MEMDUH SELÎM BEG

1880 - 1976 Damascus

Home †|††DestpÍk††|††Ana Sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Jaladat Bedir Khan, Pismîr Cemşîd Bedir Khan, Memduh Selîm

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

by Rebwar K. Tahir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Qedrîcan, Memduh Selîm Beg, Hesenê Haco, Elî Şêxmûs

 

İlk ulusal kürt partisi Xoybun Partisi`nin önemli simalarından bir tanesi de Memduh Selim Beg´dir. Memduh Selim Beg, aslen Van´lıdır. İstanbul´da 1. Dünya Savaşı´ndan sonra gelişen kürt kültürü ve politik örgütlenme döneminin önde gelen siması Memduh Selim, bir kürt aydınıdır. Ne Bedirxaniler gibi mir (Botan Beyi), ne de Seyit Abdulkadir gibi Nehri şeyhi, ne de Babanzadeler gibi Kürdistan´ın büyük bir ailesinden geliyor. Onu daima kürt aydın hareketinin içinde görmekteyiz. İstanbul´da o dönemde kürt Teali Cemiyeti üyesidir. HÊVÎ cemiyetin yayın organı olarak çıkartılan Rojî Kürt dergisinin yazı kurulundadır. Kürtçe bölümünde, Babazade İsmail Hakkı, Dr. Abdullah Cevdet ve Bitlisli Yusuf Ziya, Kemal Fevzi ile birlikte çalışmaktadır.

“Aziz Kürtler, unutmayınız ki, siz kürt milletinin bir ferdisiniz. Tarihe karşı sorumluluğunuz vardır. Eğer biz bu sorumluluğu yerine getirmezsek, günah işlemiş kötü kişiler olacağız. Dört bin yıldan beridir ki, kürtler kendi topraklarında ve kendi vatanlarında yaşıyorlar. Şimdi ise, tarihin karanlık dönemini yaşıyoruz. Vatanımız parçalanmış, virane haline getirilmiş... Vatanımız yas içindedir. Türk Hükümeti, vahşi saldırılarını gün be gün artırıyor. Onların gayesi, kürtleri bir an önce türkleştirmektir”.

Doza Kürdistan´da ve daha bir çok yerde, İskender Bey diye arkadaşlarından anılan kişi, Memduh Selim Beg´dir. Kürt Xoybun çemiyeti, Beyrut´ta gizlice toplanmış ve kongrede Mir Celadet Bedirxan, Memduh Selim, Şahinzade, Mustafa ve Abdulkerim ile oluşturulan ve uluslararası düzeyde çalışacak olan komiteye, Kürdistan adına delege seçilmiştir.

Mehmed Uzun'un Sîya Evînê´den öğreniyoruz ki, Beyrut´tan sonra Antakya Fransız idaresindeyken gelip oraya yerleşir, güzel bir Çerkez kızı ile nişanlanır. Ama Xoybun´un bir toplantısında, Ağrı direnişini yerinde görmek gibi bir zaruret nasıl olur. Memduh Selim gönüllü gider. Ağrı´da General İhsan Nuri ile beraber olur, orada bir çok şeyi kaleme alır. Ağrı direnişinin sonuna doğru artık yapacağı bir görev yoktur. İstemeyerek İhsan Nuri Paşa´nın zoruyla döner. Nişanlısı bu iki yıl içerisinde ölüm haberini alır, başka biri ile evlenir. Bu Memduh Selim´i yıkar. Antakya (Hatay), Türkiye´ye ilhak olunca, Memduh Selim Beg orayı terk eder. Cumhuriyetin 10. yılı dolayısıyla çıkartılan Genel Af´tan yararlanmak isteği yoktur. Reddeder. O da, yeni bir evlilik yapar ve 1916´da Şam´da vefat eder.

Bütün batılı gazeteciler, kürdologlar ve oryentalistler için vazgeçilmez bir kaynak olan, çok zengin kütüphanesi, elli yıla yakın biriktirdiği dergiler, belgeler ölümünden sonra kilo ile satılır. Kemal Sülker, Türkiye sol hareketinin ismi olan cefakeşlerinden biridir. Hatay´ın Antakya kentinde doğup büyümüştür. 1944´te bu kez Hatay´a sürgün olarak gider. On yıl önce öğretmenlerimin bana verdikleri öğütlerin bulunduğu defteri karıştırdım. Kemal Sülker, felsefe, tarih, edebiyat başta olmak üzere, bütün hocalarımın öğüt defterine yazdıklarını, Yazko edebiyat, sayı 24-1982 tarihli sayısında anlatır. Bu anılar arasında Edebiyat öğretmeni Memduh Selim Bey´in de defterine yazdıklarını bize aktarır. Şimdi o satırlara gelelim.

Edebiyat öğretmeni Memduh Selim, ciddi, geniş görüşlü etkin bir kişiydi. Öğütlerini şöyle sıralamıstı: O insanlardan olunuz ki; büyük hakim ve şair Şiraz´lı Sadi ile birlikte, ben-i adem azayı yekdigerend desinler ve Lamartini gibi yüreklerinde, Portout ou I´on pleurea mon ame sa patrie. Yani: ağlanan her yerde ruhumun vatanı vardır. Deyişiyle büyüklüğü susam, damar atışlarıyla yaşasınlar.

Pasteur diyor ki: On ne demande pas a un malheureux de quelle pays au de quelle religion es-tu? Tu souffres, cela me suffit. Ta m´appartiens et je te soulageraix.


Bir felaketzedeye hangi ulustan, hangi dindensin diye sorulmaz. Istırap çekiyorsun bu bana yeter. Sen benimsin ve ben seni teselli edeceğim. Sen böyle olabiliyor musun? Böyle olabildiğin ve içtenlikle böyle olabildiğin gün, insanlık, amacını sende bulmuş demektir. Titus´ün söylediğini yazarlar: Diem ferdidi, ben günümü yitirdim. İyilik yapmaya olanak bulamadığı bir gün olunca böyle dermiş. Bir İran şairi, bu duyguları ne derin duyuyor: Ben hangi uzuv ıstırap çekse, ağlayan göz gibiyim. Her kim kederlenirse, ben hüzün duyarım.

İnsan, şair ve büyük insan, üstadım Dr. Abdullah Cevdet´in şu dizeleri ne kadar insalcıldır: Gönüllerle beraber günlümüz şad- u mukkaderdir. Dil-i tevhidimizde münferid hazz-u azap olmaz. İste ben böyle duyuyorum ve böyle diyorum. Herşeyden önce bu türlü insan. Her meslek, her sınıf, her yaş buna gereksinim duyar. Ah bu gereksinim duyulsa ve özlem olsa... Mutluluğun bir büyük gizi burdadır. Dahası var: Rüzgarın önüne düşmeyen adam yorulur ve zaman sana uymazsa, sen uy zamana ve yolundaki öğütlere kulak asma! Eskiden devlet ve hükümet sorunlarında, yalan, düzen, oyun ayıp değil, edebileşmeye yarayan hizmetler sayılırdı. Makyavelizm: Politika dedikleri iki yüzlülük, hokkabazlık...

Bugün devlet işlerinde bile kalmadı. Artık uluslararası ilişkilerde bunun adına kahpelik derken, bizler kişisel ve sosyal yaşamımızda bunu bir başarı koşulu ve aracı sayabilir miyiz? Bazılarının dedikleri gibi herkesle iyi geçinmek, hiç meziyet değil. Herkesle iyi geçinmek, biraz değil, bir çok dalkavukluk etmek ve herkese kavuk sallamaktır. Bu tam bir ikiyüzlülüktür. Herkesle iyi geçinenler, riyakarlık yapmasınlar, bakalım herkesle iyi geçinmiş olurlar mı? J.J. Rousseau Moliere´nin Misanthrope´unu eleştirirken, bu huyu da ele alır ve şiddetle hırpalayarak aşağı yukarı der ki: “Ben herkesin dostu olandan daha çok insan düşmanı olan adam tanımam. Bir adam ki, herşeyden memnundur, bütün kötülüklerin boyuna destekleyicisidir, toplumun bütün düzensizliklerinin anası olan ahlaksızlıkları yaltaklanmasıyla okşar... O adam bir insan düşmanıdır”.


Kaç çelipa´ya gerildi ruhum
Kaç yuda bu sesi gördü yanağım

Demek zorunda olacak kadar vefasızlığa uğrayan Abdullah Cevdet bize, şu iki dörtlüğüyle, bu yolda bence çok iyi bir yol gösteriyor: İştiyakım bir açık özlü, açık sözlü ere. Ah bilsen yüreğimde ne kadar çok ve derin! En güzel maskeye tercih ederim bin kere. Maskesiz çehre-i menfurunu ifritlerin. Ölmüş arslanığı tercih ile gör.

Ömr-ü mesudunu kıskanma it´in
Yaşa vaziyet-i pür izzetini
Ölmeye hazır olan bir yiğitin.

Biz bir insanlık mücadelesi karşısındayız. Bu mücadelenin gururunu ve tadını duyduktan sonra başka hiç bir gurur ve tad aramayız. İşte asıl erenlik (kamil insanlık) burdadır.

Büyük fikir adamı Cemil Meriç´e de Lise´de hocalık yapan Memduh Selim Bey´i Cemil Meriç şöyle anlatıyor:

“Bereket yeni bir hoca, bu lüzumunda fazla müşfik, zevklerinden başka programı ve metodu olmayan üstadın çok gevşettiği dizginleri biraz kıstı: Memduh Selim, Ali İlmi, bütün ziletleri ve maziyetleriyle Şark´tı, Memduh Selim İkinci Meşrutiyet´in Avrupalılaşmış bir mekteplisi Ali İlmi nerede yetişmişti bilmiyorum, Memduh Selim Mülkiye´den mezundu, Fransızca, Ermenice ve galiba kürtçe biliyordu. Abdullah Cevdet´in rahle-yi tedrisinden geçmişti. Metin, çetin ve lüzumundan fazla ciddi bir adam. İlk kompozisyon dersinde kağıda mürekkep damlattığım için numaramı bir hayli kımıştı. Laubalilikten hiç hoşlanmazdı. Noktalama, satır başlarına dikkat etme gibi, yazı yazmanın işçilik diyebileceğim yönleri üzerinde ne kada titiz davranmak gerektiğini usanmadan ihtar edecekti. Memduh Selim daha sonra tercüme hocamız da olacaktı. Chateaubriand´ın “Son İbn- i Saraç´ın Maceraları” adlı eserini onun sınıfında türkçeye çevirdik. Memduh Selim için ayrı bir jurnal yazmalıyım”.

 

 

Memduh Selîm Beg, Mîr Kamûran Alî Bedirxan, Mîr Celadet Alî Bedir Xan & Seydayê Cegerxwîn

 

 

 

 

 

Ji bo Hewwalat-î Xwo M Kerîm Rustem Beg Nîshane-y Xwoshewîsti-y min e - Memduh Selîm 1925-9-14 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürdistan Bağımsızlık Komitesi: AZADΠ

 

“Karşınızda yalnız değilim. Arkamda Mezopotamya’da muazzam bir Kürt Ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz, fakat hiç şüphemiz yoktur ki yarın torunlarımız da sizleri yok edeceklerdir.”
(Cibranlı Halit Bey)


Kürdler, Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Koçgiri, Ubeydullah Nehri, Sason ve Dersim gibi birçok ayaklanma gerçekleştirdiler, fakat hiçbiri ayaklanma 1925 Kürt Ulusal Hareketi gibi kapsayıcı bir ayaklanma değildi.

Hareket her ne kadar devletin bir politikası olarak “Şeyh Said İsyanı” adıyla sadece Şeyh Said Efendi’ye indirgenmek istense de, Cibranlı Halit Bey’in önderliğinde kurulan “Azadî” örgütü'nün gerçekleştirdiği bir harekettir. Konu ile ilgili Mehmet Bayrak “Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm” adlı kitabında şu ifadeleri dile getirmektedir:

“Sahiden hiç düşündünüz mü? Neden resmi görüş, bir Koçgiri Hareketi’ne Alişan Bey Hareketi veya Alişêr Hareketi; bir Dersim Hareketi’ne Seyit Rıza Hareketi demez de 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’ne “Şeyh Sait İsyanı“der?”

Kimi kavramları ve terimleri, çoğu kez irdelemeden, sorgulamadan egemen düşüncenin dayattığı ve bizlere kanıksattığı şekliyle söyleriz. Farkına varmadan egemen değer yargıların söylemini kullanırız. Bunun tipik örneklerinden biri de kuşkusuz Cumhuriyet döneminin en büyük Kürd Ulusal Hareketlerinden biri olan 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’dir.”

Mehmet Bayrak’ın ifadesinden de anlaşılacağı gibi devlet “Azadî" ve “Cibranlı Halit Bey” isimlerinin arka planda tutulmasını, bilinmemesini istemektedir. Bu nedenle devlet arşivi “Azadî” ve “Cibranlı Halit Bey” ile ilgili bilgileri kapalı kapılar ardında gizli tutar.

1882 yılında Varto'da dünyaya gelen Halit Bey, Şeyh Said Efendi ile teyze çocuklarıdır ve kardeşi Fatma Hanım Şeyh Said Efendi’nin eşidir.

Halit Bey 1892 yılında, II. Abdulhamid tarafından kurulan Mekteb-i Aşiret-i Humayûn’a (Mektebin amacı “Osmanlı topraklarında bulunan aşiret çocuklarına modern bir eğitim vermek” gibi görünse de asıl amacı Türkçülük'ü empoze etmek ve ders verilen çocuklar sayesinde aşiretleri kontrol altına almaktır) başlar ve ilk öğrencilerindendir. Beş yıllık bir eğitimi üçüncülükle bitirir ve İstanbul'da ki Mekteb-i Harbiye’de (Kara Haro Okulu) eğitimine devam eder. 1905 yılında okulu bitiren Mustafa Kemal ile aynı dönemde okuyan Halit Bey 1902 yılında Yaver Yüzbaşı olarak mezun olur.

Halit Bey'in öğrencilik yılları “Ulusal Mücadele” fikrinin oluştuğu yıllardır. Bu konuda Ersan Yavi, Kürdistan Ütopyası isimli kitabında şu beyanatta bulunur.

“Halit Bey’in İstanbul’daki öğrencilik yılları, Kürdistan’ın bağımsızlık hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu, dört bir yanında çatışmaların yaşandığı hareketli bir döneme rastlıyordu.

Halit Bey, kendisini Kürdler'in kurtuluşuna adamış liderlerle dolaylı ilişki kurmuştu. 1914'ten sonra ilişkilerini sıklaştırmış, 1918’de kurulan Seyyid Abdulkadir'in liderliğindeki Kürd Teali Cemiyeti'nin en aktif üyelerinden biri olmuştur.”

Mezun olduğu 1902 yılında ilk görev yeri olan Filistin'e gönderilir. Hama, Humus, Yemen’de görevini sürdüren Halit Bey, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla 1914 yılında Varto’ya dönmek zorunda kalır. Ruslar'ın bölgeyi ele geçirmesinden dolayı Palu'nun Sekerak Köyü’ne yerleşir. Ekim Devrimi ile Rus Ordusu’nun çekildiği Varto'ya geri döner.

O günden sonra tüm enerjisini Kürd Tarihi, Kürd Kültürü ve Kürdler’in örgütlenmesine harcar. Ehmedê Xanî ve Melayê Cizîrî’nin kitaplarını sadeleştirip Kürdistan’a dağıtır. Seyyid Abdulkadir öncülüğünde kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti ile sıkı bir ilişki içerisindedir. Dr. Nuri Dersimi’ye göre, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Kürdistan örgütlenmesinin sorumlusudur.

Azadî'nin Doğuşu

Bilinenin aksine Azadî, Erzurum’da değil Varto’da ortaya çıkmaya başlamıştır. 1919 yılında Kalçık Köyü'nde yapılan toplantıda Kürdistan’ın tamamını saran askeri ve siyasi bir gücün varlığı üzerinde konuşulmuştur.

Halit Bey’in yakın dostu Abdulbari Han’ın “Halit Bey'in Halkla Olan İlişkileri” adlı makalesinde, “... O dönemde yaşayanların söylediklerine göre Kalçık Köyü'nde İsmail-i Seyithan’ın evinde geniş kapsamlı bir toplantı düzenlenir. Bölgenin ileri gelen aşiret reisleri, şeyhler, din adamları ve kanaat önderleri toplanır. Bu toplantıya Şeyh Said Efendi’nin de katıldığı söylenmektedir. Söz konusu toplantıda alınan karara göre, Halit Bey Erzurum’a yerleşmelidir. Zira birçok devletin (Rusya, İran, Britanya) konsoloslukları bulunmaktadır. Hem Azadî Hareketi’nin teşkili hem de dış devletlerle ilişkilerin geliştirilmesi için Halit Bey Erzurum'a yerleşir. (1919)

“Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah'a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı biz hiç pişman değiliz. Verdiğimiz ders sayesinde torunlarımız intikamımızı alacaktır.” (Yusuf Ziya Bey)

1919 yılına gelindiğinde İttihatçılar ile Kürd Milliyetçileri arasındaki çizgi gözle görülür hale gelmişti. Türkleştirme politikalarının temeli atıldığı bu dönemde “Kürdistan” ismine alternatif olarak “Vilayet-i Şarkiye” ismi kullanılır. Gidişatın farkında olan Cibranlı Halit Bey Erzurum Kongresi’ne davet edilir. Davetin amacı Kürdistan’da büyük bir nüfuza ve saygınlığa sahip olan Cibranlı Halit Bey üzerinden Kürdler’i kullanmaktır. Okul arkadaşını iyi tanıyan Cibranlı Halit Bey daveti geri çevirerek Erzurum Kongresi’ne katılmaz ve Kongre’ye katılacak Kürd önderlerini uyarıp Kongre'ye katılmalarına engel olur. Azadî üyelerinden Hasan Hişyar Serdi, “Görüş ve Anılarım” kitabında şunları anlatır:

“23 Temmuz 1919'da M. Kemal, Erzurum Kongresi'ni düzenledi. Kongre'deki esas amacı başta Cibranlı Halit Bey olmak üzere, pek çok Kürd ileri gelenini yana çekmek idi. Büyük bir nüfuza sahip olan şahsiyetleri yanına çekmekle hem rakip arkadaşlarına karşı, hem de bölgede daha geniş alanlara iktidarını oturtmakla zorlanmayacağını iyi hesaplamıştı. İktidar vaadlerinin yanı sıra Mutkili Musa Bey, Sıpikili Abdülmecid Bey vs. şahıslara 100 altın teklif ederek istediği kararları Kongre'de ezici çoğunlukla alarak uygulamaya koymanın hesabını yapıyordu. Ancak Cibranlı Halit Bey başta olmak üzere pek çok Kürd şahsiyeti bu planın karşısında yer alarak hayata geçmesini engelledi.”

Kongre'ye katılmayan Cibranlı Halit Bey alınacak kararları “Kendisi ve Kürt aşiretleri adına” kabul ettiğini dile getirir. Bu sözleri söylemesinde ki amaç kararları kabul ettiğinden değil bir asker olarak gözleri üstüne çekmek istememesinden kaynaklanmaktadır.

Bolşeviklerin raporunda “Başından itibaren tüm gücü ve imkanlarıyla kendisini Kürd tarihi, dini ve sanatına ilişkin araştırmalara vererek yüksek bir mertebeye ulaştı... Şimdi ise o Kürder’in en kabiliyetli okumuş insanıdır.” diye anılan Cibranlı Halit Bey Kongre'nin yapıldığı zamanlarda Varto’da Azadî'nin temellerini atıyordu. Azadî’nin kuruluşu ile ilgili olarak araştırmacı Garo Sasuni şöyle der:

“Türk tehlikesinin yalnız kendilerini yönelmiş olduğunu anlayarak 1920 yılının Kasım ayında Cibranlı aşiret reisi Albay Halit, Bitlis mebusu Ali Rıza (Yusuf Ziya Bey) ve Kemal Fevzi Beyler ile Şeyh Sait Nakşibendi’nin yönetiminde bir iç örgüt kurmaya yöneldiler. Bu örgüt Kürd ulusu içerisinde yavaş yavaş kök salarak, birkaç yıllık bir çalışmadan sonra mükemmel bir ağ halinde bütün Kürdistan’ı sardı.”

Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Kürdistan bölge sorumlusu Cibranlı Halit Bey Cemiyet içerisindeki fikir ayrılıkları ve Kürdistan merkezli bir yapının gerekliliğinden dolayı böyle bir girişimde bulunmuştur.

İllegal bir yapı olan Kürdistan İstiklâl (Bağımsızlık) Komitesi yani Azadî askeri ve siyasi bir örgüttür. Örgüt ilk etapta ordu içerisindeki milli bilince sahip Kürd subayları örgütlemiştir. Cibranlı Halit Bey’in asker olması ilk kitleninde asker olmasının nedenidir. Bu subaylar arasında İhsan Nuri Paşa ve Yüzbaşı Hakkı gibi isimler vardır. İkinci etap aşiret liderleri ve diğer Kürd yapılanmalarıdır. Muhteşem bir ağ halinde ilerleyen örgüt Kürdistan Teali Cemiyeti, Hêvî gibi yapıları bir çatı altında toplar ve Hacı Musa Bey, Hesenanlı Halit Bey gibi isimleri de örgüte dahil eder. Son olarak daha çok Norşin Şeyhleri gibi ruhani liderler aracılığıyla kitlesel hale gelir.

1920’ler de Azadî ilk bildirisini yayınlar. Bildiride devlet ile ne şartlar ile görüşüleceği maddeler halinde yazmaktadır. Altında “Kürdistan İstiklâl ve İstihlas Komitesi Merkez-i Umumisi” ismi yer alan metnin türkçe’si şöyledir:

"1. Kürdistan Komitesi, hiçbir devletin âleti değildir. Gayesi, meşru olan ulusal haklarını elde etmektir. O da:
Millî sınırlarının ayrılıp belir-lenmesiye hizmetlerde ve içişlerinde bağımsız bir merkeze ve bağımsız bir yönetime sahip olması,

Ulusal sınırları içerisinde Kürtçe'nin resmî dil olarak kabulü,

Kendi memurlarının kendilerinden olması,

Jandarma teşkilâtının Kürdler'e ait olması,

Kürt erlerle subayların müşterek orduda (türkler ile kürdler'den meydana gelecek orduda) özel kıt'alar oluşturulmasıyla kürd dilinde talim ve terbiyeye tabi tutulmaları talep edilmektedir.

Ulusal gayenin elde edilmesine kadar savaşa devam edilecektir. Dış ve iç zararlarla akan kardeş kanlarının maddî ve manevî sorumluluğu, Ankara Hükümeti'ne aittir.

Komite, davayı barış yoluyla halle ve arzu olunacak yerlerdeki şubelerini görüşmelere memur etmeye hazırdır.

Akıtılacak kan oranında kürdler'in ileri sürecekleri şartlar ağırlaşacaktır.

Kürdistan Bağımsızlık ve Kurtuluş Komitesi Genel Merkezi"


Bildirinin orijinal metni:

“Sefiller!... Sizi ayağımızın altında çok alçak ve küçük görüyorum. Biliniz ki Kürd bir ağaç değildir, ölür fakat eğilmez!...
(Molla Abdurrahman )

Azadî'nin Hedefleri:

1 - Azadî Hareketi’nin kuruluş amacı ve en büyük hedefi Büyük Kürdistan Devleti’ni kurmaktır.
Örgütün isminden de anlaşılacağı üzere ilk hedef Kürt Ulusunu özgürlüğüne kavuşturmaktı. Bu hedef ancak ve ancak tüm Kürtler’i içinde barındıran Büyük Kürdistan Devleti ile gerçekleşebilirdi. Bu düşünce ile hareket eden Kürdistan İstiklâl Komitesi dış şubeler tüzüğünün birinci maddesi şöyledir:

“Komite'nin amacı kürdler arasında birliği sağlamak ve ... Kürdler’in bağımsızlığını sağlamaktır.”

Azadî'nin aktif üyelerinden olan Yüzbaşı İsmail Hakkı örgütün amacını şu şekilde açıklar:

“Komite'nin ulusal çalışmalarının bütün amacı, kürdler’e kendi kültürlerini unutturmamak, onlara türk’ün “kan ve demir” siyasetini anlatmak ve her ne pahasına olursa olsun türk boyunduruğundan kurtularak bağımsız bir Kürdistan kurulmasının zorunlu olduğunu göstermekti.”

Örgütün lider kadrolarından Kemal Fevzi mahkeme salonunda “Evet, ben, kürdlük için ve bir kürd hükümeti kurulması için çok çalıştım...” diyerek hedeflerini vurgulamaktadır.

2 - Hiçbir din, mezhep ve ideolojiye bakılmaksızın “Kürt” olan bütün birey ve yapıları tek bir çatı altında toplayıp organizeli bir şekilde hareket etmek.

Ulusal mücadelenin başarılı olabilmesi için “milli” değerler etrafında birleşmek gerekir. Bunun farkında olan Kürdistan İstiklâl Komitesi, Kürdistan'da bulunan bir çok yapıyı Azadî çatısı altında birleştirmiştir. Ve yine Yüzbaşı İsmail Hakkı şöyle der:

“Bu örgüt kısa zamanda Türkiye Kürdistanı'nda altı büyük şehirde örgütlendi ve çalışmaya başladı. Kürdistan’ın legal ve illegal derneklerini (örgütlerini); Kürdistan Teali Cemiyeti, Teşkilat-i İçtimaî, Hevi, demokrat ve sosyalist Kürdistanlılar bir araya geldi.... Bu şekilde 1921-1922 yıllarında Türkiye Kürdistanı'ndaki bütün legal ve illegal siyasi parti ve örgütler, “Kürdistan Bağımsızlık Komitesi” bayrağı altında bir araya geldiler.”

3 - Kürdistan’ın dört bir yanında ayaklanmalar çıkararak bölgeyi kontrol altına almak.

Azadî’nin hedefi bütün bölgede planlanmış bir şekilde ayaklanmalar gerçekleştirmek ve bu sayede askeri gücü ele geçirerek bağımsızlık ilan edilecekti. Konuyla alakalı Robert Olson şunları söylemektedir:

Azadî, tüm Kürdistan’da küçük ayaklanmalar çıkarmak istiyordu. Böylece türk ordusundaki subayların yüzde ellisinin kürd olduğu iddiasının da kanıtlanarak, yabancı güçlere amaçlarının olabilirliğini görebileceklerdi.”

1924 yılına gelindiğinde bağlantılar gelişmekte ve hazırlıklar yapılmaktadır. Şeyh Said Efendi’nin de bulunduğu bir kongre düzenlenir ve Azadî’nin ilk kongresidir. Kongre de iki karar alınır. Alınan kararların ilki şu şekildedir:

“Kürdistan’da genel bir ayaklanma başlatılacak ve bunu bağımsızlık ilanı izleyecektir. Ayaklanma bütün ayrıntılarıyla planlayacak ve bu iş uzun zaman alacağından, katılanlar, kendilerinden beklenen görevlerle ilgili olarak tam bilgilendirilecektir.”

Örgüt lideri Cibranlı Halit Bey Kürdistan’ın coğrafi özelliklerini de dikkate alarak kış aylarında yapılacak ayaklanmanın uzun sürmeyeceğini iyi biliyordu. Bu yüzden ayaklanmanın bahar ayında yapılmasını istiyordu. Halit Bey’in talimatı şu şekildeydi:

"Herin tevdîra xwe bigrin. Kînga dara pel vekir, çîya însan hewandin, lingê hespa li axê ket; hûn jî amade bûn, emê dest bi serhildanê bikin.”

(Gidin tedbirlerinizi alın, ne zaman ki ağaçlar yaprak açtı, dağlar insan barındırdı, atların ayakları toprağa değdiyse; sizler de hazır olun, ayaklanmayı başlayalım)

Yücel Emrah
16 Kasım 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Memduh Selîm, Celadet Bedirxan, Kamûran Bedirxan, Yadîn Beg & Sadıyê Talha

 

 

 

 

 

 

 

 



Bi Mîr Celadet Alî Bedirxan re


Şöyle diyor Cemil Meriç onun için: “Memduh Selim, mülkiyeden mezundu, fransızca, ermenice ve kürtçe biliyordu. Abdullah Cevdet´in rahle-i tedrisinden geçmişti. Metin, çetin ve lüzumundan fazla ciddi bir adam. İlk kompozisyon dersinde kağıda mürekkep damlattığım için numaramı bir hayli kırmıştı. Laubalilikten hiç hoşlanmazdı. Noktalama, satır başlarına dikkat etme gibi, yazı yazmanın işçilik diyebileceğim yönleri üzerinde ne kadar titiz davranmak gerektiğini usanmadan ihtar edecekti. Memduh Selim daha sonra tercüme hocamız da olacaktı. Chateaubriand´ın 'Son İbn-i Saraç´ın Maceraları' adlı eserini onun sınıfında türkçeye çevirdik. Memduh Selim için ayrı bir jurnal yazmalıyım”.

 

 

 

Memduh Selim Bey, 1910-1930 yıllarında Kürd Ulusal Mücadelesi kapsamında büyük emekler verdi.

Kürd Millet Fırkası Parti’sinin kurucu olan Memduh Selim Bey, Rojî Kurd yazarlığı yaptı. Xoybun’un kurucuları arasında yer aldı.

Fransızca’dan kürdçe ve türkçe’ye çeviriler yaptı.

Mehmed Uzun’un Sîya Evînê romanının kahramanıdır.

Aynı zamanda ‘Yazar ve Düşünür’ Cemil Meriç’in hocalığını da yapmıştır.

Ağrı Kürd Ayaklanmasına katılıp, özgürlük mücadelesini sürdürmüştür.

Büyük bir k ürd entellektüeli olan Memduh Selim Vanlıdır.

Ağrı Kürd Ayaklanmasında “öldüğü” söylenerek, çok sevdiği nişanlısı başkasıyla evlendirilmiştir. Memduh Selim için bu durum ‘yıkıcı’ olmuştur.

Mücadeleye katılmadan önce Aşkı ve davası arasında bir tercih yapmak zorunda kalmış; Tercihi davası olmuştur.

Büyük kürd entellektüelinin hayali;

Kürdlerin özgürlüğü...
Sevdiği kadınla yaşamak...
Van Gölü kıyısında Bahçeli bir eve sahip olmak...

Hiç bir hayali gerçekleşmedi. Şam’da hayallerinden uzak ve kırgın bir yürekle hayata veda etti...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


NAVDARÊN KURD

 

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum