CHERIF PASCHA

1865 - 1951

   
Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cherif Pashca var en av de första kurderna i Sverige. Han var utsänd av det Osmanska riket som ambassador.  Han hade sitt kontor på Kommendörsgatan 32 i Stockholm. Cherif Pascha bodde i Sverige åren 1898-1908

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cherif Pascha (in the middle) passed away December 22, 1951 in Catanzaro, Italy. Here with the doughter. 1947

 

 

 

 

 

 

 

ŞERİF PAŞA VE GÜNMÜZÜN TURKOFON & ARABOFON KÜRD LİDERLERİ

 

 

Bugün kürdler arasında ulus-devletçi, yurtsever bir kürd diplomatının çıkmaması çok büyük bir eksikliktir ve tehlikedir. Şerif Paşa'dan bu yana yurtsever bir kürd diplomatı çıkmamıştır. Yani tam yüz yıldır uluslar arası arenada bir kürd diplomatı yoktur.

Büyük kürd nüfusu içinde ulus-devletçi, yurtsever kürd diplomat adayları aslında binlerce vardır, ama türklere ve farslara veya Suudi Arabistan'a bağlanmış ümmetçi veya islam ümmetinden kopmaktan korkan kürd liderlerinden dolayı bu diplomatların yolu tamamen tıkanmıştır. Kürd hareketlerinde yurtsever ulus-devletçi bir kürd liderin sivrilmemesi için nasıl ki türkiyeci ve irancı kürd liderler kapının önünü tıkamışlarsa, yetenekli kürd diplomatların da diplomatlık alanında sivrilmemesi için, bunlara uluslar arası sahaya çıkma kapısı kapatılmıştır.

Babadan oğula nükseden misyon yoluyla diplomat yetiştiriliyor ki bu ortaçağ'dan kalma köhnemiş sağlıksız ve genellikle de ürünsüz bir meslek geleneğidir.

Mevcut bütün kürd liderlerin ümmetçi pratiklerinden dolayı kürdler şimdilik köle kalmaya mahkum edilmiştir. Mevcut bütün kürd liderlerin ulus-devletçi olmayan bütün pratiklerini mahkum ediyorum. Çünkü KÜRDLERİN ULUS (nasyon) OLMASI İÇİN GEREKEN BÜTÜN ADIMLARIN ÖNÜNÜ türkiyecilik, irancılık ümmet hastalığı ile engelliyorlar.

Böyle yapmaya devam ederlerse, öngörülü yurtseverlerimizin uyardığı gibi, kürdler ne yazık ki devletleşmeyi başarmadan keltler gibi tarih sahnesinden silinip yok olabilirler. Bunun da tek sebebi TURKOFON & ARABOFON KÜRD LİDERLERdir. Tarih bu liderleri acımasızca yargılayacaktır.


17.07.2019

Goran Candan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürd Şerif Paşa 6 Şubat 1919'da, Paris Barış Konferansı'na Bağımsız Kürdistan ile ilgili bir memorandum sundu.

Mısır'ın Aleksandria şehrinde adı bir ana caddeye verildi: Cherif Pacha Caddesi

 

 

Cherif Pacha Street - Alexandria, EGYPT

This postcard shows Cherif Pasha Street. Serif Pasha (1865 - December 22, 1951; Catanzaro, Italy), was an Ottoman Kurdish diplomat. He was a leading Kurdish diplomat, the son of Said Pasha Kurd. After the 1908 Revolution he returned to the Ottoman Empire and headed up the Committee of Union and Progress branch in the Istanbul district of Pangaltı. However, he soon fell out with the CUP. The reasons for this are debated. According to Serif Pasha and his supporters, he was concerned with the role of the military in politics. He had progressive and modern thoughts because he was an high educated person, humanist and democrat. However, his detractors claim that he had been angered by the fact that he had not been appointed the Porte's Representative London. He again left the Empire and helped to found a number of opposition parties. He also published an opposition newspaper in Paris entitled Meşrutiyet (Constitutionalism). Due to his role in the opposition, the Turkish nationalist party named Committee of Union and Progress launched a failed assassination attempt on him in 1914. Serif Pasha survived and remained in Monte Carlo throughout the Great War. After 1918 he rejoined Ottoman government service, however soon defected from the Ottoman side, joining the Kürdistan Teali Cemiyeti (Society for the Rise of Kurdistan). He reached an agreement with the Armenian delegation in Paris which involved the division of eastern Anatolia between a Kurdish and Armenian state. In a New York Times article dated October 10, 1915, Şerif Pasha condemned the massacres and declared that the Young Turk government had the intentions of "exterminating" the Armenians for a long time. P. Coustoulides, Alexandria. No. 16

Alexandria is the second largest city and a major economic centre in Egypt, extending about 32 km (20 miles) along the coast of the Mediterranean Sea in the north central part of the country. It is also the largest city lying directly on the Mediterranean coast. Its low elevation on the Nile delta makes it highly vulnerable to rising sea levels. It is an important industrial center because of its natural gas and oil pipelines from Suez. Alexandria is also an important tourist destination. Alexandria was founded around a small Ancient Egyptian town c. 331 BC by Alexander the Great. It became an important center of the Hellenistic civilization and remained the capital of Hellenistic and Roman and Byzantine Egypt for almost 1000 years until the Muslim conquest of Egypt in AD 641.

Hellenistic Alexandria was best known for the Lighthouse of Alexandria (Pharos), one of the Seven Wonders of the Ancient World; its Great Library (the largest in the ancient world; now replaced by a modern one); and the Necropolis, one of the Seven Wonders of the Middle Ages. Alexandria was also the second most powerful city of the ancient world after Rome.

From the late 18th century, Alexandria became a major center of the international shipping industry and one of the most important trading centers in the world, both because it profited from the easy overland connection between the Mediterranean Sea and the Red Sea, and the lucrative trade in Egyptian cotton.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Turks tried to kill Cherif Pascha. Here is the confession:

- Türkler Şerif Paşa'yı öldürmek istedi, bu da itiraflarıdır:

General, Diplomat Kürd Şerif Paşa hazretleri


“Birinci ferik utufetlü Şerif Paşa hazretleri gibi vatanperveranı menafi-i hasise ve sakimeleri için mahv ve ifnaya teşebbüsten geri durmadılar. İttihat ve Terakki rüesa-yı malûmesine yardım ve muavenet eden ve bunların en ziyade fenalık ve hücumuna mâruz kalan Şerif Paşa hazretleri inkılaptan birçok sene evvel Avrupa'da teşekkül eyleyen İttihat ve Terakki Cemiyeti ile rüesasına her türlü muavenet ve sahabet ve himayeti diriğ buyurmadıkları gibi Cemiyet'in teşekkül ve devamı uğrunda da birçok fedakarlıklarda bulunmuşlardır.

Müşarünileyh Şerif Paşa hazretleri bu veçhile Cemiyet’e muavenet ve fedakarlık ibrazıyIa memalik-i ecnebiye de rüesa-yı Cemiyet’in ikametini ve ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin bekasını temin eden hürriyetperver bir zat-ı âli-kadr oldukları halde bu nankör ittihat ve terakki rüesa-yı mâhudesi emsali misillü müşarünileyh hakkında akıl ve hayale gelmez ve bir takım iftiralarla beraber âtide beyan olunacağı veçhile hayatlarına da suikasta cüret ile iyiliğe mukabil mayalarında merkuz olan denaet ve fenalığı izhar ettiler. Bit-tabi dirayet ve fazilet ve asalet ve necabetin düşmanı olan İttihat rüesa-yı şeriresinden zaten başka türlü bir şey beklemek abestir.

Birinci ferik utufetlu Mehmed Şerif Paşa hazretleri erbab-ı liyakat ve dirayetten ve asalet ve necabetle muttasıf bir zat-ı zikıymet oldukları cihetle rüesa-yı merkumenin taarruz ve hücumlarına maruz kalacakları bedihi idi.

Şerif Paşa hazretleri, devlet-i ebed-müddet-i Osmaniye’ye senelerce hidemat-ı ber güzide ibraz buyuran ve müteaddid mutasarrıflık ve valiliklerle mühim ve mutena memuriyetlerde ve birçok sefaret-i seniyyede ve müddet-i medide Hariciye Nezareti ile Şura-yı Devret riyasetinde bulunmuş olan Kürdistan’ın en kadim ve “Âl-i Handan” ailesi emir ve reisi Hüseyin Paşazade vüzera-yı saltanaı-ı senniyeden Mehmed Sait Paşa Hazretleri’nin necl-i necibidir. Şura-yı Devlet reisi Sait Paşa merhum gibi devlet ve memleketine kemal-i sıdk ve istikametle yarım asırdan ziyade hizmet eden kudema-yı vüzeradan bir zat-ı hamiyet sematın mahdum-ı dirayet-mevsumları olan Şerif Paşa hazretleri pederleri merhuma hakikaten hayrülhalef bir mücahid ve vatanperverdirler.

Vatan ve milletin terakki ve tealisini ve refah ve saadetini düşünen şerif Paşa hazretleri bu ümit ve ümniye ile inkilaptan evvel ve sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle ruesa-yı malûme-i menfuresi hakkında ibzal buyurdukları muavenet ve himayete karşı Cemiyet’in kendileriyle diğer vatanperveran hakkında reva gördüğü taaddi ve taarruz ve hücumu ve memleketin uğramaya marûz kaldığı felaketi müşahede ve teemmül buyurarak bunlardan tebaüdle kendi içtihadIarı dairesinde ayrıca çalışarak memleketi istikbalde uğrayacağı felaketten tahlise karar vermişlerdir. Öteden beri mâlen ve bedenen fedakârlıktan hâli kalmayan Şerif Paşa hazretleri selâmet-i vatan uğruna istikbâllerini hayatlarını tehlikeye ilkadan çekinmemiş ve devlet ve memlekete pek büyük hizmet ve yararlıklar ibraz etmiştir. Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han-ı Sânî hazretleri paşa-yı müşarünileyh hazretlerinin efkâr-ı hürriyetperveranesinden dolayı Dersaadet'te ikametleri mahzurdan salim olamayacağı mülâhazasıyla pederleri Hariciye Nazırı Sait Paşa merhumu zâhiren taltif ve tatyib ve bâtınen mahdumu müşarünileyh şerif Paşa'yı İstanbul’dan nefy ve iclâ etmek için Brüksel ve Paris sefaret-i seniyyeleri ataşe militerliklerine tayin ve i'zam etmişlerdi.

İttihat ve Terakki Cemiyeti merkezinin Paris'te bulunduğu bir sırada Paris ataşe militeri olan Paşa-yı müşarünileyhin lttihatiyunla temaslarını ve cemiyet-i mezkûreye maddi ve manevî hizmet ve muavenetlerini istihbar eden hakan-ı esbak merhum müşarünileyhin orada bekâsı caiz olamayacağından derhal azliyle Dersaaddet'e celp ve avdetini irade buyurmuşlardır.

