu dökümanları hemen Ankara'ya götürdükleri söylenmektedir. Tabii bilim dünyasına HİÇBİR açıklama yapmadan. Oysa Lozan antlaşmasına göre Türkiye'deki tarihi kazı alanlarında elde edilen bilgilerin Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleri ile paylaşılması şart koşulmuştu.

Türklerin KENDİLİĞİNDEN güneş dil teorisi gibi bir teoriyi ileri sürecek kadar BİLİMSEL akıl ve vizyonları yoktur diye düşünüyorum. Bunlar bu bilgilere mutlaka bir yerden ulaştılar. Kürdlerle ilgili osmanlı arşivlerindeki bilgilerdir bunlar. Özellikle 1930'larda 'harf devrimi' dedikleri alfabe değişikliğine gittikleri yıllar bu güneş dil teorisi gibi bir iddiayı ortaya attılar.

15 Nizan 1931'de Türk Tarih Kurumu denen ırkçılık kurumu türk ırkçılığı propagandalarına başladı ve şu iddiaları ortaya atmaya başladı:

- Antik GREK MEDENİYETİNİ TÜRKLER KURDU (Ali Şeriati ise kürdler kurdu diyor)

- Mezopotamya Mısır Medeniyetini türkler kurdu (Oysa kürdler gutiler, kasitler, urartular, elamlılar gibi ÜRETKEN ve MEDENİYET KURUCU mezopotamik medeniyetler kurmuştur)

- Hun, moğol ve kıpçakla türktür (Oysa yalandır, bunlar türk değiller)

- Kart-kurt sesiyle kürd oluştu. Kürdler dağlı türklerdir (kökten yalan ve uydurma)

Deutsch Archaeology Institute-DAI Alman Arkeoloji Enstitüsü ve profesör Klaus Schmith tarafından yapılan Göbekli Tepe kazıları neredeyse herşeyi olduğu gibi meydana çıkarmış durumdadır. Bu kazılarda bulunan bir kafatası iskeletinin DNA'sının inceleme sonucunda 'yerli halkın DNA'sı ile uyuştuğu' görülmüştür.

 

Sond bi karmendên Mêrdînê dane xwarin ku bi Tirkî biaxivin û bidin axavtin. Rojnameya Son Posta, 1934

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşgalci türkler bazı oryantal dini kaynaklarda kürd tarihi, dili ve kültürü hakkında bazı bilgilere vakıf olduklarında,
kürd tarih, dil ve kültürünü taklit etmeye başladılar. Güneş Dil Teorisini ortaya attılar. Ama Güneş Dili türkçe değil, 721 599 kelime ile dünyanın en fazla kelimesine sahip 9. dili kürdçe'dir.
Ahım şahim türkçe ise 20. sırada. Aradaki azamet farkına bakınız..Yani Güneş Dili türkçe değil, kürdçe'dir aslında.

’''Türk ve Kürt kültürü arasındaki fark görünmez şekle sokulmalı ve onların tertip ettiği Şark geceleri, folklor ve kültür gayretleri maarif ve kültür sistemimize göre ele alınıp Türk kültürüne temsil edilmelerine çalışılmalıdır. Yeni teknik imkânlarımızdan faydalanarak neşriyat yapan üç dış radyonun dinlenmesine mâni olunmalıdır. Posta sansürü Kürt muhaberat ve neşriyatına karşı daha geniş ölçüde işletilmelidir. Bunlarla uyumlu olarak politik müdahale ve karıştırmalar da tertip olunabilir’ gizli ibareli raporlar ve tavsiye içerikli analizler valiliklere gönderilir. Bu kapsamda Bitlis merkezde Yurd Yolu adıyla 1938 yılında bir gazete de dahi çıkartılır''.

’Yaradıcıların Yaradanı Atatürk’ başlığı ile çıkan bu gazetede, ’Türkçenin Meleklerin dili’ olduğu ve hatta Hz. Muhammed’in de Türkçe öğrenmeyi emrettiği yazılar yayımlanır. B.Z.


Kürdlerin dili türkçe ve kürdlerin kensininin de türk olduğunu yaymaya başlarlar. Örneğin 1930’lu yıllarda kurulan Halk Evleri bünyesinde ta 1970’lere kadar devam eder. Hem Sarısözen hem de Ateşli Halkevlerinden yetişmedirler. Halkevleri, Kürdleri asimilasyonda ve Türkleştirmede muazzam bir rol oynar. Bu eserler zamanla TRT Yurttan Sesler Korosu ve solistleri tarafından ’Türk Halk Müziği’ adı ile lanse edilir. Aralarında birçok Kürd sanatçının da derlenen eserleri Türkçe ve yeni dizeler ile seslendirdiği bu parçalar ’Bitlis yöresinden, Urfa yöresinden, Diyarbakır yöresinden türküler’ adı ile dinleyicilere sunulur.

 

 

 

 

 

 

 

 



The Turks forbid the Kurds to speak Kurdish in their own country. Language police write fines for those who speak Kurdish in the streets and squares of Kurdistan:
TURK RAG OF 1930:ies: ''There is a fine of 10 lira to 50 lira for those who do not speak Turkish''
(1930'ların TÜRK PAÇAVRASI: Türkçe konuşmayanlara 10 liradan 50 liraya kadar ceza var)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

22 Temmuz 1922

Büyük Millet Sözde Meclisi, Gizli Oturum Tutanağı

Irkçı-işgalci katil türk lider Mustafa Kemal Atatürk defalarca kürdlerden söz ederken, kürdlerin vatanı Kürdistan demektedir.
Hatta Kürdistan'ı bu sözlerle açıkça inkar etmeye çalışmıştır: 'Beyley ne Kürdistan'ı diyorsunuz? Kürdistan'In neresi olduğunu
biliyor musunuz? Kürdistan sadece Diyarbakır, Maraş, Elazığ ve Malatya'yadan müteşekkil değildir. Kürdistan dediğinizde
aslında Konya bozkırlarından tutun ta Niğde, Aksaray, Kırşehir ve Haymana'ya kadar Kürdistan'dır oralar'.

Örneğin aşağıda 1856 yılına ait bir salnamenin tablosunda görüldüğü gibi 1856-1866 yılları arasında Karaman Eyaleti'ne bağlı bir kazanın adı Kürtçü Aşireti'dir.
Bu kazanın sakinleri 10 aşiretten oluşan bir Kürd konfederasyonudur. Bu kazanın şimdiki adı İçel-Mersin'dir. Yaptıkları gırsızlık saymakla bitmez.Doğu Yunanistan (Anatolia) sınırına kadar Kürdistandır. Türkiye denilen ülke yapma ve sunidir. Batı'nın icadıdır. Hatta almanya 'Türkiye' ismini icat etmiştir: Turkei.

Niğde-Kırşehir-Haymana-Konya Kürdleri.. 1910-1920. Resim: İsveç Etnografya Müzesi Arşivi

Kıyafetler Ege Bölgesi'ndeki yörüklerin kıyafetleriyle benzerlik taşıyor. İstilacı vatansız göçebe türkler Orta Asya steplerinden bölgemize gelmeden çok önceleri
kürdlerin, yörüklerin ve yunanlıların etnik ve etimolojik ortak bir tarihleri söz konusudur. Bu konuda Ali Şeriati'nin tarih çalışmalarına bakılabilir. Bilindiği gibi, türklerin atası
Atatürk'ün de itiraf ettiği gibi, Kürdistan ta Maraş ve Dersim'e kadar değil, Kürdistan Konya bozkırlarından ta Haymana'ya kadar olan büyük coğrafya'yı da içeriyor..

1885, Amasya Şehri

Amasya Osmanlılardan önce bağımsız bir Kürd emirliğiydi.
(İstilacı türkler gelmeden önce kürdler ve yunanlılar sınırdaş idi.


Düşünün Kürdistan ülkesinin sınırları Kuzey'de neredeyse Karadenize varıyor. Karzadeniz yakınlarından ta Kürdistan'ın en Güney noktasını oluşturan Basra Körfezi'ndeki İlam ve Bahtiyari eyaletlerine kadar oldukça dev bir coğrafik satha yayılıdır. Doğu'da Urmiye gölünden ta Batı Anadolu'daki Kayseri, Aksaray, Niğde, Kırşehir ve Konya'ya kadar Kürdistan'dır.

Kürdlerin kolay kolay bir ulusal birlik sağlayamamalarının ideolojik-dini nedenlerinden başka, önlerindeki bir diğer engel de tarihten beri süregelen başka bir faktöre dayanmaktadır: Kürdistan ülkesinin, Ortadoğu'daki bütün eski ve yeni yapma uluslara nazaran çok daha büyük ve çok daha geniş bir ülke olması ve buna bağlı olarakta kürd nüfusunun çok büyük bir nüfus olmasından dolayıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Schafskopf, Sermêşin, fårskallar, sheepheads, koyunkafalılar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fascist Turks - Grey Woolfs

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 





FARS veya FARIS kelimesinin kökeni:


Eski kürdler dilencilere: SORU SORAN = PARSEK (yani SORUCU) derlerdi. Yani bir parça ekmek, biraz yiyecek verilmesi için soru soran, dilenen kişi anlamındadır. Hatta bugün bile bu söz kurmanci lehçesinde olduğu gibi kullanılmaktadır: PARSEK [sorucu] = dilenci.
Güney lehçesinde (sorani) de SUALKER olarak kullanılmaktadır.
PIRS/PARS kürdçe'de SORU demektir. Güney lehçesinde kullanılan bu sözcükte; PARS yerine arapçadaki 'sual' kelimesi geçmiştir. Aradaki tek fark budur, çünkü her iki kelimenin de lügat anlamı SORUCU/SORU SORAN demektir.
Tarihi Kürdistan'da yerleşik olmayan, dilenen bir kavim vardı, eski kürdler bu kavime PARS(EK) > PARS ve giderek te > FARS dediler.
- İşte o şahinşah (şahların şahı) ve taht (saltanat) sahibi olmuş koca DİLENCİ kavimin o şanlı adının anlamı: PARSEK: dilenci demektir ve kavimlerinin isim babası da eski kürdlerdir.


Daha fazla bilgi için PART-KURD bölümüne bakınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Proto-Kürdlerin "esmer" olmadığını ve açık tenli renkli gözlü olduklarını savunanlar arasında alman antropolog Friedrich Karl Günther (1891-1968) de var.
Günther Sakaların Aryanî olduğunu savunurken, Kürdlerin Saka kabilesi olduğunu söylemiştir. Kendisi Aryan teorisyenidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SÜMER'LERDEN KOPYALANAN YATRATILIŞ HİKAYESİ

Sümer kavminin, insanın yaratılışı ile ilgili Yahudi, Hristiyan ve İslam din ve inançlarının bu konudaki temeli olduğunu biliyor muydunuz?
Sümer yazıtları, insanın kilden yaratıldığını gösteriyor.


Not: Tek tanrılı yorumcular, Sümer dinlerinin fikirlerini yaratılışın başlangıcından beri ortaya çıkan tek tanrılı dinlerden ödünç aldığını göstermişlerdir.
Doğu yorumcularına gelince, tam tersine inanıyorlar

Bakınız:
Sümer Mitleri Kitabı
Samuel Noah Kramer / sayfa 114

 

 

 

 

 

 

 

MÜSLÜMANLIĞIN TANRI TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ/GELMİŞ YUTTURMACASI

SÜMERİ ve MISIR'I KOPYALAMIŞLAR VE BUNA HARAMET/KUTSALLIK MASKESİ GEÇİRMİŞLER

Müslümanların namaz kılma ritüelleri eski Mezopotamya ve Mısır dini ritüellerinin KOPYASIDIR.

Antik Mısır’da, müslümanların namaz hareketlerinin bire bir örneğini görüyoruz...
Namazın tarihçesi yada hareketleri çok eskiye dayanıyor başka yoruma gerek yok

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üstte: TANRI ANU'YA İBADET EDEN SÜMER RAHİBİ
Altta: Kaunake olarak bilinen tepeli bir yün giysi ile ibadet ediyor.
Mezopotamya Ur kenti 2400, M.Ö.
Kaymaktaşı ve kabuk.

Çok tanıdık bir ibadet şekli geldi mi size?
Evet bildiğiniz namaz.

Louvre-Lens, Fransa. Fotoğraflar 2019.

 

 

 

 

 

 

 

Dua ritüeli..
Sümer Hava Tanrısı Enlil ve onun karısı
Hava Tanrıçasının Ninlil Sin adında Ay Tanrısı oğulları vardı.


Mezopotamya’ da Sümerler’ den sonra Akad, Asur ve Babil imparatorluklarında da yer aldı.
En tanınan Sin tapınakları ise Ur ve Harran şehirlerindeydi.

Ellerini dua ederken açar, ay tanrısı Sin'in ışığını avuçlarına doldurup yüzlerine sürerlerdi. Mekkede bu tanrının ismi “El-ilah” (“ellah ” Arapça ’da tanrı demek, “El” ise en güçlü anlamında).
İslamiyet’ten önce Araplar Ay Tanrısı Sin‘in üç kızı olduğuna inanırlardı. Bunların isimleri Al-Lât, Al-Uzza ve Manat...

Sümer dönemimde kalma Bronz heykel
Bu bronz Tanrı ANU'YA ibadet halinde.
İşin ilginç tarafı ise aynı haremetin islam dininde namaza başlarken yapılan Kamet gibi olması ile aynı..

 

 

 

Dêlindêza (rîtuela) Niyazê


Xwedayê hewayê a somerian Enlil û jina wî Hewa xwedî kurekî bi navê Ninlil Sîn bû ku ew xwedayê Heyvê bû.

Piştî Sumeriyan ew li nik akadiyan, asuriyan û babîliyan jî xweda bû.
Perestgehên herî naskirî yên wan li bajarên Ur û Harranê bûn.

Gava ew niyazê (dua) dikirin, destên xwe vedikirin û ronahiya heyvê dikirin nav destê xwe û li rûyê xwe didan. Li Bekkeyê (Mekke) jî navê vê xudayê "Elllah e" ("Xweda Xwedê ye" tê wateya Yezdan e anku wateya hêzdariyê dide. ''el'' anku herî bi hêz).
Berî îslamê, ereb bawer dikirin ku Xwedayê Heywe sê keçên xwe hene. Navê wan Al-Lât, Al-Uzza û Manat in. 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gayfri müslüm çocukları - müslüman çocukları.. Düşün!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu vatansız ve soysuzlar yalanla-dolanla kürdlerin ülkesinin tapusunu kendi adlarına geçireceklerini zannediyorlar. Adam vatansız oldu mu, osysuzdur da. Medeniyetin başlangıcından beri yeri ve adları olan kürd yerleşim birimlerinin adlarını değiştirdiler ve hatta bütün insanlığa, medeniyete tecavüz ederek ta medeniyetin başından beri kurulmuş bu körd yerleşim merkezlereini yıkarak, yakarak yerlebir ettiler. Amaçları da buraları kendilerinin yapmaktır. Ama bu hayalleri hep kursaklarında kalıyor. Çünkü kürdler steplerdeb gelmiş birkaç vatansız ve soysuzların karşısında yıkılmayacak kadar köklü, sağlam ve muazzam dil, kültür ve tarih sahibi ASİLZADE bir millettir. Mişko'nun (Ahmet Davutoğlu) da kürdlüğü tutmuş görünüyor. Aferin. Bakın nasıl da kendine geliyorlar yavaş yavaş bu beyinleri türklükle zedelenmiş kürdler. Tek tek geri dönüyorlar. Anadolu'da türk mü var sanki? Asya bozkırlarından gelenlerden çoktan eser kalmadı. Şimdikiler türklerin HEPSİ de DEVŞİRMEdir. Ya kürdtür, ya yunan, ya ermeni, ya, arap yada başka biri.. Tek bir türk kalmadı ve YOK. Bu soysuz-sopsuz devşirmelerdir bugün kendine türküm diyen, türkten çok türk, kraldan çok kralcı başıbozuk devşirmeler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANTI-SEMITISM IN TURKEY

THREE GREAT ENEMIES OF JEWS:

1- TURK SULTAN ABDULHAMID
2- TURKISH INTELLIGENS SERVICE HEAD: C.R.A
3- ADOLF HITLER


The Turkish magazine called "Fedai" published 1963-1970 in İzmir 45th issue 1969:
"THE THREE GREAT ENEMY OF THE JEWS, HUMANITY IS GRATEFUL TO YOU!."

ÜÇ "BÜYÜK" YAHUDİ DÜŞMANI !

1963 - 1970 yılları arasında, Kemal Fedai Coşkuner tarafından İzmir'de yayınlanın "Fedai" dergisinin 1969 yılındaki 45. sayısının kapağında "TARİHİN KAYDETTİĞİ ÜÇ BÜYÜK YAHUDİ DÜŞMANI BEŞERİYET SİZE MİNNETARDIR!.." manşetiyle üç kişinin resmi basılmış:

- (Cennet Mekân) ABDÜLHAMİD HAN
- (Cennet Mekân) CEVAT RİFAT ATILHAN
- ve ADOLF HİTLER !..

Öyle ki milyonlarca Yahudiyi toplama kampları ve gaz odalarında katlettiren Hitler bile 3. sırada gösterilmiş ve hiyerarşi olarak onlardan biraz daha altta sıralanmış. Ve tabi ilk ikisi kesin Cennetlikken, Hitler'i "Allah bilir!" diye bir şey yazmamışlar!

Hitler ve Sultan II. Abdülhamid az çok tanınıyor, peki bu üç büyük Yahudi düşmanından Hitler'den bile önde gelen CEVAT RİFAT ATİLHAN kimdir, neyin nesidir?

İşte bu sorunun cevabı "1934 TRAKYA OLAYLARI"nda duruyor.

Türk resmi tarihi bir şeye "OLAYLARI" adını veriyorsa; bilin ki orada kendi işledikleri birçok haltı gizliyorlardır; ya katliamdır, ya soykırımdır, ya provokasyondur...

- 1915 OLAYLARI
- 6-7 EYLÜL OLAYLARI
- MARAŞ OLAYLARI vd...

İşte 1934 Trakya da böylesi "OLAY"lardandır. Hem de Türkiye'de her zaman "mutlu azınlık!", "perde arkasındaki güç" vb. olarak lanse edilip, nefret skalasının üst sırasına oturtulan YAHUDİ toplumuna yönelik "OLAY"lar!

Bilimsel, sosyolojik, hukuksal gerçek tanımıyla söylersek; 1934 TRAKYA POGROMLARI...

Hem de o hayranlarınca "modern, hümanist, azınlık haklarına saygılı", İslamcı muarızları tarafından ise "gizli Yahudi", Masonik Sebatay tarikatına mensup" diye tanımlanan GAZİ KAMAL (O zaman tam olarak böyle anılıyordu) hazretlerinin turp gibi sağlam olduğu bir tarihte... [Hani Atatürk, 1938 Dersim soykırımında hasta döşeğindeydi, zavallının hiçbir şeyden haberi yoktu ya!]

1934 yılında Trakya'da Yahudilere dönük provokasyon girişimleri sonucu 15 bine yakın Yahudi’nin evlerini terk ederek İstanbul’a kaçması unutulmaması gereken bir örnek oluşturuyor.

O tarihlere kadar sadece İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerde değil Trakya'da Çanakkale, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli gibi kentlerde kırsal alanda 30 bini aşkın Yahudi yaşamaktaydı. Özellikle süt ürünleri üretimi ve ticaretiyle / mandracılıkla geçinen bir kesimdi.

1933 Almanya'da Nazi Partisinin iktidara geldiği, anti-semitizmin bir devlet politikası olarak uygulanmaya başladığı bir yıldı. Pek çok Yahudi bilim insanı, akademisyen, sanatçı ülkelerini terk etmek zorunda kalıyordu. Türkiye de bu beyin göçünden oldukça yararlandı.

Yahudi düşmanlığının Almanya'da tavan yapması TC'nin asker-sivil bürokrasinindeki Almancı yapıyı da hareketlendirdi. Kurucu kadronun oluşturduğu dış dengeyi Almanya lehine değiştirmek için kolları sıvadılar.

TC'nin o yıllardaki Yahudilere yönelik iki yüzlü tutumunu anlamlandırmak için bürokrasi deki bu yapıya dikkat çekmek yerinde olur.

Trakya'da Yahudilere dönük bir kampanyayı örgütleyen, öncülük eden kişi işte bu CEVAT RİFAT ATILHAN'dır. 1.Paylaşım Savaşında, Alman silah arkadaşlığıyla yürümüş bir TEŞKİLAT-I MAHSUSA elemanı, 1919-22 döneminde Cephe komutanlığı yapmış eski bir subaydır.

Cevat Rifat, tüm yaşamını neredeyse Yahudi düşmanlığına adamış bir fanatikti. İzmir'de çıkardığı Anadolu dergisi ve yazdığı anti-semit kitaplar hükumetin de canını sıkınca dergisi kapatılmıştı.

Bunun üzerine Cevat Rifat, Nazi Almanyası'na giderek Julius Streicher'in yanında siyasi eğitim gördü. "Kim bu STREİCHER?" derseniz tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş misali Alman Nazi Partisi (NASDAP)'ın resmi yayın organı olup anti-semit propaganda ve provokasyonların çığırtkanlığını yürütmüş olan 500 bin tirajlı ünlü "DER STURMER" dergisinin yönetmenidir.

Cevat Rifat burada kendisini uluslarası anti-semitik hareketin Türkiye'deki örgütleyicisi olarak konumlandırdı. Almanya yeniden doğuyordu; 1. Dünya savaşında toprağa gömülmüş olan Alman-Osmanlı ittifakı anti-semit ve(ve onun bir ürünü olarak gördükleri) anti-komünist ilke üzerinden yeniden büyük bir güç haline gelebilirdi.

Stürmer'ciler de Cevat Rifat'a büyük bir misyon yüklemişlerdi, onda çeviri yazılar ve söyleşiler de yayınladılar. Cevat Rifat, İstanbul'a döndüğünde Stürmer'de yayınlanmış bir çok yazının çevrisi, klişeler, görsel malzemeler ve tabii ki provokasyon ve propaganda yöntemlerini de yüklenerek gelmişti.

İşte bu sevkle İstanbul'a döndüğünde MİLLİ İNKİLAP DERGİSİ'ni çıkarmaya başladı. Dergi Nihal ATSIZ gibi dönemin tanınmış pek çok PAN-TÜRKÇÜ isimlerini de bünyesinde toplamıştı.

Milli İnkılap, sistemli olarak bir anti-semit kampanya yürüttü; Yahudilere ait iş yerlerini,kişileri, kurumları hedef göstermek; Yahudilerin dünyadaki her türlü kötülük ve fesadın nedeni oldukları, sömürücü sermaye güçleri, Türklüğün düşmanı oldukları, komünizmi dünyanın başına Yahudilerin sardığı vs. propagandaları her gün işlenen konulardı.

Ülke genelindeki bu yayın faaliyetinin Trakya'da fiili biçimler almasında Teşkilat-ı Mahsusacı örgütlenmenin izlerini görmek mümkündür. Hedef Yahudilerin çalıştırdıkları çeşitli mandıralar, fabrikalar ve besi çiftliklerine el koyarak onları TÜRKLEŞTİRMEK'tı. Bu hedef aynı zamanda Nazilerin "Avrupa'yı Yahudilerden arındırma" prensibine de denk düştüğüne dikkat çekmek yerinde olur.

İstanbul'daki Yahudi cemaati giderek artan taciz ve saldırılardan dolayı vilayete şikayette bulunduysa da haliyle "teskin ve teselli" sözleri dışında bir sonuç çıkmadı.

Kaynatılan tencere 21 Haziran 1934'de taştı. ÇANAKKALE'de Yahudi iş yerlerine karşı başlatılan BOYKOT çağrısı, giderek fili saldırılara, yağmaya evrildi. Yahudiler dövüldü, tartaklandı, gasplara uğradılar; ırzına geçilenler oldu. Yahudiler vilayete ve CHP binasına sığınarak yardım istediler. Birkaç gün durulma olduysa da polis koruması kaldırıldı ve saldırılar daha büyük bir şiddetle yeniden başladı. Yahudilerin şehri terk etmeleri için açık çağrı ve bildiriler dağıtıldı. Bunun üzerine 24 Haziran'da Çanakkale'deki 2 bin civarındaki Yahudi her şeylerini bırakarak can havliyle İstanbul'a doğru kaçmaya başladılar.

"Hiçbir şeyden haberi olmayan" Atatürk'ün pek değer verdiği konuğu İran Şahı Rıza PEHLEVİ ile birlikte tüm devlet erkanı ile birlikte TAM BİR GÜN SONRA, 25 Haziran 1934 günü ÇANAKKALE'yi ziyaret etmesine ne demeli? Ziyaret günler öncesi belliyken hangi Mülki amir sorumlu olduğu kentte "kontrol dışı" olaylara meydan verir ki!

Paşının şatafatlı konvoyu Çanakkale içinde gövde gösterisi yaparken kalabalığın içinde insanlar kendisiyle tokalaşmak veya ricada bulunmak için yarışmaktadır. İçlerinden birisi can havliyle kendi Atatürk'ün önüne atar. Paşa, yanındaki konuğuna da "devletlü Padişah" edasıyla, kulunun kendisine ricada bulunmasına fırsat verir. Umuyordur ki bu vatandaş her zamanki gibi "Hayır dua etsin!" kendisine.

Fakat o ne! Yerlere kapanan adam;

"Paşam, Paşam! Allah rızası için yardım! Bizi şehrimizden kovuyorlar. Nereye gideceğiz? He yapacağız. Aman tanrım!" diye yalvarmaya başlamıştır.

Paşa, durumu hemen anladı ve alaycı bir dille sordu:
- Sen Kimsin?
- Paşa Hazretleri! Ben Çanakkale Musevilerinden Avram Palto!
- Seni kim kovuyor? Hükümet mi? Kanunlar mı? Polis mi, Jandarma mı? Devam et, söyle bana! ”
- Hayır Paşa hazretleri, bizi halk kovuyor!
Atatürk tekrar gülerek şöyle der:
- Eh, halk ise yapacak bir şey yok! Halk isterse bizi de kovar...
Arabasına binerek uzaklaşır.

Artık böyle bir kentte kim Yahudileri koruyabilirdi ki gerçekten!

Çanakkale'de sağlanan başarı diğer vilayetlerdeki saldırıları da cesaretlendirdi. 3 Temmuz 1934 gecesi KIRKLARELİ'de girişilen saldırılar çok daha cüretkar ve acımasızdı. Yahudilerin evleri harabeye çevrildi (65 ev) eşyaları talan edildi, insanlar ölesiye dövüldü, çoğu kadın ve kız tecavüze uğradı. Kendilerini imdat çığlığını duyacak hiçbi resmi yetkili nedense o gece "yok" olmuştu.

Ertesi sabah da Kırklareli'li Yahudiler can havliyle bulabildikleri her vasıta ile İstanbul yollarına düştüler.

3 Temmuz gecesi Uzunköprü'de de Yahudilere saldırılar olmuştu. Yardım için kaymakamlığın önüne toplaşan Yahudilere yetkililer "hükümet gitmenizi istiyor" diye beyanatta bulunuyordu. Çaresiz kalan Uzunköprülü Yahudiler de evlerini ve iş yerlerini bırakarak kaçmaya başladılar.

Kaçışların bir kısmı da Yahudi toplumun en çok nüfusa sahip olduğu Edirne'ye idi. Edirne'de o ana kadar fiziki saldırı olmamıştı fakat hava çok gergindi ve Kırklareli'den sığınan Yahudiler korkunç şeyler anlatıyorlardı. Aynı gece Silivri, Babaeski, Çorlu ve Lapseki ilçelerinde de çeşitli saldırılar olmuştu. 4 Temmuz sabahı Yahudi esnafı rutin olarak her gün gittikleri kesimhanelere alınmadı. Bu durum kentteki paniği artırdı. Edirne Yahudileri de evlerini barklarını bırakıp kaçmaya başladılar. Sahipsiz kalan ev ve iş yerleri kısa sürede yağmalandı...

Sonuçta Trakya bölgesinde yaşayan 15 bin kadar Yahudi İstanbul'a sığınmak zorunda kaldı. Neden sonra ancak saldırıların 4. gününde Ankara müdahale etti.

Başbakan İsmet İnönü, 5 Temmuz 1934 günü TBMM'de yaptığı konuşmada "Türkler asla antisemit olmamışlardır, antisemitizm zaman zaman dışarıdan sızmaktadır. Bugünkü. olaylar da dışarıdan esinlenmiştir" diyerek, sorumluların koğuşturulacağı, herkesin yasaların teminatı altında olduğunu, evlerini terk edenlerin dönebileceklerini bildirdi.

İçişleri Bakanı ŞÜKRÜ KAYA [Ki kendileri İttihad-Terakki yönetiminin 1915'de Ermenileri Tehcirden sorumlu Müdürüydü] Bölgeyi teftişe çıktı. [Tehcir işlerinden anladığı ve sonuçta kendi başlarının altından çıkan bir iş için iyi teftiş"] Sıkıyönetim ilan edildi. Askerler kentlere indi. "Sükunet sağlandı" [Şimdi artık devlete şükür etme zamanı!]

Bazı soruşturmalar açıldı. Yağma ve çapuldan sorumlu görülen Bulgar ve Çingene bazı insanlar tutuklandı.

O tarihlerde basında çıkan yazılar "olayları" kınamakla beraber, Türkiye'de asla anti-semitizm olmayacağını yazarken, bazıları da olayların çok büyük çaplı olmadığını, Yahudilerin Avrupa'daki olayların da etkisiyle "ÇOK ÇABUK KORKUP KAÇTIKLARINI!" yazıyorlardı.

Ardından bazıları da bunca yüzyıldan sonra artık Yahudilerin "TÜRK KÜLTÜRÜ İÇİNDE ERİMELERİ" gerektiğini, gelenek ve dillerini muhafaza etmelerinin onları düşmanlaştırmayı kolaylaştırdığı nasihatlarında bulunuyorlardı.

İlginç olan husus 1934 Trakya pogromunun cemaat içinde "fazla büyütülmeme" eğilimidir. Avrupa'da yaşanmakta olan tehlikeye bakınca Türkiye'de yaşananlar belki de görece "küçük" gelmiş olabilir. Bir de tıpkı 1938 Dersim Jenosidi meselesinde olduğu gibi Atatürk'ün bu olup bitenlerden haberdar olmadığı, hepsinin İsmet Paşa'nın başının altından çıktığı, Mustafa Kemal'in haberdar olduktan sonra olaylara müdahale ettiği inancının yaygın olmasıdır.

Oysa bunun ardından 1943 "Varlık Vergisi", "Aşkale'de Çalışma Kampları" gelmiştir. 1955'de 6-7 Eylül pogromları gelmiştir. Yani devletin bizzat üstlendiği ayrımcı politikaları, para-militer gruplar ya da Özel Örgütler eliyle yaptırdığı saldırılar birbirini amaçta ve sonuçta ortak bir hedefe yönelir. O da Türk ulus devletinin etnik tabanını zorla tahkim etme çabasıdır. Yahudi toplumu da kaynatılan bu kazanın dışında kalmamıştır.

6-7 Eylül'ün "Özel Harp Örgütlemesi" olduğu artık kesinleşmiş bir olgu. Orada da saldırıların can almaya değil, korkutup kaçırmaya, mal mülklerine el koymaya odaklı olarak planlandığı belli olmuştur.

TRAKYA "OLAYLARI"NIN hükümet dışı ve ona rağmen geliştiği çok söylenilmiştir. Zaten Teşkilat-ı Mahsusacı, Özel Harpçı tüm operasyonlar, devletin resmi olarak yapmayı üstlenemeyeceği SUÇLAR'ı üstlenir. Bunlar Osmanlı'yı da 700 yıl böyle yönettiler. Bir eliyle hırpalayıp öbür eliyle sararak kendine bağlı kılmak.. Şimdi bilinen haliyle "iyi polis, kötü polis" meselesi gibi...

Trakya'nın Yahudi nüfustan "arındırılması" TC'nin stratejik hedeflerinden ayrı değildi. Hem sermayenin, ticaretin, mülklerin TÜRKLEŞTİRİLMESİ, hem de özellikle kırsal alanların HOMOJENLEŞTİRİLMESİ buna uygunluk gösterir.

Örneğin Trakya saldırılarının örgütleyici ve kışkırtıcısı olduğu apaçık olan Cevat Rifat'a o dönem hiç dokunulmamıştır. Hatta savaşın başlamasıyla orduda muvazzaf subay olarak göreve başlamıştır. [Ne de olsa eski Komutan!] 1942 yılında hükümete karşı Alman yanlısı bir darbe girişimi içinde olduğu iddiasıyla tutuklanmış, 11 Ay tutuklu kalmış, ancak Mareşal Fevzi Çakmak'ın kendisini korumasıyla serbest bırakılmıştır.

Türk hükumetinin 2.Paylaşım Savaşında güttüğü DENGE politikası açısından da uygundur. Bir yandan gösterişli himayelerle İngiliz-ABD mihverine, bir yandan Yahudilere aba altından sopa göstererek Almanya'ya uygun mesajlar verilmekte; asıl olarak da kendi önüne koyduğu asimilasyoncu, bastırmacı MİLLİ POLİTİKASINI hayata geçirme..

Nitekim aynı tarihte Kürtler için çıkarılan 1934 "MECBURİ İSKÂN YASASI"nın bu sürece denk gelmesi tesadüfi değildir; devletin Trakya'da ve Kürdistan'da uyguladığı aynı TÜRKLEŞTİRME politikasının ürünleridir.

İşte sağcı, Türkçü, islamcı bir derginin yıllar sonra kapağında 3 BÜYÜK YAHUDİ DÜŞMANI olarak övünçle lanse ettiği eski TEŞKİLAT-I MAHSUSA'cı CEVAT RIFAT ATILHAN'ın neden böyle bir ünvanı hak ettiğinin kısa hikayesi.

Recep Maraşlı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NİÇİN  HIRVATLAR  KÖKLERİNİ KÜRD VE KÜRDİSTAN’A  BAĞLIYORLAR?

Dr. M. Rac ve Dr. S. Budimir; “Hırvatlar tipolojik olarak Slav halklarına benzemiyorlar. Daha çok kürd ve ermenilere benzemekteler.”
(Hırvatlar’ın Antropolojisi Çalışması)

Prof. Dr. B. Gusic; ”Hırvat kabilelerinin isimleri Aryeni bir halk olan kassitlerle aynıdır.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mehmet Göktaş'ın 'kürtçülük'.konuşması

 

 

 

 

 

 

SADABAT PAKTI – 8 Temmuz 1937


Osman AYDIN


Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937 günü Tahran'da Sadabat Sarayı'nda dörtlü saldırmazlık paktı olarak imzalanan Sadabat Paktı, Ortadoğu coğrafyasının siyasi literatüründe önemli bir yeri vardır ve bu anlaşma temelde Kürtleri ilgilendiren ilk çok taraflı devletlerarası bir anlaşmadır.
Anlaşmanın tarafı olan devletler, Türkiye Cumhuriyeti, İran Şehinşahlığı, Irak Krallığı ve Afganistan Kırallığı’dır.
Görüşmeler başlangıçta üçlü başlamış ancak SSCB’nin önermesiyle Afganistan’da katılarak imzacı devlet olmuştur.
Bu anlaşmanın kabulü ile ilgili son oturuma İran Şahinşahı Rıza Şah, Afganistan Kralı Muhammed Zahir Şah, Irak Kralı 2. Faysal, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal katılmışlar ve anlaşma bu devletlerin Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmıştır.
Sadabat Paktı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 14 Ocak 1938 tarihli birleşiminde oylamaya katılan 254 milletvekilin tamamının oylarıyla kabul edilmiş, antlaşmaya taraf olan diğer devletlerin yetkili kurumlarının onaylamasıyla 25 Haziran 1938 günü yürürlüğe girmiştir.
Sadabat Paktı 1979'da İran'daki İslamî rejim, paktı feshettiğini imâ edene kadar hukukî varlığını sürdürmüştür. Ancak bu paktın hukuken son bulmasından evvel kurulmuş olan Bağdat Paktı ve CENTO aynı işlevi ve amacı sürdürmüştür.
Sınırların değişmezliği ve devletlerin birbirlerinin içişlerine karışmaması esasına dayanan bu paktın, aslında Kürtlere karşı kurulduğu ve bu hususun on maddelik anlaşmanın 7. maddesinde yer aldığı görülmektedir.
"Madde 7: Yüksek âkidlerden her biri, kendi hudutları içinde, yüksek âkidlerden diğer birinin müesses müessesatını devirmeyi veyahut bu diğer devletin topraklarında nizam ve emniyete zarar vermeyi istihdaf eden silahlı çetelerin birlik ve teşekküllerinin kurulmasına mani olmayı taahhüt eder."
Bu madde, birbirlerinin bağımsızlıklarına, egemenliklerine, toprak bütünlüklerine saygı göstermeyi taahhüt etmiş olan ülkelerin, içlerinden birini hedef alan yıkıcı / bölücü örgüt faaliyetlerini de engellemeyi öngörmesi, bölgede Kürtlere karşı bir devletler ittifakının oluştuğunu göstermektedir.

 

 

 

 

 

RESPECT AND ACCEPT ISRAEL'S SOVEREIGNTY
IN IT'S OWN HISTORICAL COUNTRY

FREE THE PALESTINIANS FROM HAMAS!
Check if TURKEY & IRAN are after these HEAVY weapon supports to HAMAS or not?
You will surely find something there !!

 

 

 

 

 

 

 

 

HA VACA VACA


Kürdçe'nin zazaca lehçesinde söylenen çok güzel bir özdeyiş vardır: 'Ha vaca vaca, herê mi ra vaca'!
Yani ne kadar anlatırsan beyhude, eşeğe söylemek gibi bir şey.

Bizim kafası kalıp ve klişelerle dolu birtakım kürdlerin de vaziyeti aynı budur.
Tutturmuşlar 'işgalcimizi, sömürgecimizi ve katilimizi mücadelesiz bir şekilde ikna edeceğiz' diye gece gündüz bu rüyayı sayıklıyorlar.
Ama bilip, kavrayıp anlamıyorlar ki bu kasap son derece beyni özürlü bir bir kasaptır. Ya öldüreceğim ya öldüreceğim diye
sayıklıyor gece gündüz. Kürdü bitirmeyle ancak Kürdistan'ın tapusunun kendisni olacağını düşünüyor.
Çünkü oturduğu yer, kürdün hayat alanıdır. Gasp etmiş ve geri vermek istemiyor doğal olarak.

Bizim af buyurun merkep kafalı bazı kürdler de, bu gözü dönmüş gaspçıyı mücadelesiz ikna etme yolu gibi
son derece miskin bir yolda yüyümeyi seçmişler. Yani herzaman böyle gaspçının ağzındaki kolay lokma oluyorlar.
İşgalci türkle ve türklerle ilgili olan herşeyle BÜTÜN bağları koparmadıkça, kürd halkının bütün enerji ve umutlarını tüketiyorsunuz
demektir bu yaptığınız. Bu sakat yolu önünüze koyduğunuz için her ne kadar haklı bir dava sahibi olursak olalım,
kürd halkının ezici çoğunluğunu tecavüz devleti'nin saflarına itmenin temel nedeni işte bu sakat mücadele model ve anlayışınızdır.
Daha fazla yazıp kimsenin sinirlerini bozmak istemiyorum. Bu iş böyle gitmez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IRKÇI-İŞGALCİ TÜRKLÜK DEVLETİ'NİN
KÜRD DİLİNİ YASAKLAYAN KANUNU

 

'Düşüncelerin açıklanması ve yayınlanmasında kullanılayacak diller
MADDE 2: Türk devleti tarafından tanınmış bulunan devletlerin birinci resmi dilleri dışındaki herhangi bir dille
düşüncelerin açıklanması, yayılması ve yayınlanması yasaktır'. 19.10.1963

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dalkurd Kurdish Football Club 2004 - Sweden

 

 

 

 

 

 

Dr Jawad Mella & Muammer Kaddafi & Ala Kurd

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürtler ve İslam Savaşları

“Hz. Ömer, Huzeyfe b. el- Yemânî’yi Azerbaycan’a vali olarak tayin etti. Huzeyfe yola çıktı ve Azerbaycan’ın merkez Şehri olan Erdebil’e geldi. Burada Şehrin merzubanı oturur ve bölgenin vergileri ona gönderilirdi.”
* Şehrin yönetimi Kürtlerdedir.
“Merzuban, Bâcervan, Meymez, en-Nerir, Serat, eş- giz, el- Meyaniç halkı ve başkalarından müteşekkil savaşçıları ona karşı topladı.
Müslümanlar günlerce çok şiddetli bir şekilde savaştılar.
Huzeyfe b. el- Yemânî tarafından Azerbaycan’ın merkezi Erdebil şehri fethedildi.”
“Kürtler büyük bir güçle tekrar saldırı yapınca, iki taraf arasında antlaşma yapıldı.
Azerbaycan halkı adına, sekiz miskal ağırlığında sekiz yüz bin dirhem vergi ödenmesi; onlardan kimsenin öldürülmemesi, esir alınmaması konusunda anlaşıldı.”
“Ateşgede mabetlerinin yıkılmaması, Belâsecan, Sebelan ve Sâtervedan Kürtlerine dokunulmaması, bilhassa eş-Şiz halkının bayramlarında oynamalarına ve ortaya çıkartmakta oldukları şeyleri göstermelerine mani olunmaması şartıyla Huzeyfe ile anlaştı.”

* Ateşgede, Zerdüşt tapınağı.
el- Belâzuri, Fütûh’ul- Buldân, s. 468

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Everyone who says Turkey is European country wants EU's detath, Sarkozy

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Osmanlı Seyyahı Evliya Çelebi 25 Mart 1611 dünyaya geldi.



“Diyar-i Kürdistan büyük bir memlekettir. Bir ucu Erzurum, diğer ucu Basra’ya varır. Kürdler cesur ve korkusuzlardır.”

Seyahatname'den

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSLAMO-FAŞİST TURK
Barbarlıkları - I, II, III, IV, V vs. vs. Devam Ediyor
_______________________________


-- Kürd köylüsünün 10 bin yıldır beslediği büyük baş hayvanlarının telefinden sonra şimdi de kürd çiftçisinin 10 bin yıllık tarım mesleği elinden tam alınıyor !! Amaç kürd toplumunun ekonomisini çökertmektir.

İşgalci-ilhakçı ve sömürgeci barbar türklük devleti tarafından Kürdistan'nın endemik fauna ve florasının tahribinin vardırıldığı en son durum ve bu alanda işgalcilerin Kürdistan'da meydana getirdikleri büyük hasar ve tahripkarlıkların geldiği en son aşamanın kısa tarihçesi.

2006 yılında 25 sonra ilk defa doğduğum ve büyüdüğüm aziz şehrim Diyarbekir'e gidebildim. Bu kadar uzun bir süreden sonra tekrar gördüğüm Kürdistan'da son 25 yıl içinde çok büyük değişiklikler olmuştu ve bu değişikliklerin neredeyse hepsi kürd toplumu için olumsuz ve zararlı değişimlerdi.

Şimdi de elektriği ve suyu kesilen Kuzey Kürdistan'lı çiftçi ve köylülerin trajik durumu gözler önündedir. Bu büyük dram aslında yüzyıllardır devam etmekte olan türk işgal ve sömürgeciliğinin kürd halkını planlı bir şekilde sindirip yok etme girişimlerinin vardığı en son aşamalardan biridir. Bu büyük planlı sindirim ve yok etme girişimi işgalci-katil türklük devleti'nin 1990'larda Kuzey Kürdistan'da kırsal yaşama son verme hamlelerinin bir devamıdır.

Ta medeniyetin kurulduğu neolitik (cilalı taş devri) döneminden beri kürdler üretken bir halktır. Kürdler medeniyeti doğuran tarım ve hayvancılık sanatının atasıdır. Bu gerçeklik tarihi-bilimsel ve arkeolojik bilim tarafından ispat edilmiştir. Bu hakikatin günümüze yansıyan en bariz belirtilerinden biri de kürdlerin hala aynı tarihi mesleki ve zanaatkarlık alanında üretici bir halk olmasıdır. Binyıllardan beridir bu değişmemiştir ta ki Orta Asya steplerinden beslenme geleneği tıpkı step çakalları gibi avlamak, toplamak ve yağmalamak olan hiç ÜRETMEMİŞ bir gurup istilacının Kürdistan'a gelip yerleşmesine kadar da kürd halkının bu üretkenliği kesintisiz bir şekilde devam edegelmiştir.

En az on bin yıllık tarihi olan kürd köylerinin islamo-faşist türk ordusu tarafından yalan 'terör' bahanesiyle yakılıp yıkılıp boşaltılması döneminin başladığı 1990 yılına kadar sadece Kuzey Kürdistan'ın Kars, Ağrı, Erzerom, Erzîncan, Muş, Bitlis, Dersim ve Bingöl'ü de içine alan Serhad (dağ, sınır) mıntıkası ile Diyarbekir, Merdin, Urfa, Hekari, Sert gibi kürd hayvancılık sanatının yoğun olduğu Beri (ova) mıntıkalarının her birinde en az 25 milyon büyük baş hayvan mevcuttu. Yani asgari 50 milyon..

Beritan aşireti eski lideri Ali Yazıcı: ''Bizim beritanlıların 650 000 koyunu vardı, şimdi kala kala 30, 35 bin kaldı! Kim bunu yaptı sizce? Elbette ki devlet yaptı'' demişti 1999 yılında sömürge valisi Hayri Kozakçıoğlu ve türkçü-ırkçı Doğu Perinçek'in de katıldığı bir ATV programında..

Kürdistan'da hayvancılık yapan binlerce kürd aşireti vardır ve bunların herbirinin yüzbinlerce koyun ve sığırı vardı.

Daha önce sıkça de işaret edildiği gibi, yılda iki ve hatta üç defa mahsul verebilen ve medeniyetin en ilk ve en verimli ekim alanı olan Kürdistan'da kürdlerin icra ettiği dünyanın en eski mesleği olan Kürdistan tarım ve hayvancılık sektörü bilinçlice çökertiliyor işgalci türkler tarafından. Ve bütün dünya buna seyirci kalıyor. En başta da Türkiye'nin sahibi Avrupa buna seyirci kalıyor.

Yukarıda bahsini ettiğim Diyarbekir seferimde, işgalci türk devleti'nin Kürdistan'da hayvan kesimi adı altında uyguladığı büyük hayvan katliamı ile ilgili bana ulaştırılan sahih verileri aşağıya aktarıyorum. 2000 yılından ta 2006 yılına kadar olan rakamlar şöyledir. Rakamlara geçmeden önce şunu da belirtmeden geçmemek gerekir.

İşgalci türklük devleti kürdlerin koyun, kuzu dana ve sığır hayvanlarının etini ta Balkanlar'a kadar ihraç etmiştir. İstanbul, İzmir, Ankara gibi bugün türklerin yoğunlukta olduğu Doğu Yunanistan'a ait şehirlerde Kürdistan'ın kuzu, koyun ve dana eti en makbul hayvani ürün olarak büyük bir rağbet görüyor. Büyük bir kürd hayvan kesimi firmasının sahibi bana bu konuda o zaman ulaştırdığı şu doğru bilgileri burda sizinle paylaşıyorum. Bu hayvan kesim firması sahibinin bana ulaştırdığı bilgiler aynen şöyledir:

-- Diyarbakır Et ve Balık kurumu kombinazyonu tesisleri bizden tam 10 misli daha fazla hayvan kesiyor.

-- Elde ettiği etleri Ankara, İstanbul, İzmir ve hatta Balkanlar'a ihraç ediyor.

-- Çeşitli hile ve entrikalar uygulayarak, kürd hayvan sahiplerinin elinden hayvanlarını kokmuş balık fiyatına satın alıyor.

Şimdi gelelim katliamın boyutunu gösteren rakamlara:

-- İşgalci devletin Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Kombinasyon Tesisleri gibi Kürdistan'da kurulu bulunan 2 (iki) tane daha Et ve Balık Kurumu Kombinasyon Tesisleri, her biri HER GÜN (!!!) 10 BİN (!!!) büyük baş hayvan kesimi yapıyor. Diğerleri 10 binin altında kesim yapıyor. Ne yazık ki bu diğer iki hayvan kesimi tesisinin hangi şehirde olduklarını unutmuşum şimdi. Yani bu her 3 devlet kesim kuruluşu ayda 300 000 (!!!) koyun, kuzu, dana ve sığır kesiyor. Ve bu tam 10 yıl böyle devam ediyor. Her ay 300 000 hayvan Kuzey Kürdistan'da füzuli kesim yoluyla yok oluyor. Yani yılda 3 milyon 600 bin hayvan!

Bu rakama her ay ''KAÇAK'' kesilen 3 bin hayvan sayısı dahil değildir !!

Sonra 2010 yılına gelindiğinde kürd hayvan sahiplerinin elinde hayvan kalmamıştı. 10 yıl içinde işgalci devlet 10 bin yıllık kürdi doğal bir hazineyi tam kurutmuştu.

EN AZ 3 milyon 600 bin X 10 yani 36 milyon hayvan !!! İŞGALCİ TÜRK DEVLETİ 2000 ila 2010 YILLARI ARASINDA KÜRDİSTAN'DA EN AZ 36 MİLYON KOYUN VE SIĞIR TELEF ETTİ

Et fiyatları NEDEN 2010 yılında tavan yaptığının cevabı da işte buradadır. Artık kesecek hayvan kalmamıştı.

İslamo-faşist türklük devleti şimdi de 1990'larda başlattığı ve hala tam yok edemediği kürd tarım sektörünü çökertmekle tam hız faaliyettedir. Kürd üreticisini tam felç edecek tedbirler geliştirmiştir. Bu yoketme tedbirlerinin başlıcası elektrik kesintisi ve susuzluk ortamı yaratmak. Milyonlarca hektar ekim alanları böylece telef ediliyor. Kürd köylüsü şuan 10 bin yıldır görmediği ve yaşamadığı en büyük bir felaket ile yüzyüze gelmiştir.

Bugün dünyada kürdler için üç büyük baş musibet vardır:

1- İşgalci türk devleti
2- XAPO
3- ISIS


2. ve 3. numarayı yaratan ve kürde saldırtan da 1. numara kürd düşmanı türk devletidir.
Kürdler yatıp kalkıp bu her üç belanın nasıl defedilebileceği konusunda düşünmeli ve bir şeyler yapmalıdırlar.

11.07.2021

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



İşgalci, islamo-faşist türklük devleti'nin kürd yurtseverlerine yönelik yalan ve tasfiye belgelerinden biri.

Yado

 

 

 

 

 

 

 

NEFERTÎTÎ (Ya Rind Hat)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Kürdler çok sert karakterli insanlardır. Kanun ve nizam tanımazlar.

Persia büyük bir ülkedir ve burada sekiz krallık vardır. Kurdistan sekiz krallıktan biridir..."

Marco Polo (1254-1324)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Niye kürd liderlerin beyni bir kuşun beyni kadar yok?
HERŞEYDEN önce yuvanı (devletini) sağlama alman lazım bu gaddar dünyada.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cızlavet veya Cislavet diye bilinen, ancak aslında 1893'te İsveç'in Gislaved şehrinde iki yetim kardeş Wilhelm ve Carl Gislow tarafından kurulan
Gislaved Lastik Fabrikası A.Ş. ürünü lastikten yapılmış basit ayakkabılardı.Bu mamüller 1950'lerdan beri Kürdistan'da kullanılmaktaydı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bashar Al Criminal

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İsveçli doktor:
-- Hastalığın nedir?
-- Psikolojik.
-- Niye? Nasıl?
-- Bana birşey olacak diye sürekli endişeli ve hatta çok korkuyorum.
-- Hayatında hiç kötü bir muamele veya şiddete maruz kalmış mısın?
-- Evet hemde çok.
-- Hangi ülkeden İsveç'e geldin?
-- Türkiye'den.
-- Kürd müsün?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

''Bilim ve sanat uyuşamadığı ülkeyi terk eder.''

Doktor İbn Sina (Avicenna) zindandan kurtulduktan sonra Kakeweyhi Kürt Devleti Sultanı Devle Muhammed Dushmanziyar'ın (1008–1041) huzurunda...

1867 tarihli gravürden...

İslam ülkeleri bilimi hep araplaştırırlar, millileştirirler. Oysa bilim sınırsız ve evrenseldir.
Örneğin bilim insanlarını eserlerini araplık için, islam için vermeye zorlarlar aksi takdirde cezalandırırlar.
Sonra bütün müslüman olmayan halkların bilim ve kültüründen yararlanırlar, başkalarının bilim insanlarının
eserlerini araplarınmış gibi sunmaya çalışırlar. Oysa bilim üreten kavimler; yani ekin eken, hayvan ehlileştiren,
medeniyet kuran kültür ve kavimler tarafından yaratıldı. Toplayıcı, avcı ve yağmalayıcı kavimlerde bilim ve kültür YOKTU.
Kürd medeniyetinin dibine dinamit koydular ve medeniyetin ilk kavmi kürdleri bu tanınmaz hale getirdiler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NOBEL - POLITIK - ISLAMISM - TURKEY

EURO-ISLAM ÄR DÖDSFÖDD:

EUROPAS LIBERAL ISLAM PROJECT SKET SIG ORDENTLIGT

- Så är det om Vetenskapsakademien delar ut Nobelpris på politiska premisser och belönar människor som egentligen INTE är några vetenskapsmän.

EU trodde att man skulle vinna islamistiska Turkiet och därför gynnar man och favoriserar denna fascistiska skitstaten så här dramatiskt. Det förstår man varför. Turkiet är i själva verket en europeisk innovation. Men..

TURKEN, fascisten, nobelpristagaren i kemi (2015): AZIZ SANCAR gav sitt nobelpris till sin idol fascisten Erdogan..

 

 

 

 

''ERMENİ KATLİAMI = MADE IN TURKEY''

 

 

Taner Akçam'ın 'Ermeni Soykırımı’nın Kısa Bir Tarihi' kitabı yayımlandı. Akçam, “Yüzleşmeyi, suçlama vasıtası olarak görmemek gerekiyor. Devleti suçlayarak işin içinden kolayca çıkamayız" dedi.

20 Nisan 2021

FİLİZ GAZİ, GazeteDuvar

 

 

Ermeni Soykırımı'nın tüm veçheleri ile birlikte ele alınması Türkiye için hep netameli yaklaşılan bir konu oldu. Kaçınılmaz bir şekilde, bu topraklarda yaşayan hemen herkes için sert bir yüzleşmeye sebep olacak geçmiş bilgisi, reel politik hesaplara göre biçimlendirildi. Kuşkusuz bunda yüzlerce yıllık devlet ideolojisinin etkisi vardı.

Mustafa Kemal, Ermenilere yapılanlarla ilgili ne düşünüyordu? Geçmişten bugüne Müslümanlar, Hıristiyan topluluklara nasıl yaklaştılar? En nihayetinde komşu, tanıdık ahali nasıl öldürülebildi?

2008 yılından beri Clark Üniversitesi Tarih Bölümü Holokost ve Soykırım Çalıs¸maları Merkezi’nde çalıs¸malarını sürdüren Taner Akçam’la, Aras Yayınları tarafından yayımlanan son kitabı 'Ermeni Soykırımı’nın Kısa Bir Tarihi'ni konuştuk.

“Ermeni Soykırımı” tanımı genellikle 1915-1918 arasındaki katliamlar için kullanılır. Siz ise soykırımı sadece üç yıl süresince yaşanmış bir vaka olarak tanımlamanın doğru olmadığını söylüyorsunuz. Sizce ne zaman başlıyor?

Genellikle soykırım çalışmalarında “soykırımın bir süreç olarak kavranması” ile “bir olay olarak algılanması” arasındaki farka dikkat çekeriz. Birleşmiş Milletler 1948 Soykırım Sözleşmesi, “soykırımı” bir ceza hukuk maddesi olarak formüle eder ve tek bir olaya, bir ana ilişkin olarak kullanılır. Oysa soykırımlar, sosyal bir süreçtir. Zaten bu kavramı ilk bulan Polonyalı Yahudi avukat Raphael Lemkin soykırımların bir anlık olay değil, bir süreç olduğunu söyler. Dolayısıyla ben Türkiye’de konunun anlaşılabilmesi için Ermeni Soykırımı'nın süreç olarak kavranması gerektiğini öne sürdüm. Seçtiğim tarihler semboliktir. Ermeni Soykırımı’nı 1878 Berlin Antlaşması ile başlatıp 1923 Lozan Antlaşması’yla tamamlanmış bir süreç olarak kavramak gerekir. 1878 Berlin Anlaşması’nın 61. maddesine göre Ermeni meselesi uluslararası diplomasinin gündemine girmiştir.

‘ERMENİ DEVRİMCİ ÖRGÜTLERİ BUGÜNKÜ KÜRT HAREKETİNE BENZETEBİLİRSİNİZ’

1878 Berlin Anlaşması’nın 61. maddesi niçin önemli?

Bu maddeye göre büyük devletler Osmanlı hükümetinden Ermenilere yönelik saldırıların engellenmesi için tedbir alınmasını şart koşarlar. Osmanlı hükümetinin düzenli bir biçimde büyük devletlere rapor vermesi gerektiği söylenir.

Maddenin özelliği şu: 1878 yılının, Mart ayında yapılmış Ayastefanos Antlaşması’nın bir tekrarıdır. Orada “Ermenistan” kelimesi ilk defa uluslararası literatüre geçer. İkincisi, Ermeni sorunu, Berlin Anlaşması ile Osmanlı devleti ile onun Ermeni tebaası veya milleti arasındaki bir sorun olarak değil bölgedeki etnik ve din grupları arasındaki bir çatışma olarak tanımlanmıştır. Nitekim zaten bu anlaşmadan hemen sonra Ermeni devrimci örgütleri kurulmaya başlanır.

Burayı açar mısınız Taner Bey, “devrimci örgütleri” nasıl düşünelim?

Bugünkü Kürt hareketi ile kıyaslayabilirsiniz, gerilla eylemleri olan, dağlarda gerilla savaşları veren kişiler olarak düşünebilirsiniz. Bu savaşların ağırlıklı hedefi, Kürt feodal önderleri ve Ermenilere zulüm ve mezalim yapan Osmanlı yöneticileridir. Sonuçta tıpkı bu dönemde olduğu gibi eylemleri “terör” olarak adlandırıldı ve anarşiye sebep olan kişiler olarak görüldüler. Osmanlı hükümeti bu terörü bastırmak için bölgede askeri operasyonlar düzenledi ve sonuçta 80 bin ila 300 bin arasında degˆis¸en rakamların verildigˆi, 1894- 1897 Abdülhamit dönemi katliamları ile sonuçlandı.

‘KALICI GÜVENLİK YARATMA YÖNTEMİ İLE ERMENİLERE YAKLAŞILDI’

Soykırım hazırlığına girişilmesinin son virajında sıkışmış, taksim taksim bölüşülmesi hazırlanan bir ülkenin de olduğu anlaşılıyor. İnkârcıların en güçlü argümanlarından birisi de büyük devletlerin dışarıdan müdahalesi ve o zamanki şartlar içinde bunun zorunluluk olduğu fikri. Siz de “Tarihte hiçbir s¸ey zorunlu oldugˆu için yas¸anmadı ve olayların her safhasında daima farklı seçenekler mümkündü” diyorsunuz. Ne olmalıydı?

Çok basit… Ermenilerin tıpkı bugünkü Kürtlerde olduğu gibi birtakım haklı sosyal ve politik talepleri vardı. Ya bu talepleri yerine getirirsiniz ki doğru olan budur ya da bu talepleri ülkenin birliği ve bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algılarsınız.

İnkârcı felsefenin mantığını doğru kavramak gerekiyor. Türkiye’de Osmanlı’dan bu yana yöneticiler, özellikle 19. yüzyılın başıyla birlikte Hıristiyan toplulukların eşit ve eş değer biçimde bir arada yaşama taleplerini ülkenin birliğine ve bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algıladılar. Ana problem, güvenlik tehdidi olarak görülen problemin nasıl ortadan kaldırılacağıdır. Güvenlik tehdidini iki türlü ortadan kaldırırsınız. Birincisi güvenlik tehdidi olarak gördüğünüz sosyal problemi çözmeye çalışırsınız, ikincisi de “kalıcı güvenlik” ararsınız. “Kalıcı güvenlik”, sorun çıkarttığını düşündüğünüz grubun tümden ortadan kaldırılmasıdır.

Çok ilginç bir benzetme yapayım size. Kalıcı güvenlik arayışını en yaygın kullananlar Nazilerdi. Bugünle yine bir paralellik kurarsam Türkiye’de devletin Kürt meselesine yaklaşımında kalıcı güvenlik arayışının potansiyel bir ihtimal olarak orada bulunduğunu söyleyebilirim. Demin siz de söylediniz. Evet, büyük devletler bu çatışmadan-sorundan faydalanarak hakikaten ortaya bir güvenlik sorununu çıkartabiliyorlar. Şöyle diyelim: Aslında Türk yöneticileri izledikleri politikalarla korktukları şeyi başlarına getirebilirler. Bu bir potansiyel ihtimaldir tabii ki…

‘HIRİSTİYANLAR İKİNCİ SINIF VATANDAŞ STATÜSÜNDEDİRLER’

Osmanlı’nın hakimiyeti altındaki milletlerin, halkların hürriyetlerinin teminat altına alındığı söylenir, resmi tarih bu yönde söz üretir. Müslüman-Türk hoşgörüsünden bahsedilir. Hıristiyanlar, Müslümanlardan ayrı olarak sosyal hayat içinde nasıl konumlandırılmışlardı? Hukuki es¸itsizlikler nelerdi?

Bizde bir deyim vardır: Haddini bilmek! Haddini aşmayacaksın! 19. yüzyılda Ermenilere “millet-i sadıka” denirdi. Yani, “yerlerini-hadlerini” bilirlerdi. Türkiye’de kadınlara da bu söylenir, biliyorsunuz. Mutfaktan çıkmayacak, erkekle eşit haklar istemeye falan kalkarsa dayağı hak eder gibi…

Hıristiyanlara biçilen yer, ikinci sınıf vatandaş olmaktı. Ermeniler çifte vergi veriyordu. Bir devlete normal vergi veriyorlardı, bir de “Hafir” (veya hapir; kiafir) denen vergi veriyorlardı yani vatandaş sayılmıyorlardı. Mahkemelerde ifadeleri kabul edilmiyordu. En iyi sayılan Hanifi hukukuna göre bile iki tane Hıristiyan bulacaksın ki, bir tane Müslüman’ın şahitliğine eşit olsun. Hukuki eşitsizlikler anlatılır gibi değil. Kıyaslarsak eğer Güney Afrika’daki ırkçı rejime benzer. Ermeniler, Hıristiyanlar, Süryaniler ikinci sınıf vatandaş statüsündedirler, o statülerini değiştirmek istemedikleri müddetçe sorun yok.

‘AYDINLARDAN SONRA DİN ADAMLARI ÖLDÜRÜLDܒ

İstanbul’daki 200 civarında aydınının tutuklanma tarihi olan 24 Nisan 1915, Ermeni Soykırımı’nın başlangıç tarihi olarak kabul edilir. 24 Nisan 1915’te ne oldu? Seçilen isimler nasıl isimlerdi? Niçin aydınlar?

24 Nisan’da sadece İstanbul’da değil tüm Anadolu sathında yerel düzeyde de Ermenilere önderlik edebileceklerini düşündükleri lokal önderleri toplayarak hapislere attılar. Ya işkencede ya idam ederek ya da kurşuna dizerek öldürdüler. Bu isimler Ermeni toplumuna önderlik yapabileceği düşünülen kesimlerdi. Bu aslında önemli bir husus, zannediyorum Nazilerin Yahudileri imhasıyla Ermenilerin imhası arasında en kategorik fark budur. Naziler 1940’a kadar Almanya’daki Yahudi entelektüellerin ülkeyi terk etmelerini veya zenginlerin, mali durumu kuvvetli olanların ve buna gücü yetenlerin terk etmelerine müsaade etti. En azından Yahudi aydınların, imkân bulanların Almanya’yı terk ettiğini söyleyebiliriz.

Aydınlardan sonra kime yönelindi?

Din adamlarına… Ermeni Soykırımı'nın pek bilinmeyen, yeteri kadar çalışılmamış bir veçhesi var. O veçhe 1915’in Eylül’ü ile birlikte Suriye’de başlar. İnsanların konuyu anlaması için dönemin Suriye’sini bir çöp tenekesine -özür dileyerek bu ifadeyi kullanıyorum- benzetmeleri lazım. 1915 Nisan’ından sonra Anadolu, Ermenilerden boşaltıldığında Suriye deyim yerindeyse bir çöp tenekesi olarak kullanıldı. Oraya Ermeniler resmen döküldüler.

Tehcir edilen Ermenilerin Suriye’ye ulaşamayacağı da hesap ediliyordu. Fakat insan dirençli bir canlı ve oraya tahminlerinin üzerinde Ermeni ulaştı. Ermeni sayısına ilişkin kesin rakamlar elimizde yok. Raymond Kévorkian, Eylül itibari ile 800 bin rakamını verir. 1916 yılı Ocak ayına ait bir başka rakam 500 bindir. 1915 Eylül ile 1916 Ocak arasında kamplarda hastalık, açlık ve benzeri nedenlerden dolayı 10 binlerce insan ölmüştür. Bu nedenle bu iki rakamı da doğru kabul edebiliriz.

Suriye’ye sağ ulaşan bu insanlara ne yapılacağı büyük bir problem oldu. Sorunu kökten halletmek için, Anadolu’dan Ermenilerin boşaltılma işini organize eden Şikrü Kaya , Ağustos sonu ve Eylül başı itibariyle Suriye’ye gönderildi. Bilirsiniz, Şükrü Kaya, Cumhuriyet döneminde İçişleri Bakanı olmuştur. Suriye’de 1915 Kasım’ı ile birlikte ikinci evre dediğimiz bir plan hayata konur. Bu ikinci evrede hayata geçirilen plan, 1915, 24 Nisan’da İstanbul’da hayata geçirilen planın aynısıdır. İstanbul’da aydınları toplamışlardı, imha etmişlerdi. Suriye’de aydın yoktu, bir tek dini liderler vardı. Toplumun başı, kafası olarak görülebilecek dini liderler… O yüzden dini liderleri Münbiç denen bir kampta toplayıp daha sonra imha ettiler.

Ermenileri ilk önce “doğal koşullar” ile öldürmeye çalıştılar. Beceremedikleri noktada ve hızlanmaları gerektiğini düşündüklerinde 1916 Mart sonu itibari ile fiziki imhalara geçtiler. Bunu da zaten belgeleri ile gösteriyorum.

‘KAMPLARDAN HER GÜN YÜZLERCE ÖLÜ ÇIKARTILIYORDU’

Bahsettiğiniz kamplar mülteci kamplarını hatırlattı. Ermenilerin gönderildikleri kampların şartları nasıldı? O konuda bilgi var mı elimizde?

İki tane çok önemli kaynak var. Raymond Kévorkian’ın kitap diyemeyeceğim ansiklopedi gibi, bin sayfalık çalışması vardır. Orada konuya ilişkin epey bilgi vardır. İkincisi Khatchig Mouradian doğrudan kamplara ilişkin bir doktora çalışması yaptı ve İngilizce yayınlandı. Ümit ederim yakında Türkçe çıkar. Kamplar hakkında oradan sağ kurtulmuş Ermenilerin anlattıklarına dayanan çok ayrıntılı bilgiler verilir. Osmanlı belgeleri içinde de kamplar hakkında bilgiler var.

Bu kamplarda doğa koşulları ile ölüme terk edildi insanlar. Her gün bazı kamplardan 100-200 ve hatta 500 ölü taşınıyordu. Daha çok Ermenileri çalıştırıyorlardı bu işte, hatıralardan biliyoruz. Örneğin, her sabah geliyor çalışanlar, “ölünüz var mı?” diye bağırıyorlar ve çadırlardan ölüler toplanıyor, götürülüyor ve belli bir yere dökülüyorlar.

Bu fikrin planlayıcısı kimlerdi?

Osmanlı bürokratı Naim Efendi, hatıratında, 1915 Kasım’da böyle bir karar verildiğini anlatır. Osmanlı yöneticileri, oturup tartışmışlar aralarında, nasıl öldüreceğiz, bu kadar çok Ermeni geldi buraya diye. Şöyle saldıralım, burada öldürelim diye tartışmalar sırasında en sonunda Mustafa Abdulhalik ve Abdülahad Nuri -dönemin Halep’teki iki önemli Osmanlı yöneticisi- bunları doğal koşullar içinde bırakalım, salgın hastalık, açlık, susuzluk bunları öldürsün hem de böylece salgın hastalık Araplara da yayılır, Araplardan da bu arada kurtulmuş oluruz diye konuşurlar. Doğal seleksiyonla öldürmeyi tercih ederler. Kampların kendileri açısından da özellikle de yöredeki askeri birlikleri açısından çok ciddi bir sorun olduğunu gördükleri noktada da kampları boşaltmaya ve Deyr u Zor çöllerine sürmeye karar verirler. Yaklas¸ık 200 bin kis¸i burada imha edilir.

Doğal seleksiyonla ölsünler gibi bir yönteme başvurulması dünya görmesin, biraz el altından, ince hesaplanarak yapılmış bir politika olabilir mi?

Çok doğru söylediniz. 24 Nisan sonrası Anadolu’da olduğu gibi Suriye’de de örneğin yabancılara dolaşma yasaklanır. Örneğin gazetecilerin dolaşması katiyen yasaktır. Herkesin gözünden mümkün olduğu kadar uzak tutulmaya çalışılır. Nitekim örneğin, Irak’tan Halep’e bazı Alman subaylar gelmektedir, bunlar cesetlerin fotoğrafını çekerler. Bu büyük bir diplomatik krize yol açar. Cemal Paşa, Almanları tehdit eder. “Yakalarsam asacağım” der. “Bana derhal çektiğiniz fotoğrafları geri verin” der.

Türkiye’de yaygın bir kanı vardır. İkide bir emperyalistleri suçlarız, her şeyi onlar yaptılar diye. Şunun altı çizilmelidir: Ermeni Soykırımı “Made in Turkey” yani bir Türkiye yapımıdır.

‘SOYKIRIM, BİR SOSYAL MÜHENDİSLİK OPERASYONUDUR’

Çalışmanızdan anlaşılıyor ki matematiksel kesinlikte hareket edilmiş. Soykırımın beyin takımı kimlerdi? İskân ve sürgün mekanizması nasıl işliyordu?

İmha kararı İstanbul İttihat Terakki Merkez Komitesi’nce alınmıştır. Biz söylemiyoruz, bunu kendileri söylüyorlar. Örneğin Merkez Komite üyesi Bahaettin S¸akir, 1915 Mart’ta yazdığı bir mektubunda söylüyor. Soykırımın ana beyni bana göre Talat Paşa’dır. Alandaki uygulayıcısı, hayata geçireni ise Bahaettin Şakir’dir. Suriye’de ise Şükrü Kaya, Mustafa Abdulhalik ve Abdülahad Nuri üçlüsünün büyük koordinasyonu vardır ve Cemal Paşa’da bu ekibin içindedir.

Hakikaten matematiksel detay ve bilgi ile yapmışlardır bu işi. Ermeni Soykırımı, İstanbul’daki ve Anadolu’daki fanatik Müslümanların aşırı dini duygularıyla harekete geçerek yaptırdıkları bir barbarlık eyleminden çok bana göre İstanbul’daki sosyal mühendislerin bir mühendislik operasyonudur.

‘İSTATİSTİK BÜROSUNUN ÇALIŞMA TARZI ŞAŞKINLIK VERİCİDİR’

Şimdiki gibi iletişim araçları yokken, bu kadar geniş bir alanda böyle bir operasyon nasıl yapılabildi?

İki önemli şey var burada. Birincisi Talat Paşa’nın koordinasyon yeteneği, ikincisi yerel yapılardaki insanların canı gönülden böyle bir sürece katılıyor olmaları. Hatta bazen Talat Paşa yerel yöneticilere, “O kadar ileri gitmeyin, aman etrafınıza dikkat edin, bakın yabancılara fazla ipucu vermeyin gibi” uyarılarda bulunur.

O dönemin modern teknolojisi telgraf çok yaygın kullanılır. Talat Pas¸a’nın eski bir posta memuru olması bu bakımdan oldukça önemliydi.

Şu önemli: Bütün bunlar Dahiliye Nezareti (Bugünkü İçis¸leri Bakanlıgˆı) tarafından koordine edildi ve hayata geçirildi. Asıl görevli ise İskân-ı As¸air ve Muhacirin Müdüriyetidir. Bu müdüriyetin içinde “İstatistik Bürosu” diye bir büro kuruyorlar. “İstatistik Bürosu”, 3-4 günde bir bölgelere telgraf yollayarak kendilerine ayrıntılı rakamların bildirilmesini istiyor. Rakamları isterlerken o kadar detaylı sorular soruyorlar ki, insanın ağzının açık kalmaması mümkün değil. Kaç kişiyi sürdünüz, kaç kişi sürülmek için bekletiliyor, sürülenlerden kaç tanesi tren istasyonunda, kaç tanesi yolda… Sürüldükten sonra geride kalan nüfus oranı ne kadar? Ne kadarı Protestan ne kadarı Katolik? Hakikaten bugünden bakıldığında bu büronun çalışma tarzı gerçekten insanı şaşırtacak boyuttadır.

‘GÖNÜLLÜ BİR KATILIM OLMASAYDI BU KADAR İNSAN ÖLMEZDİ’

Yöreden yöreye degˆis¸mekle birlikte, Türkler, Çerkesler, Çeçenler, Kürtler ve benzeri birçok topluluk, dini inançtan kişinin katliama katıldığını söylüyorsunuz. Hatta anlaşılıyor ki Aleviler de bunun dıs¸ında degˆiller. Bu duruma nasıl gelindi? İnsanlar komşularını nasıl katledebildi? Hıristiyanlara karşı ortak bakış açısı neydi? Öfkelenmeden bunlarla yüzleşmemiz gerekmiyor mu?

Vallahi bu konuda çok ciddi yerel çalışmalara ihtiyacımız var. Yeteri kadar belge bulunabilir mi, bu da ciddi bir problemdir ama birçok Kürt bölgesinde ağızdan ağıza aktarma, yöredeki söyleşilerle bazı sonuçlara ulaşılabilir. Bu tür çalışmalara şu an sahip değiliz. Bir tek Raymond Kévorkian, devasa kitabında, il il Ermeni kaynaklarından bulduğu bilgileri bir araya getirmeye çalıştı. Bir de Ümit Kurt, Antep’e ilişkin çok ayrıntılı bir çalışma yaptı. Bunun dışında diğer eyaletlere ilişkin bu tür çalışmaların yapılması gerekiyor. Yok Kürtler kesti, Türkler kesti, yok efendim Kürtler korudu, Türkler korudu, yok efendim Müslümanlar iyiydi, kötüydü gibi ideolojiye dayalı saçma sapan tezler ileri sürmekten kurtuluruz. Şunu söyleyebilirim… Bu kadar gönüllü bir katılım olmasaydı bu kadar insan öldürülemezdi. Bu kadar basit… Kürtler şöyledir yapmaz, Türkler böyledir yapmaz gibi saçma argümanları bırakmak gerekiyor.

İnsanlar komşularını nasıl öldürebildi? Şimdi aklıma geldi. 1916- 1917 yıllarında, henüz daha soykırım sırasında Kafkasya’ya kaçan ve kurtulan Ermenilerin Amerika’daki veya başka yerlerdeki akrabalarına yazdıkları mektuplar var. Bu mektupların bazılarında insanın tüyleri diken diken eden bilgiler var. Yazan Ermeni de köylü. Aynen Anadolu lehçesi ile yazılmış mektuplar… “Amca bilin mi” diyor, “Hani bi gomşumuz vardı, onun gızını şuna vermiştik, onun bir herifi vardı, bilin mi, o herif geldi, şunu öldürdü” diyor.

‘İKİ FAKTÖR ETKİLİ: MÜSLÜMANLIK DUYGUSU VE MAL MÜLK YAĞMASI’

Nasıl ortak olabildiler?

İki şey görüyorum. Birinci çok önemli faktör; din faktörü. Müslüman bunlar ve kendilerini birinci dereceden Türk veya Çerkes olarak görmüyor, Müslüman olarak görüyor ve Müslüman olarak gavurun öldürülmesinde bir beis görmüyorlar.

İkinci en büyük neden yağmacılık; bedava mal var. İttihatçılar köy köy geziyorlar. İnsanları tahrik ediyorlar, gidin Ermeni malı var, alın oradan diye. Çünkü bu şekilde yaptıkları cinayetlere destek bulacaklarını düşünüyorlar. Bu iki faktör çok önemli rol oynuyor yerel katılımlarda. Ortak Müslümanlık duygusu ve mal, mülk yağması.

Şimdi 1918’den sonra ne kadar Ermeni geri döndü ve geri dönenlere ne oldu konusunda çalışıyorum. 1918’in Ekim- Kasım aylarında Osmanlı hükümeti, sağ kalan Ermenilerin geri dönmesine ve gelen Ermenilere terk ettikleri mülklerin geri verilmesine karar veriyor. Ama oraya Müslümanlar yerleştirmiş. Ee gelen Ermeni ne yapacak? Vallahi gelen Ermenileri de öldürüyorlar, evlere girmesinler diye. Onlarca şikâyet mektupları var; belgeleri var bunların yani.

Yüzleşme dedin. Çok önemli. Bunları bir suçlama vasıtası olarak görmemek gerekiyor ama bu toplum ve bizler, devleti suçlayarak işin içinden kolayca çıkamayız. Bizde adettir, yöneticiler kötü, halkımız çok iyi. Yok, o kadar basit değil!

‘KÜRTLERDEN BARBARLAR OLARAK SÖZ EDİLİR, KENDİ YAPTIKLARI YURTSEVER BİR GÖREVDİR’

Çok arkaik bir şey de var burada. Bir toplumda “biz” olduğunda “öteki” yaratılır. Türkler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler, Süryaniler mevzusu olması dışında…

1996’da yazılmış bir kitabı aklıma getirdin. Lawrance Keeley’in 'Medeniyetten Önce Savaş' kitabı. (War Before Civilization) Antropolojik bir çalışmadır ve zaten yazan arkeologdur. İlkel toplumlarda imhaların olduğunu anlatır. Ana tezi, insanların genellikle belli gruplar halinde yaşadıkları ve diğer grupları ötekileştirip, düşman olarak gördüklerini ve bu temelde imhayı başardıklarını anlatır. Yani, söylediğin çok yerinde bir tespit.

Kürtlerin rolüne ilişkin ilk kez bu kitapta yayınladığım bazı belgeler mevcut. Bölgedeki Osmanlı valilerinin telgrafları bunlar. Erzurum valisi Tahsin, Bitlis Valisi Mustafa, Van valisi Cevdet ve Diyarbakır Valisi Doktor Reşit gibi isimler... Kürtlerin kendi kontrolleri dışında Ermenileri-Hristiyanları katlettiklerini ve yağmaladıklarını söyleyip, Kürtleri barbarlık ve canilikle suçluyorlar. Kürtlerle çatışmalar yaşandığını ve çok sayıda yağmacı Kürdü imha ettiklerini söylüyorlar. Çok ilginç, bu belgeler 1915’in Mayıs-Haziran ayı belgeleridir. Katliamın yapıldığı sıradaki belgelerdir. Bu tarihten önce Mart ve Nisan aylarında aynı valiler kendi yolladıkları belgelerde Ermenilerin katledilmesi ve imha edilmesi fikrini açıktan beyan etmektedirler, zaten kendileri de Ermenilerin katlini organize eden insanlardır. Aynı belgelerde valiler, bu sefer Kürtlerden Ermenileri yağmalayan, öldüren barbarlar olarak söz ederler. Kendi yaptıkları ise yurtsever bir görevdir. Yani şikâyet ediyorlar, diyorlar ki, Kürtler, bizim Ermenilere yönelik politikamızın vatansever boyutunu anlamıyorlar; bunlar yağmacı barbarlardır. Siyasi iktidar imhanın kontrolünü bile elinden bırakmak istemiyor. İmhayı politik güç olarak elinde tutmak istiyor ve bir de yağmayı kendi yapmak istiyor. Bu konular üzerinde hakikaten çalışmak gerekiyor.

Osmanlı yöneticilerinin, Kürtlerin yağma ve öldürme biçimlerinden rahatsız olmaları çok ilginç. Bunun altını çiziyorum çünkü benzeri örnekler Naziler’de de var. Meşhur SS subayı Max Täubner örneği vardır. Täubner’i 1941 yılında Ukrayna’ya Yahudileri imha için gönderiyorlar. Sonra da adamı sen niye Yahudileri imha ettin diye yargılıyorlar, çünkü adam fotoğraf çekiyor, mallara el koyuyor, kendi cebine atıyor. Öldürmelere o kadar gönüllü katılıyor ki, çektiği fotoğrafları eşine dostuna gönderiyor. Sonuçta bir skandal oluyor mesele. Bu nedenle adamı yargılıyorlar, hapse atıyorlar.

Osmanlı’da da benzer bir örnek vereyim. Ermeni milletvekilleri Krikor Zohrab ve Vartkes Serengülyan’ı Diyarbakır’da öldüren Teşkilat- Mahsusa üyesi Çerkes Ahmet ve Halil idam edilirler. Cemal Paşa’nın askeri yaveri Ali Fuad Erden anılarında, “Kirli işlerde kullanılan vasıtalar ihtiyaç ve kullanım zamanında lüzumludurlar; fakat kullanıldıktan sonra bas¸ üstünde taşınmayıp ortadan kaldırılmaları gerektir (tuvalet kâgˆıtları gibi)” der.

Türkiye’deki inkârcı koronun en önemli argümanlarından biri Osmanlı hükümeti işte soruşturmalar açtı, bazı haksızlık yaptığı görülen, uygunsuz davranışta bulunan yöneticileri yargılandı falandı derler, haklıdırlar esasen. Osmanlı hükümeti bölgelere heyetler yolluyor, mahkemeler kuruyor, insanları yargılıyor, olmuş bunlar. Ama kimleri yargılıyorlar biliyor musunuz? Yağmayı yapanları! Çünkü mala-mülke devletin kendisi el koymak istiyor. Devletle yerel yöneticiler arasında ciddi bir yağma kavgası var ve yargılananların hepsi zimmete mal geçirmek suçundan yargılanıyor.

Kitapta uzun yıllar Cumhurbaşkanlarına hizmet veren Çankaya Kös¸kü bas¸ta olmak üzere, Anadolu’nun önemli s¸ehirlerindeki Atatürk evlerinin ve hükümet binalarının büyük çogˆunlugˆunun Ermenilerin el konulmus¸ malları oldugˆunu söylüyorsunuz.

Vallahi bu Ermeniler arasında “public secret”tir; [herkesin bildiği gizli sırdır]. Öyle bir sır ki herkes bilir bunu. Çankaya Köşkü’nün sahibi Kanada’da Ottowa’da yaşıyor. Daha da doğrusu sahiplerinin torunu orada. Elinde tapusu da var hala… Mahkemeye vermiyor, istemiyorum diyor. Türkiye’de belki akrabaları da vardır, bilmiyorum. Her şehirde bu hikayeler var. Bu konularda Ermenilere bir söyleyin bin dinleyin.

‘ATATÜTÜRK’ÜN ERMENİ MESELESİNE YAKLAŞIMI PRAGMATİKTİ’

Mustafa Kemal Atatürk'ün Ermenilere yapılanlarla ilgili fikri, tutumu neydi?

Son derece pragmatikti. Kendisinin doğrudan bu işlere karıştığına ilişkin elimizde bir belge yok. 1918, 1919, 1920 yıllarında ciddi bir biçimde İttihatçıları katil olarak tanımlayıp, onların yargılanmalarını falan da savunuyor. Bunun nedeni de bunları yargılarsak, bu Misak-Milli dediğimiz toprakları koruruz diye düşünüyor ama onun bir sonuç getirmediğini görünce de katil dediği İttihatçılara bu sefer “vatan evladı” deyip, devlet bütçesinden maaş bağlıyor.

Hatta 1926’da bir kanun çıkartırlar, bu kanunla idam edilen 13- 14 Osmanlı bürokratının yakınlarına devletten maaş bağlanır ve Ermeni evleri, arazileri kendilerine verilir. Mustafa Kemal’in tavrı tam bir ulusal hareket liderinin tavrıdır. Örneğin 24 Nisan 1920’de Meclis'te yaptığı bir konuşmada “fazahat” yani utanılacak, ayıp bir eylem olarak tanımlar Ermeni katliamını, İttihatçılar için “katiller” dediği birçok kez bilinir. 1926- 1927 yıllarında Amerika’da Lozan Anlaşması’nın senato tarafından teyit edilip edilmemesi meselesi vardır, o sırada Amerikalı gazetecilerle görüşür, orada da “İttihatçı katiller” der, “Biz bunları yargıladık” der ama kendisi diyelim ki Türk, Müslüman ileri gelenlerle görüştüğü zaman “Anadolu Türk yurdudur, Türk kalacaktır, Ermenilerin burada işi yoktur, defolup, gitmelidir” diyen de yine kendisidir.

‘İTTİHATÇI YARGILAMALARI, POLİTİK HESAPLA MİSAK-I MİLLİ İÇİN YAPILDI’

Ittihat ve Terakki yöneticileri yargılandı dediniz. Göstermelik bir yargılama mıydı bu? Talat Paşa, Cemal Paşa, Bahaeddin Şakir gibi isimlere ne oldu örneğin?

Talat, Cemal Paşalar ve Şakir yurt dışına kaçtılar ama 1921 ve 1922 yılında Ermeni Taşnak örgütünün Nemesis olarak adlandırdığı bir operasyonla öldürüldüler. Yargılamalar göstermelik değildi. Şundan dolayı: Hiçbir siyasi yargılama büyük bir manevi gönüllükle yapılmaz. Politik hesaplarla yapılır. Ekim 1918’de Osmanlı savaşı kaybedince, İttihatçılar da iktidarı kaybettiler, İngilizler ve Fransızlar İstanbul’a geldiler. Paris Barış Görüşmeleri başladı. Hem İstanbul Hükümeti hem de Anadolu’da oluşmaya başlayan Millici Hareket Paris’ten olumlu sonuçlar elde etmek istiyorlardı. İstedikleri şey, Misak- Milli denilen toprak bütünlüğü idi. İngilizler ve Fransızlar da Osmanlı hükümetine diyorlardı ki, “Eğer Paris’ten iyi sonuç almak istiyorsanız, savaş sırasındaki işlenmiş cinayetlerden sorumlu İttihatçıları yargılayın.” Onun için İstanbul Hükümeti de Ankara’daki Millici Hareket de aralarında defalarca görüşerek İttihatçı yöneticilerin yargılanmalarının siyaseten gerekli olduğuna karar verdiler. Ana sorumlular kaçmışlardı zaten; geride kalan 200’ün üzerinde yöneticiyi yargılamaya başladılar hatta ilk büyük idam 10 Nisan 1919’da Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in idamıydı.

Bu yargılamalarda beklenen Paris Barış Görüşmeleri'nden olumlu sonuç elde etmekti. Fakat 1920’nin başında San Remo görüşmeleri ile birlikte pek öyle Misak-ı Milli elde edilemeyeceği, toprak bütünlüğünün sağlanamayacağı ortaya çıktı. Sevr Anlaşması’nın ön koşulları belirdi ve bunun üzerine İstanbul’daki yargılamalar gevşedi.

‘HRANT, SOYKIRIM SÖZCÜĞÜNÜ BİR SEFER KULLANDI’

Kitabın başlangıcı Hrant Dink’le bir anınızla başlıyor. “Sevgili Hrant, 1915 soykırım mıdır degˆil midir tartıs¸malarından uzak dururdun” diyerek başlıyorsunuz. Türkiye’de “soykırım” sözcüğünü ilk kullanan kimdi, kimlerdi?

Benim bildiğim kelimeyi ilk kullanan Falih Rıfkı Atay’dır. 1967 yılı olsa gerek Dünya Gazetesi’nde yazdığı bir yazıda “Genocide” kelimesini İngilizce olarak kullanır. Daha sonra Türkiye’de unutulan bir isme burada büyük bir saygıyla referans vermek isterim: İbrahim Kaypakkaya. TİKKO hareketi (Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) bu sözcüğü çok açık kullanmıştır. Daha sonra sevgili İsmail Beşikçi hocam gelir. Recep Maraşlı Diyarbakır’da savunmasında kullanır bunu. Akademik düzeyde bu soykırımdır deyip, konu üzerinde çalışan benim, bildiğim.

Evet, Hrant “soykırım” sözcüğünü hiçbir zaman kullanmadı. Kullanmaktan da imtina etti. Çünkü hep bize şunu söylerdi, “Madem ki Türkler inciniyorlar, madem gocunuyorlar ben bu incinmelerinde de derin bir şey görmek istiyorum.” “Bu kavram bu kadar rencide ediyorsa onları, onurlarına dokunuyorsa bu kelime, demek ki derin bir onurdan, derin bir ahlaki kaygıdan dolayı bunu yapıyorlar, ben bu kelimeyi kullanmayarak onların o ahlaki kaygılarına seslenebilirim” diye düşünüyordu. Çok iyi niyetliydi. Bana göre haklı değildi bu konuda.

İnce, zarif bir bakış açısı…

Evet. Onun bir tek derdi vardı: Milletimin başına ne geldiğini anlasınlar. Ne derlerse desinler, önemli değil, bir millet vardı bu topraklarda, o millet yok artık, o milleti köklerinden koparttılar bu topraklardan.

2004’te Reuters ajansından bir gazeteci sıkıştırıyor, sıkıştırıyor köşeye, Hrant da dayanamıyor, evet kardeşim, soykırımdı tabii diyor. Onun üzerine Hrant’a dava açtılar. Ben o dönem AGOS’ta köşe yazarıydım. Dedim ki, ya adam bir sefer kullandı bu kelimeyi ve ömrü boyunca kullanmadı, dava açtınız, ben akşam yatıp sabah kalkıp soykırım diyorum, bana da açsanıza dava... Hemen açtılar. Hrant’ın ölümünden sonra düştü dava. Kendisine açılan davada soykırım kelimesini kullanmak ve niçin soykırım olduğunu anlatmak istiyordu Hrant... Bana, “savunmayı birlikte hazırlayalım” diyordu. Bu kitabı bu nedenle Hrant’a adadım, hani o yapamadığı savunma olsun diye.

İnsan zihninde mutlak unutma yoktur, bu yüzden kimi zaman affetmek de mümkün olmayabilir. Buna rağmen bu topraklar için “bir daha asla” demek nasıl sağlanabilir?

Bir bilsem cevabını… Geçmişle yüzleşme, tarihte işlenmiş suçları kabul etme ancak demokratik bir rejimde gerçekleşir. Bu nedenle, Türkiye’de soykırımın tanınmasını demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak görmek gerekir.

Şöyle anlatayım, yarın sabah İstanbul’da kalan Ermeniler çıkıp, biz bu ülkeyi terk ediyoruz derlerse zannediyorum hiçbirimizin “yahu nereye gidiyorsunuz” demeye hakkı yok. Böyle bir travma…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eski aşk asla ölmez

Almanya, 20. yüzyılın başlarında alman ordusu başkomutanı Liman Otto von Sander döneminden bu yana Türkiye'ye verdiği tam ekonomik ve askeri destekle Kürd halkına büyük zararlar verdi. İngiltere ve Fransa tarafından yeni İslamo-faşist Türkiye ulusu kurulduğunda, yeni yapay/naylon türk milletinin adı almanlar tarafından verildi: Turkei.
"türkiye" kelimesi almanlardan gelmektedir. Äslamo-faşist türklerin Kürdistan'ı tamamen bombaladığı şu anda bile Almanya işgalci-islamo-faşist türklere silah ve mühimmat veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğitilen kürd pilotlar..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk, Arab ve Fars sosyalistlerinin ekseriyeti enternasyonalist değil, milliyetçi ve hatta ırkçıdır. O zaman kürdler ''enternasyonalist'' olmakla bunların yük taşıyıcısı, hamalı olmuyor mu?
Ümmetçi kürdler zaten ruhunu bile ümmete teslim etmiş insan müsveddeleridir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dark Souls II (Daku Souru Tsu-) lîstikek ACTION"ê ye ku sala 2014'ê li Japonya'yê ji hêla Software û Bandai Namco Games bo Playstation hat derxistin.
CIL Û BERGÊN VÊ LÎSTIKÊ JI BER CIL Û BERGÊ KURDAN HATIYE GIRTIN, KOPÎKIRIN.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd halkı neolitik dönemde ilk ve çok besin (buğday & hayvani ürünler) üreten ilk halk olduğu için bugün nüfusu böyle Ortadoğu'da herkesten çoktur.
Bilindiği gibi ekin ekme sanatı ile hayvan evcilleştirme sanatı ilk defa tarihi Kürdistan
coğrafyasında gerçekleşti

 

 

 

 

 

 

 

They always and in any case turns their weapon on the Kurd! Why?
Because they occupied the homeland of the Kurds, Kurdistan, and only because they wanted the Kurds to end and Kurdistan to be left to them.
____________

Her zaman ve her halukarda silahını Kürde çevirir! Niçin?
Çünkü kürdlerin vatanı Kürdistan'ı işgal ettiği için ve salt bunun için kürdlerin bitmesini ve Kürdistan'ın kendisine kalmasını istediği için

 

Çaraliyê me "musulman"
Tirkiye Sûriyê Iraq û Îran

Me heye bêhtir ji wan
Hem dîn û hem jî îman

Lê çare nîn e qet
Li ser me kirine ferman

Em kurd in ji axir zeman
Roj li me jî dertê bê guman

Van neyarên bê wujdan!
Tirkiye Sûriyê îraq û Iran!

/ Goran Candan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Balkan Kürderi

1453-1463 Kürd süvariler Osmanlı’ya destek için Balkanlar’a gittiler.

Bosna-Hersek’in Osmanlı’ya geçmesi kürdlerin sayesinde olmuştur.
Tıpkı Endonezya'nın müslüman olması Salahaddin Eyyubi'nin oraya araplar adına yolladığı
bir kürd ordusundan dolayı Endonezyan'ın müslümanlaştırılması gibi.
Bundan dolayı bugün Endonezya'da soyadı 'Kurdi' olan kayda değer büyük bir nüfus var.
Kürdler tarihin bazı dönemlerinden ne yazık ki hep arapların ve türklerın milli çıkarlarına hizmet etmişlerdir.
Bu büyük hataların bedeli kürd halkına çok pahalaıya mal olmuştur.

Kürdler günümüzde Bosna’nın “Kurtiçi” bölgesinde yaşamaktalar. Sadece “Atalarının” kürd olduklarını bilmekteler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşgalci türk devleti Turkiye Kürdistan'ın ormanlarını keserek odunları Türkiye'ye taşıyor (Basından, 2021).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

'Ümmetçi kürdlerin milliyetçiliği yalan ve sahtedir. Yahudi kürdlerin milliyetçiliği samimi ve içtendir'. Medeni Duran

 

 

 

 

 

 

 

 

ERMENİ SOYKIRIMINI YAPAN TÜRKLERİN
SOYKIRIMI EMREDEN DİĞER BİR RESMİ EVRAKI

Beyanname-î Resmî

BEYANNAME-İ RESMÎ


Anasır-i Osmaniye eczasından bulunan Ermeni vatandaşlarımızın bir hayli senelerden beri telkinat-ı hariciye semeresi olarak bir takım efkâr-ı sakime ve asayişş-i kenaneye kapılarak kendi rahat ve menfaatleriyle beraber mülk-i Osmaniye’nin ve diğer vatandaşlarının huzur ve sükûnunu ihlal ve kanlı vakaiye ictisar ve hala Ermeni cemaatinin dahi düşman-ı mevcudiyeti olan ve el-yevm hükümetimizle muharib bulunan a’daya iltihak cesaretinde bulunmaları, hem mülkün muhafaza-i sükûn ve istirahati ve hem Ermeni cemaatinin idame-i mevcudiyet ve selameti için devletimizi fevkalade tedabir ve fedakârlık ittihaz ve ihtiyarına mecbur ederek hitam-ı harbe değin meks ve ikame etmek üzere Ermeni cemaatini vilayet-i dâhiliyede ihsar ettiği mahallere sevke mecbur kalmış olduğundan bilcümle Osmanlılara vesaya-i atiyeye harfiyen itaat etmeleri suret-i katiyede ihtar olunur.


1- Hastalar müstesna olmak üzere bilumumum Ermenilere tarih-i tebliğinden beş gün sonra jandarmanın muhafazası tahtında kâmilen köy ve mahalle itibariyle hareket etmek mecburiyetindedirler.

2- Esna-i hareketlerinde eşya-i menkulelerinden arzu ettiklerini beraber götürmekte serbest iseler de gayrimenkul emlak ve arazilerini ve fazla eşyalarını satmaktan ve şunun bunun yanına bırakmaktan memnudurlar. Çünkü keyfiyet-i müfarakat-ı muvakkat olması hasebiyle emval-i gayrimenkuleleriyle beraber almayacakları eşya-i menkuleleri mahfuz ve mazbut binalar dâhilinde ve denk halinde hükümetin nezareti tahtında hıfz olunarak avdetlerinde aynen kendilerine iade kılınacaktır. Emval-i menkule ve gayrimenkuleyi hilaf-i tenbih alan ve satan ve muhafaza eden divan-ı harbe sevk edilecektir. Yalnız ordunun ihtiyacatına yarayabilecek şeylerin birıza hükümete satılması caizdir.

3- Esna-i rahde temin-i istirahatleri için hanlar ve münasip binalar ihzar ettirilmiş ve bir guna tecavüz ve tarize maruz kalmaksızın muvakkat ikametgâhlarına salimen isalleri esbab-i istikmal kılınmıştır.

4- Ermeni cemaatinden bir yahut birkaçının mal, can, ırzına tecavüz ve tarizde bulunanlara müfrezeler silah istimal edecek ve hayyen derdest olunacaklar, divan-ı harbe sevk edilerek idam olunacaklardır. Ermenilerin iğfalata kapılmaları netice-i müessifesi olan şu tedbirin cemaat-i saireye bir güne taliki olmadığından anasır-ı saire her ne şekil ve tarzda olursa olsun bu meseleye katiyen müdahale etmeyecektir.

5- Ermeniler hükümetin şu kararına tabiiyete mecbur olduklarından içlerinden asker ve jandarma üzerine silah istimali cüretinde bulunan olursa yalnız silah istimal edenler bilmukabele silah istimaliyle hayyen derdest edilecektir. Keza hükümetin kararına muhalefetle gitmekten imtina edenler ve şurada burada ihtifa edenler ile bu gibileri hanelerinde saklayan ve yiyecek veren ve ihtifalarını temin eden kesan bera-yı idam divan-ı harbe gönderilecektir.

6- Ermeniler yanlarında esliha-yi carihe ve nariye taşıyamayacaklarından meskenleri dâhil ve haricinde saklamış oldukları her nevi silah, tabanca ve bomba ve kamaları, kâmilen hükümete teslim edeceklerdir. Bu gibi esliha ve sairden bir haylisi hükümete ihbar edilmiş olduğundan evvela rade-yi efkâra sayılması ve muahharen hükümet tarafından elde edilmesi sahiplerinin şeddiden mesuliyet ve tecziyesini intaç edecektir.

7- Köy ve mahalle ve yollarda gasp ve garet ve saire için Ermenilere tariz ve tecavüze teşebbüste bulunacaklar, muhafız asker jandarmalar silah istimal ederek bu gibi eşhası itlafa mecbur ve mezundurlar.

8- Bank-i Osmanî’ye deyni olanlar, deynine mukabil eşyayı Bank arziyesine teslim edebilirler. Ancak hükümet ileride zevm-i has ettiği halde eşya-yı mezkureyi cihet-i askeriye hesabına ve teslim olunan bedel mukabilinde satın almağa selahiyetdardır. Eşhas-ı saireye olan zimmet için dahi bu şart dairesinde eşya terki caiz olup ancak zimmetin sıhhati hükümetçe tahakkuk etmelidir. Bunun için dahi tüccarın masaddak defteri en birinci delil teşkil eder.

9- Götürülmesi mümkün olmayan büyük ve küçük hayvanat ordu namına satın alınacaktır.

10- Güzergâhtaki nahiye, kaza, liva ve vilayetler memurini, Ermeni cemaatine kabul-i icra muavenetini ifa edecektir.

23 Haziran sene 1331 (1915)

Türklük devletini Ermeni Jenosidi konusunda suçüstü yakalayan bir belge.


Haziran 1915 tarihli Osmanlı devletinin RESMİ DEVLET BİLDİRİSİ... O zamanki adıyla BEYANNAME-İ RESMİ.
Bu bildiri 1946 yılında hayatını kaybeden Eski Trabzon Metropoliti Chrysanthos'un (Kürdce okunuşu: Xrîsantos) iki cildlik anılarından alınmıştır. 1922de Atina'ya gelen Chrisanthos, sonradan Baş Episkopos olmuştur.

Türklük devleti 1950'lerde yayınlanan anılardan sonra bu belgenin kaybedilmesi için arşivleri yeniden gözden geçirdiği muhakkaktır.
Çeviriyi Ahmet isimli bir Kürd öğretmene yaptırttım. Defalarca kontrol ettim. bir yanlışlık var mı diye.
Üzerinde tarihi de var. Bu yüzden de tarihi bir belgedir.

Ermeni siyasetçiler bu bildiriyi yayınlamaktan kaçınmışlardır.

Çünkü onlar için önemli olan kürdlerle yapay bir gerilim yaratma politkasıdır. Suçun Osmanlı devletine ait olduğu gerçeği sinsi ermeni siyasetçilerin hoşuna gitmemektedir.
Onlar ve kraldan çok kralcılar her 24 Nisanda yapay bir Kürd-Ermeni gerginliği yaratmayı tercih ederler. Taner Akçam da bunu yaptı..

Alî Karduxos

 

 

 

 

YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ ALDATMACASINA DAİR


- İSLAMO-FAŞİST TURK-ARAB & PARS İŞGALİ ve MÜKERRER SAHTE ÇÖZÜM SÜREÇLERİ


- DÜŞMANA NE ALDANIN NEDE GÜVENİN! SADECE ONU ALT ETMEK İÇİN ÖRGÜTLENİN !


- IRKÇI-İŞGALCİ İSLAMO-FASCIST TÜRK YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ DOLANDIRICILIĞINA KANMAYIN !!

Şimdiye kadar 3 süper avrupai devletin askeri, iktisadi, diplomatik ve kültürel olarak aktifçe desteklediği ORTADOĞU'nun işgalci, ilhakçı, FAŞİST & DİKTATORYAL 7 bölge devletine karşı başarıyla direnen KÜRD HALKI pekala İSLAMO-FAŞİST TÜRK-ARAB & PERS İŞGALİNE TEK BAŞINA SON VEREBİLECEK MADDİ VE MANEVİ POTANSİYELE SAHİPTİR.


Irak Irkçı-İşgalci Arap Devleti'yle olan ve Muwafazat denilen ve hala devam etmekte olup hep sonuçsuz kalan o Bağdat'la olan meşhur yeni görüşme ve çözüm süreçlerine ve İran Irkçı-İşgalci İslam Devleti'nin hep tuzakla görüşme masasında kürd lideri katletme süreçlerine şimdi de türklerin kürdlerle mükerrer sahte yeni görüşme süreçleri ekleniyor (!)


Herhalde kürd liderler biraz kürd tarihi biliyorlar. Güney Kürdistan'ın İŞGALCİ İSLAMO-FAŞİST IRAK ARAB DEVLETİ ile olan görüşmelerine bir baksınlar, İŞGALCİ İSLAMO-FAŞİST İRAN DEVLETİ ile olan görüşmelere bir baksınlar, 2004 yılında işgalci islamo-faşist türklük devleti'nin başbakanı Erdoğan'ın Diyarbekir'de ''kürd sorunu vardır ve bu benim sorunumdur' şeklinde ifade ettiği ŞİFRELİ LAF'ın ardında başlattığı sözümona çözüm sürecinin kürdlere getirdiği salt düşmanlık ve yıkım dolu tecrübelere baksınlar. İşgalcilerimizle olan görüşmelerde bu fenomenlere bakın düşmanın görüşme dediği şeyin aslında kürdlerin ve Kürdistan'ın ebedi teslim alınmasına siyasi onay ve taahhüt aramasından başka bir şey olmadığı çok kolay bir şekilde görülebilecektir.


Ama düşmanın elinde tepe-tepe kullandığı sözde kürdleri temsil eden Xapo Hareketi gibi paravan bir örgütü varsa o zaman düşman bu gibi sahte görüşme ve sahte çözüm süreçleri yoluyla istediği siyasi onay ve taahhüdü hemde sözüm ona kürdlerin temsil örgütü onay ve tahahhüdü ile alarak Avrupa Birliği denen süper sömürgeci gücün türklerden istediği 'kürd sorununu çöz' şartı böylelikle sahte bir şekilde çözülmüş olacak ve Türkiye'nin NEO-OSMANLICILIK girişimlerinden dolayı Avrupa Birliği ile olan durdurulmuş görüşmeleri tekrardan başlayabilecektir.


Yani kelimenin tam anlamıyla işgalci islamo-faşist türkler kürdleri kandırıyor ve ÇOK DEMOKRAT ve İNSAN HAKLARINA ÇOK SAYGILI AVRUPA BİRLİĞİ bunu GÖRMEMEZLİKTEN geliyor. OYUN BUDUR.
Dolayısıyla bu görüşmelerin mazlum kürd halkının kırılmış belini daha da kırarak bir daha ULUS DEVLETİ talebi için doğrulma kudretini zayıflatacaktır.


Yeni Çözüm Sürecini ağzında sakız gibi geveleyenler işte bu ihanetin vuku bulmasına önayak olanların destekçileri olacaklardır.


Mazlum kürd halkının acılarını daha fazla uzatmayın. Düşmana ne aldanın nede güvenin! Sadece onu alt etmek için örgütlenin!


04.07.2021

 

***

''Türkiye gibi kanlı bir terör devletini hele bugün alenen mafyaya dönüşmüşken NATO üzerinden müttefik olarak takdim etmek ABD ve Avrupa'yı işlenen insanlık suçlarına ortak eder. Bir yandan demokrasi ve insan hakları derken diğer yandan Türkiye gibi bir suç organizasyonuyla askeri-siyasi ilişkilenme sadece batının güvenilirliğini sıfırlamakla kalmaz, suçlu durumuna düşürür. Avrupalı ve ABD'li her politikacı Türkiye'yi şirin göstermeye çalıştığında iki kere düşünmelidir''. (KFD)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DOĞU YUNANİSTAN (ANATOLİA)

 

İSTANBUL'U YİNE KONSTANTİNOPEL YAP !!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Heger Kurmê Darê Ne Ji Darê Be Dar Narize

“Kürdüm diyenin yüzüne tükürün” sözüyle hafızalara kazınan türk ırk-devleti Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in kendisi de Kürd’tür.
1960 Darbesi sonrası oluşturulan Millî Birlik Komitesi başkanlığına getirildi. 60 darbesinde Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu gibi isimler idam edildi.
Fatin Rüştü Zorlu’da Kürd Bedirxani ailesindendir ve Celal Bayar’ın “bin tane Kürd’ü idam edelim. Kürt sorunu kalmaz” fikrine şiddetle karşı çıkmasıyla bilinmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKLÜK/TÜRKÇÜLÜK IRKÇILIĞI

DEVŞİRME MAHMUT ESDAT BOZKURT



Ölmüsünüze rahmet dedem Cano'yê Xweşikî anlatırdı hep. Derdi ki ''Lawo bawerî pê neynin qelp e, ne seyid e'' yani inanmayın sahtekardır, seyit değil.
Irkçı türklük devleti'nin 2021 yılında dünyanın en büyük demokrasisi ve devleti Amerikan Senato'sunun da 1915 yılında ırkçı ittihatçı denen türklerin ermeni halkı
direkt toplu idam, kurşuna dizme, tehcir ve diğer anılması telafüz edilmesi güç olan gayri insani metodlarla
soykırıma uğratmasını kabul ettiği gibi 1915'te ittihatçı türkler 3,2 milyon ermeni sivil halkı katletmiştir. Hatırı sayıılır büyük bir kısım ermeniler bu korkunç soykırımdan kurtulmak
için ölüm korkusundan müslümanlaşıyorlardı. Bunlardan bazı bireyler de kendini kamufle yoluyla kurtarmaya çalışıyordu. Örneğin başlarına sarık sararak, üstlerine cübbe
giyerek müslüman ermiş, seyit, pir rollerine bürünürlerdi. Bunlar deşifre olmamak için de ya az konuşurlardı veya hiç konuşmazlardı. Bir başka kısım da türkten daha fazla
türkleşerek cellatlarının EN BÜYÜK VE EN SADIK HAYRANI OLMAKTA ''kurtuluş''u buldular.

Grek halkı da osmanlı/türk ırkçılık ve zalimliğinin kurbanı oldular. Kelimenin tam anlamıyla doğrudan doğruya kılıçla kesildiler, denize döküldüler. Hem ermenilerden ve hemde yunanlılardan ve hatta ve hatta hemde kürdlerin içinden cellat korkusundan celladın en büyük hayranı olan mazlum halk bireyleri oluşmuştur. Bunlar türklerden daha fazla tükçülük yaparlardı. İşte bu Mahmut Esat Bozkurt'ta bu zümreden insanlığa karşı ihanetçi bir ırkçıdır.

 

 

 

 

 

 

OFFICIAL Cocaine-laden Aircraft of the Narco-Turk State
Caught in Brazil!!
4th Aug 2021

Accepting a bloody terrorist state like Turkey as an ally in NATO, especially when it has openly turned into a mafia state, makes the USA and Europe partners in crimes against humanity.
On the one hand, democracy and human rights, on the other hand, military-political involvement with a criminal organization like Turkey not only reset the credibility of the West, but also makes it criminal.
Every European and US politician should think twice when trying to make Turkey look cute.

NARKO-TURK DEVLETİ'NİN Kokain yüklü RESMİ Uçağı
Brezilya'da yakalandı!!

The Islamo-fascist Turkish state has been the real DRUG TRADE BARON since the 1970s. For example, a Turkish league was blown up in Scandinavia in the mid-1980s and the Danish and Swedish newspapers wrote: THE GREATEST HEROIN LEAGUE EVER. The Turkish state imported heroin BY TRUCK to Austria, France, Germany, England, Holland, Sweden and Denmark. I have previously written extensively on the subject: unless a state organizes this trade, no league can handle it. The scope of this TURKISH HEROIN TRADE is many times greater than the world famous Escobar League in Colombia.

 

Den islamo-fascistiska turkiska staten är den riktiga NARKOTIKA HANDEL BARONEN sedan 1970-talet. Till exempel man sprängde en turkisk liga i Skandinavien i mitten av 1980 talet och de danska och svenska tidningarna skrev: STÖRSTA HEROINLIGAN NÅGONSIN. Den turkiska staten förde in heroin MED LÅNGTRADARE till Österrike, Frankrike, Tyskland, England, Holland, Sverige och Danmark. Jag har tidigare skrivit utförligt i ämnet: om inte en stat organiserar denna handel, kan ingen liga klara av det. Omfattningen av denna TURKISKA HEROIN HANDEL är många gånger större än världens kända Escobar-ligan i Colombia.

 

NARKO-TURK   NARKO-TIK

NARKO-TIK "NARKO-TURK" STATE

TURK NARKO-MAFIA STATE: TURKEY
Sayın Joe Biden Türk Narko Devleti'ni tam yerine bekçi yapıyor. Artık reis uçaklarla taşıyacak uyuşturucuyu.
Ordu da bu işlerde nakliyat yapmaya tam muaait. (MD)

 

''Türkiye gibi kanlı bir terör devletini hele bugün alenen mafyaya dönüşmüşken NATO üzerinden müttefik olarak takdim etmek ABD ve Avrupa'yı işlenen insanlık suçlarına ortak eder. Bir yandan demokrasi ve insan hakları derken diğer yandan Türkiye gibi bir suç organizasyonuyla askeri-siyasi ilişkilenme sadece batının güvenilirliğini sıfırlamakla kalmaz, suçlu durumuna düşürür. Avrupalı ve ABD'li her politikacı Türkiye'yi şirin göstermeye çalıştığında iki kere düşünmelidir''. (KFD)

IN ENGLISH

Accepting a bloody terrorist state like Turkey as an ally in NATO, especially when it has openly turned into a mafia state, makes the USA and Europe partners in crimes against humanity.
On the one hand, democracy and human rights, on the other hand, military-political involvement with a criminal organization like Turkey not only reset the credibility of the West, but also makes it criminal. Every European and US politician should think twice when trying to make Turkey look cute.

BURAYA TIKLA & DAHA FAZLA OKU

 

 

 

Turk president Erdogan (L) and businessman Ethem Sancak are seen in the photo

The TC-GVA numbered business jet on which approximately 1.5 tons of drugs were seized in Brazil at 4th August 2021 belong to Erdogan linked Turk Ethem Sancak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güneş dil teorisi kafatasçıları bütün halkları tirk ilan etti..

 

,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Osmanlı Aşiret Mektepleri sadece kürd çocuklarını devşirip türkleştirmek için kurulmuştu. Resim: 1902

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FERMANA KURDA

Şah Tahmasebi'nin emri I


Tarih 15 ? ??? ??? / 1.4.1561 ?


Kıyamet: Şah Tahmaseb tarafından,
Kürdlerin öldürülmesi ve cesetlerinin ele geçirilmesi ve teslim edilmesi için
Van hükümdarı Osmanlı padişahı Beyazİt tarafından Laleh Paşa'ya verilen bir kararname.
Bununla Van'daki kürdtlerin Acemistan ('İran') devleti tarafından ölümümün osmanlılara yaptırıldığı ve Kürdistan'ın demografisinin değiştirilmeye çalışıldığı anlaşılıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Wêneyeke Sendrom a Stockholm'ê xweş nîşan dide: Gava qurban dibe evîndarê qesabê xwe


Em bi salan e dibêjin ku GEREK e kurd bo xwe ne dewleta Kurdistanê lê DEWLETA KURD ava bike! Ji ber ku dewleta Kurdistanê dewletek e ku ji kêmaniyan (minorities) pêk tê û NE TENÊ DEWLETA KURDA YE. Li Kurdistanê çiqas kêmanî hene dewleta Kurdistanê ya wan HEMÎYAN e jî hingê. Metirseyeke mezin heye ku piştî avabûna dewleta Kurdistanê şerê li hevber kurda raneweste û îcar van kêmaniyan şerê kurdan bikin û zarokên kurdan bikujin!! Lê gava dewlet dewleteke TENÊ ya kurda be, hingê kes nikare hêrişê kurdan bike û kurdan bikuje. Dewlet dewleta kurda ye û dewleta Kurd bo kurda temînata (sîgortaya) herî baş û zexm e.
Ji ber vê yekê min navê Dewleta Kurdistanê daniye DEWLETA PROBLEM. Ew dewlet çiqas ya kurdan be ewqas jî ya kêmaniyên e, ew kêmaniyên ku li Kurdistanê dijîn, ereb, tirk, ermen, suryan û hwd.
LÊ BELÊ gava ku DEWLETA KURD be wê gavê her TENÊ dewlet dewleta kurda ye. Wek dewleta Îsraîlê çawa dewleta xelkê jihuyan e tenê, her wisa jî dewleta Kurd dibe tenê dewleta kurdan.
Loma welatê xwe nefiroşin nedin xelkê. Bila dewlet TENÊ dewleta kurda be, lê HEMÎ mafên kêmaniyên Kurdistanê tam Û têkuz bidin wan.
Gava XAYÎNÊ SELAHATTİN DEMİRTAŞ dibêje 'cudahiyek li navbera têga kurdistanîbûn û tirikiyeyîbûnê tuneye Selo hingê vê dibêje: BIKEVIN BIN DESTÊ TIRKAN Û TIRKIYEYÊ. Kurd û tirk çi ferq nîn e.
Zemanekî xaînekî din ji Diyarbekrê (Erxenî) yê bi navê Mehmet Şikrî SEGBAN (Segbav) hebû. Rojekê li hizûra Prîns Celadet Alî Bedirxan li ser xwarinê got:
Ma çi ferqa kurd û tirk heye? Mîr Celadet Bedirxan bersiva wî da û got: Ma qey balîcan kundir e?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞOREŞA KURD

Kürdün kölelikten kurtuluş, ulusal devletleşme, bağımsızlık, eşitlik, demokrasi ve özgürlük devrimi o kadar büyüktür ki,
bütün GERİ BIRAKTIRILMIŞ ORTADOĞU milletlerinin öncü gücü olacaktır. Kürdler Ortadoğu'nun EN BÜYÜK OTANTİK (homojen) HALKIDIR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AŞTIYA LI NAV XWE PEYDA BIKE!

Kürd İç-Barış İnsiyatifi; her kürd bireyin kendi özerk barış insiyatifi tavrı ile uygulamaya başladığı bireysel bir Genel Kürd Ulusal İç Barış Hareketi İnsiyatifi'dir.

- İç Barış İnsiyatifini kendinden uygulatmaya başla!

 

 

 

 

 


Afghanistan c1980

Turkish President with World's Largest Terrorist Organisation Talibans 1980 Afghanistan

 

 

 

 

 

 

 

HAYVAN BİR İNSAN MIDIR YOKSA İNSAN BİR HAYVANDIR?

-- Veya insan bir canavar mıdır?

Çünkü hayvanlar insanlar gibi acımasız değil. Bazı insanlara baktığımızda ve özellikle de Ortadoğu'daki bazı insanlara o zaman; acaba insanlıkta mı büyük bir sakatlık vardır yoksa sadece bazı insanların kendisi mi kötüdür diye bir soru sormadan edemiyor insan. İnsanların birbirine karşı davranışları o kadar çok garip ve o kadar çok tiksindiricidir ki insan bu cani insanların eylemlerine şahit olduğunda, insan insan olmaktan utanıyor. Örneğin Ortadoğu'da din adına çocuk kafası kesebiliyorlar! İşte bu kadar fasık ve rayından çıkmış bir insan var karşımızda. Hayvanlarda bu kadar gaddarlık yoktur. Bilakis hayvan merhametli bir yürek sahibidir. İnsanın en korkunç bir canavar yaratık olduğu yönündeki görüşler, gün geçtikçe daha fazla doğruluk kazanıyor. İnsan o kadar çok kötü davranışlar sahibi olmuştur ki insanlığın iyi bir şey olduğu iddiasının ayakları bazen havada kalıyor. İnsanlık çok korkunç cinayetler işleyebilen ölüm makinaları topluluğu haline gelmiş sürekli birbirini hançerlemektedir. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, yardımlaşma, dayanışma artık sözde kalmış, fiiliyatta hiçbir şekilde mevcut değil. İnsan çürümüş, insanlık toplumu çürümeye başlamış. İnsan 'insanlıktan' çıkmış. Bu sebeple insanlığın sonu hiçte hayra alamet değil. Tam aksine şerre, şirke, felakete ve yok olmaya alamettir!!

Genetik veriler, bundan 20.000 yıl öncesinde, tüm Ortadoğulu'lar, Buz Çağı'ndan sonra hayatta kalmayı başaran, tek bir (medeniyet) kurucu nüfustan (dil ve kültürden) geldiğini gösteriyor: Ortadoğulu'ların ezici çoğunluğunun genetiğinde KÜRD DNA'sı vardır çünkü kürdler İLK toplum/ medeniyet kurucularıdır. Değişik grup dilleri türemesi ve bu dil farklılıkları izole gruplar vasıtasıyla meydana gelmiştir. Kürdler özgürlük bakımından nasıl ve neden en sona kalmıştır sorusunun cevabı ise, İNSANLIĞIN KÖTÜ VE PİS tarafının buna neden olduğudur. Özellşikle insanlıktan çıkmış sömürgeci, ilhakçı türk-arab ve fars işgalciler.

KÖTÜLÜK/PİSLİK/ZINDIKLIK/YAMYAMLIK bu gibi bazı insan ve raydan çıkmış toplulukların özüne has bir özelliktir. Boşuna insan insanın kurdudur (Homo Homini Lupus) denmemiştir. Eğer bu böyle devam ederse, bu yüzden insanlık en nihayette şu veya bu şekilde KENDİ KENDİNİ YİYİP BİTİRECEKTİR, tıpkı bakteria gibi.

Kürdlerin hem neolitik, hem antik, hem modern ve hemde günümüz tarihi insanlığın en dramatik tarihidir. Neolitik dönemde kürdlerin ilk toplum kurucuları olduğu, antik ve modern dönemde kürdlerin imparatorluk ve krallıklar kurarak Mezopotamya’da binlerce yıl hüküm sürdüğü, modern dönemde ise islam ideolojisi kürdlerin siyasi varlığına kelimenin tam anlamıyla son verdiği ve hatta islami ideoloji kürdleri halk olarak yeryüzünden silmeye çalıştığı görülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

KURDO RABE !!

 


Daha NE KADAR bekleyeceğiz Bağımsız Kürd Ulus Devleti’ni? Zaman uygun, şartlar çok müsait. Artık daha fazla beklememeliyiz. Neyi bekliyoruz ki? Uygun zamanı ve müsait şartları mı? Bunlar zaten FAZLASIYLA var, hemde çoktan beri. En az 30 yıl oldu ki dünya siyasi konjüktürü Bağımsız Kürd Ulus Devleti’ne hazırdır. Hazır olmayanlar ise YALANCI KÜRD LİDERLERİ İŞBİRLİKÇİ, TESLİMİYETÇİ ve STATÜKOCU KÜRD SİYASETÇİLERİdir. Bunların düşündüğü tek şey, en kolay ve en zahmetsiz, en pasif bir yolda kendi yaşamlarını örgütleyip idame ettirebilmektir. Yoksa bunlar KÜRD KURTULUŞUNU VE BAĞIMSIZLIĞINI düşünmüş olsalardı, bir Kürd Ulus Devleti şimdi çoktan beri kurulmuştu.

Yapılacak olan şey belli: Kürd Ulus Devleti Örgütlenmesi ve bu örgütlenmenin Kürd Ulus Devleti için HER ALANDA ve HER MAKUL YÖNTEMİ ve ARACI kullanarak kürdlerin her sınıf ve katmanının Bağımsız Kürd Ulus Devleti için mücadele etmesi.

Köle kürd kendi zincirlerini parçalamaya kadirdir. Köle kürdün köle durumunun devam etmesine yol açan tek şey DÜŞKÜN kürd lider ve siyasetçilerinin olmasıdır. Eğer kürdler Kürd Ulus Devleti Mücadelesi’ni başlatsalar, köle kürdler özgürleşerek bir daha soykırıma uğramaktan kurtulacaklar ve birde kaderi Kürdistan’ın sömürge statüsünde kürdlerle beraber örülmüş türk, arab ve fars halklarının kendi sömürgeci rejimlerinden kurtulmaları demektir bu. Tek yol Kürd Ulus Devleti Mücadelesi başlatmaktır, bundan başka BÜTÜN yollar kürdlerin mevcut köle durumlarını ve bu büyük çile ve dramlarını daha da uzatmak ve belki de ebedileştirmek demek olur.

21.03.2021

Kurdo Rabe Dreng e!

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye'nin işgal ve iğfal ettiği Kuzey Kürdistan'da 45-50 milyon kürd yaşıyor. Bu nüfusun 20 milyonu asimile edilerek 'türkleştirilmişir'.
Gürcistan'da ta eski tarihi devirlerden beri, Kuzey Kürdistan'daki büyük kürd nüfusuna oranla cüzi bir sayıda kürd yaşamaktadır.
Ama kürd halkını işgalci türkler gibi asimile etmek istemeyen Gürcistan devleti kürdlern çocuklarının kendi anadlinde okuma hakkını
koruyup saygı göstermiştir. 1923 yılında Gürcistan Tiflis'te kürdçe eğitim veren yatılı okul bile açıldı.
Kürdçe'nin kurmanci lehçesiyle eğitim veren bu okul varlığını uzun yıllar sürdürdü. 1925 yılında ise "Kürd Kültür Kulübü" açıldı.

Gürcistan'da 1980'lere kadar 33.000 civarında kürd yaşamaktaydı. (Resmi rakamlar)
2014 yılında yapılan araştırmada bu sayı 12.000 civarında tespit edildi. Ama orada yine bugün bile kürd çocuklarının ana dilinde
eğitim görebilmeleri için kürdçe eğitim veren okullar vardır.İşgalci türkler ve ırkçı türklük devleti kürdleri asimle etmek yoluyla bitirmek
amacı güttüğü için kürd çocuklarının kürdçe eğitim görmelerini bu sebepten dolayı engelliyor.

Toni Morrison’un Ötekilerin Kökeni adlı kitabından 

İşte bunun için işgalci-istilacı türklerin kürdler hakkında söyledikleri HİÇBİR şeye kulak asma
sen doğru bildiğini yap. Doğru olan nedir? Şudur: ÇIK !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
ÇIK !
ÇIK !
ÇIK !
ÇIK !
ÇIK !

BEN BİR HAREKET KURDUM BEYNİMDE
Haraketin adı: ''ÇIK !''
Yani ülkemden çık!
Kürdistan'da türk işgal ve istilasına son!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GENOCIDES ON KURDISH PEOPLE
Committed by ISLAMIST TURKS-ARABS & PERSIANS

 

The Four ISLAMO-FASCIST COLONIALIST INVADER STATES

 

 

JÊDERÊN ROJNAMEYAN

KURDISTAN STAMPS

STAMPS ABOUT KURDISTAN

 

KURDISH ARCHIVE

 

 

 

 



Foundation For Kurdish Library & Museum