Saîd-î Kurdî

1878-1960

Home †|††DestpÍk††|††Ana Sayfa

 

 



Bedî-uz Zeman (Xerîbê Demê) Seîd-ê Kurdî (Nûrsî)

 

Bediüzzaman Said KÜRDÎ'nin kürd halkına hitabesi:


Ey Kürd Halkı!


I ttifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeslikte saadet, hükümette selâmet vardir.

I ttihat bagini ve muhabbet ipini güçlü tutun. Ta ki sizi beladan kurtarsin.

Bana iyi kulak verin, size bir sey söyleyecegim;
Biliniz ki, korumamiz gereken üç cevherimiz vardir:

Birincisi: Islamiyettir ki, binlerce sehidimizin kani pahasina olmustur.
Ikincisi: Insaniyettir ki, halkin nazarinda akla uygun hizmetle yigitligimizi ve insanligimizi bütün dünyaya göstermeliyiz.

Üçüncüsü: Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermistir. Bizden öncekiler iyilikleriyle yasiyorlar. Kendine yetebilen, milliyetini koruyup onlarin ruhlarini kabirlerinde sad eder.

Bundan sonra bizi perisan eden üç düsmanimiz vardir:
Birincisi: Fakirliktir ki, Istanbul'daki kirk bin hammal buna delildir.
Ikincisi: Cehalettir ki, binimizin bir gazete okuyamamasi bunun delilidir.
Üçüncüsü: Ihtilaftir ki, kuvvetimizi kaybettiriyor bizi terbiyeye müstehak kiliyor ve hükümet de kendi insafsizligindan bize zulmediyor.

Eger bana kulak verdiyseniz iyi bilin ki, bizim çaremiz sudur:
Biz üç elmas kilici elimize alalim ve düsmani üstümüzden kaldiralim.
Birincisi: Adalet, maarif ve okuma kilicidir.

Ikincisi: Ittifak ve milli muhabbet kilicidir.

Üçüncüsü: Kendine güven kilicidir.

Böylece herkes kendi isini yapsin. Sefiller gibi kimsenin gücünden ümit beklemesin ve sirtini ona dayamasin.
Son vasiyetim:

Okumak! Okumak! Okumak!

El ele vermek! El ele vermek! El ele vermek!

Molla Said-i Kürdî (Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi,1908)

 

 


Şîreta Mela Seîdê Kurdî ya li miletê Kurd


KSN/ 4/ 12 2005- Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdînin Nesayîhî-
Şîretên Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî

 

 

 

 


Gelê kurd!

Dî ttîfaqê de quwwet, di îttihadê de heyat, di biratiyê de se'adet, di hukumetê de selamet heye. Kabika Îttihadê û sirîta muhebbetê qewî bigrin da we ji belayê xelas bike.

Qenc guhê xwe bidinê, ez ê tistekî ji we re bibêjim:
Hûn bizanin ku sê cewherên me hene, hifzê ji me dixwazin.
Yek îslamiyet e, ku bi hezaran xûna şehîdan buhayê wê dane.

Yê duduwan: ÎNSANÎYET, ku gerek e em nezera xelqê de bi xizmeta 'eqlî, ciwanmêranî û însanîyetîya xwe nîsanî dunyayê bidin.

Yê sisiyan: MÎLLÎYETA me ye, ku mezîyetê da me; ê berê ku bi qencîya xwe sax in , em bi karê xwe bi hifza mîllîyeta xwe, ruhê wan qebra wan de sad bikin.

Pistî wê, sê dujminê me hene, me xerab dikin.
Yek feqîrî ye. Çil hezar hemmalê Îstembolê delîlê wê ye.

Yê duduwan: CEHALET Û BÊXWENDINÎ ye ku hezar ji nav me yek ni kanin rojnameyek bixwînin ev delîla wê ye.

Yê sisiyan: DIJMINÎ Û ÎXTILAF e ku ev 'edawet quweta me wunda dike, me jî musteheqî terbîyê dike û hukumet jî, ji bêînsafîya xwe zulm li me dike.

Ku we ew seh kir, bizanin çara me ew e, ku em sê sûrê elmas bi destên xwe bigrin, ta ku em hersê cewherên xwe ji destên xwe nekin! Hersê dijminê xwe ser xwe rakin.

Û sûrê 'pêshînl: ME'RÎFET Û XWENDIN e.
Yê duduwan: ÎTTIFAQ Û MUHEBBETA MÎLLÎ ye.
Yê sisiyan: ÎNSANÊ SUXLA XWE BI NEFSA XWE BIKE û mîna sefîlan ji qudreta xelkê hêvî neke û pista xwe nedê. Wesîyeta pasê:

Xwandin, xwandin, xwandin û bi destêhevgirtin, bi destêhevgirtin, bi destêhevgirtin.

_______________________
Bedîuzzeman Melle Seîdê Kurdî
Çavkanî: [1] Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi , Istanbul, no: 1 (Tesrîn-î sanî 1324/ 11 Zîlka'de 1326 [1908], r. 7

 

A great Kurdish servant of Islam who served Islam
but not his own people - The Kurds:

- The great islamic scholar Said-i Kurdi who developed and assembled a new philosophical ideology
from the ancient Kurdish wisdom religions Yezidism, Zaroastranism, Yarsanism (brotherhood & sisterhood)
originally kurdish humanist ideology (sufism) and mounted it to islam which is in fact a naked and barbaric and
political conquest ideology.

Turkish state poisoned and killed him beacuse of his ethnic Kurdish identity 1960.

The state took his remains and destroyed it to prevent such a holy Kurdish man that he should not have a burial
ground to be visited by crowds. This would even politicize the Kurdish masses.

Still today no one knows where his grave is or if at all there is a grave

 


 

 

İBRETLİK BELGE - 13.12.1951 Bir çok AHMAK müslüman kürdün yaptığı gibi; salt eğemen arap ulusu şövenizminden başka bir şey olamayan İslam Ümmeti adına samimi bir şekilde türklerle çalıştığı halde, O'nu gece-gündüz 24 saat takibat altında tutmalarının TEK SEBEBİ KÜRD OLMASIDIR. Seid-i Nurdî'nin türklerle beraber çalıştığının veya en azından TÜRKLERDEN TARAF tavır koyduğunun en büyük delili, Şeyh Said Efendi Öncülüğündeki Kürd Ulusal Kıyamına ve Seyid Rıza öncülüğündeki Dersim Direnişi'ne sözlü bile olsa HİÇBİR destek vermemesidir..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRK İSLAMI, ARAP İSLAMI & FARS İSLAMI ..

Araplar, türkler ve farslar, islamı, ta başından beri, kendi kavmî menfaatleri doğrultusunda kullanagelmişlerdir. İslam dinini, kavimsel bir ideoloji olarak kullanma ekolünü ilk önce araplar başlatıp geliştirmiştir. Sonra, farslar ve daha sonra da türkler, tıpkı araplar gibi islamı; bir kavimsel ideolojiye çevirerek, islam ideolojisini doğrudan doğruya kendi milletlerinin hizmetinde kullanmışlardır.

Adları çokça bilinen ve sürekli tekrarlanan, arap, türk ve fars din alimleri, kendi kavmî çıkarlarını HERZAMAN dinî çıkarların üstünde tutmuşlardır.

Peygamber Muhammed'in halifeleri ve halifelerden sonra gelen, gerek müslüman devlet liderleri ve gerekse de islam alimleri, islam dinini, bir kavmî, bir millî ideoloji olarak, kendi milletlerinin hizmetine sunmuşlardır. Ama bu suçu, HİÇBİR zaman itiraf etmemişlerdir. Bu çirkinliklerini, bu ırkçılıklarını saklamak için, Ümmet-î Muhammed, yani Muhammed'in Ulusu diye sahte bir islami millî doktrin oluşturarak, bu kılıf altında arap ırkkçılığı, türk ırkkçılığı ve fars ırkçılığı yaparak, bölge halklarının ülkelerini ve özgürlüklerini gasp ve ilhak ederek, Ortadoğu'da kürd halkı başta olmak üzere, bir dizi halklı, kendi işgal ve baskıları altında tutarak, onları sömürgeleştirip köleleştirmeye çalışmışlardır.

''KÜRD İSLAMI''

Kürd islamı diye bir şey yoktur, çünkü kürd halkı, kan ve kılıç zoruyla müslüman edildikten sonra, islama harfiyen uyan tek halktır. Bu sadakatin tek nedeni; kürd halkına islamı, oldukça büyük bir kürd kanı dökerek kılıç zoruyla kabul ettirdiklerinde, hiç acımadan kürdlerin ekseriyetini, yediden ta yetmişe kadar hiçbir ayırım yapmadan ve HEPSİNİ kılıçtan geçirerek, kürdlerin arasına oldukça büyük bir İSLAM KILICI KORKUSU saldılar. Bu korku öyle büyük ve öyle derin bir korkudur ki, bu katliamların üzerinden bin yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen, hala bu katliamın şiddeti kürd halkının hafızasında son derece canlı bir şekilde durmaktadır.

Birinci, ikinci, üçüncü, onuncu ve sekseninci vs, vs müslüman edilmiş kuşakların arasında sıradan insanlardan tutun, ta en tepedeki komutanların bile yüreğini tam delmiş olan bu islam kılıcı korkusu, psikolojik ve ruhi mahiyette derin bir şekilde islamlaştırdırğı bu insanlardan, büyük ve samimi bir sosyal, siyasal, bilimsel ve askeri hasılat elde etmiştir. Tabii ki bu süreç en başta arap kavim ve ulusçuluğunu semizlendirmiştir. Bu sömürge yığınlar ve insan kaynaklarından elde ettikleri kazançla, zamanla fetih faaliyetlerini oldukça genişletip onlarca halkı köleleştirerek arap dili, kültürü ve siyasi boyunduruğu altına alarak tam bir dini emperyal hegemonya oluşturdular.

Bu nedenle kürdlerin ekseriyeti, bu büyük katliama tekrar uğramamak için, İSLAM ZORU ve İSLAM KILICI KORKUSUNDAN, çok koyu ve çok sadakatli bir müslüman tebaası haline getirilmiştir. Bundan dolayı kürdlerin arasında islam için çok samimi ve çok ciddi işler başarmış olan, Muhteşem Salahadin gibi onlarca büyük islam lideri ve komutanları çıkmıştır. Bu komutanların yanısıra, birde islami felsefe ve derin dini bilgisiyle, gelmiş geçmiş BÜTÜN İSLAM DEVİRLERİNİN en önde gelen islam alimi: Kutbuzzeman Said-î Nursî gibi, islam dünyasının en büyük alimi çıkmıştır. Ona yakın kapasitede birden fazla büyük islam alimi, yine kürdlerin arasından çıkmıştır.

Gerek bu büyük kürd islam lider ve komutanları olsun ve gerekse de bu büyük kürd islam alimleri olsun, hepsi de islama olan büyük psikolojik-ruhi sindirilmişlik korkusundan dolayı ÇOK SADIK BİRER MÜSLÜMAN olarak, islama HİÇBİR islam komutanının ve HİÇBİR islam aliminin vermediği paha biçilmez büyük hizmetler vermişlerdir.

Muhteşem Salahadin gibi büyük bir islam komutanı, bütün islam tarihinde görülmemiştir ve adı da üzerinde olduğu gibi, gelmiş geçmiş bütün islam devirlerinin en önde gelen islam alimi Kutbuzzeman Bedi-ul zeman Said-î Nursî gibi büyük bir islam alimi daha, bütün islam dünyasında çıkmamıştır.

Muhteşem Saladin İslam Ümmeti'nin EN PARLAK KILICI olmuştur, Kutbuzzeman Said-î Nursî de, islami felsefe ve ideolojisinin gelmiş geçmiş ve geleceğinin EN BÜYÜK ideoloğu ve alimi olmuştur.

Bu her iki zat gibi, onlarca büyük kürd islam komutanları ve alimleri, 'kürd islamı' diye özel bir ekol yaratmayı şurda bırakın, islam dininin özüne harfiyen sadık kalarak, sadece bu dinin, dini çekirdeğinin birer sadık şövalyeleri olmuşlardır. Yani araplar, farslar ve türkler gibi, islam dinini kendi milletinin çıkarları doğrultusunda kullanmamışlardır. Onlar, dini düşüncenin asli buyruğuna sadık kalarak, dinin asıl misyonunun savunucuları ve savaşçıları olmuşlardır. Ama arap, fars ve sonradan müslüman olan türklerin müslüman lider ve alimleri ise, bütün İSLAM DİNİNİ, kavmi bir millî ideolojiye çevirerek, kendi milletlerinin başka milletler üzerinde baskı ve tahakküm kurma aracı olarak değiştirip kullanmışlardır.

Bu nedenle ne Muhteşem Salahadin'i ve nede Kutbuzzaman Said-î Nursî'yi yermiyor, onları anlıyoruz. Tek kelimeyle İSLAMIN KILIÇ KORKUSUDUR onları Muhteşem Slahaddin ve Kutbuzzaman Said-î Nursî yapan..

Arap, türk ve fars ırkçılığı kadar ilkel, geri ve vahşi bir ırkçılık örneği daha yeryüzünde görülmemiştir. Bütün dünyanın nefret ettiği Nazi faşizmi ırkçılığının bile ana cereyan kaynağı türk ırkçılığı olan 'KEMALİZM'dir. Bu gerçeği bilmeyenler, Hitleri'in ırkçı türk Mustafa Kemal'i öven monologlarına bakabilir. Yani nazizm gibi son derece iğrenç bir pisliğin bile kökü bu ırkçı türk islamcılardır.

Kürdleri kan ve kılıç zoruyla müslümanlaştıran arapların vahşiliği bugün bile bütün dünyanın gözleri önünde serilidir?

Bu vahşilik, türk, arap ve fars islamcılığı olan, Daeş, Hizbullah, Hamas'ın, islamın ortaya çıkışından 1400 sene sonra, hala vahşilinden HİÇBİR şey kaybetmeden, bilakis daha bir vaşileşen bir tarzda, kürd ve yahudi halkı üzerinde yaptıkları katliamlar çok açık bir şekilde bütün dünyanın gözlerinin önündedir.

Hem Muhteşem Salahaddin'i 'Muhteşem Müslüman Salahadin' yapan ve hemde Kutbuzzaman Said-î Nursî'yi islamın kutbuzzamanı yapan büyük ve derin İslam korkusu'nu İYİ anlamak gerekir. İslam kılıcı korkusunun bu boyutu iyi anlaşıldığında o zaman NEDEN kürd halkı bu güne kadar özgürlük ve bağımsızlığını kaybedip bu şekilde köleleştirilmiş olduğu da çok rahat bir şekilde anlaşılmış olacaktır.

İslam dini, türk, arap ve farstan başka diğer halklara yönelik bir sindirme ideolojisi ve korku dini haline gelmiş durumdadır.

Goran Candan

 

 

 

 

 

BÜYÜK İSLAM ALİMİ SAİDİ KÜRDİ VE BAŞINA GETİRİLEN PİŞMİŞ TAVUK AKİBETİ:



ADI KÜRD AMA ÖZÜ (İÇİ) TÜRK OLAN BÜYÜK BİR İSLAM ALİMİ: SAİDİ KÜRDİ

Kürd olduğu için türk devleti tarafından önce hapse atıldı, sürgün edildi ve gizlice siyanür ile zehirlendi sonra ölünce 'islamın büyük kaybı' diye gazetelerine manşet attırdı.

Cenazesini helikopterle Akdeniz'in üzerine götürüp, cenazenin ayağına taş bağlayarak denize attı.
Sonra da Saidi Kürdi'nin kardeşini gece yarısı Afyon'daki evinden alıp, onunla beraber içi taşla doldurulmuş bir tabutu
bilinmeyen bir mevkide gece kazılan bir çukura mezar diye gömdürdü. Böylelikle mevta'nın ailesine
karşı dini vacibelere saygılı kaldığını yalanını gösterdi. Tabii ki mevtanın ailesini ''mezar''in yerini kimseye söylememeleri
için tehdit etmeyi de ihmal etmedi..

Rahmetli de ''kürd devleti kurulmasın, türk devleti korunsun'' demişti.

Kürd ulusuna ihanet edip; türklüğe hizmet ederek bu akibete uğradı.

Kürd ulusuna ihanet ve türk devletine hizmet edenlerin kulağına küpe olsun Said-i kürdi'nin bu acı kaderi.

İşte tipik bir türk oyunu. Bu oyunu her zaman ve her yerde kürde karşı oynuyor.
Bu aynı oyunu tekrar ve tekrar defalarca oynamasına rağmen, bazı geri kafalı kürd liderleri hala bu oyunun farkında değiller.

Kürdten başka büyük islam alimi (Bediuzzeman Saidi Kürdi) çıkmadı ve asla çıkmayacak
Kürdten başka büyük islam komutanı (Muhteşem Saladin) çıkmadı ve asla çıkmayacak.


SORU: İSLAM'A BÜYÜK HİZMETLER VEREN KÜRDLER - İSLAM ÜMMETİ TARAFINDAN MÜKAFATLANDIRILMAK YERİNE - NEDEN CEZALANDIRILDILAR?-

CEVAP: İslam bir din maskeli türk, arap ve fars ulusal ideolojisi haleine getirilmiş olup, yalandan bir din haline sokulduğu için.

 

 

 

 

 

Mewlanazade, Saidê Nursi ve Bağımsız Kürdistan

Rıfat Mewlanzade büyük bir Kürdistan yurtseveriydi. Bir kürd aydını ve Bağımsız Kürdistan davasının korkusuz bir militanıydı. Rıfat Mewlanazade; Serbesti Gazetesinin İmtiyaz sahibi ve Başyazarıydı. 601 sayısı çıkan Serbesti Gazetesinin sahibi Rifat Mewlanzade’nin ailesi 1850 yılında Güney Kurdistan Şehrêzor şehrinden İstanbul’a göç etmiş. Rifat Mewlanazade 1869 yılında İstabul'da dünyaya gelmiş.

Osmanlı’dan umudunu yada osmanlı imparatorluğu'nun çöküşünden sonra, Rifat Mewlanazade kendisini kürd halkının özgürlüğü ve Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması davasına adamış. Bu amaç doğrultusunda İstanbul’da bulunan kürd çevreleri ile ilişkiye geçmiş. Kimileri ile direkt ilişki kurmuş kimilerine de mektup göndererek Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması için mücedele etmeye davet etmiş.

Rifat Mewlanazade mektup gönderdiklerinden biri de Saidi Nursi'ymiş. Said Nursi’ ye gönderdiği mektupta Bağımsız Kürdistan Devletinin kurulması için birlikte çalışma önerisini götürmüş. İki hafta sonra Said Nursi cevap vermiş. Said Nursi’ nin cevabı Rifat Mewlanazade'yi oldukça öfkelendirmiş.

Bir gün iki kürd misafirliğine gelmiş. Biri dönemin askeri mahkeme başkanı Musfata Yamulki Paşa diğeri de asmanlı deniz bakanı Hamdi Paşa. Türklerin Nemrud Paşa dedikleri Mustafa Yamulki Paşa Mustafa Kemal (Atatürk) hakkında idam kararını veren ünlü kürd Paşası. Rifat Mewlanazade türkçüleri; İttihak-i Terraki ve kemalistlerin Kürdistan davasına bakış açılarından dolayı onları sevmeyen, onlardan nefret eden biridir.

Rifat Mewlanazade Said Nursi’nin kendisine gönderdiği mektubu misafirlerine yüksek sesle okur. Mektupta ‘’ Rifat Beg Kurdistan’ı kurmayalım, osmanlı devletini kurtaralım. Eğer bunu kabul edersen bu yol için canımı feda edebilirim....’’ şeklinde cevap vermiş.

Rifat Mewlanazade’ nın kızgınlık ve öfkesini gören Mustafa Yamulki Paşa ‘’ Rifat Beg sen yanılıyor ve yanlış yolda gidiyorsun, Nursi doğru söylüyor.... Kurtarılması gereken Kurdistan değil osmanlı devletinin kurtarılması ve reformların yapılması gerekir ‘’

Ayni süreçte Paris’ te Şerif Paşa ve ermeni Nubar Boğos Paşa’nın anlaştıkları haberleri İstanbul’ a ulaşıyor. Bu arada osmanlı Mebusanlar meclisine Kürd aşiret reislerinin telgıraf ve mektupları yağmaya başlıyor. Gönderdikleri telgiraf ve mektuplarda antlaşmaya karşı çıkılarak hiç bir şekilde müslüman kardeşlerin ayrılmayacaklarını belirtiyorlar.

Daha sonra Said Nursi "El Reşad Sebil ve İklim" gazetelerinde iki makale yayınlıyor. Yazdığı makalede ‘’Şerif Paşa, Şêx Abdulkadir Nehri ve dava arkadaşlarının hiçbir şekilde kürdleri temsil etmedikleri ve kürdlerin hiç bir şekilde osmalı m üslüman kardeşlerinden ayrılmak istemedikleri ve hiç kimse de kendisinden daha fazla kürdleri temsil edemeyecekleri....‘’ şeklinde görüş belirterek Şerif Paşa, Şêx Abdulkadir Nehri ve Bağımsız Kürdistan Devletini kurma mücadelesini veren dava arkadaşlarını boşa çıkarmaya çalışıyor.

Tarihin cilvesine bakın .. 100 yıl öncesi ve bügünün karşılaştırılması yapılınca kürd dünyasında ne değişmiş gibi bir soruyu kendine sormadan duramıyor adam. Yurtseverlerin CAHŞ, CAHŞLARIN Yurtsever ilan edildiği ve t ürk, arap ve fari devletlerinin yaşatılması için çabaların yoğunlaştığı bir süreci yaşıyoruz.

Kürdistan'ın Bağımsızlık Davasına yaşamını adayan ve bundan dolayı kemalistlerin gazabına uğrayan Rifat Mewlanazade Güney Batı Kürdistan'a sürgüne gönderilmiş.

Kuzey Kürdistan'da kürd bireyinin yaşadığı travmaya .... Kürdistan'ın Kuzeyinde; Bağımsız Kürdistan davasının militanı Rifat Mewlanazade unutulurken, Bağımsız Kürdistan Devletine karşı mücadele eden Said Nursi '' Saidê Kurdî " diye terfi edilmiş....!


____________

NOT: Bu kısa yazı için Dr. Cebbar Qadir'ın makalesinden yararlanılmıştır

Rojhat Badikî

 

 

 

 

SAİD NURSÎ'NİN CENAZESİ NEREYE GÖTÜRÜLDÜ?

27 Mayıs İhtilâli'nin henüz ikinci ayında, 12 Temmuz 1960 Sali günü geceyarısı güneydoğu illerimizden Urfa, olağanüstü bir gün yaşıyordu. Yaz aylarının kavurucu sıcağı gecenin ilerleyen saatlerinde biraz yatışmış, halk derin bir uykuya çekilmişti. Ancak, şehrin belli başlı noktaları silâhlı askerler tarafından tutulmuş, güvenlik güçleri de "alarm" durumuna geçirilmişti.

Aynı gece saat 01'de tarihî Halil-ür-rahmân Camii askeri kordon altına alınıyor, bu arada Askerî Havaalanı'nda da olağanüstü bir durum gözleniyordu. İşte böyle bir ortamda alana inen askerî bir uçağın merdivenlerinde birkaç üniformalı bir de sivil kişi bulunuyordu.

Uçak yolcuları sıkı güvenlik önlemleri altında alanı terkedip, ara konvoyuyla, şehre doğru yönelecekti. Araçlar, ünlü Balıklı Göl civarındaki tarihî Hz.İbrahim Peygamber makamının önünde duruyor, alandan gelen asker ve siviller ise hemen oracıktaki cami avlususuna giriyordu.
xxx
Ihtilâl ortamında Urfa kentinde gecenin kör karanlığında böylesine esrarengiz bir olayın sergilenişinden halk habersizdi. Görevler, askerî disiplin içerisinde yürütülüyor, elinde kazma ve kürek bulunan işçiler, koşar adım içeri doğru giriyorlardı. Bir başka grup ise, ellerindeki boş bir tabutu cami avlusuna götürüyordu.

KARDEŞİ Mİ İSTEDİ?
Urfa'daki bu olayın esrarlı sahnesini burada bırakıp, şimdi dönemin Başbakanlık Müsteşarı Kurmay Albay Alparslan Türkeş'i dinleyelim:

"Milli Birlik Komitesi'nin toplantı halinde olduğu bir sırada, İçişleri Bakanı emekli Tümgeneral Muharrem İhsan Kızıloğlu içeriye haber gönderip, acil bir konuda Komite’nin huzuruna çıkmak istediğini bildirmişti.

'Buyursunlar, gelsinler' dedik. Muharrem İhsan Paşa, elinde bir dosya ile geldi. Bir konuda bilgi vermek istediğini söyledi. Pasa'nın, Komiteye anlattıklarına göre, 27 Mayıs'tan önce, Urfa 'da vefat edip, oraya defnedilen Said Nursî'nin kardeşi, kendilerine bir dilekçe vermiş. Ismi Mehmet olabilir, ama soyadı, kardeşinin soyadına benzemiyordu.

Dilekçe sahibi, 'Ben Konya'da oturuyorum, oysa ağabeyimin mezari Urfa'da. Sık sık ziyaret etmek istiyorum, ama iki şehrin arası cok uzak olduğu için, her zaman ziyaret imkânı bulamıyorum', demiş. Paşa, bize bunları anlattıktan sonra, 'Said Nursî'nin kardesi, kabir nakli istiyor', dedi. Dilekçe, Millî Birlik Komitesi'nde, Kızıloğlu tarafından okundu ve üyelere gösterildi.

Komite'nin izin vermesi halinde, Cemal Gürsel Paşa'ya da arzedeceğini belirtti. Millî Birlik Komitesi, Said Nursî'nin kabrinin nakline izin verdi. Gelişmeler hakkında, İçişleri Bakanlığı tarafından bilgi sunulması da hatırlatıldı.
Olayın bize yansıyan şekli budur. Cenazenin nakil işi, Komite tarafından gündeme getirilmiş değildir. İçişleri Bakanı'nın verdiği bilgiye göre, bu talep kardeşinden gelmiş. Biz, olayı böyle biliyoruz”

27 Mayıs İhtilâl döneminin Başbakanlık Müsteşarı Alparslan Türkeş, anılarında özellikle Said Nursî'nin cenazesinin nakline açıklık getiriyor, “Dönemin İçişleri Bakanı Muharrem İhsan Kızıloğlu’nun, Komite'ye verdiği bilgi dışında bir ayrınti alamadım. Zaten 13 Kasım oldu, biz yurtdışına çıkarıldık. Olayn, Komite'ye sunulan kısmını biliyorum" diyor.

Türkeş, bu konudaki açıklamasını şöyle sürdürüyor:
"Dönemin İçişleri Bakanı, Millî Birlik Komitesi'ne açıklama yaptiğina göre, cenazenin nakli ile ilgili bir dosya tutulmuştur. Elde, Said Nursî'nin kardeşindem alınan bir dilekçe vardı. Bakanin bize gösterdiği dilekçe, işlem de görmüştü.

1965-66 yıllarında bu konuda bana soru yönelten Nur talebesi vatandaşlarıma dedim ki; şimdi sizin desteklediğiniz bir iktidar işbaşında. İçişleri Bakanlığı'ndan bu dosyayı çıkarttırın. Ne işlem yapıldığı, mezarın nereye kalktığı ve bu işlerle kimlerin ilgili olduğu ortaya çıkacaktır.
Kardeşi, cenazenin Konya'ya mi naklini istemişti? Kimler, nereye nakletti? O dosyada bunlar mevcuttur. Mesele budur."

NAKİL NASIL GERÇEKLEŞTİ?
1960'ların Başbakanlık Müsteşarı Alparslan Türkeş'in bu ön bigilerinden sonra, konunun ayrıntısına inelim.

Günümüzdeki “Nur Cemaati 'hin üstâdı Bediüzzaman Said Nure 23 Mart 1960 Çarşamba günü Urfa'da Ipek Palas Oteli'nin bir odasinda vefat ediyor, cenazesi 24 Mart Perşembe günü ikindi namazından sonra defnediliyordu.

Nursî'nin vefat haberi, İstanbul gazetelerinin manşetini kaplıyor ülkenin her yanında cenaze töreni konuşuluyordu. Bu arada, Urfa Valisi Şerafettin Atak, Halil-ür-rahmân Camii'ndeki dergâhta, mezar yeri hazırlatıyordu.

Çok kalabalık bir cemaatin katıldığı namazdan sonra, Said Nursî'nin cenazesi Ulu Cami'den alınıp, dergâha getiriliyordu.

Xxx
Said Nursî'nin Konya İmam Hatip Okulu'nda meslek dersleri öğretmenliği yapmış bulunan kardeşi Abdülmecit Ünlükal’ın anılarından günümüze yansıyan bilgilere göre, 11 Temmuz 1960 Pazartesi günü dönemin Urfa Valisi Necdet Yalçın, Doğu Bölgesi Kolordu Komutanı ile birlikte Konya'ya geliyorlardı.

Ardından, Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecit Ünlükal, Konya Valiliğine davet edilip, kendisine daha önce hazırlatılmış bir dilekçe imzalatılıyordu. Yine aynı kaynaklara göre, Ünlükal, II. Ordu Komutanı Cemal Tural'la birlikte, askerî bir uçakla Urfa'ya götürülecek ve ağabeyinin cenazesi nakledilirken, yanıbaşında bulunacaktı.

CENAZE, DENİZE Mİ ATILDI?
Said Nursî'nin cenazesinin nakli kısa zamanda tüm yurda yayıl- mıştı. Ama, yeni mezar yeri “sır" olarak saklanıyordu. Kimi senaryoya göre, cenazenin konulduğu tabut, askerî uçaktan bir denize atilmış, kimine göre de Isparta Şehir Mezarlığı'na defnedilmişti.

1960'ın 13 Kasım günü, Millî Birlik Komitesi'nde bir iç hesaplaşma var, Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve 13 arkadaşı yurtdışına sürgün ediliyordu. Türkeş'in şansına Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi çıkmıştı. Yaklaşık 2.5 yıl Hindistan'da kalan Türkeş, ülkeye döndüğünde Said Nursî Olayı'nın da sorumlusu şeklinde gösteriliyor, daha sonra siyasete atılınca, kendisine bu konuda pekçok soru yöneltiliyordu.

- Simdi yine o günlerin gelişmelerini Türkeş'le söyleşiyoruz:
- Sayın Türkeş, askerî görevliler, Said Nursî'nin cenazesini niçin Urfa'dan, meçhule naklettiler?

- Efendim, Hindistan sürgününden Türkiye'ye dönüp, siyasete ablmıştım. O sıralarda, bilhassa Adalet Partisi'ni çok yakından desteklenen bir kısım Nur talebeleri, aleyhimde suçlamalarda bulundular.

Said Nursî Hazretleri'nin türbesinin benim tarafımdan kaldırıldığı yolunda bir takım propagandalar yaptılar. Bunu bana ilk defa Eskişehir'de gece, bir geniş salonda yaptığımız siyasî bir toplantıda soru olarak yönelttiler.

Orada da açıkladım, daha sonra başka toplantılarda da açıkladım. Bu konuyu, Millî Birlik Komitesi'ne getiren merci, doğrudan doğruya dönemin İçişleri Bakanı Muharrem İhsan Kızıloğlu’dur.

Şimdi, sorunuzun cevabına geliyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eskiden beri Nurculuk konusuna karşı bir tepki vardı. Tepki de, Atatürk'ün yapmış olduğu inkılapların, reformların bozulmaması isteğinden ileri geliyordu. Atatürk aleyhinde beliren her türlü görüş bilhassa Silahlı Kuvvetler de tepkiye sebep oluyordu. Bu Nur cemaati hakkında da, bundan dolayı endişe duyuluyordu.

- Sayın Türkeş, cenazenin naklinden sonra, basına yansıyan bilgilere göre, subaylar Urfa'ya gelip, kabri açmışlar, cenazeyi çıkartımıslar, tabutu bir askeri uçağa yüklemişler. Oradan itibaren, film kopuyor.

Ihtılal şartlarında, cenazenin nakledilişini, Milli Birlik Komitesi'ne yansıyan şekliyle değerlendirdik. Bu olayın, başlangıç noktasi Komite değildir.

SAİD NURSİ’NİN KABRİ EMİRDAĞ’DA MI?
Alparslan Türkeş'in 1 Ağustos 1965'de siyasete atılışından bir süre sonra karşısına bir problem çıkarılacaktı. O da, Said Nursî'nin cenazesinin nakli konusu. Türkeş, konunun ayrıntısını bilmiyordu. Cenaze nin nakledildiği yer hakkında, İhtilâl döneminden kalma özel bileie de yoktu. Zaten 13 Kasım 1960'da film kopacak, kendisi de 13 arkadaşı ile birlikte yurtdışına gönderilecekti. Ancak bazı görgü tanıklarının günümüze kadar taşıdığı bilgiler, olayı kısmen de olsa aydınlatıyordu. O bilgiler ise şöyleydi:

Said Nursî'nin cenazesinin taşınması için, Diyarbakır'da galvanizli özel bir tabut yapılmıştı. Cenaze, 12 Temmuz'u 13 Temmuz'a bağlayan geceyarısı askerî uçakla alınıp, Afyon'a götürülüyordu. Afyon Askerî Havaalanı'nda çok sıkı güvenlik önlemleri alınıyor, cenazeyi getirecek uçak inmeden, Isparta, Kütahya ve Uşak Valileri de ayrı ayrı uçaklarla alana geliyorlardı.
Son inen uçak ise, Urfa'dan havalanmıştı. Beklenen yolcular kapıda beliriyor, ardından çok sıkı güvenlik önlemleri arasında uçaktan çıkarılan tabut, hemen orada hazır tutulan bir ambulansa yerleştiriliyordu.

Ambulansın içine, görevli üç astsubay bindirilmişti. Herşey çok süratli gelişiyor; ambulans, escort ve askerî koruma araçlarının eşlğinde bir belirsiz istikamete doğru hareket ediyordu. Bu olayın gerçekleşmesinde hazır bulunan tüm görevliler, ciddi bir biçimde uyarılıyor, taşınan cenazenin kime ait olduğu haberinin yayılması gömüldüğü yerin açıklanması yasaklanıyordu.

Evet, bu yeni bilgilere göre, Said Nursî'nin kabri, bir zamanlar yıllarca yaşadığı Emirdağ ilçesi yakınlarındaki bir dağın yamacindaydı.

(Hulusi Turgut, Türkeş’in anıları Şahinlerin Dansı, s.246-250, ilk baskı 1995, ABC yayınları, Istanbul)

 

 

 

BEDÛZZEMAN SEÎDÊ KURDÎ/NÛRSÎ

 

 

NAVDARÊN KURD

 

 





Foundation For Kurdish Library & Museum