A Kurdish Theologian Scholar 
SEYX SAÎD EFENDÎ


1865 Xinis - 28.06.1925 Diyarbekir

Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

 

 

From 1925, when the Sheikh Said Efendi Movement began to 1937 the Kurdish people rebelled against the invading Turkish state 20 times.
Although every rebellion was bloody suppressed, the Kurdish people did not give up their freedom and independence and still did not.

Using the professional identity of a theologian scholar like Sheikh Said Efendi, this righteous struggle for democracy, equality and freedom of the Kurdish people
was introduced to the world as a 'movement of fundamentalism'. The Turkish revolutionary movement is also guilty because the Turkish leftists
who advocated the right of all the peoples of the world to determine their own destiny have the same attitude as the invading, colonialist,
Turkish bourgeois-fascist-kemalist dictatorship against the right of the Kurdish people to freely determine their own destiny.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ez gihîştim dawiya jiyana xwe ya dunyayê. Ne poşman im ku min xwe bo netewa xwe kir qurban. Bes bila neviyên me, tola me vekin û li ber neyaran me şermezar nekin. 29.06.2018


I'm the end of my life now. I don't regret sacrificing myself for my country. Our grandchildren will take our revenge and wıll not embarrass us in front of the enemy (29.06.1925).

Jag är i slutet av mitt liv nu. Jag ångrar inte att jag offrade mig själv för mitt land. Våra barnbarn kommer att ta vår hämnd och inte skämma oss inför fienden (29.06.1925).

Hayatımın sonuna geldim şimdi. Ülkem için kendimi feda etmekten pişman değilim. Torunlarımız intikamımızı alarak bizi düşmanın önünde mahçup etmeyeceklerdir (29.06.1925).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Seyh Said Efendi Hareketi'nin basladigi 1925'ten ta 1937'ya kadar kürd halki isgalci türk devletine karsi 20 defa baskaldirdi.
Her baskaldiris eylemi kanli bir sekilde bastirilmasina ragmen kürd halki kendi özgürlük ve bagimsizlik isteminden vazgeçmiyordu ve hala da vazgeçmemistir.

Seyh Said Efendi gibi bir teolog alimin mesleki kimligi kullanilarak kürd halkinin bu hakli demokrasi, esitlik ve özgürlük mücadelesi dünyaya 'irtica hareketi' olarak lanse edildi.
Burada türk devrimci hareketi'nin de suçu var çünkü bütün dünya halklarinin kendi kaderini tayin etme hakkini atesli bir sekilde savunan türk solculari, çrneğin Nazım Hikmet
kürd halkinin kendi kaderini özgürce tayin etmek hakkina karsi, isgalci, sömürgeci, türk burjuva-fasist-kemalist diktatörlügüyle ayni taviri takındı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sheyx Said Efendi idam edilmeden az önce hücresinde

 

 

 

 

 

 

 

The Kurdish uprising leader Sheik Said Efendı before execution:



"I now face the death. I'm not afraid.
I hope very much that our descendants Kurdish youth must not make us ashamed, they will revenge"

"Jag möter nu döden. Jag är inte rädd.
Hoppas starkt på att vår efterkommande kurdisk ungdom ska inte få oss skämmas, de ska hämnas."

"Ölüme gidiyorum. Korkum yok. Aziz kürd gençliğinin bizi utandırmayacağına, kanımızı yerde bırakmıyacağına eminim ."

 

 

 

Şêx Saîd idam edilmeden bir kaç gün önce,İki Türk subayı hücresine girer. ''Said yarın İsmet paşa gelecek, önünde eğil ve af dile, Belki seni af eder'' der. Şêx Saîd ''Ben yüce Allahtan başka kimseye eğilmem ve ondan başkasına af dilemem.. Yanlış bir şey yapmadım ki af dileyim, O İsmet'e söyleyin, burdan çıkarsam başa döner yine halkım için savaşırım.''

İki subay durumu İsmet İnönü'ye bildirirler,İsmet İnönü gelir Şêx Saîd'e '' Saîd bildiri yaz, pişman olduğunu söyle müritlerin sokaklarda okusun, seni af edip bırakacağım''.

Şêx Saîd ''Ben kürdüm, babam kürd, soyum kürd, Taşıdığım her damla kan kürd kanıdır. Taşıdığım kanda bozukluk yok ve benim cemaatimden de kanı bozuk olan, hain olan kimse de yok bildiriyi okusun. Beni idam edin. Boşuna uğraşmayın, benden size fayda yok'' der.

İsmet çıkında Şêx Saîd arkadan ''Sağır İsmet'' der. ''Bu sözlerimi kulağına küpe yap. Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem
dinim halkım ve Kürdistan içindir. Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Yeter ki torunlarımız yüzümüzü kara çıkartmasınlar, davalarına sahip çıksınlar'' der
ve bir kaç gün sonra Diyarbekir Dağkapı meydanında 46 arkadaşı ile idam edilir.

Rahat uyu ey büyük kahraman, Rahat uyu ey büyük şehid.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sheik Said

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürdistan Bağımsızlık Komitesi: AZADΠ

 

“Karşınızda yalnız değilim. Arkamda Mezopotamya’da muazzam bir Kürt Ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz, fakat hiç şüphemiz yoktur ki yarın torunlarımız da sizleri yok edeceklerdir.”
(Cibranlı Halit Bey)


Kürdler, Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Koçgiri, Ubeydullah Nehri, Sason ve Dersim gibi birçok ayaklanma gerçekleştirdiler, fakat hiçbiri ayaklanma 1925 Kürt Ulusal Hareketi gibi kapsayıcı bir ayaklanma değildi.

Hareket her ne kadar devletin bir politikası olarak “Şeyh Said İsyanı” adıyla sadece Şeyh Said Efendi’ye indirgenmek istense de, Cibranlı Halit Bey’in önderliğinde kurulan “Azadî” örgütü'nün gerçekleştirdiği bir harekettir. Konu ile ilgili Mehmet Bayrak “Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm” adlı kitabında şu ifadeleri dile getirmektedir:

“Sahiden hiç düşündünüz mü? Neden resmi görüş, bir Koçgiri Hareketi’ne Alişan Bey Hareketi veya Alişêr Hareketi; bir Dersim Hareketi’ne Seyit Rıza Hareketi demez de 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’ne “Şeyh Sait İsyanı“der?”

Kimi kavramları ve terimleri, çoğu kez irdelemeden, sorgulamadan egemen düşüncenin dayattığı ve bizlere kanıksattığı şekliyle söyleriz. Farkına varmadan egemen değer yargıların söylemini kullanırız. Bunun tipik örneklerinden biri de kuşkusuz Cumhuriyet döneminin en büyük Kürd Ulusal Hareketlerinden biri olan 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’dir.”

Mehmet Bayrak’ın ifadesinden de anlaşılacağı gibi devlet “Azadî" ve “Cibranlı Halit Bey” isimlerinin arka planda tutulmasını, bilinmemesini istemektedir. Bu nedenle devlet arşivi “Azadî” ve “Cibranlı Halit Bey” ile ilgili bilgileri kapalı kapılar ardında gizli tutar.

1882 yılında Varto'da dünyaya gelen Halit Bey, Şeyh Said Efendi ile teyze çocuklarıdır ve kardeşi Fatma Hanım Şeyh Said Efendi’nin eşidir.

Halit Bey 1892 yılında, II. Abdulhamid tarafından kurulan Mekteb-i Aşiret-i Humayûn’a (Mektebin amacı “Osmanlı topraklarında bulunan aşiret çocuklarına modern bir eğitim vermek” gibi görünse de asıl amacı Türkçülük'ü empoze etmek ve ders verilen çocuklar sayesinde aşiretleri kontrol altına almaktır) başlar ve ilk öğrencilerindendir. Beş yıllık bir eğitimi üçüncülükle bitirir ve İstanbul'da ki Mekteb-i Harbiye’de (Kara Haro Okulu) eğitimine devam eder. 1905 yılında okulu bitiren Mustafa Kemal ile aynı dönemde okuyan Halit Bey 1902 yılında Yaver Yüzbaşı olarak mezun olur.

Halit Bey'in öğrencilik yılları “Ulusal Mücadele” fikrinin oluştuğu yıllardır. Bu konuda Ersan Yavi, Kürdistan Ütopyası isimli kitabında şu beyanatta bulunur.

“Halit Bey’in İstanbul’daki öğrencilik yılları, Kürdistan’ın bağımsızlık hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu, dört bir yanında çatışmaların yaşandığı hareketli bir döneme rastlıyordu.

Halit Bey, kendisini Kürdler'in kurtuluşuna adamış liderlerle dolaylı ilişki kurmuştu. 1914'ten sonra ilişkilerini sıklaştırmış, 1918’de kurulan Seyyid Abdulkadir'in liderliğindeki Kürd Teali Cemiyeti'nin en aktif üyelerinden biri olmuştur.”

Mezun olduğu 1902 yılında ilk görev yeri olan Filistin'e gönderilir. Hama, Humus, Yemen’de görevini sürdüren Halit Bey, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla 1914 yılında Varto’ya dönmek zorunda kalır. Ruslar'ın bölgeyi ele geçirmesinden dolayı Palu'nun Sekerak Köyü’ne yerleşir. Ekim Devrimi ile Rus Ordusu’nun çekildiği Varto'ya geri döner.

O günden sonra tüm enerjisini Kürd Tarihi, Kürd Kültürü ve Kürdler’in örgütlenmesine harcar. Ehmedê Xanî ve Melayê Cizîrî’nin kitaplarını sadeleştirip Kürdistan’a dağıtır. Seyyid Abdulkadir öncülüğünde kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti ile sıkı bir ilişki içerisindedir. Dr. Nuri Dersimi’ye göre, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Kürdistan örgütlenmesinin sorumlusudur.

Azadî'nin Doğuşu

Bilinenin aksine Azadî, Erzurum’da değil Varto’da ortaya çıkmaya başlamıştır. 1919 yılında Kalçık Köyü'nde yapılan toplantıda Kürdistan’ın tamamını saran askeri ve siyasi bir gücün varlığı üzerinde konuşulmuştur.

Halit Bey’in yakın dostu Abdulbari Han’ın “Halit Bey'in Halkla Olan İlişkileri” adlı makalesinde, “... O dönemde yaşayanların söylediklerine göre Kalçık Köyü'nde İsmail-i Seyithan’ın evinde geniş kapsamlı bir toplantı düzenlenir. Bölgenin ileri gelen aşiret reisleri, şeyhler, din adamları ve kanaat önderleri toplanır. Bu toplantıya Şeyh Said Efendi’nin de katıldığı söylenmektedir. Söz konusu toplantıda alınan karara göre, Halit Bey Erzurum’a yerleşmelidir. Zira birçok devletin (Rusya, İran, Britanya) konsoloslukları bulunmaktadır. Hem Azadî Hareketi’nin teşkili hem de dış devletlerle ilişkilerin geliştirilmesi için Halit Bey Erzurum'a yerleşir. (1919)

“Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah'a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı biz hiç pişman değiliz. Verdiğimiz ders sayesinde torunlarımız intikamımızı alacaktır.” (Yusuf Ziya Bey)

1919 yılına gelindiğinde İttihatçılar ile Kürd Milliyetçileri arasındaki çizgi gözle görülür hale gelmişti. Türkleştirme politikalarının temeli atıldığı bu dönemde “Kürdistan” ismine alternatif olarak “Vilayet-i Şarkiye” ismi kullanılır. Gidişatın farkında olan Cibranlı Halit Bey Erzurum Kongresi’ne davet edilir. Davetin amacı Kürdistan’da büyük bir nüfuza ve saygınlığa sahip olan Cibranlı Halit Bey üzerinden Kürdler’i kullanmaktır. Okul arkadaşını iyi tanıyan Cibranlı Halit Bey daveti geri çevirerek Erzurum Kongresi’ne katılmaz ve Kongre’ye katılacak Kürd önderlerini uyarıp Kongre'ye katılmalarına engel olur. Azadî üyelerinden Hasan Hişyar Serdi, “Görüş ve Anılarım” kitabında şunları anlatır:

“23 Temmuz 1919'da M. Kemal, Erzurum Kongresi'ni düzenledi. Kongre'deki esas amacı başta Cibranlı Halit Bey olmak üzere, pek çok Kürd ileri gelenini yana çekmek idi. Büyük bir nüfuza sahip olan şahsiyetleri yanına çekmekle hem rakip arkadaşlarına karşı, hem de bölgede daha geniş alanlara iktidarını oturtmakla zorlanmayacağını iyi hesaplamıştı. İktidar vaadlerinin yanı sıra Mutkili Musa Bey, Sıpikili Abdülmecid Bey vs. şahıslara 100 altın teklif ederek istediği kararları Kongre'de ezici çoğunlukla alarak uygulamaya koymanın hesabını yapıyordu. Ancak Cibranlı Halit Bey başta olmak üzere pek çok Kürd şahsiyeti bu planın karşısında yer alarak hayata geçmesini engelledi.”

Kongre'ye katılmayan Cibranlı Halit Bey alınacak kararları “Kendisi ve Kürt aşiretleri adına” kabul ettiğini dile getirir. Bu sözleri söylemesinde ki amaç kararları kabul ettiğinden değil bir asker olarak gözleri üstüne çekmek istememesinden kaynaklanmaktadır.

Bolşeviklerin raporunda “Başından itibaren tüm gücü ve imkanlarıyla kendisini Kürd tarihi, dini ve sanatına ilişkin araştırmalara vererek yüksek bir mertebeye ulaştı... Şimdi ise o Kürder’in en kabiliyetli okumuş insanıdır.” diye anılan Cibranlı Halit Bey Kongre'nin yapıldığı zamanlarda Varto’da Azadî'nin temellerini atıyordu. Azadî’nin kuruluşu ile ilgili olarak araştırmacı Garo Sasuni şöyle der:

“Türk tehlikesinin yalnız kendilerini yönelmiş olduğunu anlayarak 1920 yılının Kasım ayında Cibranlı aşiret reisi Albay Halit, Bitlis mebusu Ali Rıza (Yusuf Ziya Bey) ve Kemal Fevzi Beyler ile Şeyh Sait Nakşibendi’nin yönetiminde bir iç örgüt kurmaya yöneldiler. Bu örgüt Kürd ulusu içerisinde yavaş yavaş kök salarak, birkaç yıllık bir çalışmadan sonra mükemmel bir ağ halinde bütün Kürdistan’ı sardı.”

Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Kürdistan bölge sorumlusu Cibranlı Halit Bey Cemiyet içerisindeki fikir ayrılıkları ve Kürdistan merkezli bir yapının gerekliliğinden dolayı böyle bir girişimde bulunmuştur.

İllegal bir yapı olan Kürdistan İstiklâl (Bağımsızlık) Komitesi yani Azadî askeri ve siyasi bir örgüttür. Örgüt ilk etapta ordu içerisindeki milli bilince sahip Kürd subayları örgütlemiştir. Cibranlı Halit Bey’in asker olması ilk kitleninde asker olmasının nedenidir. Bu subaylar arasında İhsan Nuri Paşa ve Yüzbaşı Hakkı gibi isimler vardır. İkinci etap aşiret liderleri ve diğer Kürd yapılanmalarıdır. Muhteşem bir ağ halinde ilerleyen örgüt Kürdistan Teali Cemiyeti, Hêvî gibi yapıları bir çatı altında toplar ve Hacı Musa Bey, Hesenanlı Halit Bey gibi isimleri de örgüte dahil eder. Son olarak daha çok Norşin Şeyhleri gibi ruhani liderler aracılığıyla kitlesel hale gelir.

1920’ler de Azadî ilk bildirisini yayınlar. Bildiride devlet ile ne şartlar ile görüşüleceği maddeler halinde yazmaktadır. Altında “Kürdistan İstiklâl ve İstihlas Komitesi Merkez-i Umumisi” ismi yer alan metnin türkçe’si şöyledir:

"1. Kürdistan Komitesi, hiçbir devletin âleti değildir. Gayesi, meşru olan ulusal haklarını elde etmektir. O da:
Millî sınırlarının ayrılıp belir-lenmesiye hizmetlerde ve içişlerinde bağımsız bir merkeze ve bağımsız bir yönetime sahip olması,

Ulusal sınırları içerisinde Kürtçe'nin resmî dil olarak kabulü,

Kendi memurlarının kendilerinden olması,

Jandarma teşkilâtının Kürdler'e ait olması,

Kürt erlerle subayların müşterek orduda (türkler ile kürdler'den meydana gelecek orduda) özel kıt'alar oluşturulmasıyla kürd dilinde talim ve terbiyeye tabi tutulmaları talep edilmektedir.

Ulusal gayenin elde edilmesine kadar savaşa devam edilecektir. Dış ve iç zararlarla akan kardeş kanlarının maddî ve manevî sorumluluğu, Ankara Hükümeti'ne aittir.

Komite, davayı barış yoluyla halle ve arzu olunacak yerlerdeki şubelerini görüşmelere memur etmeye hazırdır.

Akıtılacak kan oranında kürdler'in ileri sürecekleri şartlar ağırlaşacaktır.

Kürdistan Bağımsızlık ve Kurtuluş Komitesi Genel Merkezi"


Bildirinin orijinal metni:

“Sefiller!... Sizi ayağımızın altında çok alçak ve küçük görüyorum. Biliniz ki Kürd bir ağaç değildir, ölür fakat eğilmez!...
(Molla Abdurrahman )

Azadî'nin Hedefleri:

1 - Azadî Hareketi’nin kuruluş amacı ve en büyük hedefi Büyük Kürdistan Devleti’ni kurmaktır.
Örgütün isminden de anlaşılacağı üzere ilk hedef Kürt Ulusunu özgürlüğüne kavuşturmaktı. Bu hedef ancak ve ancak tüm Kürtler’i içinde barındıran Büyük Kürdistan Devleti ile gerçekleşebilirdi. Bu düşünce ile hareket eden Kürdistan İstiklâl Komitesi dış şubeler tüzüğünün birinci maddesi şöyledir:

“Komite'nin amacı kürdler arasında birliği sağlamak ve ... Kürdler’in bağımsızlığını sağlamaktır.”

Azadî'nin aktif üyelerinden olan Yüzbaşı İsmail Hakkı örgütün amacını şu şekilde açıklar:

“Komite'nin ulusal çalışmalarının bütün amacı, kürdler’e kendi kültürlerini unutturmamak, onlara türk’ün “kan ve demir” siyasetini anlatmak ve her ne pahasına olursa olsun türk boyunduruğundan kurtularak bağımsız bir Kürdistan kurulmasının zorunlu olduğunu göstermekti.”

Örgütün lider kadrolarından Kemal Fevzi mahkeme salonunda “Evet, ben, kürdlük için ve bir kürd hükümeti kurulması için çok çalıştım...” diyerek hedeflerini vurgulamaktadır.

2 - Hiçbir din, mezhep ve ideolojiye bakılmaksızın “Kürt” olan bütün birey ve yapıları tek bir çatı altında toplayıp organizeli bir şekilde hareket etmek.

Ulusal mücadelenin başarılı olabilmesi için “milli” değerler etrafında birleşmek gerekir. Bunun farkında olan Kürdistan İstiklâl Komitesi, Kürdistan'da bulunan bir çok yapıyı Azadî çatısı altında birleştirmiştir. Ve yine Yüzbaşı İsmail Hakkı şöyle der:

“Bu örgüt kısa zamanda Türkiye Kürdistanı'nda altı büyük şehirde örgütlendi ve çalışmaya başladı. Kürdistan’ın legal ve illegal derneklerini (örgütlerini); Kürdistan Teali Cemiyeti, Teşkilat-i İçtimaî, Hevi, demokrat ve sosyalist Kürdistanlılar bir araya geldi.... Bu şekilde 1921-1922 yıllarında Türkiye Kürdistanı'ndaki bütün legal ve illegal siyasi parti ve örgütler, “Kürdistan Bağımsızlık Komitesi” bayrağı altında bir araya geldiler.”

3 - Kürdistan’ın dört bir yanında ayaklanmalar çıkararak bölgeyi kontrol altına almak.

Azadî’nin hedefi bütün bölgede planlanmış bir şekilde ayaklanmalar gerçekleştirmek ve bu sayede askeri gücü ele geçirerek bağımsızlık ilan edilecekti. Konuyla alakalı Robert Olson şunları söylemektedir:

Azadî, tüm Kürdistan’da küçük ayaklanmalar çıkarmak istiyordu. Böylece türk ordusundaki subayların yüzde ellisinin kürd olduğu iddiasının da kanıtlanarak, yabancı güçlere amaçlarının olabilirliğini görebileceklerdi.”

1924 yılına gelindiğinde bağlantılar gelişmekte ve hazırlıklar yapılmaktadır. Şeyh Said Efendi’nin de bulunduğu bir kongre düzenlenir ve Azadî’nin ilk kongresidir. Kongre de iki karar alınır. Alınan kararların ilki şu şekildedir:

“Kürdistan’da genel bir ayaklanma başlatılacak ve bunu bağımsızlık ilanı izleyecektir. Ayaklanma bütün ayrıntılarıyla planlayacak ve bu iş uzun zaman alacağından, katılanlar, kendilerinden beklenen görevlerle ilgili olarak tam bilgilendirilecektir.”

Örgüt lideri Cibranlı Halit Bey Kürdistan’ın coğrafi özelliklerini de dikkate alarak kış aylarında yapılacak ayaklanmanın uzun sürmeyeceğini iyi biliyordu. Bu yüzden ayaklanmanın bahar ayında yapılmasını istiyordu. Halit Bey’in talimatı şu şekildeydi:

"Herin tevdîra xwe bigrin. Kînga dara pel vekir, çîya însan hewandin, lingê hespa li axê ket; hûn jî amade bûn, emê dest bi serhildanê bikin.”

(Gidin tedbirlerinizi alın, ne zaman ki ağaçlar yaprak açtı, dağlar insan barındırdı, atların ayakları toprağa değdiyse; sizler de hazır olun, ayaklanmayı başlayalım)

Yücel Emrah
16 Kasım 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The Kurdish uprising leader Sheik Said (left) with his friends who were hanged by Turkish Kemalistic dictatorship in 1925 in Diyarbekir in Northern Kurdistan

 

 

 

 

 

In Turkish prison in Diyarbekir, before hanging.

 

 

 

 

 

 

 

Turks succeeded duping the entire world 1925 with the lie that "Kurdish uprising leader Sheikh Said EFENDI was an Islamist leader and his intention with the Kurdish uprising was an Islamic caliphate state". The Turks claimed this because of Sheikh Said EFENDIS profession as a theology teacher in the traditional Kurdish school Madrasa..

In fact, the Turkish state is an Islamist state that the entire world witnessed now. Sheikh Said EFENDI was not an Islamist but a reputed Muslim teacher who taught teology. He was a humanist and a leading member of the Kurdish democratic resistance movement Azadi (freedom).

PS: The word sheik is not an Arabic Islamic name, but an ancient Kurdish term for older wise men and its meaning has to do with the lunar-god worship of the Neolithic era when the Indo-European (including Kurdish) peoples worshiped the moon.


Among other things, the word yogurt is also from this period and therefore all milk products in the Indo-European languages ??are a feminimum name because the moon was considered to be female in this popular belief. The ancient Indo-European peoples believed that the milk was increased (fermentated) transformed into yogurt by the moon god, in fact the fertility of the moon god increased the food for her people. Until people first began to understand the true chemical-technological causes behind the fermentation process believed in this myth.

 

 

***

 

 

“1925 yılında Diyarbakır’da görev yapan Şark İstiklal Mahkemesi başsavcısı Süreyya Özgeevren 1957 yılında Dünya Gazetesinde yayınladığı anılarında bir olay anlatır: "Bir gün mahkemeye kara yağız, yiğit bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler. Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: "Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına..."

Hemen o gece çocuğu götürüp astılar. Dağkapı'da Yalova adlı küçük bir otel vardı. Orada kalıyordum. Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, niye beni bıraktın beni idam ettirdin? diye tehdit etti. Sabaha kadar bu hal iki-üç kere tekrarladı. Deliye dönmüştüm. Sabahleyin mahkemeye gittim ve hakim arkadaşlara dedim ki, 'Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm Diyarbakırlıları, hatta tüm doğuluları asmamız lazım. Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.' Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım. Mazhar Müfit ve öteki hakimler, 'sen karışma, bu bizim işimizdir' dediler. Ben de savcılığımı ileri sürdüm, aramızda münakaşa ağız kavgasına kadar ilerledi. Ben ve onlar şifre ile durumu Ankara'ya bildirdik.

Bir hafta sonra Başvekil İsmet İnönü’den şu telgrafı aldım: "Ahmet Süreyya Bey, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Başsavcısı.. Gayemiz, Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyen ezilmesidir. Hakim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim..”

İsmet İnönü’nün Kürtlere bakışının resmi belgesidir bu telgraf metni.

Süreyya Özgeevren Anıları

 

 

'PREMATÜR' ERKEN KIYAM HAREKETİ

24 Şubat 1925 tarihli bir ingiliz günlük gazetesinde çıkan haberde, Kürd Kıyam Hareketi'nin belirlenen tarihten önce, Şeyh Said'in iki adamının devletçe tutuklanmak istenmesi üzerine erken (prematüre) başladığı bilgisi ile beraber, kürdlerin bu haklı ulusal istemine karşı bir dizi iftira ve töhmet içermektedir. Ayrıca Kıyam Hareketi'nin Kuzey Kürdistan'ın hemen hemen bütün şehirlerini kapsayan ve beklenenden büyük bir kıyam hareketi olduğu ve TC'nin bu kıyam hareketini bastırmak için çok büyük bir bütçe ile, uçaklarla bombarduman ederek, bastırmaya çalıştığını yazıyor.. Bu uçakları ingilizlerden aldığını yazmıyor tabi..

 

 

 

 

 



Ey şecî (yiğit) Kürt milleti.

Din yolunda şehid düşen, namus için can veren ve aşiretinin şerefi uğrunda kan döken şanlı dedelerimizin mukaddes ruhları göklerden size bakıyor.

Emanet ve yadigâr olarak terkettikleri Allah'ın kitabını, Muhammed'in -sallâllahu aleyhi vesellem- şeriatını yakan, yıkan Ankara mürtedlerine (İslâm'dan çıkmışlara) ve onların vasıta-ı icraiyesi (icra vasıtası) olan hükümet memurlarına karşı ne yapacağınızı görmek istiyorlar. Yatakta ömr-i tabii (tabiî ölüm ile) ile ölümünü âr (utanç) bilen millî an'anâtınıza (geleneklerinize) ne derece sadık bulunduğunuzu anlamak istiyorlar. Namus-ı millî ve mukaddesât-ı dînîsi (millî namusu ve dininin kutsalları) uğrunda tüfenge sarılarak çarpışanları takdîr; hayatını muhafaza için fişekliğini belinden açan, tüfengini Türk'e teslim eden, karısını cebren tatlikine (boşamasına), aşiretinden, milletinden herhangi bir kızın alınarak kerhaneye götürülmesine rıza gösteren ve hudud haricine çekildiği halde içerideki milletdaşlarının imdadına koşmayan haysiyetsiz bed-mâyeleri (mayası kötü olanları) da tel'in ediyorlar.

Onlara diyorlar ki: Belinizden açtığınız hançerleri boşatılan karılarınıza, elinizden bıraktığınız tüfenkleri kerhaneye sevkedilen kızlarınıza verin, verin de erkek gibi muhafaza edemediğiniz namusları önünde onların ..... (başörtülerini) başınıza örterek ağlayın, kendi namus ve dinlerini nasıl kahramanca kurtaracaklarını da görün!...

Korkunun ecele faydası yoktur. Ecel gelmeden kimse ölmez. Allah'ı bir, Muhammed'i -sallâllahu aleyhi vesellem- Hak peygamber tanıyan, suya 'av', ekmeğe 'nân' diyenlerin Ankara hükümetince imhaları mukarrerdir (kararlaştırılmıştır).

Belâ, felâket, insanın gölgesine benzer. Kaçanı kovalar ve kovalayandan kaçar. Elinizde tüfenk, dizinizde kuvvet varken mezbahaya sürülen koyunlar gibi mütevekkilâne ecelinize intizar etmeyin (ecelinizi beklemeyin). Milletinizin şân-ı kahramânîsine yakışmaz. Dindaşlarınıza, milletdaşlarınıza yapılan muamele gözünüzün önündedir. Sıra bugün onların, yarın sizindir. Şehîd-i mübeccel Şeyh Said Efendi Hazretleri'nin -kaddesallahu sırruh- kıyamı sırasında bilâkis Türkler'e yardım eden Cemil Çeto, Ramanlı Emin, Midyatlı Hacu, Zilyanlı Resul Ağalar ile Hayderanlı Hüseyin Paşa ve diğer bu gibi rüesânın (reislerin) bilâhare maruz kaldıkları muamele meydandadır. İbret alın. Sükût etmek, mutî olmak (itaat etmek) veya yardım eylemekle bugünkü Türk Hükümeti'ne yaranamazsınız. Onun zulmünden, onun takibinden kendinizi kurtaramazsınız. Çare-i halâsınız (kurtuluş çareniz), merdâne (mert şekilde) silâha sarılmaklığınızdadır. Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lâzistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir. Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar.

Mütedeyyin (dindar) Türk ahâlisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir. O zavallılar Ankara müdirân-ı umurunun (Ankara'da işleri yürütenlerin), Kürt milletinin, Kürtlük mefkûresinin imhası hususundaki makasıdlarını (maksatlarını) bilmiyorlar, o sivri kafalar mücahedenize (savaşınıza) başka bir şekil vererek Anadolu ahalisini iğfal ediyorlar (kandırıyorlar). Cengiz'in ahfadları bir milletin kat'iyyen ve kat'iyyeten mahvolamayacağını idrak etmek istemiyorlar. Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı, bülega-mâ-beliğ kâfidir. Rehberiniz Muhammed -sallâllahu aleyhi vesellem- yardımcımız Allah'tır -celle celâluhû-. Kuvvetiniz, hükümet kuvvetinin kat kat fevkindedir (üstündedir) ve şecaatiniz bütün dünyada müsellemdir (bilinir). Gafletten kurtulun, elele vererek mukaddesatınızı kurtarın, umumî kıyamınız hâlinde size iltihak eden (katılan) çok çok muktedir ve namuskâr kardaşlar göreceksiniz. Kurtaracağınız mukaddesat-ı İslâmiye ve hakk-ı millî ile ruh-ı peygamberîyi ve şark kazanınca zafer taçları ihdâ eden kahraman Midyâtî dedelerinizin ruhlarını şâdedecek, onların ahfâdı olduğunuzu ispat etmiş olacaksınız.

Anadolu ve Kürdistan İttihad ve İstihlâs Komitesi.

Kürd İttihad ve İstihlâs Komitesi bervech-i âtî kararı ilân eyler:
1. Kürdistan Komitesi, hiçbir devletin âleti değildir. Gayesi, meşru olan hakk-ı millîsini istihsaldir (millî hakkını elde etmektir). O da:
a) Hudud-ı millîsinin tefriki ve tahdidiyle (millî hududunun belirlenmesi) hidemât ve vezâif-i dahiliyede (hizmetlerde ve iç görevlerde) müstakil bir merkeze, müstakil bir hey'et-i idareye mâlikiyeti,
b) Hudud-ı millîsi (Millî hudutları) dahilinde Kürtçe'nin lisan-ı resmî (resmî dil) olarak kabulünü,
c) Kendi memurlarının kendilerinden olmasını,
d) Jandarma teşkilâtının Kürt'e ait ve merbutiyetini (bağlı olmasını),
e) Kürt efrâd ve zâbitânının (erlerinin ve subaylarının) müşterek orduda hususi kıt'alar teşkiliyle Kürt lisanı ile talim ve terbiyeye tabi tutulmalarını talep etmektedir.
2. Gaye-i millînin istihsaline (Millî gayenin elde edilmesine) kadar muharebeye devam edilecektir. Haricî, dahilî zararla akan kardeş kanlarının maddî, manevî mes'uliyeti Ankara Hükümeti'ne râcîdir.
3. Komite, davayı sulhen halle (barış yoluyla çözüme) ve arzu olunacak mahaldeki (yerdeki) şubesini müzakereye memur etmeye amadedir (hazırdır).
4. Akıtılacak kan nisbetinde Kürt şeraiti (şartları) ağırlaşacaktır.
Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi Merkez-i Umumîsi"

 

 

 

ŞEYH SAİD İLE BİRLİKTE İDAM EDİLENLERİN TAM LİSTESİ

1. Şeyh Said (Palulu, Nakşibendi Tekkesi Şeyhi),
2. Melekanlı Şeyh Abdullah (Suelaxon'lu’lı, Varto ve Muş Cephesi Kumandanı),
3. Kamil Beg (Çirîk'li Halid Beg’in oğlu, aşiret reisi, Varto cephesinde görevli),
4. Baba Beg (Kamil Beg’in kardeşi),
5. Şeyh Şerif (Elaziz Cephesi Kumandanı, Palu/Guevdereli),
6. Fakih Hasan Fehmi (Darahini İnzibat Kumandanı ve Geri Hizmetler Amiri, Modanlı, Zıktê aşiretinden),
7. Hacı Sadık (Genc/Valêrli, Genc mıntıkasında görevli),
8. Şeyh ibrahim (Çanlı, Cebaxçor Müftüsü),
9. Şeyh Ali (Xarput cephesinde görevli),
10. Şeyh Celal (Xarput cephesinde görevli),
11. Şeyh Hasan,
12. Mehmet Beg (Diyarbekir ve Lice cephelerinde müfreze kumandanı, Garipli İzzet Beg’in oğlu),
13. Mustafa Beg (Hani eşrafından),
14. Salih Beg (Hani eşrafından),
15. Şeyh Abdullah (Çanlı, Cebaxçor cephesinde görevli),
16. Şeyh Ömer,
17. Şeyh Adem (Hanili),
18. Kadri Beg (Madenli, Maden inzibat Kumandanı),
19. Molla Mahmud (Piranlı, Maden cephesinde görevli),
20. Şeyh Şemseddin (Silvan Cephesi Kumandanı),
21. Şeyh İsmail (Diyarbekir/Termil köyünden),
22. Şeyh Abdüllatif (Diyarbekir/Termil köyünden),
23. Molla Emin (Melekanlı Şeyh Abdullah’ın müridi, Balikanlı, Varto cephesinde görevli),
24. Abdi Arab Beg (Cebaxçor cephesinde görevli),
25. Mehmet Beg (Varto cephesinde görevli, Kalqabazarlı Halil Beg’in oğlu),
26. Süleyman Beg (Şeyh Şerif’in katibi, Şenikli Jandarma Hasan Beg’in oğlu),
27. Molla Cemil (Genc/Musyanlı, Palu ve Elaziz cephesinde görevli),
28. Süleyman Beg (Cebaxçor/Az Aşireti Reisi Ömer Beg’in oğlu),
29. Süleyman Beg (Şerif Beg’in oğlu, Kiği cephesinde görevli),
30. Tahir Beg (Fakih Hasan Fehmi’nin katibi),
31. Mahmut Beg (Hanili Mustafa Beg’in oğlu),
32. Şeyh Ali (Şeyh Musa’nın oğlu, Varto cephesinde görevli),
33. Hacı Halid (Balikanlı, Varto cephesinde görevli),
34. Timur Ağa (Varto cephesinde görevli),
35. Abdüllatif Beg (Hınıslı Kamil Beg’in oğlu),
36. Mehmet Beg (Muşlu, Varto cephesinde görevli),
37. Süleyman Beg (Varto cephesinde görevli),
38. Bahri Beg (Varto cephesinde görevli),
39. Şeyh Cemil (Zorabadlı),
40. Yusuf Beg (Cebaxçor'lu Süleyman Beg’in oğlu, Cebaxçor cephesinde görevli),
41. Ali Badan Beg (Cebaxçor/Şînek'li, Cebaxçor cephesinde görevli),
42. Halid Beg (Kalqabazarlı, Varto cephesinde görevli),
43. Halid Beg (Nadir Beg’in oğlu, Xarput cephesinde görevli),
44. Tahir Beg (Mehmet Beg’in oğlu),
45. Tayip Ali Beg (Nahiye Müdürü),
46. Çerkes (Şeyh Said’in hizmetçisi Yusuf’un oğlu),
47. Jandarma Hamid

 

 

 

Arka sırada ortada ayakta duran papaklı kişi Şeyh Said Efendiyi yakalatan Şeyh Said Efendi'nin bacanağı binbaşı Kasım

 

 

Hanili Salih Beg mahkemede Şeyh’e bağlılıktan büyük onur duyduğunu, pişman olmadığını belirterek, isyanın başarıya ulaşmama nedenlerini anlatır. Şiirsel savunmasını ise idama giderken söylediği şu edebi beyitlerle sona erdirir:

Gerçi enzar-i ehibbadan dahi dûr olmuşuz.
Rahmeti mevlaya yaklaşmakla mesrur olmuşuz.
Hak yolunda müflis u hane-harab olduksa da,
Bu harabiyetle biz manada ma’mur olmuşuz.

Ehli hakkız, korkmayız idamdan berdardan,
Çünkü te’yidi ilahi ile mensur olmuşuz.
Hakim-i Mübtil yedinden madrubin olduksa da,
Emr-i Hakla sarr-ı gara hakkını ifaya memur olmuşuz.

Kul bize zulmen mucazat etse de perva etmeyiz,
Şüphemiz yoktur ki, indillahta me’cur olmuşuz.
Salih’im, ehl-i salahim. Dine can kıldım feda,
Lütfü hakla taşnegan-ı ab-i kevser olmuşuz.


Kenan Fani Doğan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diyarbekir meydana ber Mizgefta mezin, 1925

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeyh Said Efendi'nin küçük kardeşi Şeyh Abdurahîm Dersim Kiyamına yardım amacıyla sürgünde
bulunduğu Rojava Kürdistanı'ından Dersim'e doğru gelirken, Diyarbekir'in Bismil ilçesi yakınlarında
bir ihbar üzerine türk ordusu tarafından pusuya düşürelerek, üzerinde gittikleri ekin arazi güzergahı
ateşe verilmek suretiyle yanındaki yoldaşlarıyla birlikte şehid ediliyorlar. (Cumhuriyet Gazetesi).

 

 

Şêx Abdurrahim

 

 

 

 

 

 

 

Şêx Said Efendi Kıyamının Kahraman komutanı Şêx Abdurrahim Efendinin oğlu Şêx FEYZİ BİLGİN (Wefat Şubat 2019)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

by Rebwar K. Tahir

 

 

 

 

 

 

 

 



Dedem Şêx Abdurrahimler’in Suriye’den Kuzey Kürdistan’a giriş yapmaları ve 17- 20 Temmuz 1937’lerde Bismil/Mîrkulan köyünde katledilmeleridir.

Tarih: 17-20 Temmuz 1937

Yer: Bismil/Mîrkulan Köyü, Kuzey Kürdistan (1).

Olay: Şêx Abdurrahim ve 17 yoldaşının Bismil/Mîrkulan köyü yakınlarında buğday tarlalarının ateşe verilerek katledilmeleri olayı.
Kürdistan’a giriş yapanların adları:

1-Şêx Abdurrahim (Silahlı gerilla grubunun komutanı)
2-Farkinli (Silvan) Şêx Mizbah (Şemseddin’in yeğeni)
3-Liceli Cemil (Cemilê Seyda)
4-Liceli Halidê Şerif
5-Lice’ye bağlı Teleyti Köyünden A. Samed
6-Lice’ye bağlı Mark Köyü’nden Mehmedê Hat
7-Selahattinê Seyidxan (Muşlu)
8-Selahaddin (Seyidxan’ın oğlu/Muşlu)
9-Hilmi Beg (Brusk) Muş’lu
10-Yüzbaşı Hüseyin, Mardin/Savur’lu
11-Yüzbaşı Ali Beg, Mardin/Savur’lu
12-Yüzbaşı Mustafa, Mardin
13-Serreş Bagistanlı, Mardin
14-Hasan Ağa, Palu Karşex Köyünden
15- Yüzbaşı Ziya, Demegan Aşiretine mensup (İhanet eden) Dersim’li.
16-Hacı Tayip, Yeri belli değil.
17- Süleyman Sehiki Bariye
18- Bu gerillanın ismi ve memleketi tesbit edilemedi.

****

Üç boyutlu Temmuz’lar güzelleme. Üç (3) sayısı biz Kürdler, eski Êzidiyayetî inancında ve benim için de çok önemlidir. Hatta yaşamın bir diyalektiğidir.
Bir örnek vereyim:

1-Tez, 2-Anti-tez ve 3- SENTEZ!…

Bu tez / anti-tez ve eşittir SENTEZ’de bir tarafın belirginliği yok. Tez/anti-tez’den sonra ortaya çıkan SENTEZ, çok farklı yeni bir olgudur. Bu örnekten hareketle; birinci Temmuz olayına bakalım.

Dünyada devrimlerin ve milliyetçi düşüncenin ortaya çıkışının orjini ve miladı sayılan Fransız Devrimine -bildiğim kadarıyla- karşı çıkan bir tek Geothe’dir. Peki, Goethe neden bu devrime karşı çıkmış? ”Goethe nedense Fransız İhtilali’ne karşı bir soğukluk duymuştur. Onun ihtilalin beğenmediği yanı, kendi adını bile doğru dürüst yazmayı beceremeyen bilgisiz yığınların devlet yönetiminde görev almayı istemeleri ve bu yolda Machiavell’nin ‘Maksada ulaşmak için yapılan her şey iyi ve güzel karşılanmalıdır’ ilkesini uygulamaya kalkmalarıdır. Bu ilke Goethe’nin insancıl (hümanist) görüşüne taban tabana karşıttır. Goethe, yüzyıllar boyu yaşasaydı o tarihten sonra 1937 yılında Aldous Huxley’in bir cümlesinde kendi görüşüne rastlayacaktı: ‘Amaç ne kadar yüksek ve yüce olursa olsun, ona varmak için başvurulan araçlar kötü ve ahlaksızsa, amaç da ergeç bozulup soysuzlaşır.’

Salah Birsel’in çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılan Işık… Biraz Daha Işık kitabının 56. sayfasında Goethe net olarak düşüncesini ortaya koyuyor. ‘Gerçek şu ki, ben zorbalığa ve keyfe dayanan yönetime karşıyım. Büyük ihtilallerin suçunun da halkta değil, devleti yönetenlerde olduğuna inanırım. Yönetenler hak tanır ve dikkatli olurlarsa zamanın gerektirdiği devrimleri kendilerinden yapar ve halkın bunları zorla elde edeceği ana dek direnmezlerse, ihtilal diye bir şey olmaz.’ der.

Doğru veya yanlış… Ancak, 1937’lerin dünyasında, Almanya’nın adeta vicdanı durumunda olan Goethe gibi birinin, Fransız İhtilali’ne böyle açık ve net tavır alışı, elbette takdire şayan bir durumdur. Peki Goethe’nin bahsettiği ve düşündüğü yönetenler böyle akıllı, merhametli ve ehil insanlar mıydı? Biz bunu 1937’lerin TC Devleti’nin yönetcilerinden bekleyebilir miyiz? Hatta bırakalım Türkleri, o zamanlar Ortadoğu’da ve hatta ülkemiz Kürdistan’ın birçok yerinde Fransız, İtalyan ve İngilizlerin cirit attığı bir yerdi.

Yaşayanlar yukarıda dile getirdiğim gibi halâ anlatır… Dedem Şêx Abdurrahim, büyük ağabeyi Şêx Said ve yoldaşlarının asılmalarından sonra; Fransızlar ve Türklerin anlaşması neticesinde Suriye’de bile onların yaşamalarına izin verildi mi? Ve bu işbirliği neticesinde Bismil/Mîrkulan köyün’deki vahşeti de Goethe’ye hatırlatmak gerekirdi. Lakin bırakalım hatırlatmayı, o dönem Kürdlerin içinde sesini duyurabilecek, dünya ile ilişki kurabilecek tek bir olanakları var mıydı?
Düşünün bir kere… 1930’lardan 1950 ve hatta 1960’lara kadar halkların kurtarıcısı ve Dünya Devrimlerinin ana çekim merkezi olan SSCB bile bizim meşru direnme ve savaşımımıza ‘gericilik’ deyip Kemalistlerle itifaklar yapmadı mı?

Bizim için, dünyayı bir kaç kez zelzelelere uğratan Fransız Devrimi… Bolşevik Devrimi ve Latin Amerika devrimleri var. Bunların hiç bir lideri veya teorisyeni Kürd’ten Kürdistan’dan bahsetti mi? Biz dünyayı biliriz ama dünya halkları, devrimleri ve insanlığı için Kürd olsa da olur olmasa da olur. Elbette bu yanlızca onların suçu değil, bir o kadar da bizim suçumuz.

Biz 1937’lerdeki Şêx Abdurrahim ve 17 yoldaşının katledilmesini de bir yana bırakalım. Bir Temmuz güzellemesi ve hatırlatması olarak 14 Temmuz 1982’lere ne diyoruz? Türkler ne diyor? Ortadoğulu halklar ne diyor? Dahası şu anda 14 Temmuz’u, anmaları yapacak olan ‘Kürtler’ ne diyor?

*****

14 Temmuz ve Ölüm Orucu hakkında daha fazla yazmak istemiyorum. Bu konuda yeterince, siyasi, ideloljik ve politik yaklaşımlar var. Ben bu yazımda daha çok; üç farklı tarih, yer ve zamanda olan olayların Temmuz ayı içinde olmasından dolayı vurgu yapmak istedim.

Temmuz ayı zorlu bir aydır. Bu ay içinde aynı zamanda Ramazan da başlıyor.

Dinî yükümlülüklerini yerine getirecek olan Müslüman insanlara Allah yardımcı olsun, diyerek selam, sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
(1) Adı geçen listeyi amcam Feyzî Bilgin (Abdurrahimoğlu)’nun orjinal el yazmalı kitabından aldım.

•

17-Temmuz-2012

Pervin Bilgin
'in bu makalesi daha önce AgendaKurd ve Facebook sayfalarında yayınlanmıştı.

 

 

 

 

 


"Comite De L'Independance Kurde - Kürd İstiklal Komitesi''

1925 Kürt Ulusal Hareketi’nin üzerinden yaklaşık bir asır zaman geçti ancak birçok bilinmeyen yönleriyle halen hareketle ilgili tartışmalar devam etmektedir. Bu yazıda, başta Şeyh Said olmak üzere hareketle alakalı olarak yargılanan üçüncü grubun, idam kararının bildirimi ve 92. infaz yıldönümü nedeniyle manipüle edilmek istenen bazı yönlere değinmek istiyorum. Özellikle hareketin niteliği ve bu hareketin oluşum sürecini hazırlayan örgütten bahsetmek istiyorum.

Öncelikle “üçüncü grup” tanımlamasına açıklık getirerek başlamak istiyorum: Örgütün bir ve iki numaralı liderleri Cibranlı Halit ile Yusuf Ziya, 14 Nisan 1925 tarihinde infaz edilen ilk gruptur. Daha sonra 27 Mayıs 1925’te ikinci grup olarak Seyyid Abdülkadir ve arkadaşları infaz edilir. Üçüncü grupta ise, Şeyh Said ve  arkadaşları olarak belirtilen 48 kişinin idamına karar verilerek  bu kararın infazı gerçekleştirilir.. Diyarbekir’de idam edilen gruptan Hanili şair Salih Bey’in oğlu on beş yaşından küçük olduğu için, Çapakçur Kaymakamı Hüseyin Hilmi de önceki hizmetlerinden dolayı bu iki şahsın infazı yapılmamıştır. Diğer 46 kişi, 28 Haziranı 29 Hazirana bağlayan gece sabaha doğru, Dağkapı’nın karşısındaki Hastane ve Fen Lisesi’nin bulunduğu civarda infaz edilirler. Ondan sanra Elazığ’da devam eden bu hukuk dışı göstermelik yargılamalar sonucunda, grup veya bireysel olrak yüzlerce insana idam cezası verilmiş ve infaz edilmişler. Hatta ölmüş yaşlı ve hasta insanların, idam kararı nedeniyle naaşları dahi tekrardan darağacına asılmıştır.

Genel olrak 1925 Kürd Ulusal Hareketinden bahsedilirken, hareketin niteliği ve örgütsel yapısıyla ilgili bir kavramsal belirsizlik, karışıklık görülmektedir veya böyle gösterilmek istenmektedir. Hareketin biçimi; isyan, kıyam, kalkışma, ayaklanma, başkaldırı, cihad gibi kavramlarla tanımlanmaktadır. Niteliği de; “milliyetçi”, “ulusalcı”, “ irticai” veya “dinci” olarak belirtilmektedir. Genel olarak örgütsel yapısı da, ya bilgisizlikten dolayı vurgulanmaz ya da bir kısım Kürdlerin de kuyruğuna takıldığı Türkiye basın-yayınında olduğu gibi ideolojik nedenlerle bilinçli olarak gizlenmekte veya görmezlikten gelinmektedir. Çünkü toplumsal ve ulusal bir hareket; ortak amaç ve örgütsel yapısından koparıldığı zaman, bireysel ve tepkisel bir hareket olarak gösterilir. Niyetinden bağımsız olarak, tarihsel ve toplumsal olaylar bu şekilde değerlendirildiğinde, sonucu kaçınılmaz olarak manipülasyondur.

Türkiye’deki resmi ideoloji ve onun etkisindeki çevreler de, baştan beri 1925 Kürt Hareketi’nin niteliği ve örgütsel yapısıyla ilgili olarak manipülatif söylemler geliştirdiği, aldığı gizli kararlarda açık bir şekilde görülmektedir. Dönemin “Genel Kurmay Başkanı’nın teklifi (30 Nisan 1925) ve Bakanlar Kurulu Kararıyla (30 Haziran 1925 tarihli yazısı) hareketin ismi ve niteliği ile isyanın iç ve dış basında bir Kürt hareketi olarak işlenmesinin milli çıkarlarımıza uygun olmadığı, bu nedenle hareketin irtica-i ve yerel bir hareket olarak adlandırılması kararlaştırılır. Böylece hareketin adı “Şeyh Said İsyanı”, niteliği ise “irtica” olarak” belirlenir ve kararname haline getirilerek yeni devletin ilgili birim ve kurumlarına gönderilir. Kararnamede, “İsyan ve irtica olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında genel bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi, iç ve dış düşmanlara propaganda zemini oluşturduğundan… olayın büyütülmesi uygun değildir, isyanın ayrımcılıktan ziyade irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemininde yayın yapılması için gereğinin yerine getirilmesi…”

1925 Kürd Hareketi’nin örgütlü yapısına gelince; tecrübesizliğine, zayıflığına ve kadro yetersizliğine rağmen bu hareketi hazırlayan örgüt, Kürdistan İstiklal Komitesi’dir. Kürdistan İstiklal Komitesi, beş-altı örgütün birleşmesiyle kurulmuş şemsiye bir örgüt olup aslında Kürdistan Teali Cemiyeti’nin devamı niteliğindedir.

Başkanı Seyyid Abdülkadir olan Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC), 17 Aralık 1918’de İstanbul’da kurulmuş ve Kürdistan’da da birçok şubesi açılmıştı. KTC’in merkezi İstanbul’da olmasına rağmen, hükümet Kürdistan’daki faaliyetlerinden rahatsız olduğu için, 20 Temmuz 1920’de cemiyetin kapatılması kararı alınır. KTC gibi legal faaliyet gösteren Kürd örgütlerinin kapatılması, aydın ve siyasi şahsiyetler üzerindeki baskı ve tehditlerin artırılması, demokratik ve siyasal çalışmaların engellenmesi nedeniyle Kürdler illegal örgütlenmeye yöneldiler.

Bu amaçla ilk etapta Erzurum’da Cibranlı Halit Bey başkanlığında “Kürdistan Komitesi” illegal olarak kurulmuş. Bu dönemde, aynı zamanda parçalı bir durumda olan Kürt örgütleri arasında birlik çalışmaları da yürütülmektedir. Bu çalışmaların ilk adımı olarak “İstanbul Kürd Komitesi” ile “Erzurum Kürd Komitesi” birleşir, bunun yanı sıra “Teşkilatı İçtimaiye, Hêvî, Kürd Neşri Marif Cemiyeti, Demokrat Parti, Yusuf Ziya Bey’in Kürdistan İstiklali örgütü ve Kürdistan Sosyalistleri” de bu örgütün şemsiyesi altına girip “Miralay Cibranlı Halit Bey başkanlığında Kürdistan İstiklal Komitesi” adıyla yeni bir illegal örgüt kurulur.

Kendisi de bu örgütün bir üyesi olan ve o zaman Osmanlı ordusunda istihbarat yüzbaşısı olarak görev yapan İsmail Hakkı Şaveys’in anlatımına göre: “ Kürdistan İstiklal Komitesi 1921 yılında Erzurum’da kurulur ve kısa bir süre içerisinde altı büyük Kürd şehrinde örgütleme çalışmasına başlar.” Rus Konsolosu Pavloski’ye göre; bu örgüt, İstanbul Kürd Komitesi ile Erzurum Kürt Komitesi’nin birleşmesiyle Nisan 1922’de kurulmuştur.  “Bağdataki İngiliz Hava Kuvvetleri tarafından Aralık 1924 tarihinde hazırlanan “FO 371/10121” sayılı gizli raporda da: “Bu örgütün, İstanbul’daki KTC’nin devamı olup, hükümetin baskıları nedeniyle, 1921 yılında merkez karargahını İstanbul’dan Erzurum’a taşımış olduğu” belirtilmektedir. Söz konusu raporun devamında da, örgütün Kürdistan’daki şubeleri, şube başkanları, örgütü destekleyen aşiretlerin adları, öncü kadroları ve orduda bulunan taraftarları bir liste şeklinde belirtilmiştir.

Kürdistan İstiklal Komitesi olarak adlandırılan bu örgüt, farklı kaynaklarda bazı ufak değişikliklerle aynı anlama gelen farklı formatlarda da belirtilmektedir. “Kurdistan Merkezi Komitesi”, “Kürdistan Cemiyeti”, “Kürdistan İstiklal ve İstihlas Cemiyeti”, “Kurdistan Özgürlük Komitesi”, “Azadi Cemieti” ya da kısa adıyla “Azadi” olarak da adlandırılır. Yukarıda da belirtiğimiz gibi, örgütün birinci derecede iki lideri yakalandıktan sonra, Cibranlı Halit Beyin günderdiği mesajla Şeyh Said Efendi örgüt çalışmalarını yürütmek üzere sahaya iner ve gelişen olaylar Şeyh Said’i hareketin pratik lideri konumuna getirir.

Kürdistan İstiklal Komitesinin siyasi programı ve örgüt üyelerini belirten tam bir liste elimizde mevcut olmamakla birlikte örgütün, Kürdistan bağımsızlığını hedefleyen bir amaca, modern eğitim almış Kürdler, ulema tabakası ve aşiret liderlerinden oluşan ve halk tabakası içerisinde de önemli destek bulan bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. İşte 1925 Kürd ulusal hareketi, bütün eksik ve yanlışlarıyla birlikte bu örgütün öncülüğünde gerçekleşmiştir. Bugün Kürdistan’ın bir parçası bağımsızlık referandumuna doğru gidiyorsa, bu kazanım, verilen tarihsel mücadelenin bir halkası olduğu ve torunlarının Şeyh Said’i mahcup etmediği anlamıma geliyor. 28 Haziran 1925 gecesi başta şehit Şeyh Said olmak üzere ölüme giden bütün yoldaşlarını rahmetle anıyorum.

Şehit Şeyh Said’in ölüm sehpasında sarf ettiği şu son sözleri de her mütevazi dava adamının rehberi niteliğindedir:

“Dünya hayatımın sonu geldi. Milletim için kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar

Seîd Veroj
Kovara BÎR

 

 

 

 

 

‘ŞEYH SAİD İSYANI’ ÜZERİNE KISA BİR ANALİZ

Tarihi doğru okumayan milletler sıralamasında biz Kürtler ilk sırada yer alırız herhalde.

Bu yüzden tarihimiz sürekli tekerrür edip duruyor.

Misal…

Biz Kürtler, ‘Şeyh Said İsyanı’ hadisesini doğru okuyabilseydik...
PKK tuzağına düşmezdik.

İstiklal Mahkemesinde isyanın kendisi tarafından çıkarıldığı iddiasını red eden Şeyh Said… “İsyanın ne önündeyim ne arkasındayım, kendimi içinde buldum” diye cevap vermişti.

Şeyh doğru söylüyordu…

Bir asırdır biz Kürtler, İsyan’ın Piran’da patlak verdiğini tekrarlayıp duruyoruz.

Oysa isyan Piran’da değil, Varto’da patlak verdi.
İsyan Piran’da patlak verdiğinde Şeyh Said Piran’dan yeni ayrılmıştı.

İsyan kararı, Piran’da Şeyh Said’e devletin tertiplediği provakasyonu duyar duymaz Şeyh Abdullah tarafından verilmişti.
Hükümet konağını ve jandarma karakolunu işgal eden Şeyh Abdullah, miting tertipleyerek halka, isyanın askeri lideri olarak Binbaşı Kasım’ın (Soyadı Kanunu ile Ataç soyadını aldı) tayin edilmesini teklif etti.

Halktan bazı insanlar, Binbaşı Kasımı’ın Türk istihbarat teşkilatı mensubu olduğunu, Cibranlı Halit Bey’in onun ihbarı neticesinde tutuklandığını söyleyerek Şeyh Abdullah’ın bu teklifine karşı çıkarsa da…

Şeyh Abdullah, “Elimizde askerlikten anlayan ondan başka kimse yok.” diyerek onların bu itirazını red eder ve çoğu müridi olan halka Binbaşı Kasım’ın isyan hareketinin askeri lideri olarak tayin edilmesini kabul ettirir.

Bu nedenle İsyan’ın gerçek lideri Binbaşı Kasım’dır.
Çok büyük ihtimalle Şeyh Abdullah’a isyan hareketinin başlatılmasını, Ankara’dan aldığı direktifle Binbaşı Kasım empoze etmiştir.

Binbaşı Kasım’ın verdiği karar neticesinde hiçbir hazırlık yapılmadan derme çatma silahlarla isyancıların Elazığ ve Diyarbakır’a saldırması isyan hareketinin göz açıp kapayıncaya kadar kırılmasına sebep oldu.

Binbaşı Kasım Ataç’ın hizmetinde olduğu Türk devletine yaptığı ikinci büyük hizmet, geç de olsa mağlubiyete sebep olan düzenli ordu savaş tarzı yerine gerilla savaşı taktikleri ile savaşma kararı alarak geri çekilen Şeyh Said’i teslim etmek oldu.

Şeyh Said’in birinci hatası, isyancılar ile temasa geçer geçmez, hatalı bir karar verildiğini söylememesidir.

Şeyh Said’in ikinci hatası, Binbaşı Kasım’nın Türk istihbarat görevlisi olduğunu ve Cıbranlı Halit Beyin onun tarafından ihbar edildiğini bildiği halde onu isyan hareketinin askeri liderliğinde yürütülmesini kabul etmesidir.

Şeyh Said’in üçüncü hatası, hadisenin tamamiyle Mustafa Kemal’in bir tertibi olduğunu bildiği halde, mahkemede bu tertibi açıklamak yerine Türk devleti ile uzlaşma cihetine giderek, Türklerin hakikati örtbas etme teklifini kabul etmesidir.
Yüz senedir gizlenen bu tarihi hakikati yazdığım için beni Şeyh Said’e hakaret etmekle suçlayacaklardır.

Oysa, tam aksine Kürtler’e karşı kurulmuş bir tertip olan bu hadiseyi Şeyh Said’in ismi ile anmak ona yapılmış en büyük hakarettir.

Abdullah Öcalan ikinci Binbaşı Kasım’dır.
Onun çok daha gelişmiş, çok daha yetkin bir modeli…

14 Mart 2020

Ahmet Zeki Okçuoğlu

 

 

SÊX SEÎD - WIKIPEDIA

 

'İDAMDAN BİR SAAT EVVEL'

 

 

SEYID RIZA

ABDURAHMAN QASEMLO

MUSTAFA BARZANI

SHEIKH MAHMOUD BARZANJI

Dr SHIVAN (Sait Kirmizitoprak)

MÎR CELADET BEDIR XAN

PÊŞEWA - QAZÎ MIHEMED

CEGERXWÎN


GALERY

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum