BELGENAME - VI
Documents
Please don't be offended by the Truth
|
|

Goran Candan: Ne musulman im, kurd im.

"All war is a symptom of man's failure as a thinking animal."
— John Steinbeck, Once There Was a War (1943)

Arap milliyetçisi Edward Said

İşgalci, islamo-faşist, ırkçı ve gerici Ortadoğu'yu; YÜKSELEN, bağımsızlıkçı, özgürlükçü, eşitlikçi ve laik-demokratik KÜRD GÜNEŞİ aydınlatıyor.

Do not forget that Qatar is the main financier behind all Islamist terror movements. It acts as the bank of Islamist terrorism.
We wholeheartedly support Israel in eliminating the Hamas terror leaders there, thereby doing the world a great service.
We want a world free from terror!
There are Hamas terrorist hideouts in Turkey as well! Israel should strike those in Turkey too.

Hegemonist, ekspansiyonist, islamo-faşist türkler, arablar, farslar ve ruslar Kürdistan ve
BÜTÜN Ortadoğu'yu ve daha başka kıtaları cehenneme çevirdiler.


Vatansız işgalci islamo-faşist türk devleti ezelden beri Kürdistan demografisini hep türkleştirmek gayreti içindedir ama bir türlü bunu başaramamıyor ve başaramayacakta
1916 tarihli bu resmî belge, savaş bölgelerinden Amed'e (Diyarbekıi) sevk edilen türk mültecilerin iskan edilmesine ilişkindir.
Belgede, Diyarbekir'a ulaştırılan türk mültecilerin burada yerleştirilmelerinin kararlaştırıldığı belirtilmekte; bu nedenle söz konusu kişilerin göçmenlere yönelik yürürlükteki düzenlemeler çerçevesinde barınma, iaşe ve gıda ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması gerektiği ifade edilmektedir.
___________________
The occupying Islamo-fascist Turks who is without a native homeland has, for a very long time, sought to alter and Turkify the demographic structure of Kurdistan. However, despite persistent efforts, it has never fully succeeded in doing so and will not succeed in the future either.
Since it has been communicated to the aforementioned province that Turkish refugees arriving in Diyarbakir from the war zones are to be settled there, it is necessary to provide them with shelter, provisions, and food in accordance with the regulations governing immigrants upon their arrival.


007 James Bond İngiliz Şovenizmi Sembolü

Serokên kurda çar meymûnan dilîzin: Min nedît, Min nebihîst, Min negot, Çi ji min?!


Qûna Mehmetçik cîq-cîq dike
Ji îsraîl'ê bizdiya di bin xwe de gû dike

Melîke Mezane li ser lokomotîfa trênê
OLJAN – DEN SVARTA FÖRSTÖRAREN!
|
WELÎD CANPOLAT: EZ KURD IM
Gazeteci Gürbüz Evren'in CNN-Turk tv. kanalında Dürzilere dair söylediği sözde gerçeklere karşı, Dürzi lider Velid Canpolad'ın bundan 26 yıl önce Sosyalist Enternasyonal'in 18. Kongresinde Armanc gazetesinin Haziran-Temmuz 1989 tarihli 93-94. sayısında yaptığı açıklamada: "Ez Kurd im, ji Kilîsê me." (Ben Kurdüm ve Kilis'liyim) diyor.
Dirûz Canpolat Mîr'leri Dürzi'lerin kürd kökeni
|

See/Read How This is possible only in Kurdistan

Kürd-Yahudi Kongresi
7 Eylül 2025 Berlin

Yaşasın Kürd & Yahudi Derin Tarihsel Kardeşliği ve Birliği!

İslamo-Fasist Turk-Arab & Persian sumit in Qatar 2025

Başkasının kapısında havlayan bizim kopek Kürdistan'ın Serhed Eyaleti'nin HESENAN aşiretinden Hakan Fidan
Merhum Musa Anter demişti: ''Köpek bizim köpeğimiz ama başkalarının kapısında havlıyor''.



11-12-1946 tarihli bir Amerikan istihbarat belgesi
KÜRD LİDERLERİNİN TARİHSEL CAHİLLİĞİ VE GERİLİĞİ
-- Müslüman toplumların tarihsel olarak geri kalmışlığı, o toplumların içinden çıkan liderlerin de aynı geri kalmışlıkla hareket etmelerine yol açar; bu nedenle kürd liderlerin vizyonsuzluğu sadece bireysel bir zaaf değil, ait oldukları toplumun entelektüel sefaletinin de yansımasıdır.
1946 TARİHLİ BİR AMERİKAN İSTİHBARAT BELGESİ VE KÜRD LİDERLERİNİN HAM HAYALLERİ
11 Aralık 1946 tarihli Amerikan istihbarat belgesine göre, o dönemin kürd lider ve siyasetçileri “İngiltere’nin kürdlere bir devlet kuracağı” hayaliyle hareket ediyorlardı. İşte böyle; cahil, sömürge toplumlarının liderleri, arab toplumu ve arab liderlerinde olduğu gibi geri ve basiretsiz olurlar. Görünen o ki, o dönemin kürd liderleri İngiltere’nin kurduğu büyük tuzaktan ve yürüttüğü plandan tamamen habersizmiş.
Oysa İngiltere, kürdleri müslüman ulusların içinde eritme planını çoktan yapmış ve 1946’ya gelindiğinde bu planı 20 yılı aşkın süredir adım adım uyguluyordu. Fakat bunu fark eden tek bir kürd lideri ya da siyasetçisi meydanda yoktu. Tıpkı bugünkü kürd liderleri gibi: büyük koltuklarına oturup ağızları açık şekilde dışarıdan yardım bekleyen bir zihniyet! ''İngiliz dixwaze dewleteke kurdî damezirîne'' Bilmiyorlar ki ingilizler kürdlerin kökünü kzımakla meşgül idiler ve bugün hala bu işle iştiğal etmektedirler.
Kürd atasözü boşuna dememiş: “Çavê li deriya, xwelî li seriya” yani “Gözü hep dışarıda olanın başına toprak yağsın.” İşte o dönemin kürd liderleri tam da böyleydi; bugünküler ise onlardan da felç, onlardan da kötürüm.
ÖNEMLİ BİR BELGE: SURİYE KÜRD KONGRESİ
Bu belge, ABD Merkezi İstihbarat Arşivleri’nden olup 11 Aralık 1946 tarihini taşımaktadır. En önemlisi ise belgede yer alan kayıtlardır:
Hasan Haco, Amerika’nın kürdlere herhangi bir yardım yapmaması durumunda, kürdlerin kesinlikle Rusya’ya yöneleceğini belirtmiştir.
Tüm katılımcılar, İngiltere’nin ABD desteğiyle Irak’ta bağımsız bir kürd devleti kurmasını önermiştir.
Mahabad’da yayımlanan Kürdistan gazetesi Şam’a ulaşmaktadır.
Qazî Muhammed’in hükümeti 72 okul açmıştır.
Hasan Haco, Qazî Muhammed’in bağımsızlığının Rusların kontrolü altında olduğunu teyit etmiştir.''



XAPO ve HİZBUL-ŞEYTAN’IN DANIŞIKLI DÖVÜŞÜ Xapo ile Hizbul-Şeytan’ın danışıklı dövüşü sonucunda sadece kürd tasfiyesi yapıldı. Hizbullah denilen, aslında Hizbul-Şeytan olan MİT/JİTEM/Ergenekon hareketi, binlerce kürd aydınını ve devrimcisini işgalci islamo-faşist Türkiye adına yakalattı ve katletti. Benzeri bir danışıklı dövüş, 1979–1980 yılları arasında yine Xapo ile Süleyman Demirel’in başında bulunduğu kürd katili Ergenekon örgütü arasında gerçekleştirildi. Ergenekon, tıpkı Xapo’nun iplerini elinde tuttuğu gibi, Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK) adlı örgütün de liderlerini ve bir en üst düzey kadrosunu yönetmekteydi. Bu lider ve kadro, işgalci islamo-faşist türk devletinin eroin kaçakçılığı işini yürütüyorlardı. Bu danışıklı dövüşte en az 200 kürd lider adayı, her bakımdan yetişmiş kürd kadroları, tek tek kalleşçe vurularak tasfiye edildi. O dönemde Xapo hareketinin Ergenekon denetiminde olduğu pek bilinmiyordu. Fakat Xapo’nun ve onun hareketinin bir MİT yapılanması olduğuna dair emareler yavaş yavaş görünür hale gelmeye başlamıştı. Nitekim MİT’in organize ettiği bir olay hala yöre halkı tarafından anlatılır: Diyarbekir’in yakınındaki Yabacı köyünde, gece vakti, kamyon dolusu kalaşnikof silahın bir TSK görevlisi tarafından KUK içindeki bu kaçakçı ailelere teslim edilmesi. Bir başka önemli emare ise Semir (Çetin Güngör) ile KUK adına Moşe (Hamid Kılıçaslan) arasında yapılan ateşkes görüşmelerinde ortaya çıkmıştı. Ateşkesin gerçekleşebilmesi için Xapo hareketi ilginç bir şart koşuyordu: “KUK, dört kadrosunu infaz edilmeleri için Xapo hareketine teslim etmelidir.” Bu talep, MİT’in gizli istemlerini açıkça ele veriyordu. Amaç, bütün kürd lider adaylarını ortadan kaldırmaktı. |
HEMÎ SEROKÊN KURDA CAHŞ IN

Hemî serokên kurda CAHŞ in!
CUDAHIYA LI NAVBERA SEROK Û RÊBER

CUDAHIYA li nabera 'Serok' û RÊBER wek cudahiya şêv û roj MEZIN E. RÊBER bi rastî jî rêber in, ji ber ku li dema sext û dijwar li pêşiya hemiya diçin. Lê serokên HEMÎ QELP in, li dema sextî û dijwariya zexel û bêbext in. Kanê KÎJAN serokên kurda li pêşiya me hemiyan dimeşin? Hemî jî dibêjin ''avakirina dewletekê bo kurda ne mumkun e'' û xwe didin alî û serpiştê dirazên.

Qarye Mitt el Ekrad
Kurdish Village Mitt
The Kurdish presence in Egypt dates back to the 12th century, during the rule of the Kurdish sultan Salah ad-Din al-Ayyubi (Saladin the Great), who founded the Ayyubid dynasty and assumed power in Egypt. Under his leadership, many Kurds were recruited and settled in various parts of the country, establishing a lasting Kurdish presence.¹ One notable example is the village of Mitte Al-Kurds, located approximately seven kilometers from the city of Mansoura in northeastern Egypt. According to the national census of 2006, the village had a population of 3,389, the majority of whom are engaged in agricultural work.² It is considered one of the oldest Kurdish settlements in Egypt. The village was historically known as Mitte Al-Akrad (???? ???????), meaning “Mitte of the Kurds.” However, in 1813, its name was officially changed to Mitte Al-Mawta—popularly known as “the Dead Kurds.” The origin of this name remains debated and may reflect historical conflict or tragedy.³ Despite this, the village has retained its Kurdish identity, and its residents continue to identify as Egyptian Kurds. References:
______________ Kurder har varit närvarande i Egypten sedan 1100-talet, i samband med att den kurdiske sultanen Salah ad-Din al-Ayyubi (Saladin den store) grundade Ayyubiddynastin och tog makten över Egypten. Under hans styre rekryterades och bosattes många kurder i olika delar av Egypten, vilket lade grunden för en bestående kurdisk närvaro i landet.¹ Ett tydligt exempel på detta är byn Mitte Al-Kurds, som är belägen cirka sju kilometer från staden Mansoura i nordöstra Egypten. Enligt 2006 års folkräkning hade byn 3 389 invånare, varav de flesta arbetar inom jordbrukssektorn.² Byn anses vara en av de äldsta kurdiska bosättningarna i Egypten. Byns äldre namn var Mitte Al-Akrad (???? ???????), vilket betyder "kurdernas Mitte". Namnet ändrades dock år 1813 till Mitte Al-Mawta eller i folkmun ”de döda kurderna”, ett namn vars ursprung fortfarande är omdiskuterat och kan spegla historiska konflikter eller tragiska händelser.³ Trots detta kvarstår byns kurdiska identitet, och invånarna betraktar sig än idag som egyptiska kurder. Källor:
|
LUCY – İNSANLIĞIN İLK ADIMLARI
— Australopithecus afarensis ve Evrimsel Başlangıcımız İşte anamız Hava budur, ama babamız ”Adem” ortalıkta yok, hiçbiryerde gözükmüyor, çünkü KAYIP. Yani babamızın hangi balık olduğunu bilmiyoruz. Takaalit balığından geldik diyorlar, yani canlıların balıktan türediği kesin, 2007’de arkeologlar Pangea’da TAKAALİTT iskeletini bulmuşlar. Demek ki anamız Hava balık soyundan, ama babamız Adem bir türlü bulunamıyor… Çünkü o kayıp! Hangi balık olduğu bilinmiyor. Yani biz aslında evrim ağacının bir ucundayız, ama babamız evrim hikayesinden çıkmış, “Bekle beni, ben biraz dalışa gidiyorum” demiş ve bir daha dönmemiş. Anlayacağınız, DNA’mızda anneden gelen kod var ama babadan gelen… şifreli dosya! Şaka bir tarafa ciddiyete varalım şimdi: Yaklaşık 3,2 milyon yıl önce, bugünkü Etiyopya topraklarında, Lucy adında küçük bir hominin, bizimkinden çok farklı bir dünyada yürüyordu—ormanlarla kaplı, ancak yavaş yavaş açık savanlara dönüşen bir çevrede. Lucy, modern insanlarla daha ilkel atalarımız arasındaki evrimsel zincirin önemli bir halkası olan Australopithecus afarensis türüne aitti. Olağanüstü şekilde korunmuş iskeleti, erken homininlerin nasıl yaşadığına ve hareket ettiğine dair ilk gerçek bakışı sunuyordu. Bir metreden biraz uzun olan vücudu, hem tırmanmaya hem de dik yürümeye uygun anatomik özellikler taşıyordu—bu özellikler, şehirler, aletler ya da dil ortaya çıkmadan çok önce insan soyunun yolunu çizmişti. Lucy’nin yaşamı basitti, ama taşıdığı anlamlar bakımından olağanüstüydü. Günlerini muhtemelen yiyecek arayarak, tehlikelerle dolu bir arazide gezinerek ve hayatta kalmak için grubundaki sosyal bağlara güvenerek geçiriyordu. Leğen kemiği ve diz eklemleri, iki ayak üzerinde yürümenin açık işaretlerini gösteriyor; bu da ağaç yaşamından yere geçişte temel bir değişimi temsil ediyordu. Bu uyum, elleri serbest bırakarak zamanla alet kullanımına olanak tanıdı—ancak Lucy ve türdeşleri için dik yürümek gelecekteki icatlar için değil, değişen bir dünyada hayatta kalmak içindi. 1974 yılında paleoantropolog Donald Johanson tarafından keşfedilen Lucy’nin iskeletine, kazı alanında çalan Beatles şarkısı “Lucy in the Sky with Diamonds”tan esinlenerek bu isim verildi. O zamandan bu yana Lucy, paleoantropolojinin en ikonik figürlerinden biri haline geldi ve insan evriminin en erken evrelerine dair derin içgörüler sundu. Sadece bilimsel bir mucize değil, aynı zamanda hikâyemizin uygarlıklarla ya da fetihlerle değil, ayağa kalkıp bilinmeyene doğru ilk adımları atan varlıklarla başladığını hatırlatan alçakgönüllü bir semboldür Lucy. Bilimsel araştırmalar, insanlığın kökenine dair anlayışımızın, gözlemlenebilir kanıtlar ve titiz metodolojilerle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Evrim teorisi ve fosil kayıtları, Australopithecus afarensis gibi türlerin milyonlarca yıl önce yaşadığını ve modern insanın atalarının bu canlılar olduğunu somut delillerle göstermektedir (Johanson & Edey, 1981). Buna karşılık, dini inançlar ve batıl rivayetler, çoğunlukla bilimsel doğruluktan yoksun, metafizik temellere dayanır. Bu tür inançlar, insanın kökeni hakkında yapılan objektif araştırmaları gölgeleyerek, bilimsel bilginin yayılmasını ve doğru anlaşılmasını engelleme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, evrimsel biyoloji gibi disiplinler, gerçek bilgi üretiminde dini dogmaların yerine, kanıt temelli sorgulamayı esas alır. Araştırmalar gösteriyor ki, toplumlarda yaygın olan batıl inançlar ve yaratılış anlatıları, çoğunlukla kültürel ve sosyal bağlamlarda işlev görürken, doğa bilimlerinin kapsamını aşan açıklamalar sunar. Ancak bunların bilimsel hakikatle karıştırılması, insanlığın gerçek tarihine ve evrimsel sürecine dair anlayışımızı bulanıklaştırır (Coyne, 2015; Dawkins, 2006). İnsanlığın evrimi, milyonlarca yıllık biyolojik süreçlerin bir ürünüdür ve bu süreç, deneysel ve fosil verileriyle desteklenmektedir. Gerçek bilgiye ulaşmak için, gözlemlerle desteklenmeyen inançların yerini, açık ve eleştirel bilimsel düşünce almalıdır. ______________ — Johanson, D. C., & Edey, M. A. (1981). Lucy: The Beginnings of Humankind. Simon and Schuster. CHARLES DARWIN |

Evidence that the TURKS are Islamist terrorists: protectors of Hay’at Tahrir al-Sham (HTS) and HAMAS

TURK - ARAB - PERSIAN ISLAMO-FASCISTS

Bir zamanlar Mardin Alman Karargahı olan Atmanki (Ataman'lar) konağı - 1917
İSLAM İDEOLOJİSİ KÜRDLERİN EVİNİ YAKTI -- Atman beyliği, bölgede bağımsız bir siyasi varlık olarak şekillenebilecek iken, islamiyetin cazibesine kapılarak kendi geleceğini başka halkların yükselişine feda etti. İslam ideolojisi kürdlerin evini yaktı; yani kürdler kendi elleriyle kendi evlerini kendi başlarına yıktılar. bu uğursuz ve lanetli süreçte, bu belayı kürd halkının başına getirenler en başta müslümanlığı kabul eden kürd aşiret liderleri oldu. “İslam kardeşliği” sahtakarlığına kanan bazı Anatolya kürd beyliklerinin saf ve tarih bilincinden yoksun liderleri, osmanlı denen fetihçi-barbar devletin temellerinin atılmasına bu sahte kardeşlik yalanı üzerinden onay verdiler. Bu beyliklerin cahil ve sorumsuz liderlerinden biri de Atmanlar (ya da Atamanlar) beyliğiydi. Hatta osmanlıların adı da bu beyliğe dayanmaktadır. “Osman bey” anlatısı, türklerin uydurmasıdır. Batılıların hala “ottoman” demesi de tesadüf değildir; çünkü “ottoman” kelimesi aslında kürd beyliği Atman’ın avrupai dillerdeki telaffuz biçimidir. Kürdlerin tarihteki en büyük felaketi, kendi öz gücünü ve tarihsel hafızasını terk ederek ümmetçi-islamcı ideolojiye teslim olmasıdır. İslam’ın yayılışında kürdlerin oynadığı rol, fetihçi devletlerin işine yararken, kürd halkı için zincirlerden başka bir şey getirmedi. Çünkü islam bayrağı altında birleşen türk, arab ve fars devletleri, kendi aralarındaki çıkar kavgalarında bile kürd liderleri sürekli bir piyon olarak kullandılar. Bu süreçte kürd liderler, kendi ulusal çıkarlarını değil, “ümmet kardeşliği” yalanını önceleyerek halklarını ateşe sürüklediler. Atmanlar beyliği liderliği örneği, bu tarihsel ihanetin en çarpıcı örneklerinden biridir. Atman kürd beyliği, bölgede bağımsız bir siyasi varlık olarak şekillenebilecek iken, islamiyetin cazibesine kapılarak kendi geleceğini başka halkların yükselişine feda etti. Osmanlı’nın “kuruluş miti”ne dikkatlice bakıldığında, bu mitin temelinde kürd beyliklerinden alınan destek ve onay vardır. yani, türklerin “osman bey” anlatısı, aslında kürdlerin sırtından üretilmiş bir meşruiyet hikayesidir. Buradan şu acı gerçeğe varıyoruz: islam, kürdler için hiçbir zaman özgürlük ve birlik getirmedi. aksine, islam’ın sunduğu “kardeşlik” kavramı, kürdler için tarihsel bir kölelik zincirine dönüştü. Anatolia’nın islamlaştırılmasında kürdlerin rolü büyüktür, ancak bu rol kendi varlıklarını güçlendirmemiş, tam tersine onları tarih sahnesinde edilgen ve bağımlı kılmıştır. İslam, kürdlerin ulusal bilincini zayıflatmış, kendi devletleşme fırsatlarını ortadan kaldırmıştır. Bugün hala “islam kardeşliği” söylemini sürdüren kürd lider ve siyasetçileri, tarihsel gerçeklerden ders almamışlardır. İslam’ın bayrağı altında özgürlük aramak, aslında yeni bir kölelik zincirine gönüllü olarak boyun eğmektir. Kürdler ancak kendi tarihlerini, kendi dil ve kültürlerini esas alarak özgürleşebilirler. aksi halde islam adı altında yürütülen sahte kardeşlik siyaseti, kürdleri daha nice yüzyıllar boyunca aynı karanlık döngüye mahkûm eder.
|
Kürd halkı Xaîn Xapo'ya güvendi, tam bel bağladı
ama Xapo işgalci islamo-faşist türklerin en has adamı çıktı

Resim MÖ 500'lü yıllarda Acemistan'da (''İran''da) rüşvetçi bir hakimin derisi hakim daha canlıyken yüzülerek infaz edilmesi sahnesini gösteren bir tablo.
CANİ VAHŞİ OLMANIN SEBEBİ ÜRETMEMİŞ (Medenileşmemiş) OLMAKTANDIR
Üretmemiş, toplayıcı, avcı ve talancı, göçebe toplulukların cezalandırma yöntemleri, hem tarihte ve hemde günümüzde hep böyle aşırı barbar ve çok katı olmuştur.
-- Üreten, yerleşik, bir başka deyişle uygar kültürlerin cezalandırma yöntemleri ise adı geçen bu toplulukların cezalandırma yöntemlerine nazaran çok daha insani ve hafif kalır.
Üretmemiş, toplayıcı, avcı ve talancı, göçebe toplulukların tarihte yaptıkları iş; toplayıcılık, avcılık ve talancılık yanısıra bir de kölecilik işi idi. Üretmeyen topluluklar köle, yiyecek ve silah ticareti yaparlardı.
NATURAL-KURDISH CULTURE
|

İşgalci islamo-faşist türk arşivlerinden önemli bir belge...
1936 tarihli bu belgede, Amerika'nın Philadelphia kentinden Musul'a gelen Dr. Murad Sabry adlı bir kürdün, Türkiye'ye girerek büyük kürd katili cellat diktatör Atatürk'ü gebeertmeyi amaçladığı iddia edilmektedir.
Belgeye göre bu bilgi, İngiliz istihbaratı tarafından işgalci türk ırk devletine iletilmiştir.
Dostlara ve takipçilere soruyorum:
-- Philadelphia'da yaşayan ve 1936 yılında Musul'a gelip oradan Türkiye'ye geçerek Atatürk'ü gebertmeyi planladığı öne sürülen Dr. Murad Sabry hakkında bilgisi olan var mı?
Bu kişiyle ilgili her türlü bilgi, belge, kaynak veya hatırat paylaşımını memnuniyetle karşılarız.


İNGİLİZ EMPERYALİSTLERİNİN ÖZELLİKLE KÜRDİSTAN'DA VE BÜTÜN DÜNYADA İNSANLIĞA KARŞI İŞLEDİKLERİ SUÇLAR ÇOK BÜYÜKTÜR.
-- Kürdlerin ülkesi KÜRDİSTAN'ı ve kürdleri 5 parçaya bölerek dört suni çakma islamist peyk devletin ve ulusun içinde asimile ederek yok olmaya mahkum ettiler!

3 KÜRD KATİLİ: Talabanî, Saddam ve Alî Mecîd Kîmyawî.. 1966'nın HAİNİ TALABANÎ Saddam'la yaptığı gizli görüşmelerden birinde.. Kim bilir şimdi Saddam'a ne satıyordur. UNUTMAYIN: Mevcut BÜTÜN faal kürd liderler HAİNDİR. Kürdlerin düşmanları sadece dış devletler değil, kürdlerin kendi içindeki, hatta başındaki liderlerdir. O büyük karnı doldurmak için satmayacağı birşey yoktur.
XAPO & TALABANÎ, NEÇİRVAN & MESUD BARZANİ...

Heger hûn nebin yek - Hûn ê herin yek bi yek!
Seydayê nemir CEGERXWÎN
Hemî dunya neyarê kurda ye - Kurd jî neyarên hevûdû ne
Anonym


Fake Peace

Omar Muhtar
Doğum yeri: 1862, Zanzur, Libya (o dönem Osmanlı işgalindeydi)
Ölüm: 16 Eylül 1931, İtalyanlar tarafından Derne, Libya’da idam edildi
Mensubiyet: Senûsî Tarikatı'nın önemli bir lideri
Unvan: “Çöl Aslanı” (Asad al-Sa?ra’)
Çünkü hem Cezayir hem Libya, Fransız ve İtalyan sömürgeciliğine karşı çok uzun süre halk direnişi yürüttü.
Cezayir’de de Abd el-Kadir el-Cezairî gibi büyük direnişçiler vardı. Ömer Muhtar ise Libya’nın İtalyan işgaline karşı simgeleşmiş lideridir.
Bu söz, genellikle Ömer Muhtar'a (Omar Mukhtar) atfedilen meşhur alıntılardan biridir, ancak tarihsel kaynaklarda bu ifadenin onun tarafından birebir bu şekilde söylendiğine dair kesin bir kanıt yoktur. Özellikle şu versiyonuyla sıkça paylaşılır:
Bu tür sözler, Ömer Muhtar’ın yaşamı ve duruşuyla uyumlu olduğu için halk arasında ona mal edilmiştir. Ancak akademik kaynaklarda ya da çağdaş belgelerde bu sözün doğrudan ona ait olduğu net olarak gösterilmemiştir. Dolayısıyla bu söz, tarihi doğruluktan ziyade, Ömer Muhtar’ın direnişçi ruhunu ve duruşunu yansıtan popüler bir alıntı olarak değerlendirilmelidir. Omar Mukhtar’ın (Ömer Muhtar) gerçekten söylediği, tarihi kaynaklarda yer alan bazı meşhur sözleri şunlardır: 1. "Biz teslim olmayız. Ya zafer ya ölüm!"-- Bu söz, onun İtalyan işgaline karşı yürüttüğü direnişi özetleyen en meşhur sözlerinden biridir. 2. "Ben bir savaşçıyım. Teslim olmak benim kitabımda yazmaz."-- Direniş boyunca yakalanmamak için yıllarca savaşmış, sonunda yakalandığında da teslimiyet göstermemiştir. 3. "Kazanmak zorunda değiliz, ama onurlu olmalıyız."-- Bu söz, sömürgecilere karşı savaşın sadece fiziksel değil, ahlaki ve onursal bir duruş olduğunu vurgular. 4. İtalyan mahkemesinde söylediği:"Ben silahıma sadığım, çünkü onunla vatanımı savunuyorum. Eğer bu suçsa, işlediğim her suçu kabul ediyorum." 5. "Ben Allah’ın emri için cihad ediyorum. Allah’tan başka kimseden korkmam."-- Müslüman kimliğiyle, direnişini sadece vatan değil iman mücadelesi olarak da görüyordu. 6. İdamdan önce söylediği rivayet edilen:"Bizden sonrakiler, daha güçlü gelecekler." Tüm bu sözler, Libya direnişinin simgesi olan Ömer Muhtar’ın kişiliğini ve mücadelesini yansıtır. 73 yaşında olmasına rağmen dağlarda savaşmış ve idam sehpasına başı dik çıkmıştır.
|

İsrail buldozeri Gazze'deki Saddam heykelini yıkarken. Kürdler İsrail'e ne kadar teşekkür etse azdır bile ama işgalci arabların, türklerin ve farsların kontrolündeki işbirlikçi hain kürd liderler İsrail'in yerine işgalci arabları DESTEKLİYORLAR!
10.09.2025


Kürd liderleri HAİN oldukları için kürd halkının güvenliğini hiç düşünmüyorlar.
İki çeşit hain kürd lideri var: 1- Ümmetçi-İslamist Ulusal Hain kürd lider. 2- Sahte-Devrimci (Sahte-Solcu) ulusal hain kürd lider.
Birinci kategorideki hain kürd lider, kürd halkının geleceğini işgalci-inkarcı-ırkçı islam devletlere seve seve feda eder.
İkinci kategorideki kürd liderler de işgalci devletlerin kontrolündeki işbirlikçi-provokatör-hain liderlerdir.
Bunlar kürd halkını bilinçlice felaketlere sürükleyerek işgalci katil devletlere yem ediyorlar

İşgalci islamist Osmanlı'nın Musul Valisi ümmetçi-islamist, ulusal-hain Süleyman Nazif (Eski bir Xapo)
Musul Valisi Süleyman Nazif’inkürd lider Mustafa Barzani'nin kardeşi Abduselam Barzanî'yi astırmıştıOsmanlı döneminde Musul Valisi Süleyman Nazif, 20. yüzyılın başlarında Musul valisi iken, Şeyh Abdüsselam Barzanî’yi yakalatmış ve Osmanlı yönetimine teslim etmiştir. Şeyh Abdüsselam, bugünkü Mesud Barzanî’nin büyük amcasıdır. -- Kimdir Şeyh Abdüsselam Barzanî?
-- Hain CAHŞ Süleyman Nazif’in rolü
-- Önemli not:Şeyh Abdüsselam'ın idamı, Barzanî ailesiyle Osmanlı yönetimi arasındaki ilk büyük kopuşu oluşturdu ve kürd hareketi içinde Barzanîler’in silahlı direnişinin başlangıcı oldu. Kardeşi Şeyh Ahmed Barzanî ve daha sonra oğlu Mela Mistafa Barzanî, bu idamdan sonra daha radikal bir tutum geliştirdiler. Ama ne yazıkki ginimizde (2025) rahmetli Mela Mistefa Barzanî'nin oğlu Mesud ve torunu Neçîrvan Barzanî neredeyse bütün Güney Kürdistan topraklarını işgalci-islamo faşist türk ordusuna işgal ettirmişlerdir. Batılı güçler ve İsrail 1991 ve 2003 yılında Güney Kürdistan'ın kurtuluşunu sağladı ama adı geçen bu güney kürd liderler ve Celal Talabani, Bağımsız Kürdistan ilan edeceklerine 2004-2006 yılları arasında Bağdat'a gidip yeni bir işgalci arab nasyonalist islamo-faşist Irak devleti'nin kuruluşunda yeni bir Irak parlamentosu oluşturrarak bu kürd düşmanı devletin yeniden inşa edilmesinide merkezi bir rol aldılar ve hemde üstüne üstlük, en büyük kürd katili devlet olan işgalci islamo-faşist ''türk devletine katılmayı'' Amerika'ya önderdiler. Amerikan devlet görevlileri bu liderlerin bu önerilerine ''çok şaşırdıklarını' sonra kendileri kamuoyunda beyan ettiler. |
Mustafa Barzani TELEGRAF mesajlarından... 18 Mart 1965 tarihinde Bağdat'taki Amerikan Büyükelçiliği tarafından Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığına gönderilen bir belge. Belge, Mustafa Al-Barzani'nin ABD Büyükelçisi Strong'a gönderdiği mektubun Amerikan Büyükelçiliği tarafından yapılan çevirisini içermektedir. Mektupta, Kürdistan'daki siyasi ve askerî durum ile Irak hükümetinin kürd halkına yönelik uygulamaları ele alınmaktadır.
GİZLİ (CONFIDENTIAL) 773 — 18 MART, SAAT 14:05 Bilgi için: Adana, Halep, Ankara, Basra, Beyrut, Kahire, Şam, Londra, Tebriz, Tahran ve Birleşmiş Milletler. Aşağıda, Ulla Mustafa'nın 3 Mart tarihli ve 16 Mart'ta alınan mektubunun Büyükelçi Strong'a hitaben hazırlanmış büyükelçilik çevirisi yer almaktadır: Metin Başlangıcı Kürd sorununun son gelişmelerini ve Irak hükümetinin bu sorun etrafında yarattığı yeni krizi bilgilerinize sunma onurunu taşıyoruz. Geçmişte olduğu gibi, meydana gelen olaylar hakkında Ekselanslarınıza bilgi vermiş bulunuyoruz. Ekselanslarınız çok iyi bilmektedir ki, yaklaşık bir yıldır çatışmaları durdurmuş bulunuyoruz ve Irak hükümetine Kürd meselesini çözmesi ve halkımıza haklı ulusal haklarını tanıması için yeterince fırsat vermişizdir. Bu haklar, günümüzde herhangi bir halkın talep etmekten memnuniyet duyacağı hakların bile oldukça gerisindedir. Ancak üzülerek belirtmek isteriz ki hükümet, halkımızın hiçbir hakkını tanımaya hazır olduğunu göstermemiştir. Aksine, 1957 Irak Anayasası altında sahip olduğumuz resmî hakları dahi ortadan kaldırmış ve bizleri partizan (peşmerge) gruplarımızı dağıtmaya zorlamaya karar vermiştir. Bunun anlamı, fiilen hiçbir sınır veya şart olmaksızın teslim olmaktır. Bu hiçbir şekilde adil değildir. Son zamanlarda hükümet, barışçıl halkımıza karşı yeni bir askerî saldırı hazırlığına başlamıştır ve elimizde bununla ilgili çok sayıda kanıt bulunmaktadır. Hükümet bir askerî saha komutanlığı kurmuş, devlet askerî birlikleri birçok noktadan Kürdistan'a girmeye teşebbüs etmiş ve çok sayıda yeri (Duhok, Zaho ve diğerleri dâhil) baskı altına almıştır. _____________
|
Ayşe Hür XAPO-MİT oyunlarının içyüzüne değindiğinde Xapo'nun xain Qandil kurmayları tedirgin olmaya başlıyorlar

Çocukların eline silah tutuşturup savaşa sürmek insanlığa karşı işlenmiş suçların en ağırı, en onulmazıdır.
WATCH FOR
DIRTY (Chemichal) OR NUKE BOMBS
FROM THE ISLAMO-FASCIST TURKS-ARABS & PERSIAN ISLAMIST TERRORISTS
AGAINST WESTERN COUNTRIES
July 18th, 2025

Civilians in The West Countries are under Islamo-Fascist Turk-ARAB & PERSIAN TERROR THREAT

Şefîq Dundar (1961.2025), (Rizgarî), Mesûd Barzanî (PDK) 1988, Şam

İslamo-Faşist Mahmut Abbas ve JÊKETO-PÊKETO Sêwaz'lı Selda Xanim

Aramiya li Rojhilata Bavîn bi qest û armancên nijadperestiyê tê xirabkirin
Ûrşelîmê ji cihûyan girtine û dibêjin bajarê me ye. Beyrûdê ji fenîsiyan girtine dibêjin bajarê me ye. Helebê, Mûsilê, Kerkûkê ji kurdên bindest girtine, dibêjin evna bajarên me ne. Heger tu ji van xelkên ku bajarê wan ji dest wan çûyî bipirsî, dibêjin ”bila ew jî werin li nik me bijîn”. Lê tu ji wan xelkên dagîrker bipirsî, dibêjin ”her tenê mirin û neman bo cihûyan, bo fesnîsiyan, bo kurdan”, ku xwediyê resen ê van bajara ne. Bi kurtî bêdadiyeke kûr û mezin li Rojhilata Navîn li ser van xelkên bindest hatiye kirin û ev bêdadiya kûr û mezin hîna jî wisa berdewam dike. Feyrûz xweş dibêje, lê dibêje Beyrût her tenê yê me musulmanan e. Ma Rojhilata Navîn ji qewmên musulman tenê pêk hatiye malxirabino? Li Rojhilata Navîn xelkên xwedî olên din jî hene. Rojhilata Navîn ciyekî pirolî û pirçandî ye. Loma hewlên destdirêjiya malên xelkê divê bi dawî were. Bila her kes li mala xwe be, lê dîsan bi hev re.. Bila tixûbên erdê her kesî diyar bin, lê bila tixûb çi car nebin asteng û kelemên ber dil û çavên mirovan. Ji lew re mirov gune ne, gune.. Bes bo malên xelkê bêjin ’malên me’ !! Bila kes malê kesî nebe! Bila her kes bikeve nav malên xwe û aş be! Ev dagîrkerî ji hêla dewletên tirk, ereb û fars di çarçoveyeke hegemonîst û kolonîalist û nijadperestane de tê pêşxistin. Wêje, çand, ziman û dîroka neteweyeke ji wan hemiyan kevintir, bi awayeke plansazî hatîye jêbirin û tunekirin. Ew tirk û fars ên dagîrker û islamo-faşîst, bi alîkariya dewletên kolonyalîst ên li ên Ewrûpa’yê; Îngîltere, Fransa û Almanya, hîna jî karên jinavbirina milletê kurd berdewam dikin. Li roja îro çand, wêje, ziman, folklor û îqedaya millÎ ya kurdan li ser xeta jêbirinê ne. Neteweya kurd, ya li navenda Mezopotamyayê’yê wekî xelkê herî kevin ê cîhanê tê nasîn, li roja îro di bin xetereya man û nemanê de ye. Ev qirkirin, ne tenê fizîkî ye – her wisa jî mânevî û rûhî ye. Bi çalakiyên dewletên tirk, ereb û farsên dagîrker, dixwazin ku her tiştê kurda, heta bavê kurdan jî li ser ruyê erdê nehêlin. |

Hareket etmeyen zincirlerini fark etmez
Roza Luxemburg



SVENSK DEMOKRATISK KULTURHUMANISM – ETT ANSVAR FÖR ALLA — När öppenhet utmanas – svensk humanism under press i ett mångkulturellt Sverige
Det svenska folket är ett av världens mest humanistiska, förstående och demokratiskt sinnade. Det är något vi kan vara både stolta över och tacksamma för. I dagens Europa blåser starka högervindar, och med dem följer ofta intoleranta och rasistiska idéer. Men dessa gamla och förlegade idéer får inte samma genomslag i Sverige som i många andra europeiska länder. Det beror till stor del på det svenska folkets höga utbildningsnivå, starka bildningstradition och djupt rotade tro på mänskliga rättigheter. I kontrast ser vi att fientlighet mot flyktingar och ifrågasättande av asylrätten ofta får fäste i samhällen och grupper med lägre utbildningsnivå och mindre utvecklad demokratisk kulturtradition. Sverige har en lång tradition av öppenhet, jämlikhet och solidaritet, som vilar på grunden av en stark folkbildningsrörelse och ett brett deltagande i det demokratiska samtalet. Denna unika kombination av utbildning, bildning och medmänsklighet – en slags demokratisk kulturhumanism – är något som inte alltid återfinns i samma utsträckning i andra delar av världen, oavsett om det gäller länder som Tyskland, England, Frankrike, USA, Ryssland eller andra. Just därför är det extra viktigt att vi värnar dessa värderingar. I tider då mörka krafter försöker splittra och polarisera, behöver vi stå ännu stadigare i vår övertygelse om allas lika värde. Det svenska samhällets styrka ligger inte bara i lagar och institutioner, utan i människors vardagliga vilja att förstå, respektera och stå upp för varandra – oavsett bakgrund. När Sverige med stolthet erbjuder skydd, trygghet och nya möjligheter för människor som söker en fristad, innebär det också ansvar för dem som väljer att komma hit. Att bli en del av det svenska samhället innebär inte bara rättigheter, utan även skyldigheter – att respektera och ta del av landets demokratiska värderingar, lagar, jämställdhetsideal och kulturella traditioner, utan att för den skull behöva överge sin ursprungliga identitet. Det svenska samhället bygger på tillit, öppenhet och gemensamt ansvar. För att detta ska kunna bevaras och stärkas krävs att alla som bor här – oavsett ursprung – aktivt bidrar till ett inkluderande, respektfullt och sammanhållet samhälle. Samtidigt måste vi uppriktigt våga diskutera utmaningar kopplade till integration, särskilt när det gäller vissa grupper som kommer från auktoritära och religiöst styrda samhällen – såsom Turkiet, Iran, Irak och Syrien. I flera fall har det visat sig finnas en motvilja eller oförmåga hos individer eller grupper från dessa sammanhang att fullt ut respektera det världsunika svenska humanistiska bemötandet, den jämställdhetssyn och den sekulära och humanistiska samhällsordning som vuxit fram under generationer här i Sverige. Denna ovilja tar sig ibland uttryck i bristande respekt för kvinnors rättigheter, vägran att acceptera religionsfrihet i praktiken, motstånd mot demokratiska principer och svårigheter att anpassa sig till öppna normer om jämlikhet och tolerans. Det handlar inte om att förneka någons kulturella identitet, men om att tydligt stå upp för de gemensamma värderingar som bär det svenska samhället. Ett öppet samhälle kräver ömsesidighet: de rättigheter som Sverige generöst erbjuder måste mötas med respekt för de skyldigheter som följer med att vara en del av detta samhälle. Om vi inte adresserar dessa utmaningar öppet med ärlighet och ansvar, riskerar vi att urholka det förtroende och den öppenhet som gör det svenska samhället unikt. Integration är inte en enkelriktad process – utan den bygger på en vilja att mötas, förstå och bidra. Det gäller särskilt dem som fått chansen att leva i världens absolut mest fria, rättvisa och medmänskliga länder.
|

SIDIKA AVAR denilen bu işgalci islamo faşist ırkçı türklük devleti'nin kolonyalist misyoneri Dersim'den ve Xarpêt'ten (El Eziz) binlerce masum kürd kızı götürüp işgalci islamo-faşist türk ordusu subaylarının evlerine metres, hizmetçi ve evlatlık yaptı. Adı ve sanı herzaman lanetli olsun! İşgalci faşist diktatör Kenan Evren'e de dersimli bir kürd kızı vermişti.


ÇOCUK KATİLİ BARBAR ARAB DİKTATÖR SADDAM HUSEYN
ve Venezüella'lı SOLCU (!!!) lider Hugo CHAVEZ!!!
Haydaaaaaa! Şaşkın sol NE YAPTI - NE YAPIYOR BÖYLE?
Kürd’ün kimyasal değersizliği… Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in
Enfal Soykırım operasyonuyla 182 bin kürdü yok etmesi elbette popülist solcu Chavez’in umurunda değil.
Daha fazla oku

Statûya XAÎN XAPO’yî: Bahçeli ve Kapanış Kayyumu Elli yıl boyunca dağlarda, meydanlarda “Bê Serok jiyan nabe” ve “Apo Serokê Gelê Kurd” sloganları atıldı. Nihayet beklenen müjde geldi. Devlet Bahçeli’nin de ilan ettiği üzere, "Yüce Türk Devleti" bu tarihsel yakarışı duydu ve PKK’lilere tam da istedikleri gibi “Seroklu bir jiyan” bahşetmeye karar verdi. Ancak küçük bir teknik ayrıntı var: Serok’un görev tanımı artık Devlet Tasfiye, Entegrasyon ve Gönüllü Kendini Feshetme Başkanlığı tarafından güncellenmiş durumda. Kürtlerin lideri, temsilcisi ya da hak savunucusu olması kesin biçimde yasaklanan bu yeni “Serok”, artık devletin kadrolu örgüt kapatma uzmanıdır. İmralı’daki hücresine bağlanan dinlemeli çevirmeli telefonla Kandil’i arayıp şu açıklamayı yapması beklenmektedir: “Alo heval, benim, Serok. Evet evet, eski sürüm Serok. Sayın Devlet Bahçeli’nin yüksek tensipleriyle bana geçici Kürt yöneticiliği görevi verilmiştir. Yüce Türk Devletiyle imzaladığımız Kontrollü Tasfiye ve Tam Entegrasyon Mutabakatı kapsamında hareketimizi kapatıyoruz. Kürt hakları, anayasal statü, federasyon, özerklik falan mı dedin? Onlar eski katalog ürünleriydi heval, üretimden kaldırıldı. Yeni konseptimiz şu: Kuzey’de tam Türkiyelileşme, Rojava’da statüsüzleşme, Başûr’un Misak-ı Millî’ye entegrasyonu, Rojhilat’ta ise düşük maliyetli itaat modeli. Yani Kürtlerin hiçbir yerde kolektif statü talep etmeyeceği örnek bir bölgesel uyum projesi geliştiriyoruz. Düzlüğüne yokuşuna ölürüm Asırlardır kır atımı suladım Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m Ölürüm Türkiye’m, ölürüm Türkiye’m.” Ortadaki kara komedi artık öyle bir seviyeye ulaştı ki, bir zamanların “Apo Serokê Gelê Kurd”u resmen devletin kendi örgütüne atadığı bir “Kapanış Kayyumu”na dönüştü. Adam artık yarı lider yarı e-Devlet entegrasyon modülü gibi çalışıyor. Yakında İmralı’dan otomatik ses kaydı yayınlanırsa kimse şaşırmasın: “Türk Devleti Kürt Çözülme Merkezi’ne hoş geldiniz. Örgütünüzü feshetmek için 1’e, Türkiyelileşme paketleri hakkında bilgi almak için 2’ye, Federasyon kelimesini unutturmak için 3’e basınız.” Metinde süslü süslü “IRA”, “Sinn Fein”, “uluslararası komisyonlar” falan deniyor ama İrlanda’da insanlar anayasal haklar ve siyasal statü konuşuyordu. Bizim yerli ve milli modelde ise masada sadece plastik bir “Barış Süreci Entegrasyon Koordinatörü” kartı, soğumuş açık cezaevi çayı, yarım paket Eti Puf ve aylık tasfiye performans çizelgesi var. Öcalan artık o kadar büyük bir “koordinatör” olacak ki her hafta güvenlik bürokrasisine PowerPoint sunumu yapacak: “Sayın Müdürüm, bu hafta 500 kişi daha sisteme başarıyla entegre edildi. Federasyon kavramı tamamen lügatten silindi. Rojava’daki statü beklentileri minimize edildi. Başûr konusunda Misak-ı Millî hassasiyeti örgüte başarıyla anlatıldı. Rojhilat için de devletlerle tam uyumlu teslimiyet modeli geliştiriyoruz. Özerklik talep eden son üç kişi rehabilitasyon seminerine gönderildi. Ayrıca örgüt içinde yanlışlıkla hâlâ ‘Kürdistan’ diyenlere zorunlu Türkiyelilik farkındalık eğitimi verildi. Uygun görürseniz iyi hal kapsamında havalandırmaya 10 dakika ek süre ve kantinden bir sade soda talep ediyorum. Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiye’m Ölürüm Türkiye’m, ölürüm Türkiye’m.” Dağdakiler ve hâlâ “Bê Serok jiyan nabe” diye slogan atanlar gerçekten muratlarına erdiler. Devlet onlara tarihte eşi görülmemiş bir Serok verdi. Öyle bir Serok ki, bütün tarihsel işlevi kendi hareketinin siyasi hafızasını tasfiye etmek, Kürtlerin dört parçada herhangi bir kolektif siyasal statü fikrini gönüllü biçimde imha etmek ve bunu da hiçbir hak elde etmeden, yalnızca kontrollü nefes alma imtiyazı karşılığında gerçekleştirmekten ibaret. Tarih çok sayıda yenilmiş lider gördü. Ama kendi örgütünün devlet adına tasfiye memurluğunu gönüllü üstlenen, kendi kitlesine statüsüzlüğü “barış”, teslimiyeti “entegrasyon” ve siyasal yokluğu “demokratik çözüm” diye pazarlayan başka bir “yüce önder” örneği bulmak gerçekten zor. Gerçekten de, böyle bir Serok varken devletin başka bir operasyona ihtiyacı kalıyor mu?

În dersê Umer Xeyamî ma ra van: Neyaranî xu nas bikerî!

Ev rastiya şer e: Ukrayniyek piştî 730 rojên dîlgirtinê vedigere welatê xwe. Detta är krigets verklighet: en ukrainare som återvänder till sitt hemland efter 730 dagars fångenskap. Savaşın gerçeği budur: 730 gün süren esaretin ardından ülkesine dönen bir Ukraynalı. |

Din, Uygarlığa Faydalı Katkılarda Bulundu mu?
“Din konusundaki kendi görüşüm, Lucretius’unkine yakındır. Onu, korkudan doğmuş bir hastalık ve insanlık için sayısız acının kaynağı olarak görüyorum. Bununla birlikte, uygarlığa bazı katkılarda bulunduğunu inkâr edemem. İlk zamanlarda takvimin belirlenmesine yardımcı olmuş, ayrıca Mısırlı rahiplerin tutulmaları öylesine titizlikle kaydetmelerine yol açmıştır ki, zamanla onları önceden tahmin edebilir hâle gelmişlerdir. Bu iki hizmeti kabul etmeye hazırım; ancak başka bir katkısını bilmiyorum… Evrensel mutluluğun sağlanmasını mümkün kılan bilgi mevcuttur; fakat bu bilginin bu amaçla kullanılmasının önündeki başlıca engel, dinin öğretileridir. Din, çocuklarımızın akılcı bir eğitim almasını engeller; din, savaşın temel nedenlerini ortadan kaldırmamıza engel olur; din, eski günah ve ceza doktrinlerinin yerine bilimsel işbirliği ahlakını öğretmemizi engeller. İnsanlık belki de bir altın çağın eşiğindedir; ancak öyleyse, önce kapıyı bekleyen ejderhayı öldürmek gerekecektir—ve bu ejderha dindir.”
Bertrand Russell

Belgeyeke ji arşîvên tırrıkan:
Belgenameyek ku ji aliyê serokkomara tırrıkan – Kemal Atatürk – ve hatiye derxistin, li rêkefta 2 Hezîran 1936 hatıye amadekırın.
Naveroka belgeyê qedexeya li ser pirtûka Dengê ji Kurdistanê ya nivîskar Hilmi Yildirim e. Hilmi Yildirim kurdekî ji bajarê Mûşê ye; pirtûk li Şamê hatiye çapkirin
TIRK DIJMINÊN KURDAN ÊN HERÎ SEREKE NE.
İşgalci islamo-faşist türk arşivlerinden bir belge...
Kürdçe öıkmış bir kitap türk cumhurbaşkanı Kemal Atatürk tarafından 2 Haziran 1936 tarihinde yasaklanmıştır. Yazar Hilmi Yıldırım'ın “Kürdistan'dan Ses” adlı kitabı yasaklanıyor. Yazar,
Muş şehrinden olup kitap Şam'da basılmıştır.
HALEN BAZI ALÇAKLAR BU DEVLETİ BİRLİKTE KURDUK. BİZ KARDEŞİZ DİYEBİLİYOR; BU ONURSUZ HAİNLER BU DEVLET BİZİM DE DEVLETİMİZDİR DİYEBİLİYOR.


1951 TARİHLİ GİZLİ TÜRK BELGESİ VE SOĞUK SAVAŞ'IN KÜRDİSTAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Dışişleri Bakanlığı
Sayı: 1016
Tarih: 14 Ocak 1951
Gönderilen Yerler:
Londra ve Tahran'daki Türkiye Büyükelçilikleri
Birleşmiş Milletler nezdindeki Türkiye Daimî Temsilciliği
Irak'taki kürd hareketi ve bağımsız bir kürd devletinin kurulması meselesi hakkında, güvenilir kaynaklara dayanılarak Bağdat Büyükelçiliğimizden alınan bilgiler aşağıda özetlenmiştir:
“Irak kürdleri, kırsal bölgelerde ve küçük şehirlerde ağaların ve aşiret reislerinin; büyük şehirlerde ise aydın gençliğin etkisi altında yaşamaktadır. Bununla birlikte ağaların ve aşiret reislerinin konumu ve nüfuzu giderek zayıflamakta, onların yerini bağımsız bir kürd devletinin Sovyetler Birliği'nin yardımıyla kurulabileceğine inanan komünist gençler almaktadır.
Bu amaçla Irak'taki kürd gençleri ile komşu ülkelerdeki kürd gençleri arasındaki ilişkileri sürdürmek için bir ağ oluşturulmuştur.
Bağımsız bir kürd devleti konusunda iki farklı eğilim bulunmaktadır. Birincisi, Irak, İran ve Türkiye'deki Kürdistan'ın bazı bölgelerini kapsayan özerk bir Kürdistan kurulmasını yeterli görenlerdir. İkincisi ise sınırları İskenderun'a kadar uzanan bir ‘Büyük Kürdistan’ talep edenlerdir.
Irak'ta Erbil, Süleymaniye ve özellikle Revanduz bu hareketin en aktif olduğu bölgelerdir. Ancak komünist kürd hareketinin esas merkezi İran'dadır. Kuzey İran'ın Sovyet işgali altında bulunduğu dönemde bu hareket belirli ölçüde örgütlenmiş ve Irak'taki kürd faaliyetleri İran'daki faaliyet ve propaganda çalışmalarıyla yakın ilişki içinde olmuştur.”
Bağdat Büyükelçimiz, İngiliz hükümetinin, sözde “ılımlı” gruplar tarafından önerilen özerk Kürdistan projesine destek vermeye eğilimli göründüğünü belirtmektedir.
Büyükelçi ayrıca, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bu kürd akımlarıyla doğrudan çatışmak yerine iş birliği yapmayı daha uygun gördüklerini vurgulamaktadır.
Sovyetler Birliği'nin, Ortadoğu'da kalıcı bir istikrarsızlık yaratmak amacıyla kürd meselesini her şekilde canlı tutmaya çalıştığı açıktır. Sovyetlerin önemli avantajlar elde ettiği bu politika karşısında, Anglo-Sakson güçlerin (İngiltere ve ABD), kürdlerin tamamen Sovyet nüfuzu altına girmesini önlemek amacıyla bu harekete yakınlaşmayı tercih ettikleri düşünülebilir.
Bununla birlikte, bu hareketin zamanla derinleşip güçlenebileceği ve bu durumda son derece karmaşık bir durumun ortaya çıkabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Böyle bir gelişme, izlenen politikanın nihayetinde ilgili devletlerin kendi çıkarlarına aykırı sonuçlar doğurmasına yol açabilir.
14 Mayıs 1951 (14-05-1951)
Saygılarımla, bilginize ve ileri değerlendirmelerinize sunulur.
DEĞERLENDİRME:
İşgalci islamo-faşist türklük devleti'nin politikası, hem geçmişte hem de günümüzde, Kürdistan'ın herhangi bir parçasındaki her türlü kürd özgürlük ve bağımsızlık hareketini engellemektir.
Aynı şekilde Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa, Almanya, hatta Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da; gerek Soğuk Savaş ve iki kutuplu dünya düzeni döneminde, gerekse Sovyetler Birliği'nin dağılmasından ve yeni Rusya'nın onun halefi olarak ortaya çıkmasından sonra, kürdleri ve onların siyasi hareketlerini hep kendi stratejik çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmış; onları kendi kaderini tayin ve bağımsızlık hakkına sahip bir halk olarak görmek istememştir.
Bu nedenle kürdler, büyük güçlerin rekabeti arasında sürekli olarak zor ve riskli bir jeopolitik konumda kalmışlardır. Kürd bağımsızlık davasının hala başarıya ulaşmamasının nedenlerinden biri de budur. Önce kürd liderler bu kutsal davaya ihanet ettiler sonra da kürdler bu büyük zorluklarla boğuşmak zorunda olmuştur. Bu mesele, kürdler bir asırdan fazla süredir büyük devletlerin jeopolitik hesaplarının ve güç mücadelelerinin bir parçası haline gelmiştir.

Kızlarımızı da düşürdüler bu düşkün namussuzlar

Kürdistan'ı batıran SAHTE kürd liderler: Fırıldak TALABANî ve Arab ümmeti'nin gönüllü bekçisi Bağdat Bob-BARZANÎ
-- The FAKE Kurd leaders who sank Kurdistan: TALABANÎ & BARZANÎ
Kurdish Museum

The baby-killer Islamist Arab terrorist who should have been hanged is being rewarded with a presidency.
Bakur, Başûr, Rojava ve Rojhilat kürd liderlerde hiçbir bok yoktur - Kahraman kürd halkına çok yazık!
Paha biçilmez altın damlası, elmas parçası pırlanta kürd gençlerini bu HAİN kürd liderlerine kurbanlık koyun olarak vermeyin artık.
Suçtur, yazıktır, günahtır, ayıptır, zulümdür.

Jihadist-Terorrist-Islamist Arab Sharaa
JOLANI ISLAMIST ARAB TERRORIST
The Current Presıdent of Syria

TEKRAR VE TEKRAR VEDE BİLİNÇLİCE KÜRD KANI DÖKTÜREN KÜRD LİDERLER
İşte bu katil, bugün Suriye’yi yönetirken, türk Führer Erdoğan’nın en yakın dostu ve Trump’ın da kuklası.
İşte bu katil’in başına 10 milyon dolar koyanlar şimdiyse çok akıllı diye onu övüyorlar.
Peki ne oldu da bu azıllı katil, bu kadar şirin oldu?
Çünkü islamo-faşist arab liderler tarihten beri hep böyledir: Bileğini bükemedikleriyle işbirliğine yatkın edilgenlerdir. Bileğini bükemediklerine daima köpekliklerini çok güzel ve uysal bir biçimden yerine getiriyorlar. Emperyal güçler onları istediğine havlatıyor, istediklerine de şirin gösteriyor. |

Muhamad Al Jawlani

Ahmad Jawlani The Islamist Arab terrorist

From the archives of the Australian Department of Foreign Affairs...
An archival document dated September 11, 1963, concerning the message of the Turkish Foreign Minister to the Australian Department of Foreign Affairs regarding the revolution and the Kurdish people of Southern Kurdistan (The Kurdistan part which is ockupied by the invader islamo-fascist arab state Iraq).



The İslamo-Fascist Murderer Erdolf Terrorist

Bu belge, Mustafa Kemal’in Hakkâri’nin Oramar (bugünkü Dağlıca) bölgesinin tanınmış şahsiyetlerinden biri olan Sito Ağa Oramarî’ye gönderdiği mektuptur.
1920 yılında Osmanlı Devleti çökmüş, türk kurtuluş savaşı dedikleri sahte süreç devam etmekteydi ve işgalci türk cumhuriyeti henüz kurulmamıştı. O dönemde türk milliyetçi hareketinin liderleri, özellikle Kürdistan’da, aşiretlerin, yerel önderlerin ve bölgenin etkili şahsiyetlerinin desteğini kazanmaya çalışıyordu.
Bu mektubun dili de o dönemin atmosferini yansıtmaktadır; kardeşlikten, dinî dayanışmadan, sadakatten, birlikten ve ortak bir gelecekten söz eden bir dil kullanılmıştır.
Mektup, 1919-1922 yılları arasındaki siyasî ortamı açık biçimde göstermektedir. Bu dönemde birçok kürd lideri, kurulacak yeni Türkiye’nin yapısında kendilerine de yer verileceğini düşünüyordu.
Belge aynı zamanda Oramar bölgesinin coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu stratejik önemi ve bölge liderlerinin dönemin siyasî denklemlerindeki yerini de ortaya koymaktadır.
Ancak bu belgenin gerçek anlamı, yaklaşık on yıl sonra yaşanan gelişmelerle daha net anlaşılmaktadır.
İşgalci türk cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından merkezileşme politikaları hız kazandı. Farklı halkların haklarının reddedilmesi ve “tek dil, tek bayrak, tek millet” ırkçı ideolojisinin yaygınlaştırılması, Kürdistan’ın birçok bölgesinde tepki ve direnişlere yol açtı. Oramar da bu bölgelerden biri oldu.
1930 yılında Ağrı Kıyamı ile eş zamanlı olarak Oramar da çatışmaların yaşandığı bölgelerden biri hâline geldi. Bazı tarihî kaynaklara göre, bölgedeki yerel direnişin amaçlarından biri Ağrı’daki isyan üzerindeki askerî baskıyı azaltmak ve çatışma alanlarını Kürdistan’ın farklı bölgelerine yaymaktı.
Sonuçta kıyam hareketi bastırıldı ve bölgedeki onbinlerce kürd topraklarından sürüldü. Oramar halkı için bu süreç, uzun yıllar sürecek göç ve sürgün hayatının başlangıcı oldu. Bu göç yolları Güney Kürdistan, Barzan, Musul, Akre, Uşnaviye, Mahabad ve Kürdistan’ın diğer bölgelerine kadar uzandı.
Bugün bu belge yalnızca tarihî bir evrak değildir. Aynı zamanda iki farklı dönemi hatırlatan önemli bir tanıklıktır: Bir tarafta kardeşlik, dayanışma, ortak gelecek ve devletin kuruluşuna katılım vaatleri; diğer tarafta ise aynı bölgenin askerî raporlarda “isyan”, “operasyon” ve “sürgün” bölgeleri olarak anılması.
Belgenin değeri yalnızca içinde yazılanlardan değil, aynı zamanda sonraki yıllarda bölge halkının yaşadıklarını ve tarihin izlediği yönü göstermesinden kaynaklanmaktadır.
Hakkâri’deki Oramarî Aşireti Reisi Sito Ağa’ya
Vatan ve din uğruna gösterdiğiniz bağlılığı ve sadakati ifade ettiğiniz telgrafınızı teşekkürle aldım.
Sizin gibi cesur ve fedakar komutanların ve sadık şahsiyetlerin, kutsal hedeflerimize ulaşmak ve milletimizin kurtuluşu için gerekli olduğunda görevlerinin başına geçeceklerinden eminiz.
Temsil Heyeti adına
Mustafa Kemal
24 Nisan 1920
Bu belge, araştırmacı ve yazar Ali Mustafa Oramarî tarafından yayımlanmıştır. Belgede yer alan mühür ve açıklamalara göre, nüsha bugün Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi’nde muhafaza edilmekte olup 24 Nisan 1920 tarihlidir.

JÊKETO-PÊKETO SÎRQÛN ALTAN TAN


Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu has drawn criticism for his assertion that Turkish President Recep Tayyip Erdogan is committing genocide against the Kurds, while concurrently proclaiming that the Israel Defense Forces (IDF) constitutes 'the most moral army in the world.' This dichotomy is particularly noteworthy given the timing of Netanyahu's statement, which coincides with Israel facing intense international scrutiny over its actions in Gaza. The statement's contents highlight a stark contrast between Netanyahu's condemnation of Erdogan's alleged actions and his defense of the IDF's moral standing. Netanyahu's declaration regarding the IDF's morality has sparked debate, with many questioning the appropriateness of such a claim, especially during an active conflict that has garnered significant global attention. The question arises as to whether political leaders can objectively assess the morality of their own military, or if such judgments should be left to historians. When leaders make claims about their military's moral superiority, it often fuels further skepticism among critics. Can any nation genuinely claim to possess 'the most moral army in the world'?

DAMADINI SATAN SANA NE YAPMAZ EY GAFİL!
Bilimum Türklerin (islamcı, Kemalist, ümmetin eşekleri vs.) gururlandıkları devşirme Damat Selçuk “BAYRAKTAR”ı artık yüce Yahudi sermayesine satıldı.
Erdoğan neyin karşılığında Damadı ve şirketini sattı?
Amaç elbetteki Kurd’ün önünü kesmek.
Şimdi bize İsrail karşıtlığını öğütleyen “Türkiye yurtsever”i ne düşünür acaba?
E.K.

SEROKWEZÎRÊ BERÊ YÊ SWÊDÊ ÎNGMAR KARLSSON: - Mijûl e bi xizmetkirina li ser karê xwe yê garsoniyê li Restoran Pelîkan'ê, li Södermalm'ê, Stockholm. ________________ ESKİ İSVEÇ BAŞBAKANI INGMAR KARLSSON GARSONLUK YAPIYOR: - Stockholm, Södermalm'daki Pelikan Restoranı'nda garsonluk yapmakla meşgul şimdi. |

“Tom Barack: Turkey was created by England. Turkey is a manufactured nation.”
The creation of Islamist Turkey was never a natural historical evolution but a deliberate geopolitical project designed by Western imperial powers to secure and control the transport of oil and other resources from the Middle East. Emerging from the ruins of the Ottoman Empire, Turkey’s borders and political identity were shaped not by the will of its peoples but by the strategic needs of Britain and its allies, who sought a loyal, centralized state to function as a buffer between the ''Arab world'', the Caucasus, and Europe. Through this artificial nation-building process, the British fostered an Islamic-Turkish nationalism that could mask imperial interests under the guise of independence. The result was a militarized and religiously conservative republic whose main purpose was to safeguard Western access to Middle Eastern wealth and to suppress any genuine regional self-determination — especially Kurdish aspirations for independence and control over their own oil-rich lands.

İslamo-faşist işgalci-yayılmacı türk, arab ve fars ırkçıların çocuklarına öğrettikleri tek şey: ırkçılık ve nefret

Turkey IS = ISIS' home

Stop The Turkish State Terror In Kurdistan!
BOYCOTT TOURISM IN TURKEY!

DON'T TRAVEL TO TURKEY!

Don't Travel to Turkey!

Elon Musk - Neuralink

MEGALI IDEA
-- Yaşasın bağımsız, birleşik demokratik, laik özgür Kürdistan!
TÜRK: TARİHSİZ BİR İCAT Göçebelikten uydurulmuş kimliğe: türk adının anlamı
“TARİHSİZ“ — “VATANSIZ“ — “SOYSUZ“ — “TÜRKLER”
TÜRK: TARİHSİZ BİR İCAT-- Göçebelikten uydurulmuş kimliğe: türk adının anlamı Osmanlı’nın türkleri teşbih ettiği terim aynen şudur: “Etrak-i bi idrak”, yani akılsız, iradesiz türkler. Osmanlı sultanı Vahdettin’in 16 Nisan 1923’te Al-Ahram gazetesine verdiği demeçte kullandığı şu ifade bu bakışı açıkça yansıtır: “türkler dini, soyu, sopu, yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür.” Bugün bir hakikati dile getirdiğimizde bize kızanların önce kendi tarihçilerinin, kendi yöneticilerinin türk kavramına nasıl baktığını görmesi gerekir. Nitekim Muazzez İlmiye Çığ’dan Fatih Altaylı’ya kadar birçok türk aydını da bu tarihsel gerçeği teyit etmektedir. Kısaca özetlersek: “türk” demek evsiz, göçebe, yolcu, turist gibi anlamlar taşır. Ayrıca “bodur, kısa boylu” manası da erken dönem metinlerde kaydedilmiştir. Yani bu sözcük baştan beri bir “ulus”a, “ırka” değil, bir yaşam biçimine işaret ediyordu. Ama türklerin vatansız göçebeler olduğu yönünde gerçek payı vardır. Şimdi türklerin vatansızlığı konusundaki gerçeğe kısa bir göz atalım. 11. yüzyıl ortalarında, Malazgirt Savaşı (1071) ile birlikte, Orta Asya’dan gelen Oğuz/Selçuklu grupları Bizans’ın boşaltmak zorunda kaldığı Anatolia içlerine ve Kürdistan dağlık bölgelerine doğru yayıldılar. Claude Cahen’in ifadesiyle bu süreç bir “fetih”ten ziyade kontrollü bir göç ve yerleşme hareketiydi (The Formation of Turkey, 2001). Bu göçmen topluluklar kendilerini yerli halkların üzerine inşa ettiler; ama Kürdistan’ın ve Anatolia’nın eski sakinlerini, yani kürd ve rum, topluluklarını ortadan kaldırmadılar, onların üzerine yayıldılar. Selçuklu türkleri, Orta Asya’dan Batı’ya yayılırken Kürdistan ve Bizans sınırlarına dayanmışlardı. “Anatolia’nın türkleşmesi”, Selçuklu devletinin Anadolu’ya girmesiyle başlar demek yaygın bir yorumdur.
Bu süreçte bazı türk boyları, sınır bölgelerine “gaziler” olarak yerleştirilmiş, Bizans’la çatışma hattında ileri karakollar haline gelmişlerdir. Bu nedenle, Speros Vryonis’in belirttiği gibi (The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor, 1971), 11.–15. yüzyıllar arasında Anatolia’da yaşanan şey, basit bir etnik değişim değil, yavaş bir İslamlaşma ve türkçeleştirme süreciydi. Kürdistan ise bu süreçte ayrı bir direniş hattı oluşturdu; çünkü dağlık coğrafya ve güçlü aşiret yapıları Selçuklu-türk etkisini sınırladı. Orta Asya türk göçlerinin sadece askeri fetihlerle olmaktan öte bir yerleşim siyasetiyle desteklendiği birçok çalışmada vurgulanmıştır. Brill yayınevinin “Patterns of Turkish Migration and Expansion” adlı derlemesi, göç ve genişleme modellerini ele alırken göçebe türklerin yeni topraklara geçişlerinde hem askerî hem sivil yerleşim stratejilerinin nasıl kullanılacağını inceler. Örneğin, merkezi yönetim tarafından kontrol edilmeyen sınır boyları, gönüllü göçmenler veya savaşçı gruplar için “frontier koloniciliği” olarak kullanılmış olabilir. Bu bağlamda, Anatolia’ya göç etmiş türk topluluklarının çoğu aslında küçük gruplar halinde gelmiş, zamanla yerli unsurlarla etkileşim içinde dil, kültür ve etnik kimlikleri dönüşmüştür. Yalın bir ifadeyle söylenirse; kendi dillerini unutup, bölge halklarının dillerini konuşmaya başladılar. Bu yeni dilde kürdçe terminolojisnin baskın olmasının açıklaması da işte budur: binlerce kürdçe kelime bu yolla türkçe'ye geçmiştir ama ''Cumhuriyet'' dönemindeki ırkçı Türk Dil ve Tarih Kurumu'nun özel suni projeleriyle kürd dili ve kültürü yağmalanarak 'türk dili' ve 'türk kültürü' şeklinde tanıtıldı. Çakma türk kimliği ve “türk” sözcüğünün anlamının evrimiBu makalede görüldüğü gibi, “türk” kelimesi ilk yöneltilmiş haliyle bir etnik kimliği değil, göçebe bir yaşam tarzını ya da göçmenliği tanımlıyor olabilir. Bu görüş, bazı tarihçi ve toplumbilimcilerce de dile getirilmiştir. Dilbilimsel ve tarihsel araştırmalarda “türk” ya da türklük ile ilgili erken kaynaklar incelendiğinde, “türk” adının zaman içinde farklı halkları kapsayan geniş bir kimlik haline geldiği görülür. Örneğin Mahmud el-Kaşgarî’nin Diwan lughat al-turk eserinde 11. yüzyıl türk topluluklarının haritaları ve boy adları yer alır; bu, o dönemde “türk” kavramının zaten çok çeşitli grupları içerdiğini gösterir. Yani bu “Göçek türk: tarihsiz icat” başlığında ileri sürülen fikirle paralel olarak, akademik kaynaklar da “türk kimliği”nin sabit ve homojen bir biçimde başlangıçtan beri var olmadığını göstermektedir. Peter Golden’ın aktardığı üzere (An Introduction to the History of the Turkic Peoples, 1992), “türk” sözcüğü Orta Asya bozkırında çok geniş bir yelpazeyi tanımlıyordu ve aslında etnik değil, siyasal/askeri bir kategoriydi. Anatolia’ya gelen gruplar da bu “türk” adı altında birleşmiş değildi; farklı boyların, kabilelerin, hatta farklı dillerin taşıyıcılarıydılar. “türk” kimliği Anatolia’da ancak devlet aygıtı tarafından, özellikle Selçuklulardan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan da ''Cumhuriyet’'e taşınarak yeniden üretildi. Kürd tarihi, yerleşiklik ve erken öağdaki kürd varlığıKürtlerin coğrafi olarak Doğu Anatolia, Zagros dağları ve çevresinde eski tarihlerden beri yaşadığına ilişkin kaynaklar bulunmaktadır. Örneğin alman tarihçi Ferdinand Hennerbichler ''gelişmiş insan antropolojisinin en yeni DNA çalışmaları, kürdlerin en erken izlenebilir kökenlerinde atalarının açıkça Kuzey Bereketli Hilal’in yerli (ilk) neolitik toplumlarının soyundan olduğunu; coğrafi olarak büyük ölçüde Zagros dağları çevresi ile Yakın Doğu ve Avrasya içinde yer aldıklarını göstermektedir.” diyor. Sonra “History of the Kurds” başlığı, kürd gruplarının 7. yüzyıl İslam fethinden önce bile bölgedeki yerli gruplar arasında tanındığını ifade eder. O dönemde “Kürd” terimi, biçimsel olarak bir etnik kimlikten ziyade göçebe veya yarı-göçebe toplulukları tanımlamakta kullanıldığı da bazı kaynaklarda belirtilir. Orta Çağ’da Kürd beylikleri — örneğin Hadîbanî, Şeddadî, Ravvadî, Hasanveyhî — hem siyasi hem askeri güç olarak söz konusuydu ve bölgede kalıcı otorite sağlamışlardır. Dolayısıyla kürdlerin bölgedeki varlıkları, bazı dönemlerde yerleşik düzenin aktörleri olarak kabul edilir; bu durum, kürdlerin sürekli göçebe kimliği taşıdığı düşüncesini sorgulatır. Göçek türk yerleşimlerinin kuzeydoğuya Doğru genişlemesi ve Kürdistan’a yakın GöçlerSelçuklu döneminden sonra türk yerleşimlerinin Anatolia’nın doğusuna ve Mezopotamya sınırlarına doğru yayılması, Kürdistan’a yakın bölgelerde de etkili olmuştur. Özellikle sınır bölgelerinde türk boyları kürdlerle komşu hale gelmiş, kültürel ve siyasî etkileşim kaçınılmaz olmuştur.
Ancak bu göçlerin büyük nüfus transferleri şeklinde değil, küçük grupların karışarak nüfusa katılması şeklinde oluştuğu kabul edilir.Örneğin kürdlerden de türklerin arasına katılıp türkleşenleri olmuştur. Bu konuda en çok bilinen türkleşmiş kürd gruplarına kürdçe'de 'turko-man' denir yani türk olmuş demektir.
Bazı tarihçiler, özellikle 12.–13. yüzyıllarda moğol baskısından kaçan göçebe türk topluluklarının daha doğuya ve batıya dağılmış olabileceğini öne sürer. Göçek türk devlet inşası ve ırkçı türk dil-kültür asimilasyonculuğu politikalarıİşte burada modern döneme geliyoruz. 20. yüzyılda ırkçı-katil Mustafa Kemal ve çevresi yapay b,r türk kimliği yaratarak ırkçı bir ulusal ideoloji meydana getirdi . Andrew Peacock’un ve Carole Hillenbrand’ın vurguladığı gibi, Selçuklulardan miras alınan “askeri göçebe” kimlik Cumhuriyet döneminde “türk ulusu” diye homojenleştirildi. Bu homojenleştirme ise Kürdistan ve Anatolia’daki tüm öteki halkların inkarı üzerine kuruldu. Modern ulus-devlet kurma süreçlerinde, ırkçı ulus devletleri, kendi ulus kimliklerini güçlendirmek için yerel dilleri, kültürleri bastırma yönünde politikalar uygulamışlardır. Türkiye ''Cumhuriyeti’'nin kuruluşundan itibaren resmi ideoloji, “türk” kimliğini monolitik bir ulus olarak tanımlamaya yönelmiş, kürd ulusal kimliği başta olmak üzwere Anatolia'daki farklı etnik kimlikleri norm dışı bırakma projeleri oluşturmuştur. İsmail Beşikçi de bu resmi ideolojinin kürd kimliğini “inşa edilmiş” bir araç olarak kullanma girişimlerini eleştirir. Örneğin “Devlet ve Kürtler”, “Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Tüzüğü (1927) ve Kürt Sorunu” eserlerinde bu konulara dair analizler yapmıştır. MERIP’te yayımlanan bir makalede Beşikçi’nin görüşlerinden alıntı yapılır:
İşte bu noktada İsmail Beşikçi devreye girer. Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni (1969) ve Bilim Yöntemi: Türkiye’de Türk Resmî İdeolojisi ve Kürt Sorunu (1991) eserlerinde, türk devlet aklının temel stratejisini açığa çıkarır: Kürdistan’ın adını yok etmek, halkını “dağ türkleri” diye tanımlamak ve ülkenin tamamını “türk vatanı”na dönüştürmek. Bu sadece ideolojik bir kurgu değil, aynı zamanda zorla asimilasyon ve katliam politikalarıyla pekiştirilen bir pratikti. Kürd halkına yönelik sürgün, asimilasyon ve soykırım politikaları''Cumhuriyet'' döneminden başlayarak kürd nüfusun yoğun olduğu kürd şehirlerinde sürgün, mecvburi iskan, köy boşaltma, dil yasakları gibi politikalar uygulanmıştır. Örneğin kürd yazar Celal Temel'in “Kürd Sürgünü (1916-1934)” , 1916-1934 yılları arasında Osmanlı ve Türkiye ''Cumhuriyet''i dönemlerinde yüzbinlerce kürdün zorla yerlerinden edilmesini “türkleştirme” stratejisinin bir parçası olarak tanımlar. Yaklaşık 350.000 kişinin öldüğü, 700.000 kadar kişinin sürüldüğü belirtilir.
Bu politikaların yalnızca fiziksel asimilasyon değil, ulusal, kültürel ve kimliksel bastırma amacı taşıdığı Beşikçi tarafından da sıkça vurgulanmıştır.
Özellikle “Tunceli Kanunu (1935)” ve “Dersim katliamı” Beşikçi’nin eserlerinde kürd ulusal kimliğinin bastırılması ve fiziksel şiddetle yok edilme nüveleri olarak analiz edilen olaylardandır. ismailbesikcivakfi.org Şeyh Said Efendi Kıyamı’nın kanla bastırılması (1925), Ağrı/Zilan Katliamı (1930), Dersim Tertelesi (1937–38) bu stratejinin somut tezahürleriydi. Beşikçi’ye göre ''Cumhuriyet'', baştan beri “kürdleri imha ve inkar” projesi üzerine inşa edilmişti. Atatürk ve ardılları “Misak-ı Milli” sınırlarını tanımlarken aslında kürdlerin tarihsel yurdunu, yani Kürdistan’ı, türk ulus-devletine katmak istediler. İsmail Beşikçi’nin analizine göre, ''Cumhuriyet'’in resmi ideolojisi kürd varlığını tanımayı reddederken aynı anda “türk” kimliğini tarihsiz bir şekilde evrenselleştirdi. Yani türkler sanki binlerce yıldır bu toprakların asli sahibiymiş gibi yazıldı, okutuldu, öğretildi. Bu bir “ulus inşası” değil, ulus kurgusu idi. Beşikçi buna “bilimsel sahtekarlık” adını verdi. “Kürdistan’ın türk vatanı” söylemi ve soyut türk kimlik iddialarının içsel çelişkisi''Cumhuriyet'' ideolojisi kapsamında, devlet sınırları dahilinde yaşayan herkesin “türk” kimliğini benimsemesi beklenmiş, “türklük” resmi kimlik olarak dayatılmıştır. Bu yaklaşım, Kürdistan gibi binyıllardan beri ve halihazırda da kürd nüfusun çoğunlukta olduğu bölgeleri de türk yurdu olarak gösterme eğilimini doğurmuştur. Beşikçi bu durumu şöyle eleştirir: devlet ya da resmi ideoloji, Kürdistan’ı “türk yurdu” olarak tanımladığında, bu aslında hem tarihsel gerçekleri yok sayma hem de kürd kimliğini silikleştirme amacını taşır. Ayrıca Beşikçi, bu söylemin siyasal bir araç olduğunu, kürd halkının vatan, toprak, kimlik ve kültür bağlarını zayıflatmak için kullanıldığını savunur. Dolayısıyla “türk” adı altında ortaya çıkan şey bir halkın doğal tarihsel gelişimi değil, devlet eliyle yaratılmış uydurma bir kimliktir. Bu kimlik göçebelikten taşınmış, Osmanlı’da aşağılanan, ''Cumhuriyet'’te ise yüceltilen bir etiketten ibarettir. Bugün hala Kürdistan’da yürütülen soykırım, şiddet, baskı politikaları, köy boşaltmaları, dil yasakları bu uydurma kimliğin üzerine inşa edilmiştir.
Kaynakça
Göçebe vatansız türklerin adının anlamı onların kim olduklarını bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Türk sözcüğünün ne anlama geldiği konusunda halk arasında yaygın düşüncelerin başlıcası türklerin vatansız olduğu ve türkçe'nin de kürdçe'den, farsça'dan, arabça'dan, yunanca'dan, ermenice'den toplanmış çakma, yapma b,ir dil olduğudur. Bu konudaki başlıca bir kaç görüş aşağıda verilmiştir:
Buna rağmen bazı ülkeler ve gruplar her R1a soyunu, her Tagar/Taştık örneğini ve her bozkır halkını alıp hepsine “Türk” diyorlar. Bu, Avrupa genetiği taşıyan herkese “Romalı” demek kadar saçmadır. Bugün elimizde modern, yapay olarak yaratılmış ulus-devletler var: Türkiye — adı yüz yıldan az bir geçmişe sahip — ve ondan bile genç olan Türkmenistan. Bu devletler kendilerine “Türk” diyebilirler, çünkü bu onların ulusal kimliğidir. Ama bu, tarihe müdahale edip her eski bozkır halkını “proto-Türk”e dönüştürme hakkı verdikleri anlamına gelmez. Tarih bundan çok daha zengindir. Bozkır birçok halkın paylaştığı bir coğrafyaydı: Aryan (“İranî”), Fin-Ugor, Tokar, Yeniseyli, daha sonra ise Türkî ve Moğol kavimleri. Bu çeşitliliğe saygı göstermek, tarihin kendisine saygı göstermektir.
Türkçe: “Meaning of Turk in Indu-european language Today we see a growing trend where every ancient tribe from the steppe — Scythians, Sarmatians, Huns, even Indo-Aeians — are suddenly being labeled as “Turks.” In its earliest uses, “Turk” simply meant nomad, homeless traveller. It described a way of life not a single culture, language, or genetic group. We have Turkey as a a modern made-artificial-created nation — a name barely a hundred years old even Turkmenistan, even younger. These nations can call themselves “Turks” because that is their national identity. But it does not mean they have the right to rewrite history and turn every ancient steppe people into “proto-Turks.” History is richer than that. The steppe was shared by many peoples — Arian (Iranian), Finno-Ugric, Tocharian, Yeniseian, and later Turkic and Mongolic. Respecting that diversity is respecting history itself. KAYNAK: Murat Bardakçı, Şambaba. Sultan Vahdettin'in 16 Nisan 1923'de Mısır El-Ahram Gazetesine verdiği mülakat |

| Talk about Arab lack of solidarity – even with their own! – People in Gaza are starving. – Really? We have plenty of food here. – Then why don’t you send some over? – No, our food is just for ourselves. Yes, islam is the religion of solidarity. Allahu Akbar! |

Avrupa'nın (yani İngiltere, Fransa ve Almanya'nın) iki-yüzlü/ÇİFTE STANDARTLI kürd düşmanlığı
Avrupa (yani İngiltere, Fransa ve Almanya), kürd yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürebilmek için islamist Türkiye, İran, Irak ve Suriye'yi yarattı ve Kürdistan'ı 5 parçaya böldürttü.

Katalonıa û Kurdistan Bira Ne!

Macron: Turkey must be punished!

Tarih: 11 Mart 1887
Yer: Şerin Sarayı
Kacar (fars) askerleri tarafından katledilen kürd kahramanının can verdiği yer…
Ve o acı gündeki başlıca kayıpları şunlardır:
Cuwamir Axa – Hamawand aşiretinin lideri
Kemerxan Sûfi Wend – En yiğit kahraman savaşçılardan biri
Ali Reş Xosrew Axa – Şerin Sarayı’nda etkili bir şahsiyet
Mihemed Xwoşewîst
(İşgalci sahte-ulus farslar bir kürdü idam etmek için onu bir topun ağzına bağlayarak topu ateşleyip bu en korkunç şekilde idam ettiler: Bakınız!

Dayê tu megrî!

Kurdish bridge from 1543 destroyed by islamo-fascist Irak

İsa hiçbir savaşa katılmadı. Savaşa karşıydı. Barışçıl bir insandı. Kimsenin kervanını soymadı. Kimseyi vergiye bağlamadı kimseye ceza vermedi. Kimseye kötü söz söylemedi. Kendisine köle ve cariye almadı, kimseyle evlenmedi. İnançları için ölümü cesurca kabul etti.

İsrail Ordusu Kahraman IDF
ISLAMIST
TURK TERÖR ALARM
verdi !!!
(Önemli Not: Kürd liderler CAHŞ'tır, UNUTMAYIN
Çünkü işgalci islamo-faşist Türkiye'nin saflarındalar)

Bagdad, 24 Adar 1947 Kurteya mijarê: Bi boneya cejna Newrozê, civîna ku ciwanên kurd amade dikin. Bi boneya cejna Newrozê, ciwanên kurd her sal civînekê amade dikin û wezîrên Iraqê û hemû balyozên welatên misilman li Bagdadê vedixwînin. Tê gotin ku di salên berê de ev civîn tenê wek pîrozkirina Newrozê dihat kirin. Di 22 Adar 1947’an de di vê civînê de serokê Meclîsa Ayanê Salih Cebir û balyozên Îran û Şerqê Urdunê jî amade bûne. Di vê carê de hin ciwanên kurd li ser mijarên siyasî axiftin kirine û gotine ku: Wek li her deverê, îngilîz li Iraqê jî di mijarên kurdan de bi siyaseteke dagirkerane tevdigerin.
Tirkiyê bi peymanên Tirkiye-Iraq û Tirkiye-Şerqê Urdunê dixwaze herikîna penaberan a cîhana ereban asteng bike. Wali dixwaze tevgerên azadîxwaz bi kabîneya Hamdî Paşayê tune bike. Ji bo rakirina vê rewşê kabîneya Tevfîq Suweydî, ku azadîxwaz hate naskirin jî nehatiye hiştin ku bijî. Li şûna wê, kabîneya Erşed El Omerî hate danîn ku wek yek ji kabîneyên herî paşverû yên cîhanê tê dîtin. Di dawiyê de jî kabîneya Nuri Seîd hate avakirin ku dixwaze hemî cîhana eeban bide destê dagirkeran.
Di van gotinan de hin hevok û gotinên ku di weşanên erebî yên radyoya Moskovayê de jî tên bikaranîn hatine serzêdekirin û bala guhdaran kişandiye. Not: Di dawiya belgeyê de jî tê nivîsîn: “Bi biryara 23.01.2024 û bi hejmara 37426022 ve nepenîtiya vê belgeyê hatiye rakirin.”
Bu belge, 1947 yılında Irak’taki türk diplomatik temsilciliğinin (Bağdat Elçiliği) Ankara’daki İçişleri Bakanlığına gönderdiği gizli bir siyasi rapordur. Temel olarak Irak’taki kürd çevrelerinin Newroz toplantılarında dile getirdikleri siyasi düşünceler ve bunların türk devleti açısından nasıl algılandığı anlatılıyor.

In ISLAMIC Turkey, rapes of children and women have increased avalanche in recent years.

Gordion Kürd Ülkesi

Irak kürdleri TANIMIYOR.
IRAK İSLAMO-FAŞİST ARABLARI KÜRDLERİ TANISAYDI ORADA KÜRD BAYRAĞI OLURDU.
Kürd liderler kendi kendine gelin.güveği oluyor, 'birlikte yaşam' falan diyorlar.
Zorla güzellik olmaz. Sizi İSTEMİYORLAR
AYRILIN NAMERTLERDEN!


''Remember Islam means peace''

Egypts to Gazans: ''We aren't at home!''
Kürd halkının büyük trajedilerinden biri...
(... Biz onların topraklarına girdik, evlerini yerle bir ettik, bütün tahıllarını gasp ettik, koyunlarını ve ineklerini hiçbir bedel ödemeden boğazladık. Sıradan bir asker bile dilediğini yapabiliyordu: evin reisini kapı dışarı atmak, ekmeğini zorla almak, karısına, kız kardeşine ya da kızlarına musallat olmak... |
YER-GÖK TİTREDİ

| Çocukluk arkadaşım Goran Candan çok zalımdır. Çocukken Mahallede Cuma günleri ortadan kaybolurdu. Tüm ısrarlarımıza rağmen nereye gittiğini söylemiyordu. Sonunda öğrendik; meğer her cuma Cami Cami dolaşıp ayakkabı çalıyormuş. Hem de zengin semtlerin camiisinden pahalı ayakkabılar.. Bemrad çeşit çeşit ayakkabı giyiyordu, ayağına uymayanları da pazar günleri saraykapıdaki bit pazarında satıyordu. Aslında ihtiyaçtan değil, onunki tamamen "Ayakkabı fetişiydi" Ayaklarına çok özen gösterir ve güzel sağlıklı ayakkabılar ile ayrıcalık tanıyordu ayaklarına.. Kürdçede, "Seri bı qurbana lınga" hesabı herşeyi ayaklarının hizmetine sunma takıntısıydı.. Bazen kendisini her arayıp sorduğumda muhakkak güzel hatunlarla dans ettiğini görüyorum. Goran'nın geçmişte yaptığı zorlu ve meşakatli işin meyvelerini bugün yediğini görüp kıskançlıktan ortadan caarrttt!! diye çatladığımı farkediyorum. İşte ileriyi gören, öngörüsü tavanda böyle insanlara gıpta ile bakıyorum. Adam, orta yaşına gençliğini feda etmiş, ihtiyarlığına mutluluk biriktirmiş helal olsun.. Zaten cennetin yolu da çok eziyet çekmekten geçmiyor mu? O, öteki dünyanın hurilerini değil, renk renk, cıvıl cıvıl hatunlarla bu dünyasını cennete çevirmiş.. Demekki neymiş? İkdarda iken nimetlerinden faydalanmak gerekiyormuş.. İktidarı fırsata, fırsatı ranta, rantı ihtiyarlığın zorluklarına karşı rahatlığa çevirmeyen hiç bir güç, güç değildir wesselam.. Merak ediyorum, Goran Candan yaban ellerde pazar günleri kiliseye giderken, geçmişte camiilerde aşırdığı ayakkabılar aklına gelip Rahibe günah çıkartıyor mu? Yoksa Kürdlerin dediği, "Dız jı dızza dızzi, erd u ezman lerızi" (Hırsız, hırsızdan çaldı, yer gök titredi..) Goran kardeşimin hoş görüsüne sığınıyor, selam ve sevgilerimi sunuyorum.. Aziz Gülmüş |
___________ |
CEWABIMDIR: |
İyi ve gür ateşin kuru odundan yakılan ateş olduğunu söylerler.
Kupkuru camide otura otura tam ağaçlaşarak mahvolmuştuk. Bu yüzden içimizden çıkan ateş ve alev çok parlak ve güzeldi.
Bildiğin gibi imamlığım da var.
Camideki ayakkabı işi çok güzel bir işti. Ama Kirix Mihemed'in ayakkabılarını alıp ona iki ayrı renkte terlik teki bırakan ben değildim
Selam sana cano..
BERSIVA MIN E: Her bijî lo Ezo! Te em kirin diz jî welleh, hem jî dizê sola :)
Xwedê kesî neke ber qelema Ezîz Gulmuş. Kî ket ber qelema wî, ew çû. Hem şemitî û hem jî şewitî. Qelema wî wisa xurt e ku - ya rebbî star û neûzûbîllah !!
Dibêjin agirê gurr û xweş, agirê darê hişk e. |

Bu liderler kimlerdir?
— Mesud ve Neçirvan Barzani: ümmetçi-islamist ulusal-hain kürd liderlerdir.
— Celal Talabani ve oğulları: sahte-solcu ulusal-hain kürd liderlerdir.
— Abdullah Öcalan: sahte-devrimci mülti-hain bir kürd liderdir.
— Hüseyin Velioğlu Kaçmaz ve Zekeriya Yazıcıoğlu ümmetçi-islamist mülti-hain kürd liderlerdir.
— Menzil şeyhleri ümmetçi-islamist ulusal-hain kürd liderlerdir.

Kürdistan'ı 5 parçaya bölen bu suni sınırlar YIKILCAKTIR!

... Från USA:s CIA-arkiv...
GELÎ YEKÎTÎ-Y KURDAN

1930 senesinde güney Kurdistan'da: GELÎ YEKÎTÎ-Y KURDAN yani: "Kürd Birlik Cemiyeti"nin yayınladığı beyanname harika, logosu da çok guzel
"Allah Bizimledir"

Havza'dan Genelkurmay'a şifre: Diyarbakır'daki Kürt Kulübü ile hükümetin diğer kulüpleri arasındaki düşmanlığın arttığını tahkikle öğrendim. Kürtlere ve Kürdistan üzerinde etkili olan ileri gelenlere telgraflar yazarak devletin durumunu ve alınması gereken tutumu anlattım. Son bilgilerime göre Kürdistan mıntıkasıyla da ilgilenmek gerekiyor. Bağımsız Kürdistan için İngilizlerce desteklenen bölgeler hangileri, ileride daha fazla teşvik edilenler hangileridir? Dairenizdeki bilgilerin yayınlanmasına izin verin. 29 Mayıs 1919 Mustafa Kemal (9. Ordu Müfettişi)
XAPO HAREKETİ DÖRTLÜ ÇETE MİT ELEMANLARINDAN CEMİL BAYIK DİYOR Kİ:
''Bağımsız Kürdistan Stratejik bir slogandı'' !!
(Dörtlü MİT çetesi'nin elemanları sırasıyla: 1 Xapo Öcalmayan, 2 Necati Kaya (Pîlot), 3 Duran Kalkan, 4 Cemil Bayık)

STRATEJİK BİR SLOGANDI ha?!
Bu kadar kürd canı, kani ve malı aldınız bizden peki hani ne elde ettiniz?
Madem türklerden ''Türkiye'ye katılmaktan başka hiçbir şey istemiyordunuz'' peki o zaman niye bu kadar çok kürd katletytiniz???
NEDEN?
Biz de diyoruz: BIJÎ KURD & KURDISTAN - BIMRE XAPO ÖCALAN!!

Mişk - Mus - Mouse
İsmet Ateş
NOT: ''Güneş dil teorisi'' tirklerin bulduğu bir şey değil. Koyu ırkçı olmalarına rağmen onlarda o kafa yoktur, tırkoler
kürdlerle ilgili önemli tarihi belge ve vesikaları, osmanlı arşivlerinde ve Kürdistan'daki arkeolojik kazılarda ele geçirdiklerinde
bu gerçeğe vakıf olup, kürdçe yerine 'tırkçe'yi koydular.
''Güneş dil teorisi'' ile ilgili hikayenin aslı budur.


Joke flags

Kerê me pir in

İngiliz halkı: ''türkler AB'ye giriyor - biz çıkalım. Red oy ver!''
BREXIT'in nedeni: hiçbr yerde İSTENMEYEN islamist gerici türklerin AB'ye girmeye yeltenmeleri yani..

Overpass Light Brigade San Diego

KÜRDLERİN ARASINDA TÜREYEN HAİNLER:
MEHMED ŞUKRÎ SEGBAV: ‘’Patlican (kürd) ve kabak (tırrrık) arasında bir fark yok’’
ZIYA GOKELB: ‘‘Muassırlaşmak (uygarlaşmak) için tırrrrrrııık olmak lazımdır’’
XAÎN XAPO: ‘’Anam türktür, fırsat verilsin türk devletine çok büyük bir hizmet edeyim’’
Mehmet Şükrü Segban
Ziya Gökalp
Abdo Öcalmaz
ÖCALAN'IN NE YAMAN BİR KÜRD DÜŞMANI VE HAİNİ OLDUĞUNU KENDİ İTİRAFLARI İLE, HIÇ YORUM YAPMADAN KÜRD HALKINA ANLATMAK GEREKİR. HALKIMIZ ÖCALANIN NASIL BİR HAİN OLDUĞUNU BİLMEDİĞİ VE İFADELERİNDEKİ İHANETİ OKUMADIĞI İÇİN HALA ONUN ARKASINDAN GİDİYOR. BU İHANET İTİRAFLARINI GÖRÜRDE ANLARLAR UMUDUYLA:
-- Benim Kürdlük aşkım yoktur. Bağımsız Kurdistan bana altın tepside bile verilse kabul etmem. Ben olmasaydım ilkel Kürd milliyetçileri devlet kurardı. Kurdlere devlet istemiyoruz. (Yaşasın) misak-i milli ve bin yıllık Türk-İslam kardeşliği 15 Şubat 2016 Bir gün gelecek kürdler mezarıma tükürecekler ve türklerse altından heykelimi dikecekler

Arabic killers shoulder to shoulder, hand in hand: Saddam & Arafat. Between 1984 and 1988, in Southern Kurdistan, the invading, islamo-fascist Iraqi Arab racist state launched the ANFAL Campaign (A Qur’an verse that means war booty) against civilian Kurds and killed 280 thousand civilians by burying a large portion of them alive. The main architects of this campaign were Aaddam and Yasir Arafat. Yet, Southern Kurdish leaders apparently forgot that, to support Arafat in helping saddam carry out the ANFAL Kurdish genocide, 23,000 volunteer Palestinians were sent, and these islamist Palestinian militants operated in “Honor Violation Rooms” in Iraqi police and military barracks in Kurdish cities Suleymaniyah, Zakho, and Duhok, specifically targeting the wives and daughters of peshmerga fighters. As they say, human memory is prone to forgetfulness, but history does not forget.


Since colonialist Europe and the occupying Islamo-fascist Turk-Arab & Persian pseudo-nations have either hidden or concealed all information related to the Kurds and Kurdistan
in order to assimilate the Kurds within themselves, new-generation historians and archaeologists do not record any history regarding the Kurds and Kurdistan, which is in fact an original
proto-language and culture. That is precisely why we have revised this map.
(Kolonyalist Avrupa'nın isşaglci islamo-faşist turk-arab & fars naylon nasyonlarının kürdleri kendi içlerinde eritmeleri için kürd ve Kürdistan'la ilgili bütün bilgiler ya saklanmış yada gizlenmiş olduğundan
dolayı yeni nesil tarihçiler ve arkeologlar, kendi başına bir Proto-Dİl ve kültür olan kürd ve Kürdistan konusunda hiçbir tarihi kayıt tutmuyorlar. İşte biz bundan dolayı bu haritayı yeniden düzenledik)

— Kürd liderlerinin sözüyle icraatı arasındaki çelişkiyi görmek zorundayız

— İnsan Doğasındaki Ego, Kapitalizm, İslamizm ve Hegemonik Devletlerin Ortak Yıkıcılığı


Aşk, kesinlikle kendini ait hissetme duygusunun, hayatını dizayn etmesine koşulsuz izin vermektir...

AŞK-SEVGİ BÜYÜKTÜR AMA NE YAZIK Kİ EBEDİ DEĞİLDİR
—- Aşk, sevgi çok büyük bir şeydir ama aşk insanî bir fenomen olduğu için küçüktür ve fanidir. Çünkü insan ne yazık ki koca evren'de hiçbir şeydir. Aşk insan hayatı, insan için önemlidir ama evren için değil. İnsanla birlikte insanın aşkı da kayboluyor. En hayıflandığımız şey; hayatta en güzel şey olan aşkın bu tasviri resimde görüldüğü gibi zamanla sanki hiç yaşanmamış gibi yok olup, yitip gitmesidir, kaybolmasıdır, “yalan” olmasıdır. Keşke anneme, babama, çocuklarıma, kardeşlerime, bacılarıma, sevgilime, akrabalarıma, insanlarıma olan bu büyük aşkım evren'in küçük bir köşesinde bir yerde yadigar olarak kalabilseydi, diye düşünüyor adam. Ama kalmayacak, SANKİ HİÇ YAŞANMAMIŞ GİBİ ZAMAN TARAFINDAN SİLİNİP YOK EDİLECEKTİR. Bu nedenle çok haksız derecede kısa olan hayatın (aşkın) kıymetini bilmek lazımdır. Aşkı (kendi hayatını) boş şeyler uğruna harcamamak gerekir. Aşk sensin. Sen yok olduğunda aşkın da yok olacaktır. O yarın hiç yaşanmamış bir yalan gibi olacaktır. Bitmeden, sönmeden duy, gör, işit, kokla, tat, ye, yaşa aşkı.. yarın yoktur o.
Tîtal T.

Xaniyekî wisa divêm ku mirov têde xwe li nav xwezayê vedihese
IDF: TURK TERROR ALARM !!!
(september 2025)
IDF koordinatları: Verdi

İsrail NATO üyelğine rağmen ''Bir Gece Ansızın GELECEK'' !!
-- Hahahhahahahhaaaa!!!
IDF koordinatları: Verdi


Jonas Gardell: Nasizm är inte åsikt, det är ett brott mot mänskligheten.

Çocuklarımıza yönelen işgalci islamo-faşist türk elleri KIRACAĞIZ
Hemî SEROKÊN KURDA BI QURBANA GUYÊ WE BE!

Xain Xapo'nun Ulusal Birlik KANDIRMACASI-YALANI

"Bir şey yanlışsa, milyonlarca kişi o yanlışa inanmış olsa da, o şey yine yanlıştır."
(Bertrand Russell)
|

Evet tıpkı 19 mayıs (Pontus rum soykırımı) gibi..

Tamazigt'li (''Fas''/Morocco) büyük kürd aktivist amazig kardeşimiz Melşke Mezane

Islamist-Arab Terror & US President
Shame on you Mr Trump!


Amerikalı rapçi Azealia Banks, sosyal medya hesabından Türkiye ve Türk erkeklerine yönelik açıklamalarda bulundu. Banks, Türkiye’de konser vermek üzere yaptığı ziyareti sonrası sosyal medya paylaşımlarda şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’ye gittim ve hepiniz İranlılar gibi sahte görünüyorsunuz. Tüylü, şiddete meyilli, cahil yaratıklar. Ve gerçekten berbat kokuyorsunuz. Türk erkekleri tecavüzcü kafirlerdir.” Tepkilerin ardından konu sosyal medya gündeminde geniş yer buldu.
#türkiye #AzealiaBanks #Türk #haber @sıkı hayranlar

Faşizmin atası: Ataturk

Din, köleler içindir. Onlara, yaşamın vermediği teselliyi verir. Elbert Hubbard
Kürdler dinle (islamla) kandırılarak vatanları Kürdistan ellerinden alındı. Hala yine islamla kandırılarak bütün insan hakları ellerinden tek tek alınmaktadır.
İSLAM ADINA İŞGAL: KÜRD HALKININ DİNLE KANDIRILMA TARİHİ-- Kürdistan'ın kürdlerin elinden alınması ve islamcı yalanlarla kürd halkın teslim alınması süreci Kürdler, dinle—özellikle islamla—kandırılarak vatanları Kürdistan’dan mahrum bırakıldılar. İslam, işgalci türk, arab ve fars devletlerinin en etkili ideolojik silahı oldu. Bu güçler, askeri zorun yanı sıra ilahi bir iradenin temsilcisi gibi davranarak kürd halkını önce zihinlerinde sonra ülkesinde teslim aldılar. Bugün hala, kürd halkı bu sahte kutsallıklar aracılığıyla insan haklarından, ulusal-siyasal taleplerden ve tarihsel hafızasından uzaklaştırılıyor. İslam, kürd halkının boynuna geçirilen altın yaldızlı bir kölelik zinciri haline gelmiştir. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı devleti, kürd aşiretleri üzerinde etkisini artırmak için “halifelik” kurumunu etkin biçimde kullandı. İslam kardeşliği adı altında kürdleri kendi ordularına asker yazdı, kürd başkaldırılarını kanla bastırttı, hatta kürdlerin kendi ulusal direnişçilerine karşı savaşmalarını sağladı. Benzer şekilde, işgalci İran’daki fars-şiî devleti, kürdlerin mezhepsel farklılıklarını kullanarak onları bölmeyi ve bastırmayı başardı. Bağdat merkezli arab yönetimleri ise islam’ı hem milliyetçi hem mezhepçi projelerle harmanlayarak kürdlerin taleplerini “fitne” olarak damgaladı. Böylece islam, halkların eşitliğini savunmak yerine, işgali meşrulaştıran bir aygıta dönüştü. Kürd halkı, vatanını kaybettikten sonra da islamcı yapılar tarafından sistematik bir kandırmacaya maruz bırakıldı. Medreselede ve okullarda devlet kontrolünde yürütülen eğitim, kürd dilini ve tarihini unutturmayı hedefledi. Camiler, Kürdistan’ın dört parçasında da işgalci orduların moral merkezi haline geldi. Hutbelerde “vatan” yalnızca türklerin, arapların ya da farsların vatanı olarak yüceltildi; Kürdistan ise hiç anılmadı, bilakis inkar edilip yok sayıldı. İslamcı vaazlar, özgürlük ve ulusal bilinç fikrini “bölücülük” olarak damgaladı. Sonuçta kürd halkının büyük bir kısmı, kendi haklarını talep etmeyi günah, isyan ve şeytani bir sapma olarak görmeye başladı. Bugün bile kürdlerin özgürlük mücadelesi, islamcı ideolojilerle etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. İşgalci, islamo-faşist türk rejimi AKP ve İran rejimleri gibi yapılar, kürd halkına yine islam üzerinden mesajlar vererek onları pasifize etmeye çalışıyor. “Mümin mümine karşı savaşmaz”, “ümmet birliği içinde kalın” gibi söylemlerle ulusal kurtuluş mücadelesi aşağılanıyor. İslamcı partiler ve cemaatler, özellikle genç kuşağı siyasetten uzak tutup onları sadece mistik-duygusal alanlarda oyalıyor. Böylece kürd halkı, bireysel ibadetler içinde boğulurken, kolektif özgürlüğünü kaybetmeye devam ediyor. İslamın anavatanı Suudi Arabistan'daki cami sayısının yirmi katından daha fazla caminin Kürdistan'da inşa etmelerinin tek nedeni kürdleri dinle uyutup haritalardan ve tarihten silmektir. Kürdler artık şu gerçeği açıkça görmelidir: İslam, bir özgürlük dini değil; işgalcilerin elinde bir esaret mekanizması haline gelmiştir. Kürdistan’ın yeniden dirilişi, ancak bu dinî manipülasyonların fark edilmesiyle mümkün olacaktır. Kürd halkının kendi tarihini, dilini, ülkesini ve siyasi iradesini savunması, şeyhlerin ve mollaların fetvalarından değil, kendi kolektif aklından ve mücadele geleneğinden güç almalıdır. Aksi halde, bu sahte “din kardeşliği” altında, her gün bir başka hak daha ellerinden alınacaktır. Kürdler dinle (islamla) kandırılarak vatanları Kürdistan ellerinden alındı. Hala yine islamla kandırılarak bütün insan hakları ellerinden tek tek alınmaktadır.
|

Ottoman Empire = Massacre of Kurds & Greeks

İşgalci islamo-faşist kürd düşmanları el ele - bel bele
İşgalci islamo-fasist türk devletinin büyük anti-kurd komplosu: HEP'ten DEM'e ihanet zinciri elemanlarından bazıları:
Kalın, Hatimoğulları, Sezai kalleşleri ve bilmem daha hangileri..

Ji xew rabe kurdo!
(Kürd Uyan!)

Kürd Nüfüsü SANILDIĞINDAN ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR
-- Kürdistan ülkesi gösterildiğinden çok daha geniştir

Rus tarihçi Ivan Chopin’in (1870 yılında ölmüştür, güller ve ışıklar içinde uyusun) kitabında yazdığına göre:
“… Kürdler, gutiler ile aynı ırka mensuptur ve yaşadıkları coğrafyanın yerli halkıdır. Dilleri çok eski olup, sanskrit dili ile aynı köke dayanmaktadır.
Kürdler yerli olduklarından, bu coğrafyadaki en eski dilin Küdtçe olması mümkündür.”
Niye birçok tarihçi ve alim birbirinden bağımsız olarak kürdlerin Mezopotamya'nın en ilk kavim olduğunu söylesin?
Artık siz kendiniz düşünün kürdlerin eskiliğini ve Kürdistan ülkesinin büyüklüğünü.
Kürdistan'I kuşa çeviren ve kürdleden azınlık olarak bahseden cahil ve hain kürd liderlerini dinlemeyin.
KÜRDİSTAN İLKLERİN YURDU-- Kürdler sanıldığından daha eskidir ve tarihi Kürdistan ülkesi bilindiğinden çok daha büyüktür
Ocherki Zakavkazya (St. Petersburg, 1852) Eser, İmparatorluk Sankt-Peterburg Bilimler Akademisi tarafından yarım Demidov Ödülü’ne layık görülmüştür. Yazan: İ. Chopin Sankt-Peterburg
Rus tarihçi Ivan Chopin’in (1870 yılında ölmüştür, güller ve ışıklar içinde uyusun) kitabında yazdığına göre: Kürdlerin kökeni ve eskiliği konusunda yalnız Chopin değil, birçok başka tarihçi de benzer değerlendirmelerde bulunmuştur. Rus tarihçi Igor M. Diakonoff, Mezopotamya’nın en eski tarımcı ve hayvancı topluluklarının büyük ihtimalle kürdlerin ataları olduğunu belirtir. Ona göre, bu halk tarımı ve hayvancılığı ilk geliştirenlerden olmuş, böylece insanlığın medeniyet yolculuğunda belirleyici bir rol üstlenmiştir.2 Avusturyalı tarihçi Ferdinand Hennerbichler de benzer bir çizgide, “kürdler izlenebilir en erken Neolitik dönemden beri Kürdistan’da yaşamaktadır” diyerek, bu halkın köklerinin on binlerce yıl öncesine kadar uzandığını vurgular.3 Bu, kürdlerin, asurlar, arablar, farslar ve türkler gibi herhangi bir göçmen topluluk değil, Mezopotamya’nın öz ve asli halkı olduğuna işaret eder. Neolitik devrim, yani insanlığın avcı-toplayıcı yaşamdan tarıma ve yerleşik hayata geçişi, en somut biçimde Kürdistan coğrafyasında yaşanmıştır. Göbeklitepe, Çayönü, Hallan Çemi, Nevalı Çori gibi arkeolojik merkezler bunun kanıtıdır. Arkeologlar bu merkezlerde yaşayanların proto-kürd topluluklarıyla bağlantılı olduğunu dile getirmektedir.4 Tarihçiler ayrıca Kürdistan’ın sadece ilk tarımın değil, aynı zamanda ilk köylerin, ilk yerleşim birimlerinin ve ilk toplumsal örgütlenmelerin yurdu olduğunu ifade eder. Diakonoff, bu merkezlerin insanlık kültürünün çekirdeğini oluşturduğunu, sonraki medeniyetlerin de bu temel üzerine yükseldiğini dile getirir.5 Hennerbichler ise, kürdlerin bu kadim sürekliliğini özellikle vurgular. Ona göre, arkeolojik izler ve dilsel devamlılık kürdlerin tarihini en erken izlenebilir dönemlerden bugüne kadar taşımıştır. Bu, başka hiçbir halk için bu kadar kesintisiz ve somut biçimde ortaya konmamıştır.6 Neden birçok tarihçi, alim ve araştırmacı kürdleri Mezopotamya’nın ilk kavmi olarak görmektedir? Bunun sebebi hem arkeolojik bulgular, hem de tarihsel kaynakların örtüşmesidir. Dil, kültür ve coğrafyanın iç içe geçtiği bu gerçeklik, kürdlerin yalnızca eski bir halk değil, aynı zamanda medeniyetin öncüsü olduklarını göstermektedir. Kürdlerin eskiliği aynı zamanda Kürdistan ülkesinin büyüklüğünü de açıklamaktadır. Çünkü bu halk, en az on bin yıl boyunca Mezopotamya’nın geniş alanlarına yayılmış, dağlardan ovalara, tarım havzalarından göç yollarına kadar bütün coğrafyaya damgasını vurmuştur. Bu nedenle Kürdistan yalnızca bir ülke değil, insanlık tarihinin doğumhanesidir.7 Bugün Kürdistan’ı küçültmek, kürdleri azınlık gibi göstermek isteyenler, ya cahildir ya da işbirlikçidir. Kendi halkını hiçe sayan, bu büyük tarihin önünde eğilmek yerine efendilerin masasında kırıntı arayan liderler, tarihin lanetli sayfalarında anılacaktır. Halkına hakikatle hizmet eden her aydın, bu kadim mirası sahiplenmekle yükümlüdür.
Kaynaklar:
|
KÜRD “JÊKETO-PÊKETO” KAVİMLERDEN ERMENİLERİN KÖKENİ
|

Tukiaaa.. SHUT UP !!

GIRÊ MIRAZA
(''Göbekli Tepe'')
12 bin yıllık KÜRD TOKMAĞI
İşgalci, islamo-faşist türk teröristlere GİRSİN
Medvetandet som filosofisk och vetenskaplig utmaning
— En resa bortom religionens enkla svar och vetenskapens ofullständiga förklaringar
Existentialismen har länge utmanat religionens förenklade förklaringar till tillvarons mening. Redan barn genomskådar ofta de dogmatiska svaren. Vetenskapen däremot har successivt börjat erbjuda förklaringar till fenomen som länge har förblivit okända för oss. Människans hjärna är ett centralt exempel. Den allmänna föreställningen att vi endast använder en bråkdel av dess kapacitet (cirka 10 %) har gett upphov till frågan om vad den återstående delen egentligen rymmer. Även om modern neurovetenskap visar att hela hjärnan är aktiv i olika grader, kvarstår den filosofiska frågan: finns det dimensioner av medvetande som vi ännu inte kan uppfatta? Djurvärlden visar på olika sensoriska förmågor som överträffar människans: hundars förmåga att uppfatta infrarött ljus eller mycket låga ljud, komodovaranens extrema luktsinne. Detta antyder att vår biologiska konstruktion inte är fulländad, utan selektivt anpassad. Den nya andligheten utgår härifrån och hävdar att medvetandet inte bara är en produkt av biologiska processer, utan själva källan till allt som existerar. Universum, tiden och livet förstås då som projektioner av ett större medvetande. Tiden, som enligt relativitetsteorin är relativ, betraktas ur detta perspektiv som en illusion, på samma sätt som själva livet kan förstås som en konstruktion. Kvantfysiken bidrar till denna diskussion genom att visa på fenomen som inte kan förstås inom klassisk fysik. Att materien kan uppträda både som partikel och våg öppnar för paralleller till dualismens gamla filosofiska traditioner. Kanske är människan, som vissa spekulerar, biologiska “robotar” med ett begränsat men reellt deltagande i det kosmiska medvetandet. Sammanfattningsvis kan verkligheten förstås som ett hologram — en tanke som redan de gamla civilisationerna i Mesopotamien, Indien och Egypten formulerade i sina kosmologier. Den moderna vetenskapens framsteg gör att vi långsamt blir mer benägna att acceptera sådana möjligheter. Min egen resa i medvetandets mysterium Religionen gav mig aldrig tillfredsställande svar. Redan som barn tyckte jag att dess förklaringar var för enkla. Vetenskapen, däremot, började öppna dörrar mot frågor som länge kändes obesvarbara. Som 17 åring läste jag George Politzer, genom meditation upptäckte jag en annan väg. Efter en stund i stillhet, och efter samtal med en god vän, ungdomsvännen (Ferid Metin) ställde jag mig en fråga som inte släpper taget om mig: vad finns i de delar av hjärnan som vi inte använder? Kan 91 % av vår hjärnkapacitet verkligen vara tom? Ju mer jag använder mitt sinne, desto närmare känner jag mig detta större mysterium. Det är som om jag långsamt kopplas upp till något större — medvetandets källa. Det som förut lät som myt eller fantasi, visar sig nu kanske vara en djupare sanning. Vetenskapen leder oss dit, men lika mycket gör vår egen inre erfarenhet.
|
CAHŞ & CAHŞLIK

CAHŞ:
Kürdlerde “cahş” kelimesi, “eşek sıpası” anlamına gelir. Eşek sıpasının belirgin bir özelliği vardır: annesini terk edip başka bir annenin peşine gider. Eşek sıpasına dair bu gözlemden yola çıkarak, “cahş” sözcüğü; ihanet eden kişinin kendi kökenini, ailesini ve halkını bırakıp düşmanın kanatları altına girmesini simgeler ve tarihsel olarak ağır bir hakaret olarak kullanılır. Özellikle Güney Kürdistan’da, 1970’lerden itibaren işgalci, islamo-faşist ve nasyonalist-ırkçı Irak arab devletiyle işbirliği yaparak kendi halkına karşı savaşan, düşman ordusuna paralı askerlik yapan ya da ihbarcılık yapan kürdlere “cahş” denmiştir. Bu benzetme, hem eşek sıpasının saflığını ve kolay yönlendirilmesini hem de sahibine körü körüne hizmet etmesini ima eder.

Colonialist Europe

KÜRD LİDERLİĞİNİN BÜYÜK İHANETİ VE STRATEJİK ÇÜRÜMESİ-- Boyun eğmeyi siyaset sanan kürd elitizminin özgürlüğü inkar eden yalanları ve tarihi sorumluluktan kaçışı Kürd liderlerde bir zaaf, bir çürüme, hatta bir "puştluk" vardır. Bu sadece bireysel karakter zaafı değil; tarihsel, sosyolojik ve ideolojik bir çöküntünün ürünüdür. ''Kürd devleti'nin kurulmasına dünya konjonktürü el vermiyor şimdi'', ''Evet, bağımsızlık hakkımızdır ama gücümüz yetmiyor bunu yapmaya'', ''Ne ben, ne sen ne de çocuklarımız bağımsız bir kürd devletini görebilecektir, belki torunlarımızın torunları ancak görebilir; o da belki'', ''Bana kürd devletini altın tepside sunsanız, elimin tersiyle reddederim'', ''Bağımsız Kürdistan ancak şiirlerdeki bir hayaldir'' gibi sözler; Xapo, Barzanî, Talabanî gibi isimlerin bizzat kendilerine aittir. Bu sözler yalnızca bireysel görüşler değil, aynı zamanda bir teslimiyet ideolojisinin, gerçekten ve halktan kopuk ve işgalci-ilhakçı statükoya entegre olmuş bir liderliğin manifestolarıdır. Fakat inkar edilmez bir gerçek vardır: Son elli yılda dünya haritasında en az elli yeni devlet ortaya çıktı. Slovakya, Doğu Timor, Eritre, Kosova, Güney Sudan ve hatta Sovyetler’in dağılmasından sonra ortaya çıkan pek çok devlet; kürdlerden daha az nüfusa, daha az siyasi tarihe ve daha zayıf direniş geleneğine sahip olmalarına rağmen kendi devletlerini kurabildiler. O halde bu kürd liderlerin söyledikleri şeyler objektif gerçeğe değil; kendi korkularına, miskinliklerine, çıkarlarına, ihanet geleneklerine ve bağlı oldukları sistemlere dayanıyordu. Bu sözlerin tamamı, koskocaman bir yalandır. Barzanî hareketi, özellikle 1991’den sonra Amerika'nın Irak’ı fiilen parçalaması ve bölmesiyle birlikte büyük bir tarihsel fırsat elde etti. Fakat bu fırsat, ulusal bir özgürlük projesine değil; aileci, kabileci, ekonomik rant temelli, merkezî iktidara bağlı bir bölgesel yönetim kurmaya evrildi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, başta petrol gelirleri olmak üzere zengin yer altı kaynaklarını kullanarak bağımsızlık değil; Bağdat’a ve işgalci türk, arab ve fars devletlerine bağımlılığı derinleştiren bir yapı kurdu. 2017’de yapılan bağımsızlık referandumu, ciddi halk desteğine rağmen Barzanî liderliğinin pasifliği ve diplomatik beceriksizliği nedeniyle çöktü. Talabanî çizgisi ise başından itibaren İran ve Bağdat rejimleriyle iç içe geçmiş, güney Kürdistan’daki ulusal birliği baltalamaktan başka bir rol oynamamıştır. Talabanî'nin “bağımsızlık bir şiirsel hayaldir” sözü, sadece kişisel bir inançsızlık değil, kürd halkının özgürlük mücadelesine yönelik açık bir hakarettir. Bu tür söylemler, kürd halkının kararlılığını değil, yöneticilerinin korkaklığını ve koltuk sevdasını yansıtmaktadır. Kendi halkına güvenmeyen, mücadeleyi örgütleyemeyen bir liderliğin, ulusal kurtuluşu gerçekleştirmesi mümkün değildir. Xapo'nun (A.Ö) asrî büyük ajanlık provokasyonu ve kürd özgürlük hareketini içeriden çökerten stratejik ihaneti, kürd tarihinin en yıkıcı kırılma noktalarından biridir. Onun “Bana kürd devletini altın tepside sunsanız, elimin tersiyle reddederim” sözü, yalnızca bir siyasi tercihi değil, doğrudan kürd ulusunun egemenlik hakkını inkar eden sistematik bir bilinç operasyonunu ifade eder. Bu söz, işgalci sistemin içerdeki temsilcisi olarak işlev gören bir figürün, mazlum kürd halkının özgürlük hayallerini ve mücadele inancını yok etme niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Xapo'nuın çizgisi, kürd halkını örgütlemek değil, yönlendirmek; özgürlük mücadelesine yön vermek değil, onu kanalize edip etkisizleştirmek üzerine kuruluydu ama maalesef birçoğumuz bunu çok geç görebildi. 1999’daki İmralı'ya nakilayattan sonra ortaya koyduğu “devletsiz demokrasi”, “ulus-devletsiz ulus” ve “konfederal çözüm” gibi kavramlar, ulusal bağımsızlık fikrini sistematik biçimde tasfiye eden işgalci türk devleti ideolojik aygıtlarıdır. Bu kavramlar, işgalci türk devletinin “üniterlik” yapısına dokunmazken, kürd halkının özgürlük taleplerini “tehlikeli sapma” olarak damgalamayı meşrulaştırmıştır. Böylece Xapo ihanet çizgisi, kürd halkının elinden bağımsızlık ufkunu çalarak, mücadeleyi psikolojik olarak etkisizleştirmiştir. Xapo'nun “reddederim” dediği şey, aslında kürd halkının tarihsel hakkıdır. Bu hak, Mahabad’da darağacına çıkan Qazî Mihemed’in, Zîlan’ın, Dersim'in bedeninde patlayan bombaların, Şeyh Said’in, Seyid Riza'nın boynuna geçirilen urganın hakkıdır. Bu hakkı bir birey ya da örgüt adına “reddetmek”, ne teorik ne de ahlaki meşruiyeti olan bir davranıştır. Dolayısıyla Xapo’nun bu çıkışı, yalnızca teslimiyetçi değil; aynı zamanda halk iradesine karşı yapılmış bilinçli ve stratejik bir ihanettir. Bugün bile kürd liderliğinde kürd halkının taleplerinden uzak, işgalci devletlerle pazarlık yapan ve koltuk için her türlü tavizi veren bir elit-lider tabaka bulunmaktadır: Xapo, Barzani, Talabani'ler.. Bu tabaka, halkın özgürlük özlemlerine karşılık verememekte, uluslararası sistemin basit taşeronları haline gelmektedir. İşgalci devletlerin “denge unsuru” olarak kullandığı bu figürler, ne tarihî bir vizyona ne de gerçek bir devlet aklına sahiptir. Onlar için “Kürdistan”, sadece ticari imtiyazlar, ailevi iktidarlar ve diplomatik davetiyelerden ibarettir. Tarih göstermiştir ki, hiçbir halk liderleri sayesinde değil, liderlerine rağmen özgürleşmiştir. Kürd halkının özgürlük mücadelesi de bu gerçekliğe sahiptir. Mahabad’da Qazî Mihemed yalnız bırakılmıştır. Şeyh Said’in kıyamı feodal işbirlikçilerin ihanetiyle bastırılmıştır. 1980’lerden bu yana onbinlerce kürd genci gerilla, liderlerden değil halktan güç alarak dağlarda mücadele etmiştir. Yani liderlik değil, halk iradesi belirleyicidir. Bu halk iradesi bastırılsa da, yönlendirilse de tarihin uygun anında yeniden belirleyici güce dönüşecektir. Kürd halkı artık yeni bir siyasal akla, ideolojik netliğe ve onurlu direniş çizgisine ihtiyaç duymaktadır. Halkın özgürlük iradesini sahiplenen, mücadeleyi fedakarlıkla yürüten yeni kadrolar, yeni kuşaklar ortaya çıkmaktadır. Sadece türk, arab, fars devletlerine değil; onların işbirlikçisi olan kürd liderliklerine karşı da ideolojik, siyasi ve kültürel bir hesaplaşma zamanı gelmiştir. Bağımsızlık bir hayal değil, korkakların zihninde bastırılmış bir gerçektir. Gerçek olan şudur: Özgürlük, korkaklara verilmez; mücadele edenlerin hakkıdır. |


Kürd kanı içen Vampir İngiliz Kemal'i yaratan Kolonyalist Avrupa'dır.

Çok haklısın kek Fuad Önen ama CAHŞ kürd liderler bunu yapmazlar, böyle yapmazlar tabii

Eyybî Kürd Îslam Împaratorluğu

Talk about Arab lack of solidarity – even with their own!
– People in Gaza are starving.
– Really? We have plenty of food here.
– Then why don’t you send some over?
– No, our food is just for ourselves. Yes, islam is the religion of solidarity. Allahu Akbar!

Turkey, Iran, Iraq & Syria are the İslamist Rapist States

Fucking Islamist Iraq Arab Nationalist Racist Terror State

Kürd milliyetçiliği üzerine tarihi bir belge yayınladı. Tarihçi Sedat Ulugana’nın paylaştığı 1929 tarihli belge, kürd milliyetçiliğinin erken dönem söylemlerine ve manda Irak’ındaki siyasi tepkilere ışık tutuyor. Araştırmacı Sedat Ulugana, 1929 yılına ait tarihi bir belge ortaya çıkardı. Sedat Ulugana, Güney Kürdistan'da dağıtılan bu belgeyi X hesabından paylaşarak siyasi önemine dikkat çekti. Sedat Ulugana tarafından yapılan analiz Sedat Ulugana, "hançer" figürünün yer aldığı bu broşürün, o dönemdeki kürd milliyetçiliğinin sadece etnik bir uyanış değil, aynı zamanda sömürgeciliğe ve kaynakların başka yerlere aktarılmasına karşı güçlü bir siyasi tepki olduğunu gösterdiğini belirtti. Ulugana, belgede öne çıkan 3 ana noktanın şunlar olduğunu belirtti: -Irak'taki işgalci arab yönetimi tarafından dayatılan ekonomik eşitsizlik. -kürd dilinin ortadan kaldırılması yoluyla gerçekleştirilen kültürel asimilasyona yönelik eleştiriler. -"İhanet" ve "özgürlük" kavramları etrafında şekillenen, militan ve fedakar bir siyasi seferberlik. Ulugana, bu belgenin sadece bir propaganda metni olmadığını, aynı zamanda Irak manda yönetimi döneminde kürdlerin siyasi özlemlerinin, öfkesinin ve yenilgilerinin bir arşivi olduğunu belirtti. Belge, 16 Nisan 1929'da Hewler'de "Komali Fedayi Kurd" imzasıyla yayımlandı. 1929 tarihli belgenin içeriği Belgede şu ifadeler yer almaktadır: "Ey çok güçlü kürd kızları ve erkekleri; ismimiz kıyamet gününe kadar cesaretle anılacaktır. Size müjde! Günümüz doğuyor." Ey ezilmiş kürdler, Irak devletinin kanımızı emdiğinin farkında değil mısınız? Ey kendi yolunu arayan cesur kürdler, neden bazıları ev sahibi olurken bizler hizmetçi oluyoruz? Tarihimizi düşünün. Arablar 'Irak Hükümeti' adı altında hükümetlerini kurduklarından beri geleceğimiz karanlığa gömüldü. Çünkü bize hiçbir yardımda bulunmadılar. Aksine, okullarımızda arabçayı resmi dil yaptılar ve bu şekilde ulusal kimliğimizi tamamen kaybediyoruz. Irak'ın batısındaki ve Basra'daki ülkeye bakın; Dizey Ovası'ndan (Hewlêr) toplanan vergilerle çeşitli su ve elektrik tesisleri ve kanallar inşa edildi. Ancak ne yazık ki kürd köylerinde hala lambalarımızda siyah yağ kullanmak zorundayız. Ey cesur kürdler, her gün kendi gözlerimizle ölüme şahit oluyoruz (Kürdistan'ın işgalini hatırlayın). Gece geçti ve güneş doğuyor. "Ey kürd önderleri, ey gerçek kürdler! Hainlerin kim olduğu biliniyor. 15 gün içinde kararınızı verin ve kürdlerin özgürlüğü için çalışın; aksi takdirde, bundan böyle ölü sayılacağınızı bilin. Kürd Gönüllüler Birliği bu tür insanları öldürmeye hazırdır."

Neteweperstî
-- Dem dema NETEWEPERESTIYÊ ye
Neteweperestiya kurdan parastina Kurd û Kurdistanê ye, ne ku wek tirk, ereb û farsên dagîrker dikin; bindestkirina xelk û milletên cuda ye.

Document from the Ottoman Archives:
A document dating back to 1917 confirms that Mosul (Mosul – Kirkuk – Erbil – Sinjar – Sulaimaniyah) is Kurdish and has a Kurdish population majority.
Osmanlı arşivlerinden bir belge:
1917 yılına tarihlenen bir belge, Musul’un (Musul – Kerkük – Erbil – Şengal – Süleymaniye) kürd olduğunu ve nüfus çoğunluğunun kürdlerden oluştuğunu doğrulamaktadır.)

Baaaa, baaaaa. baaaaa. baaaaaaaaaaaaaaa!

The American Scientist Carl Sagan

Milli iradesizlik ölüm demektir

Ortadoğu: haksızlığın, adaletsizliğin, ırkçılığın, cehaletin, gericiliğin bir diğer adı.
-- Özellikle de Türkiye, İran, Irak ve Suriye

Şêxê Qelp
Şêxê Madrabaz
Şêxê Bertîlxwur
Ev wêne ji pirtûka nivîsevan Azîz Gulmus a bi navê 'Madrabaz Şeyh' hatiye girtin

Ta dawiyê li ber xwe bide, ji ber ku BERXWEDAN SERKEFTIN E (jiyan e)
Destjêberdan windakirin e


18. Yüzyıl Kürd Kaleciği: QESRA QENCO
Derik’te. 1705’te inşa edilmiş. İç içe surlarla çevrili. Biri ana sur, diğeri yapının kendisi. Kara taştan yapılmış. Yontulmuş, ince taraktan geçirilmiş. Ne pencere, ne bir çıkıntı, ne de bir açıklık. Kuzey ve batıda, sadece iki kapı. Biri hep kapalı, diğeriyse dost-düşman herkese açık... Yarım kavisli kemerlerden içeri dalındığıysa iç içe odalar, üst üste yığılmış yataklar, mangallar, cezveler, güğümler, yiyecekler, taş dolaplar, keçe kilim serili öteki bölümler. Üstü kesme taşlarla örtülü bir dam, damın dört yönünde de birer gözetleme kulesi var. İçerdeyse bozkırda bunalan, yolda kalan, bir nefeslik soluklanmak için konanlar.

| ANA DİLLERİN ANASI : DÜNYANIN EN ESKİ ARYAN DİLİ AVESTA KÜRTÇE 1. Kürtçe: Tüm Dillerin Ana Rahmi 2. Diller Kürtçeden Doğdu 3. Aryan Kurdce İnsanlığın Ana Dili: 4. Kürtçe, yasamin ve tarihin Başladığı Yerdir 5. Kürtçe Konuşmak, İnsanlığın On binlerce yilin Kök Sesini duymaktır . 6. Aryan Antik Medeniyetlerin Sesi: Kürtçe 7. Unutulmuş Ana dillerin anası : Kürtçe 8. Kürtçe: Nehirlerin Doğduğu Kaynak gibi dilleri besler 9. Qassıdden,Sümer’den Avesta’ya, Aryan’dan Günümüze: Kürtçe 10. Kürtçe: Dillerin Atası, sadece bir dil değil; dillerin doğduğu ana kaynaktır. Aryan uygarlığının sesi, insanlığın sözlü ve yazili hafızasıdır. 28.06.2025 İ.Ates |

PKK’de gencecik, masum iki kız ve erkek gerilla birbirine gülümsedi diye “aşk ilişkileri var” bahanesiyle kurşuna dizenlerin ikiyüzlülüğüne bir bakın!
Bu örgüt, özgürlük ve eşitlik sloganları altında kendi savaşçılarının en temel insani duygularını bile bastırarak totaliter bir disiplin kurdu. Sevgi, dostluk ve insani yakınlık bile “örgüt disiplini” bahanesiyle yasaklandı. PKK’nin iç işleyişinde oluşan bu faşist despotizm, yalnızca düşmana değil, kendi halkına ve kendi çocuklarına yönelmiş bir iç zulüm biçimidir.

Devrimci-sosyalist bir maske kullanan ırkçı-şöven Türkiye Komünist Partisi (TKP) 10 Eylül 1920'de kuruldu.
''Kürd ulusundan başka diğer bütün dünya milletlerinin kendi kaderini belirleme hakkının olduğunu'' savunuyor''

Proto-Kürdçe

ÊRDIMÊN KURDİSTANÊ
(Kuzey Kürdistan'ın eyaletleri)

Jin Jıyan Azadî sloganını kürd kadın gerillalar kanlarıyla yarattılar ama ne yazıkki daha birçok diğer değerler gibi bu değeri de
işgalci islamo-faşistlere (farslara) kaptırdılar. Farslar bu sloganı kendi mcadelesinde uluslararası platformlarda kullanıyor ve
bir fars mücadele ürünü olarak gösteriyor. Kürdlerin değerlerinin yağmalanma yoluyla imha ve yok olmalarının tek müsebbibi
ümmetçi-islamist ve sahte-devrimci, sahte-solcu CAHŞ kürd liderlerdir.

Bu kitap Sarkis Hartkogian tarafından 1881 yılında Constantinopel’de ermenice olarak yayımlandı ve kitabın son bölümünde kürdçe ile ermenice dilinin karşılaştırılmasına dair uzun bir araştırma bulunmaktadır. Son yıllarda Sevan Nişanyan gibilerinin “Agos kelimesi ermenicedir” şeklindeki gerçek dışı iddiaları ise, böylesi tarihî kitaplara bakıldığında hiçbir temele dayanmamaktadır.
Sevan Nişanyan adında Türkiye-ermenisi sözümona dilbilimci ve sözlük yazarı bir ermeni var. Bu kemalist yazar tıpkı Atatürk gibi kürdçe kelimeleri ya ''türkçe'dir'' yada ''ermenice'dir'' savıyla ermenice sözlüklere geçiriyor. Bu kelimelerden biri de kürdçe'nin ajotin kökünden türemiş olan AGOS kelimesidir.
Şimdi bu kelimenin kürdçe'den ermenice'ye nasıl geçtiğine bir bakalım.
Arkeolojik bulgular, Kürdistan’daki tarihî arkeolojik sitelerden Çayönü, Hallan Çemi, Nevalî Çorî, Qermez Dere ve Çermo (Jarmo) gibi alanların tarımın yapıldığı en eski bölgeler olduğunu göstermektedir. Örneğin, Güney Kürdistan’da Kerkük ve Çemçemal şehirleri arasında bulunan Çermo’da, 1957’de Chicago Üniversitesi Oriental Fakültesi profesörlerinden James Braidwood ve Linda Braidwood’un inisiyatifiyle yapılan kazılarda bulunan bir testinin içindeki buğday tanelerinin C14 karbon testi sonucunda 7 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu doğrulanmıştır. İlk tarım ve yerleşik hayat, milattan önce 10.000–8.000 yılları arasında Mezopotamya’nın kuzeyi, yani tarihi Kürdistan'da başlamıştır. Bu bölgede yaşayan toplulukların proto-kürd halklar olduğu yönünde güçlü akademik görüşler vardır. Yani ilk tarımı yapan, toprağı süren ve tohumu ekenler büyük ihtimalle kürdlerin atalarıydı.
Kürdçede “ajotin” (sürmek, kovmak, ilerletmek) çok eski bir fiildir ve toprağı sürmekle direk ilintili bir fiildir. Bilindiği gibi dil kendiliğinden ortaya çıkmış, kendiliğinden oluşmuş bir şey değildir. Neolitik dönemi insanlarının ekonomik-sosyal faaliyetleri sonucu, yani doğrudan yiyecek üretimi olan tarım ve hayvancılık sanatı tatbik edildiğinde adım adım oluşmuş, keşfedilmiş ve meydana çıkmıştır. Dolayısıyla kürdçe'nin ajotın fiili tarımla doğrudan ilişkilidir: tarlayı sürmek, hayvanı sürmek demektir. Ermenice'deki “agos”a ırkçı-şöven Sevan Nişanyan'ın ''saban izi, tarla arığı' vb bir anlam tasfiri, tanımlaması yüklemesi ise, tamamen ermenici şöven dürtü ve duygularla sonradan ilave edilmiş bir tanımlama olup bu anlamda ajotin ile aynı kültürel bağlama sahip değildir.
Ermeniceye geçmiş birçok kütürel ve sanatsal kavram aslında tarihi Kürdistan merkezli neolotik kültürden alınmıştır.
Bu nedenle “agos” kelimesinin ermenice'ye, kürdçe ajotin kökünden türeyen bir kavram olarak geçmiş olması tarihsel ve kültürel açıdan son derece olanaklıdır. Ermeniler çok sonraları Trakya bölgesinden Kürdistan’ın komşu coğrafyalarına, özellikle de Kafkasya’ya gelip yerleşmişlerdir. Ermeniler kökü kürdçe olan agos kelimesi gibi daha binlerce kürdçe kelimeyi, sanat ve kültürle birlikte kürdlerden öğrenmişlerdir. Daha sonra ise büyük bir komiklikle kürdlerin kültürel ve sanatsal değerlerini sanki ermenilere aitmiş gibi gösterme gayretine girmek, hem çok yakışıksız hem de komşuluk hukukuyla bağdaşmayan çirkin bir tavırdır. Bunu yapan Sevan Nişanyan utanmalıdır. Sevan Nişanyan, agos kelimesini “ermenice özgün kök” gibi göstermeye çalışsa da, arkeolojik ve etnografik veriler ilk tarımcıların kürdler olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla “agos” = “ajotin” ilişkisinin altı boş, suni iddialarla Sevan Nişanyan tarafından doldurulma çabaları göz ardı edilemez.
Agos, bugün ermenice kabul ediliyor. Ama kökeni itibariyle, kürdçe'deki “ajotin” fiiline dayalıdır. Çünkü tarım kavramları dilsel olarak tarihi Kürdistan ülkesi coğrafyasından çevre dillere yayılmıştır. Ermeniler kelimeyi sahiplenmiş olabilir, ama kültürel ve dilsel köken kürd neolitiğine dayanıyor.

Hem haberi hem TIRRIK polês tutanağı...


İşgalci Iran islamo-faşist devleti bir NAZİ Terör devletidir


Bir tarih analizi :
Evet, gerçek buna yakındır. Ama burada Ermenistan'a hak etmediğinden fazla toprak bahş edilmiş. Çünkü ermeniler aslen Trakyalı'dır, kürdler gibi yerli
değiller. Azeriler karma - kozmopolit bir karşımdır. Onlar biraz Kafkasya Kürdistanînda ve biraz da Doğu Kürdistan'da etnik olarak yaşarlar. Zaten kendileri
de dilleri
gibi
karmadır, karışık bir halk topluluğu yani.
İsrail'in de hakkı yenmiş. Bugün Arab Yarımadası (Penisula) olarak adlandırılan bütün bölge yahudilerindi.
Arab peygamber Muhammed'in ordusu
Penisula'daki bütün yahudileri etnik jenoside tabi tuttu. Oysa arablar'ın kökeni Afrika Boynuzu'dur. Arablar oradan gelmedir.
Ve
arab demek siyah demektir.
Beyaz arab yoktur. Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün^deki bütün beyaz arablar başka kavimlerden devşirilmiş halklardır. Gelgelelim
Orta Asya'dan Kürdistan'a ve
Doğu Yunanistan'a (Anatolya'ya) gelmiş olanlara. Kimden bahsettiğimizi onlar çok iyi biliyor. Evet gerçekten bütün Doğu
Yunanistan ta Kızılırmağ'a kadar
yunanlılarındı. Orta
Asya'dan gelenlerin ülkesi yoktur. Bu bir gerçektir.

XAİN XAPO ÖCALAN: ''İşgalci, islamo-faşist türk devleti hesabına bir kürd devleti'nin kurulmasını engelledim'!!
Amerika Barzani'yi yakından takib ediyordu

Barzani ve Herki aşiretinin liderleri
ABD Merkezi İstihbarat Arşivi’nde 14 Eylül 1950 tarihli bir belgede şu önemli noktalar yer almaktadır:
5 veya 6 Eylül 1950’de Mustafa el-Barzani, Sovyetler Birliği’nden beraberinde beş silahlı adamla birlikte İran’a bağlı bir köye ulaştı.
Mustafa el-Barzani, Harki aşiretinin liderleri Sayed Khan Bag ve Fatah Agha ile bir görüşme yaptı.
Muhbir, bu görüşmede nelerin konuşulduğunu bilmiyor.
Görüşmeden sonra Molla Barzani ve silahlı arkadaşları Sovyetler Birliği’ne geri döndüler.

İşgalci, islamo-faşist türk ırk devletini ele veren 1942 yılına ait bir türk ırkçılığı belgesi daha: Belge D-97 “İşgalci islamo-faşist Türkiye’nin kökenleri ve devlet kaynaklı şiddet suçları üzerine çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan araştırmacı Prof. Taner Akçam tarafından yayımlanan Belge D-97, İşgalci, islamo-faşist Türkiye'nin kuruluşunun ırkçı ve etnik-milliyetçi bir devlet ideolojisine dayandığını gösteren önemli kanıtlardan biridir. Kürd, Ermeni, Süryani ve diğer türk olmayan kimliklerin sistematik olarak inkar edilmesi ve baskı altına alınması, bu nedenle marjinal bir olgu değil, bilinçli bir siyasi projenin ayrılmaz bir parçasıydı. Daha da dikkat çekici olan husus, bu ideolojinin temel kalıplarının önemli ölçüde günümüzde de varlığını sürdürmesidir. Kürd kimliğinin hala tam olarak tanınmaması, kültürel ve dilsel hakların sınırlandırılması ve demokratik taleplerin kriminalize edilmesi, geçmişle gerçek anlamda kapsamlı bir yüzleşmenin henüz gerçekleşmediğini göstermektedir. Belge D-97 bu nedenle, devletin kurulduğu günden bu yana kurumların ve hâkim zihniyetin ne ölçüde değiştiği sorusunu gündeme getirmektedir. Demokratik bir gelecek ancak hakikatin kabulü, tarihsel yüzleşme ve bütün halkların ve kimliklerin eşit biçimde tanınması üzerine inşa edilebilir.” Prof. Dr. Taner Akçam Clark University’de tarih profesörü olarak görev yapmış, UCLA Promise Armenian Institute bünyesinde Ermeni Soykırımı Araştırma Programı’nı yönetmektedir.
#Kürdler #Kürdistan #İnsanHakları #Demokrasi #Irkçılık #Türkiye

İşgalci islamo-faşist türklük devleti Türkiye arşivlerinden işgalci islamo-faşist Suriye arablık devleti'nin işgalci türklerin kürdlere karşı savaşında işgalci islamo-faşist türklük devleti'ne nasıl önemli yardımlarda bulunduğunu anlatan önemli bir belge.
Bu belge, 1938 yılında Türkiye İçişleri Bakanı tarafından düzenlenmiştir ve şu bilgileri içermektedir:
“Şam’daki Türkiye Büyükelçiliğinden aldığım bir mesajda, 15–16 Temmuz 1938 gecesi Beyrut’tan Şam’a dört kamyonla bomba ve makineli tüfek taşındığı bildirilmektedir. Silahlar, Beyrut’taki Mahmud Kahla aracılığıyla kuru meyve sandıkları içine gizlenmiştir. 17 Temmuz gecesi ise bu silahlar Şam’dan Menbiç ve Urfa üzerinden Dersim’e sevk edilmiştir. Operasyon Fransızlar tarafından organize edilmiş ve konvoy gece saatlerinde yola çıkmıştır.”

En başta XAPO olmak üzere BÜTÜN kürd liderler (Fırıldak TALABANÎ, Ereb ümmeti kapı bekçisi Bağdat Bob-Barzanî
işte bu HAİNLERDİR!
UYANIN!!!!

Vatan, dürüst bir lider tarafından kurulur, bir hain tarafından yok edilir.
SÜMER ATASÖZÜ.
| Sümerler, çağlarına göre bilimde oldukça ileri bir konumdaydılar. İnsan, bilim yolunda yürüdüğünde — yani akla ve gerçeğe dayalı bir hayat sürdüğünde — doğruyu görür ve sağlıklı öngörülerde bulunabilir. Ancak yanlış yolda, yani bilimsizlikle şekillenmiş bir yaşam sürüyorsa, o zaman derin bir zihinsel körlüğe gömülür ve hiçbir sağlıklı öngörüde bulunamaz. Sümerler, yalnızca yazıyı icat eden ilk uygarlık olarak değil, aynı zamanda astronomi, matematik, hukuk ve şehir planlaması gibi alanlarda sergiledikleri gelişmişlik düzeyiyle de insanlık tarihinde özgün bir yere sahiptir. Gök cisimlerinin hareketlerine dair sistematik gözlemleri, güneş ve ay takvimine dayalı zaman ölçümleri, ve ondalık ile altmışlık sayı sistemlerini geliştirmeleri, onların doğa yasalarını anlama konusunda gösterdikleri çabanın açık örnekleridir. Bu çaba, sadece teknik bilgiyle değil, aynı zamanda yaşamın anlamı üzerine derin düşüncelerle de beslenmiştir. Bilgiyle şekillenen bir uygarlığın öngörü gücü de o denli yüksek olur. Sümerler, toplumu düzenlemenin en sağlam yolunun yasa olduğunu kavramış, bunun için "kral" ile "tanrı" arasındaki ilişkiyi sorgulamış ve adaletin göksel bir buyruğa değil, insan eliyle şekillenen kurallara dayanması gerektiğini sezmişlerdir. Bu bakımdan, bilimsel aklı hukuksal düzen ile birleştirmişlerdir. Bu yaklaşım, bugünkü modern hukuk sistemlerinin temelini atan zihinsel bir sıçramadır. Öngörü, sadece geleceği bilmek değil, bugünü doğru kavramakla mümkündür. Sümer bilgeliği, insanın doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşaması gerektiğini sürekli vurgulamıştır. Onların tanrıları dahi doğa kuvvetlerinin temsiliydi; çünkü doğa gözlemlenebilir, hesaplanabilir ve nihayetinde saygı duyulması gereken bir bütünlük olarak algılanıyordu. Bugün bile ekolojik krize çözüm arayan insanlığın, bu kadim bakıştan öğreneceği çok şey vardır. Bilimsizliğin, yani sistemsizliğin, kör bir inancın ve denetimsiz bir otoritenin egemen olduğu her çağ, zihinsel karanlığa gömülür. Sümerler ise bilimsel düşünceyi, yönetsel yapıya ve gündelik yaşama entegre ederek, çağlarını aşan bir uygarlık yarattılar. Onların bıraktığı miras, sadece geçmişin bilgisi değil, geleceği inşa etmenin de pusulasıdır. RESİM'de görülen Sümer güneş diski üzerine: Bu güneş/yıldız sembolü Sümere'da genellikle Tanrı Şamaş (güneş tanrısı) veya Tanrı Utu ile ilişkilendirilir. Asurlar, sümerlerden devraldığı kültürel ve dinsel mirasın bir parçası olarak bu güneş/yıldız motifini resmi mühürlerde, taş kabartmalarda ve bazı bayrak benzeri sembollerde kullandı. Yani asurlar sümer güneş sembolünü almış ve kendi dinsel-politik imgelerinde kullanmıştır. Bu sembol bölgesel bir kültürel mirastır ve sadece bir halka değil, Mezopotamya’nın birçok kadim halkına aittir. Tarihi belgeler bu sembolü Sümer'e aidiyet hem de aydınlık ve diriliş anlamlarıyla tasfir etmektedir. |

TASMASI İŞGALCİ DEVLETLERİN ELİNDE OLAN KÜRD LİDERLERİN UTANÇ VERİCİ İHANETİ
|


UZZA (Barzani), MENA (Talabani), LAT (Apo)

Cotkarên kurdên zaza

Anatolya'da (yani Doğu Yunanistan'da), kürdler gibi, farslar ve arablar gibi türk denen bir ırk yoktur.
Sultan Abdülhamit'in dediği gibi bir yığın ....... vardır.
Dini ve kültürel bakımdan kılıç zoruyla ve ölüm tehditiyle türklüğe ve islama devşirilmiş/çevrilimiş:
kürdler, yunanlılar, ermeniler var.
İşgalci-asimilasyoncu ırkçı türklük devleti Türkiye yunanlıları (batı Anatolya rumları ve lazları yani), ermenileri türklüğe tam çevirmiş.
Ama kürdleri çeviremiyor ve asla çeviremiyecektir de. Çünkü kürd kültürü hem yunan ve hemde ermeni kültüründen çok daha eski ve köklüdür.
Bu gerçeğin etimolojik, antraopolisk-arkeolojik kanıtları vardır.


Tolkning av Ibn Khairi av Surah Al-Rum, vers 22:
''... Och skillnaden i ditt språk och din färg''
Han nämner det kurdiska språket i sin tolkning. Ibn Qahir dog år 1373 e.Kr.
Türkistanlı bir türk boyu ermeniler
(Ermeniler'in kökeni hakkında siyasi, sosyal ve kültürel hayatları
LOL - LOL - LOL !!!

Vay be ! Meğer "Zazalar Kürd Değildir!" diyen Sevan Nişanyan da Ermeni değil türkmüş!.

Ne ereb - lê tajî!
İhanetin yüzü DÖRTLÜ ÇETE: Xapo, Duran, Pîlot, Cemil
ÖCALAN (XAPO) KÜRD TOPLUMUNA ‘ÇÖPLÜK’ DEDİ·!!
.
Abdullah Öcalan, 12. PKK Kongresi'ne MİT'ten gönderdiği mesajda şunları söylemiş:
"Dersim’deki, Bingöl’deki, Zagros’taki bir kültür kalıntısıdır Kürtler. Çözülmüş kabileler, işlevsel olmayan bir dil, tarikat kırıntıları, aşiret aile kavgaları (…). Bir tür çöplük. Çöplük toplumu, bir mezarlık".


Kürd Ulusu üzerindeki bu BÜYÜK haksızlık devam ettiiği sürece, yeryüzünde tek canlı bir kürd kalsa bile, bu hak davası YİNE DEVAM EDECEKTİR!
Teslimiyet ihanete - Direniş Zafere Götürür!
Berdewam be li ser rêka azadiyê! -- Ta yek jî ji me mabe li ser ruyê vî erdê! G.C. |

Resim: Nizameddin Ariç
Apoîzm Faşizm'dir
Çünkü tıpkı faşizm'in mahreci Kemalîzm ve Kemalîzm'in öğrencisi Feso (Faşist) Örgütü kurucusu Musolini'nin Faşizmi ve yine Kemalîzm'in
2. öğrencisi Hitler Nazizm'i gibi MUHALİF KATİLİ'DİR. Kriminal bir Mafia Örgütü yani.
Niye bunu bu kadar büyük rahatlıkla yapabiliyor, çünkü arkasında MİT gibi büyük bir katil türk terör örgütü var.
İşte bu mekanizmanın ağına güvenerek tam 50 yıldır Kürd Halkı'na karşı Kürdistan'da terör uyguluyor.

Wêrankirina PKKê N- Ariç
ÜMMETÇİ-İSLAMİST,
— Ümmetçi-islamist ve Sahte-Solcu/Devrimci Kürd Liderlerin Tarihsel İhanetlerinin Gölgesindeki Kürdistan’ın Karartılmış Geleceği
|

Umut hakkı mı YOKSA PİŞMANLIK mı?
İrirafçı Çirkîn Xapo

Biri, Hatip Dicle 'Kürdistan fikrini çöpe attık' demişti, bu hain de sevgili anavatanımıza 'çöplük' diyor!
Gel bunlara şimdi ne söyle?
Bunlar insan mı?

-- Lo lo Silo SILKULO!!!

SILO SILKULO'dan İhanet Telkinleri
| O....VATAN ÇOCUĞU DA KONUŞTU Selahattin Demirtaş, Öcalan gibi Türk milliyetçiliğine soyundu. Kürt katili İran faşizmi ile İsrail arasındakı savaş için emperyalist müdahale tespiti yapttıktan sonra şöyle diyor: " Olası tehlikelere, provokasyonlara, saldırılara karşı, Edirne'den Hakkari'ye kadar 86 milyonluk ortak bir ordu olarak ortak vatanımızı canımız pahasına savunacağız" diyor. Peki Sormazlar mı? 1- Mademki bu kadar ortak vatan sevdalısıydınız , neden 150 bin evladımızı ortak vatan ordusuyla çatıştırıp imha ettirdiniz? Hendek gibi provokasyonlarla neden milyonlarca insanımızı göç ettirdiniz, ortak vatanın bir bölgesini viraneye çevirdiniz? 2- Öcalan ile ikiniz bu " ortak vatan" görüşünde samimiyseniz " halklara "bu kadar acılar yaşattıgınıza göre bu durum, sizin Kürt muhalefetini terörize etmek için provokatör olarak kullanıldıgınız anlamına gelmiyor mu? 3- Diyelim ki hainlik yapmadınız da yanlışlarınızı gördünüz. peki, yanlışlarıyla milletine bu kadar derin acılar yaşatan aktörlerin bir daha siyaset yapma hakkı ve yüzü var mıdır? 4- Hal bu iken siz neden yıllardır hapis yatıyorsunuz ve hapiste iken askeri uçak ve helikopterlerle 1700 km ötedeki hastalarınızı ziyaret edebiliyor, internet kullanabiliyorsunuz? 5-Sebep olduğunuz bu trajik olaylar nedeniyle bir gün toplumsal vicdanda yargılanma kaygısını taşıyor musunuz? 6- Ha sahi ! İran da mı ortak vatan kapsamında? Rojhilat Kürtleri de mi ortak vatan dahilinde? Ö.Ö. |

Bu YANLIŞ BİR DAVRANIŞTIR!Kürd halkının temel insanî haklarını savunurken yüzünü örtmeye gerek yoktur
— İslamist turk-arab & fars terör örgütleri yüzlerini örtmüş olabilir; çünkü onlar gerçekten suç işlemekte, masum sivillere karşı acımasız şiddet uygulamaktadır Kürd halkının özgürlük mücadelesinde yüz örtme yanılgısına karşı bir uyarı! Yüzümüz açık, davamız meşrudur. Kürd halkı, doğuştan gelen temel insanî haklarını savunurken yüzünü örtmek zorunda değildir. Bizim davamız gizlenmeye muhtaç bir dava değildir; çünkü haklıdır, meşrudur ve insanlık onurunun özüdür. Yüzünü örten, kendi varlığını suçlu gören bir psikolojiyi taşır. Oysa biz suçlu değiliz; suç işleyenler, kürd halkını yüzyıllardır kendi toprağında köleliğe mahkûm eden işgalci devletlerdir. İslamist arab-türk ve fars terör örgütleri yüzlerini örtmüş olabilir; çünkü onlar gerçekten suç işlemekte, masum sivillere karşı acımasız şiddet uygulamaktadır. Onların eylemleri karanlık, hedefleri gayrimeşru, yöntemleri insanlık dışıdır. Kürd halkının meşru mücadelesiyle bu zihniyetin uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu iki çizgiyi karıştırmak, hem ideolojik hem de tarihsel olarak büyük bir yanlıştır. Kürd halkının özgürlük savaşçıları, meşru ulusal, sosyal, demokratik, bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve laiklik davasının temsilcileridir. Bizim varlık nedenimiz, işgalci devletlerin uyguladığı sistematik devlet terörüne son vermektir. Biz hiçbir koşulda sivillere silah doğrultmamış, doğrultmayacak olan bir halkın direniş gücüyüz. Suçlu olan, halkımızın bu en doğal haklarını gasp eden ve baskıyla susturmaya çalışan türk, fars ve arab devletleridir. Yüzünü örtmek, mücadeleyi kirli gösteren, davayı haklılıktan uzaklaştıran ve düşman propagandasına hizmet eden bir görüntü yaratır. Haklı davayı gizli bir suç gibi göstermenin, tarihsel ve siyasal açıdan hiçbir savunulabilir yanı yoktur. Bizim savaşımız, alenen yürütülen, halkımızın gözleri önünde büyüyen ve uluslararası hukukta da meşru kabul edilen bir özgürlük savaşıdır. Bu yanlış geleneği kürd halkı arasında yayanların başında PKK gelir. PKK, kürd halkının ulusal kurtuluş bilincini devrimci bir yönelimden BİLİNÇLİCE uzaklaştırarak karanlık, kapalı ve terörist biçimlere sokmuştur. Daha da kötüsü, bu taktiği filistin-arab islamist terör örgütlerinden devralarak, kürd özgürlük mücadelesinin karakterine yabancı bir yöntem haline getirmiştir. Bu, sadece taktik bir hata değil, aynı zamanda ideolojik bir sapmadır. Bizim mücadelemiz şeffaflık, halkla bütünleşme ve açık yüzle meydan okuma üzerine kuruludur. Halkın desteğini kazanmanın yolu, yüzünü gizlemek değil, halkla yüz yüze, omuz omuza durmaktır. Yüzünü kapatan bir savaşçı, kendi halkına karşı bile yabancılaşır; bu, devrimci moralin çürümesine yol açar. Kürd halkı, tarih boyunca işgalci güçlere karşı açık kimlikle direndi. Bedirxan’dan Şeyh Ubeydullah’a, Seyit Rıza’dan Peşewa Qazî’ye, Mustafa Barzani‘ye kadar tüm kürd halkının önderleri, davalarını yüzleri açık biçimde savundular. Onların cesareti, bugünkü nesillere miras kalmış en büyük değerdir. Yüzünü örtmek, bu mirasa ihanettir. İşgalci türk, fars ve arab devletleri, zaten propagandalarında kürd özgürlük savaşçılarını “terörist” diye damgalamak için çırpınıyor. Yüzü örtülmüş bir görüntü, onların eline hazır malzeme verir. Oysa biz düşman propagandasını çürütecek en güçlü silaha sahibiz: açık yüzümüz, haklı davamız ve meşru mücadelemiz. Mücadelemizi görünür kılmak, hem halkımızın özgüvenini pekiştirir hem de uluslararası kamuoyunda davanın meşruiyetini güçlendirir. Bizim savaşımızın ışığı, karanlığa saklanmaktan değil, gerçeğin aydınlığına çıkmaktan beslenir. Kürd halkı, haklı davasını korkusuzca savunacak ve yüzünü asla gizlemeyecektir. Terörizmin klasik tanımı, siyasi veya ideolojik amaçlarla sivillere karşı şiddet uygulamak, toplumsal korku ve kaos yaratmaktır. Bu muhteva, işlenen eylemin hedef kitlesini ve yöntemini belirler. Eğer bir hareketin hedefi sivil halksa, bu eylem hangi söylemle süslenirse süslensin terörist bir eylemdir. Biçim açısından terör örgütleri, genellikle yüzlerini gizler, kimliklerini saklar ve gizlilik içinde hareket ederler. Bu, hem güvenlik gerekçesi hem de suçluluk bilincinin yansımasıdır. Terörizmin klasik biçiminde, kapalı yapılar, gizli hücreler ve maskelenmiş kimlikler öne çıkar. Kürd özgürlük hareketi, meşru mücadele anlayışı gereği bu klasik terörist biçime uymamalıdır. Çünkü burada amaç sivillere korku salmak değil, halkı özgürleştirmek ve devlet baskısını sona erdirmektir. Açık yüzle, halkın önünde yürütülen mücadele, terörizmin karanlık biçimlerinden köklü bir kopuş anlamına gelir. Yüzünü örtme geleneğini sürdürmek, bir hareketin dışarıdan terörist olarak algılanma riskini artırır. Bu nedenle meşru direniş, görünürlük ve şeffaflıkla özdeşleşmelidir. Klasik terörist yapılarla ideolojik ve görsel farkın net şekilde ortaya konması, ulusal kurtuluş mücadelesinin haklı zeminini güçlendirir. |

Apo = XAPO

İŞGALCİ İSLAMO-FAŞİST TURK SIKIYÖNETIM KOMUTANLIKLARINCA ARARANLAR


İmralı'daki Xapo


Bi kurdî navên çûkan

Xaîn Xapo bu BOKLU BAKLAYI ağzından çıkardığında ÇOK AZ KÜRD onun ne demek isteiğini anlamıştı ne yazıkki!
-- Ekim 1989 tarihinde AJAN-XAPO (A.Öcalan) AJAN-Perinçek'e ne dedi?--1-3

İngilizler ACEMİSTAN'I yeniden yapılandırırken
In 1953, the British intelligence service MI6 orchestrated a coup that overthrew Iran’s first elected leader, Prime Minister Mohammad Mossadegh, for seeking to design and restructure Iran in accordance with the geopolitical and economic conditions imposed by European colonialism.
The objective was to ensure that Britain, France, and Germany—states that had already engineered the creation of Turkey, Iraq, and Syria—would retain full control over the transportation of oil to Europe’s increasingly energy-dependent industries.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, Katar’da Hamas liderleriyle görüştü, fotoğraflar çekildi ve gülüştüler. 08.09.2025
Hamas liderlerinin bulunduğu mekandaki görüşmeden kareler aynı gün paylaşıldı .
Ertesi gün Abbas Irakçi Katar’dan ayrılarak Mısır’a geçti ve Rafael Grossi ile görüştü.
Bundan sadece birkaç saat sonra İsrail güçleri Hamas liderlerini hedef aldı ve hepsini gebertti. O sırada Halid Meşal ve Halil Haya’nın da orada görüldüğü bildirildi.
İşgalci islamo-faşist İran devleti, Hamas liderlerinin yönetimde kalmasının başlıca sorumlusudur ve bu yüzden farslar da sürekli İsrail’in hedefindedir.

Lazlar kimdir?


Nietzsche

Serokên kurda qelp in

Gayê pîr (serokên kurda) tim xwar diajo