Bu veçhile azil ve Dersaadet'e celp edilen şerif Pasa hazretleri bir müddet İstanbul’da ikamet buyurduktan sonra hakan-t esbak merhum tarafından yine Deraliye'den nefy ve tebidine lüzum görüldüğünden bu kere yar ve ağyardan hali ve Avrupa'nın münteha-yı garb-ı şimâlisinde bulunan Stockholm sefaret-i seniyesi tevcihiyle İstanbul’dan ihraç edilmiştir.

Hatta Stockholm sefirliğinde bulunan Şerif Paşa Hazretleri'nin pederlerinin hastalık ve vefatlarında bile yanlarında ve cenazelerinde hazır bulunmak için mezunen Dersaadet'e gelmelerine müsaade-i seniye erzan buyurulduğu vârid-i hâtır-ı âcizidir. Şerif Paşa hazretleri on sene kadar mezkûr sefirlikte bulunmuş ve İttihat’ın nankör ve hain rüesası yüzünden mezkür sefaretten istifaya bile mecbur olmuş ve İstanbul’a gelmemesi ve Avrupa'da dolaşarak Jön Türklere yardım edememesi için hemen tayin edildikleri Madrid sefaretine Stockholm’den doğruca azimetleri tebliğ edilmiş ise de müşarünileyh sefaret-i mezkûreyi âdem-i kabul ve azimetten istinkâf ile mezkûr sefaretten istifla etmişlerdir. Bundan on on beş gün sonra ilân-ı Meşrutiyet edilmekle bi't-abi paşa-yı müşarünileyh doğruca İstanbul’a avdet buyurmuşlardı. Şerif Paşa Hazretleri’nin Stockholm sefaretinden sebeb-i istifa ve infisali de Avrupa'daki Jön Türklerin ulularından ve İttihat ve Terakki Cemiyeti müessislerinden olup bade'l-inkilâp Meclis-i Mebusan ve elyevm Heyet-i Â'yân riyasetinde bulunan Ahmed Rıza Bey'dir. Ahmed Rıza Bey'in şerif Paşa hazretleri ile görüşmek ve emsali misillü bazı gûna müzaheret ve muavenetlerini celp ve istihsal eylemek üzere Paris’ten Stockholm’e azimetle paşa-yı müşarünileyhe misafir olmuştur.

Rivayete nazâran Ahmed Rıza Bey'in misafireten sefaret-i seniyede bulunduğu ol zaman sefaret kitabetinde bulunan ve devr-i mezalim-i İttihadiye'de Hariciye Nâzırı vekili ve muahharen dahi bir sefirliğe tayin kılınan vatanperveran-I (!) zamandan ve ittihat ve Terakki Cemiyeti güzide âzasından Muhtar Bey tarafından Yıldız Saray-ı hümayununa ihbar ve jurnal edilmiş ve mabeyn-i hümayundan Şerif Paşa'ya Ahmed Rıza Bey'in sefarethanede bulunmasından bi'l-istifade hemen tevkif edilmesi emri verilmiş olduğundan Paşa’yı müşarünileyh bu yoldaki emri ifâ ve icra edemeyeceğinden bâhis cevaplar vermiş ise de saray-ı hümayunla sefaret beynindeki muhaberat temadi eylemiş olduğundan istifasının itâsıyla bu işin içinden çıkmayı münasip addeden şerif Paşa en nihayet istifasının kabulünü yazarak efkâr-ı aliye-i hürriyetperveranesini irae ve isbat ile Ahmed Rıza Bey'i uğrayacağı muhakkak olan felâketten sıyanet ve muhafaza eylemiştir.

Bunun üzerine tabii Stockholm’de kalması mabeynce münasip olmâyan ve Dersaadet'e de avdeti muvafık görülmeyen paşa-yı müşarünileyh hazretleri mabeyn-i hümayundan şiddetli bir tevbihnamer kesb-i istihkak eylemiş ve yukarıda dediğimiz veçhile maattevbih Madrid sefaret-i seniyyesine nakl ve tahvil ettirilmiştir.
İşte bu yolda hâl ve istikbâlini Ahmed Rıza Bey’le Cemiyet-i itehadiye yolunda terk ve feda eden müşarünileyh şerif Paşa'nın katlini rüfeka-yı şeriresinden musırran talep ile bu yolda o hain, nankör canilere karar verdiren zatın Ahmed Rıza Bey olduğu söyleniliyordu ki buna hiç taaccüb olunmaz.

Zira Ayasofya ve Bayezid meydanlarında salben idam edilen yüzlerce mazlumîn ve Adalar ve mevaki-i saireye nefy olunan binlerce mağdurîn ve sokak ortalarında katl ve şehit ettirilen muharririn ve saire Ahmed Rıza Bey'in Meclis-i Mebusan riyasetinde bulundukları zaman vuku bulan müzakere ve tensip ile icra edilmiştir.

Hele müellifin ve muharrirîn-i Osmaniye'nin sertac-l ibtihacı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk reisi ve Mizan gazetesi sahip ve muharriri üstad-ı muazzez ve muhteremimiz Murat Beyefendi Hazretleri’nin idamı hakkında Divân-ı harb-i örfîlere verilen sırî emirler ve müçarünileyhin idam edilememesi üzerine Derssaadet'ten nefy ve iclâsı için çevirdikleri dolaplar cümlenin malûmu olsa gerektir.

Üstad-ı millet denilmeye seza ve lâyık olan Murat Bey'in hiss-i rekabetle meyusen ve makhuren vefatlarına sebebiyet veren dahi Ahmed Rıza Bey Efendi değil midir?

Memleketimizde şimdiye kadar ittihat ve Terakki Cemiyeti tarafından icra ve irtikâb edilen her fenalık ve cinayatın müsebbib-i yegânesi Mebusan reisi olan Ahmed Rıza Bey’le o zaman merkezi umumideki rüfekasından başka kimdir?

İşte her gûnâ cinayet ve fenalıkları icraya çalışan ve ifâsına müsaade eyleyen Ahmed Rıza Bey Efendi tabiidir ki Şerif Paşa Hazretleri’nin katl ve idamları kararını verir ve erbab-ı iktidar ve haysiyeti ve rakip addettiği zevatı ortadan kaldırarak fikr-i hayârperestanesine imkân ve meydan bulmak isterdi. 

Asalet, necabet, iktidar, liyakat, besalet, şecaat ashabından olan müşarünileyh şerif Paşa Hazretleri’ni de bi’t-tabi rakip addeden Ahmed Rıza Beyefendi hazretleri aynı fikirle melûf ve mevsuf bulunan rüfeka-yı şeriresine de Şerif Paşa'nın katl ve idamıyla ifnâ-yı vücudlarına karar verdirmiş idi.

Şerif Paşa hazretleri hakkında bu kararı veren ittihat ve Terakki cemiyeti rüesa-yı malûmesi her bir fırsattan bilistifade müşarünileyh hazretlerini defaatle gıyaben idam ile mahkûm ettirmiş ve Avrupa'da ikamet buyuran paşa-yı müşarûnileyhi vatan-ı azizine duhulden men eylemiştir.

Şerif Paşa hazretleri gibi hamiyet ve vatanperverlikle meşbu bir vücud-ı kıymettardan devlet ve memleketimizin istifade edememesi için ibtida-yı inkilaptan beri müşarünileyh haklarında icad ve ilan ettirmedikleri iftira ve yalanlar kalmadığı gibi millet ve devlete karşı paşayı müşarünileyhi adetâ bir cani ve hain mesabesinde göstermeye rüesa-yı şerire-i merkume var kuvveti pazıya vererek çalışmışlardır.

Nazar-ı millette bir mevki-i mahsus sahibi olan şerif Paşa Hazretleri’ni milletin nazarından düşürmek için yegâne çare jurnal isnat etmek silâhı olmuştur. Zaten ibtida-yı inkilâpta erbab-ı namus ve haysiyeti lekedar etmek için birçok zeyat-ı muktedireye jurnalcilik atıf ve isnadı gibi bir silâh istimal eylemek rüesa-yı Cemiyet için üssi hareket ittihaz olunmuştur.

Şerif Paşa hazretleri hakkındaki silâh-ı müzevvir dahi şöyle idi. Müşarünileyhin bende-i mahsusu demek olan katib-i hususîsi şairlikle meşhur Talat Bey'i elde ederek ona bir jurnal yazdırdılar ve jurnali gazetelerle neşreylediler. Şerif Paşa'yı efkâr-ı umumiyeden suretle iskata çalıştılar.

Hiçbir memuriyette bulunmayan Talât Bey'e büyücek bir memuriyet teklif edilirse bu işe muvaffakiyet elvereceğini bilen İttihat’ın kurnaz rüesa-yı mahûdesi bir müddet-i muvakkate için olsun mumaileyhi bir mevki ve mansıba ikad etmekte kendileri için bir beis olmadığından elde ettikleri mumaileyh Talat Bey'i Şerif Paşa Hazretleri’nin sıhren mansub oldukları aile-i hıdivî ile aralarını bozacak bir surette aile-i müşarünileyha ile bazı sadâret ma'zulîni aleyhinde tertip ve tanzim ettikleri jurnali mumaileyh Talât Bey'e yazdırarak zîrine de sahte bir Mehmed Şerif mührü bastırdılar.

İşte bu düzme ve sahte jurnali maksatlarının husûlüne kâfi ve vâfi addeden İttihat rüesa-yı melûnesi hemen fotoğrafını aldırarak Musavver Servet-i Fünun ile neşrettirmişler ve bu hizmet-i hasene ve makbulesine mükâfaten akıl ve hayâline bile gelmeyen Bahriye Nezareti müsteşarlığına muharrir-i jurnal Talât Bey’i tayin ederek taltif eylemişlerdir.

Servet-i Fünun ile neşr edilen bu düzme ve sahte varaka Avrupa'da bulunan Şerif Paşa Hazretleri’nin manzuru olur olmaz hemen bunun sahte olduğundan bu yolda sahtekârlıkla teşebbüs ve cüret edenler hakkında lazım gelen muamele-i kanuniyenin ifâsına dair bazı ifadeyi hâvi Dersaadet gazetelerine irsal eyledikleri mektupları da rüesay-ı merkume postahaneden ahz u hıfz eylemekten çekinmemişlerdir.

Sahte jurnali tanzim ve tahrir ettiği rivayet edilen Talât Bey jurnalin zîrindeki mührün Şerif Paşa Hazretleri’nin mühürleri olmadığını ve her ne kadar mühr-i aslîlerine benzetilmek istenilse bile benzetilemeyeceğini ve hizmetlerine-mukabil paça-yı müşarünileyhden aldıkları şehriye ve bittabi yedikleri nânı ve gördükleri lürf-ı mahsusu düşünecek kadar bir sadakat ibrazı his ve hassasına malik orsa idi tabii bir müddet-i muvakkate için nâil olacağı mansıb ve memuriyeti kabul etmez ve İttihat’ın o şerir rüesasına bir alet-i şer ve hıyanet olmaz idi.

Şerif Paşa hazretleri bu jurnal meselesi üzerine lâzım gelen teşebbüslerinden bir an hâli kalmayıp vesait-i saire ile bunu redd ve müdafaanamelerini neşr ile bunun bahriye Müsteşarı olan kâtib-i hususileri Talât Bey tarafından da tekzib edilmesini musırrane talepten vazgeçmediklerinden İttihat ve Terakki rüesa-yı şeriresi hizmetini ifâ etmiş olan Talât Bey’i memuriyetinden azl ile Şerif Paşa Hazretleri’nin bu muhikk neşriyat ve müracaatına hatime vermeyi menfaatlerine muvafık görerek derhal Talât Bey'i mezkûr müsteşarlıktan azl ile bir köşeye attılar.
Her hal u karda Şerif Paşa Hazretleri’nden tevahhuş eden ittihat ve Terakki cemiyeti rüesası müşarünileyh hazretlerini bazı mevaid ile aldatıp İstanbul’a celp ile kararı-ı vakileri veçhile katl etmek için pasa-yı müşarünileyh hazretlerine defaatle teşebbüs ve müracaatta bulunmuşlardır. Harb-ı Umumî'den bir sene evvel rüesa-yı İttihat’tan Paris’e gelen bir zat şerif paşa Hazretleri’nin nezdine bizzat gelmekten ictinab eylediğinden Fransa ricalinden Mösyö Finu'yu tavsit ederek bazı teklifatta bulunmuştur.

Mumaileyh tarafından Şerif pasa Hazretleri’ne tebliğ edilen tektifat şudur: Paça-yı müşarünileyhin meydan-ı içtihad ve muhalefette şimdiye kadar sarf eyledikleri akçenin kâmilen İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tediye ve itâsı ve kabineye Talât ve Cavit Bey’ler dahil olmak şartıyla mesned-i sadâreti kabul buyurmalarıdır.
Şerif Paşa hazretleri bu teklifata şu cevapla mukabele buyurmuşlardır: “Ben bu cihad ve muharefeti bir ticaret fikir ve maksadıyla ilân etmedim. Sarf eylediğim akçeyi onlardan almak için de sarf eylemedim. Buna da ihtiyacım yoktur. İttihat ve Terakki cemiyeti devlet ve memleketi takip eylediği siyaset-i sakime ire izmihlal ve inkısama sürüklüyor. Buna karşı muhalefet ile aziz vatanımızı felaketten kurtarmak için meydan-r ictihad ve muhalefete atıldım. Eser cemiyet ve erkânının devlet ve memlekete müfid ve nâfi hidematını göreydim muhalefete devam etmez ve herkesten ziyade ben İttihat’ın ve rüesasının meddahları olurdum.”

Cemiyet ve rüesası bu hud'aya düşüremedikleri Şerif Paşa hazretlerini ortadan kaldırmak sevdasından bir türlü kendilerini alamadılar. Hayat-ı muazzezinden daha muazzez olan vatanı uğrunda feda-yı canı cana minnet addeden paşa-yı müşarünileyh ya bu rezillerden devlet ve memleketi kurtarmak veyahut devlet ve millet uğna ifnâ-yı vücud etmek şerefinden geri durmayıp atıldıkları meydan-ı muhalefette devam ile ittihat’ o mülevves ve murdar rüesa-yı rezilesinin âmal-i hasiselerine hâil olmak ve yapmakta oldukları fenalıklara sed çekmek için Paris'te meşgul bulundukları bir sırada ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin ricalü’l-gaybı (!) tarafından Şerif Paşa Hazretleri hakkında verilen idam kararının infazına nezaret ve riyaset etmek memuriyetiyle İstanbul polis müdürü mahud Azmi Bey Paris’e i’zam kılınmış lâzım gelen fedailer de mumaileyhe terfik edilmiştir. On kadar fedai ve memurîn-i saire-i ittihadiye ile Paris’e muvasalat eden Azmi Bey Paşa-yı müşarünileyh hazretlerinin katli için lâzım gelen tertibaır bi'l-ikmâl en cüretkâr ve cani fedailerden Ali Cevad nam-ı müstearını* taşıyan ve zabitan-ı askeriyyeden olduğu rivayet edilen bir cellat ve cani-i hunhar evvel emirde Şerif Paşa Hazretleri’ni katle memur edilir.

Cellad-ı merkumun paşa-yı müşarünileyhin devlethanelerine dahil olabilmesini temin için de Avusturya ve Rusya’dan hafiyelikle mahkûm ve matrud İskender isminde bir hafiye-i şerir ile Şerif Paşa’dan aldığı aylıkla Paris’te geçinen Burhaneddin namında bir alçağı alet ve memur ederler.

1914 sene-i milâdiyesi Kânun-ı sânisinin 13. salı günü şerif paşa hazretlerinin Paris’te ikamet buyurdukları “Pompe” sokağındaki 115 numaralı devlethanelerine merkum Ali Cevad nam câni gelir ise de o gün konakta gördüğü kalabalıktan ürken merkum serseri cani ikâyı cinayete cesaret edemeyerek avdet eder.

Ertesi çarşamba günü -14 Kânun-i Sâni 1914- alessabah pasa-yı muşarünileyhin devlethanelerine gelen cani-i merkum bilâ teklif ve bilâ sual içeriye duhûl ve harem dairesine doğru yürümeye başlar. Bunu gören hizmetkârlar duhûlunu men'e kıyam etmek isterlerse de onlardan bir Türk hizmetkârını gayet ağır ve otomobil şoförü bir Fransız'ı da hafif bir surette cerh ettikten sonra içeriye dahil olur. Bu hain caninin böyle bağteten harem dairesine duhûlu hizmetkârları cerh için istimal eylediği silâhın sesinden ve harem dairesinde tesadüf ettiği muhaddarata da istimal-i silah eylemesinden anlaşılmakla içeride bulunan Şerif Paşa Hazretleri’nin damad-ı sâmileri Salih Beyefendi derhal cani-yi *merkumun girebileceği mahalle şitab etmiş ve hain merkum mir-i-mumaileyhe de silah endahtına başlamış ise de sahib-i şecaat ve besalet olan Salih beyefendi bilmukabele caniyi cerh ve katle muvaffak olmuştur.

*Ali Cevad nam-ı müstearını taşıyan cani Cemal Paşa’nın İstanbul muhafızlığında bulunduğu zaman Yavru Mehmed Kemal namında Cemiyet’in fedailerinden birisi imiş. Merkum cani Kemal, Arapkir’li bir polisin oğlu olup Mektab-i Harbiye’den süvari zabitliğiyle çıkmış ve Selanik’te İttihat’a intisab ile komiteye birçok cinayetlerle hizmet eylemiş olduğu ba’del-mütarake gelen İstanbul gazetelerinde görülmüştür.

Salih Beyefendi'nin katl-i nefs gibi beşeriyetin cerime-i kübrâ addettiği bir hale cüreti mahzâ "müdafaa-i nefs" ve "müdafaa-i üli'lkurba" maksadıyla vuku bulduğundan şer'an ve kanunen mucib-i muaheze olmadığına bakılırsa fiilin fezayihten addilmiyeceğinden maada nazar-ı kanun ve millette medh ve sitayişe lâyık mefahirden sayılması lazım gelir.

Bu suretle vücud-ı habaset-âlûdu ortadan kalkan cani-i merkumun maazzallahü tealâ harem dairesinde bulunan müşarünileyh paşa hazretleriyle halile ve kerime-i muhteremeleri prenses hazeratını ve sair efrad-ı aile-i fahimanelerini katl ve şehit etmek gibi bir fiil-i cinayet ve hıyanetten hazer ve ictinab etmeyeceği derkâr idi.

Cenab-ı hafiz-ı hakikî hazretleri, pasa-yı müşarünileyh hazretleriyle hanedan-ı celilü'l-unvan devletlerini bu gibi mesâib-i elimeden hıfz ve sıyanet buyurarak millet ve vatanımıza birçok hidemat-ı mergube ve makbule ifâsına muvaffak buyursun. Amin.

Yukarıda denildiği gibi Şerif Paşa Hazretleri verdikleri karar mucibince içtihad-ı devletleri dairesinde çalışmaktan ve devlet ve memleketi İttihat ve Terakki Cemiyet ve rüesa-yı mütegallibesinin zulüm ve itisafindan kurtarmaktan geri durmayıp senelerden beri Türkçe ve Fransızca olarak Paris’te neşreyledikleri Meşrutiyet gazetesiyle neşriyat-i hak-gûyane ve hayrhahânelerine devam etmiş ve Harb-ı Umumî esnasında hemen bütün ecnebi matbuatıyla da Avrupa efkâr-ı umumiyesini devlet ve memleketimizin lehine irşad ve tenvire çalışmıştır.

Şerif Paşa hazretleri devletimiz için takibi ehem ve elzem olan İngiltere ve Fransa siyasetlerinden zerre kadar ayrılmamış ve daima İngiltere ve Fransa siyasetlerinin isticlab-ı menafiine gayret etmiştir. Hâsılı paşa-yı müşarünileyh hazretleri şu son on seneden beri devlet ve memleket için mâlen, bedenen pek büyük fedakârlıklar ibraz buyurarak hayatlarını bilfiil tehlikeye ilka ile vatanımıza hizmet eden rüesa-yı muhalifînin en büyüğü ve en birincisidirler.

İbtida-i inkilapta İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Pangaltı şubesi riyasetinde bulunduğu sırada Şerif Paşa hazretleri tarafından İttihat ve Terakki rüesa-yı malûmesine bir hiss-i vatanperveri ile irae olunan ve hemen icrası talep edilen teklifatı rüesa-yı merkume kabul etmiş olaydı memleket tabii bugünkü hâle gelmez idi. Şerif Paşa Hazretleri tarafından vuku bulan teklifat da şunlardır:

Askerlerin siyasetle iştigal etmemesi, Cemiyet’in artık bir cemiyet-i hafiye halinden çıkarak Cemiyet-i Hayriye haline girmesi, intihabat icra edildikten sonra Cemiyet’in yalnız Meclis-i Mebusan’da siyasî bir firka [parti] halinde bulunması, Cemiyet’in hükümetin ahvaline nâmeşru bir surette karışmaktan vazgeçmesi, memlekette bulunan anasır-ı muhtelife hukuk-ı mütesaviyesinin idame ve muhafaza edilmesi, intihabatın cebir ve tazyikden muarra bir surette serbest icra ettirilmesi, zabitan ve ümera-yı askeriyenin Cemiyet’ten ihraçlarıyla mütekaid ve müsrafi olmayan zabitanın Cemiyet’e dahil olamaması, ordu-yı osmanî'nin hiçbir firkanın hâdimi olmayıp vatanın bir vasıta-i müdafaası olduğundan Cemiyet'le teşrik-i mesai ettirilmemesine begayet dikkat ve itina edilmesi.

İşte bu teklifatta bulunan Birinci Ferik Şerif Paşa hazretleri rüfekâ-yı askeriyyesine numune-i imtisal olmak üzere derhal askerlikten bilistifa bâdema siyasiyetle iştigal edeceklerini neşr ve ilân ederek bir hiss-i hamiyyet ve varanperverî ibraz buyurmuşlar idi.

Paşa-yı müşarünileyhin bu veçhile istifasından da o rükn-i Cemiyet-i ittihadiye rüesası istifalarını geri almaları için teşebbüsat ve müracaata bulundukları, zaman şerif paşa hazretleri tarafından bâlâda serd ve beyan olunan teklifat karşısında tekrar kalarak mebhut olmuşlardır. Zira bu teklifatı kabûl etmek rüesa ve erkân-r cemiyet için nâkabil idi. Paşa-yı müşarünileyh teklifat-ı vâkılarının âdem-i kabülü üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni terk ile Avrupa’ya azimet ve orada ihtiyar-ı ikamet buyurmuşlardır.

Muhalefet ve vatanperverliğin yegâne hâmi ve âmilleri olan fehametlü Prens Sabahaddin Beyefendi hazretleriyle utufetlü Şerif Paşa hazretleri haklarında ittihat ve Terakki cemiyet ve rüesa-yı hainanesinin vâki olan müfteriyat ve taarruzat-ı leimanesi sırf menafi -i zâtiye ve malûmanelerinin temini için icat edilmiş ekâzib ve eracifden başka bir şey değildir.

Mehmet Selâhattin, Bildiklerim/Muhalif hatıralar, Vadi yayınları, Ankara, 2006

Aktaran: Evin Çiçek

 

 

 

ŞERİF PAŞA

 

Güney Kürdistan’ın güçlü aşiretlerinden Baban Aşireti’nin Xendan kolundan, Osmanlı Şurayı Devlet başkanı Kürd Said Paşayê Xendanîzade’nin oğlu Şerif Paşa, 1865 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi’ni üstün dereceyle bitirdikten sonra Fransa’da Saint Cyr askeri akademisinde eğitim gördü. Mezun olduğu gibi Osmanlı sarayına babasının da etkisiyle yaver olarak atandı. 1890'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunlarından Emine Xanima Qewalî ile evlenen Şerif Paşa, sırasıyla Brüksel ve Paris’e askeri ateşe olarak gönderildi. Bu görevlerden sonra İstanbul’a döndü ve sultana karşı gelişen muhalefetin önde gelenlerinden biri oldu. Bunun üzerine 4 Mart 1898'de İsveç’e Stockholm Büyükelçiliği görevine atanarak İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve 1908'e kadar bu görevi sürdürdü. İsveç’teki özgür yaşam havasından etkilenerek Abdülhamid tarafından hiçe sayılan temel insan haklarını korumak için önceleri Kürd aydınlarının da kurucuları arasında olduğu İttihat ve Terakki ile bağlantılar geliştirdi. Bu durum üzerine Madrid sefaretine gönderilince devlet görevinden istifa ederek Paris’e gider ve Monte-Carlo’da, Mon Kief Şatosu’na yerleşir. Kimi kaynaklara göre bu bir mecburî ikamettir. Meşrutiyet ilanından sonra bir dönem İstanbul’da kalarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Pangaltı şube başkanlığını yaptı. Fakat sonradan İttihatçı devrimcilerin çok kültürlü ve çok dinli Osmanlı halklarını iyi yönetemediklerini ve ırkçı tutumlar sergilediklerini görünce cemiyetten desteğini çekerek istifa eder. İstifa dilekçesinde cemiyetin kendi ilkelerine ters düştüğünü, özgürlüklerin ırkçı tutumlarla hiçe sayıldığını dilere getirerek uyarılarda bulundu. İttihat ve Terakkiciler ona karşı imha politikası başlatınca da 1909'da Paris’e kaçmak zorunda kaldı. Paris’te İttihatçılara karşı güçleri bir araya getirmek için Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası’nı kurarak başkanlığını üstlendi. 1913 yılına kadar varlığını sürdüren fırka sonradan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı.11 Haziran 1913'te İttihat ve Terakki hükümetinin sadrazamı (başbakan) Mahmud Şevket Paşa’nın makam otomobilinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi olayına karıştığı ve azmettirdiği için Şerif Paşa gıyaben yargılanarak idama mahkûm edildi. Fakat yurtdışında bulunduğu için hükümet güçleri bir şey yapamayınca İttihatçı suikastçılar tarafından Şerif Paşa’ya Ocak 1914'te bir suikast düzenlenir. Şerif Paşa yara almadan kurtulur ve damadı suikastçılardan birini öldürür. Üzerinden çıkan kimlik onun İttihat ve Terakki’nin Selanik şubesinden olduğunu gösterir.

Kürd Şerif Paşa, İttihatçılardan ayrıldıktan sonra 1908'de kurulan Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alarak Milli Kürd davasının farkına varılması gerektiğini ısrarla belirtir. Bu tarihten sonra Kürtlerle ilgili çalışmalarda aktif rol oynar. Aralık 1914'te Kürdistan’daki İngiliz Keşif Güçleri ile Bağımsız Kürdistan için anlaşma çabasına girer fakat bu istek İngilizler tarafından kabul görmez. 1918'in Haziran ayında Sir Percy Cox ile bağlantı kurarak İngilizlerin Kürtlere yönelik daha etkili ve yaratıcı bir politika izlemesini önerir. Bu öneriler arasında İngilizler ile Kürd halkı arasında karşılıklı bir dayanışma ile Kürdistan’ın kurulabileceği vardı. Şerif Paşa, Cox ile görüşmesinde İngilizlerin Kürdlerin gelecekteki durumuna dair niyetlerini belirten resmi bir belgenin önemini vurguluyordu fakat ilhak fikrine karşı sert çıkışlar yapıyor ama İngiliz himayesinde devlet kurulabileceğini belirtiyordu. Şerif Paşa böylece yaklaşan Dünya Barış Konferansı’nda Kürdlerin haklarını garanti altına almak istiyordu. Sir Arnold Wilson bu önerilerin aslında bir siyaset dehası olan Şerif Paşa’nın İngilizlerin manda rejiminin gelişini akıllıca bir sezgiyle öngörmesine bağlıyordu.

Şerif Paşa, Stockholm’deki çalışma ofisinde, 1903 (S. Berkel Baran arşivi)

Nitekim 16 Ocak 1919'da Paris’teki Dünya Barış Konferansı’na Osmanlı delegesi olarak katılır fakat ilk oturumda Osmanlı delegasyonundan istifa ettiğini ve bu toplantıya Kürdlerin ve Kürdistan’ın temsilcisi sıfatıyla katıldığını deklere etti (Bazı kaynaklar onun direkt olarak Kürd delegesi olarak katıldığını söylerler). Konferansı Kürdler lehine etkilemek için bir dizi görüşmeler başlattı, konuşmalarında bütün dünya halkları gibi Kürdlerin de özgürlük ve bağımsızlık haklarının tanınmasını istedi.

İttihatçıların 1915 ve sonraki yıllarda gerçekleştirdikleri katliamlarla Kürdler ile karşı karşıya getirdikleri Ermeniler ile bazı ittifaklar kurdu ve İngilizlerin garantörlüğünde Kürdistan ve Ermenistan devletlerinin kurulması için girişimlerde bulundu. Ermeni temsilcisi Boghos Nubar Paşa ile bir mutabakata vararak diğer ülkelerle görüşmelerde iki halk arasında bir sorun olmadığını vurgulamaya, böylelikle Kürt karşıtı bir cephenin olmamasına çalıştı. Ne var ki, her ne kadar bu tutumu onun derin siyaset bilgisine dayanıyorduysa da Kürtler arasında İttihatçıların yaydığı propagandalar etkili oldu ve Şerif Paşa, Kürdlere ve İslam ümmetine ihanet etmekle suçlandı. Türk devleti, bu dönemde karşı bir atak geliştirerek eski şeyhülislam ve nazır İbrahim Efendi El-Haydarî başkanlığında bir Kürt sorunu çözüm komitesi oluşturdu. Bu komite Kürd Teali Cemiyeti ile doğrudan ilişki geliştirdi, bu gelişme sonrası Şerif Paşa’nın Ermenilerle yaptığı ittifak İstanbul’da Molla Saidê Kurdî (Nursi) önderliğindeki grup tarafından protesto edildi ve milliyetçi Kürd entelektüelleri arasında derin ayrılıklar oluştu. Şerif Paşa’yı Kürdistan’ı tanımamakla suçlayan bir Kürd grubu dahi türedi. Süleymaniyeli Kürd ailesinin oğlu Şerif Paşa, en son çocukluğunda Kürdistan’a gitmişti ve Barış Konferansı’nda sunduğu Kürdistan haritası Kürtlerin o gün anlayamadığı garipliklerle doluydu. Örneğin Kürd Dağı’ndan başlayarak Hatay’ın büyük bir kısmı, İskenderun, Mersin ve Adana, Kürdistan topraklarında görülüyordu. Kars ile Erzurum’un yarısı Ermenistan’a verilmiş ama karşılığında Karadeniz kıyılarından Artvin alınmıştı. Xaneqîn bölgesi olarak düşünülen Kürdistan’ın güney sınırı ise Basra Körfezi’ne kadar iniyordu. Hazar Denizi’ne ise Tahran yakınlarından ulaşılıyordu. Bunun önemini kavrayamayan Kürtler onu Kürdistan’ı bilmemekle suçlayınca Kürt Şerif Paşa çıkan huzursuzluklardan dolayı istifa etmek zorunda kaldı. Fakat 22 Mart 1919 tarihli ‘Kürd Halkının İstemleri Üzerine Memorandum’ adıyla yayımladığı broşürü, onun, Kürdler ve Kürdistan ile ilgili ne kadar kapsamlı düşüncelere sahip olduğunu ve ne derece öngörülü olduğunu tarihe kazıdı. Kürd Şerif Paşa’nın çabaları 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Barış Antlaşması’nda meyvelerini verdi. Birçok can sıkıcı koşula rağmen, Kürtlerin milli haklarının tanınması sağlandı ve Kürdleri ilgilendiren maddeler Kürd Şerif Paşa’nın istekleri doğrultusunda belirlenmişti…

Her şeye rağmen Şerif Paşa hayatı boyunca hazmedemediği bu başarısızlıktan sonra Paris’te yaşamaya devam etti. Bir dönem İtalya’ya yerleşti. Kürdlere olan kızgınlığı hiç geçmedi. 22 Mart 1951’de Catanzaro’da yaşamını yitirdi. Ölümüne kadar istihbarat mensupları tarafından izlendi ve Kürt çevreleriyle yaptığı toplantılara saldırılar düzenlendi. Vasiyeti üzerine Mısır’da eşinin yanına gömüldü.

 

 

 

NAVDARÊN KURD

 

 

 

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum