THE GREAT RING WALL OF THE WORLD

THE SECOND GREAT WALL IN THE WORLD

In Amida - Agusta
(Diyarbekr)

 

An Ancient Mystery

The Great Ring Wall of The World in Diyarbekir in Northern Kurdistan is an architectural master piece. It is the second great ring wall of the world but the first when it comes to citadells. It is 5800 m long. It has 82 towers, the wall is 4 m wide, and 17 m high.

It is believed that it was built a thousand years after the agricultural revolution that took place in this particular area. Even today Diyarbekir vicinity is the Middle East's wheat stocks. Cultivation Revolution (Agrar Revolution) took place for about 11 thousand years ago. When the people need to protect production surplus against looting it is believed the citadells became a social need.

The Roman Emperor Justinian let it be renovated year 349 AD

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Derê Romê - The Roma/Western Port

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Amîda Perspektîv

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Derê Romê - Port of Roma

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Keleha bêserûber dirêj.. û bêxwedî..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Keleha bêserûber dirêj.. û bêxwedî..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Xana [Çûka] Zerzûlan (Hesen Paşa)

 

 

 

 

 

 

The Caravanserai (Hotel from the 15th century) ZERZULAN (Hasan Pasha) in old city of Diyarbekir

 

 

 

 

 

 

 



Xana [Çûka] Zerzûlan (Hesen Paşa)

 

 

 

 

 

 

 

Xana [Çûka] Zerzûlan (Hesen Paşa)

 

 

 

 

 

 

 

Gabriel'i - Surları Kurtaran Adam'ı Minnet ve Şükranla Anıyoruz

 


Vecdi Erbay  

DİYARBAKIR – “12 Eylül’den sonra Köy Hizmetleri’nde çalışan 14 arkadaşımızı işten attılar önce. Sonra, Dersimli bir müdür muavini vardı, bir gün dedi ki bana, ’17 kişilik bir liste daha hazırlamışlar. Aralarında senin de adın var. Emekli olabiliyorsan emekli ol, yoksa tazminatını da alamayıp işten atacaklar seni.’ Köy Hizmetleri’nden önce bir yıl Devlet Su İşleri’nde çalışmıştım. Askerlik de yapmıştım. Bunları toplayınca emekli olabiliyordum. Emekli oldum. Bir arkadaşımız emekli olamadığı gibi iki yıl da hapis yattı. Bütün emekleri heba oldu gitti.”

Mehmet Sevik, çocukları ve torunlarının işlettiği Arsev Kafe’de anlatıyor bunları. Kafe kendisinin aslında. 45 yıldır oturduğu Fiskaya Mahallesi’nin üstündeki yol kenarında yıllar önce açtığı çay ocağını zamanla ferah bir kafeye dönüştürmüş. Çay ocağı açmadan önce yaptığı işleri ise şöyle anlatıyor: “Emekli olduktan sonra 3-4 yıl çalışmadım. Emekli ikramiyesi bitti, emekli maaşı yetmemeye başladı. Çünkü 6 çocuğum okuyordu. İnşaat işlerini seviyordum. İnşaat işi yapmaya başladım ve 9 yıl Devlet Hastanesi’nin küçük işlerini yaptım.”

Mehmet Sevik, hikâyesini usulca anlatırken araya girip, “Neden işten atmak istediler seni?” diye sordum. Çok kısa bir soruyla cevap verdi: “Bugün Kürdü neden hapse atıyorlar?” Sonra gülerek, “Bilerek soruyorsun bu soruları. Sen sor ben anlatırım, merak etme” dedi.

Aslında Mehmet Sevik’le konuşmamıza neden, kafenin giriş kapısına yakın duvardaki bir resim oldu. Duvardaki resim Albert Louis Gabriel’e aitti. Tarihe, tarihi eserlere meraklı herkesin ama özellikle Diyarbakırlıların minnettarlıkla hatırlaması gereken bir isim Albert Louis Gabriel.

‘DİYARBAKIR SURDUR’

Mehmet Sevik, bu minnettarlığı kafesinin ön duvarına resmini işleyerek gösteren bir Diyarbakırlı. Gabriel’i hakkında bilgi edinmesi de ilginç olmuş. “1974 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam. Kahvede oturuyordum ve yan masada bir adam bir kitap okuyordu. Kitabın kapağında Gabriel’in fotoğrafı vardı. Adam o kadar uzun okudu ki kitabı merak ettim. Masasına geçerek ne okuduğunu sordum. Okuduğu kitap Gabriel’i anlatıyordu ya da Gabriel’in bir kitabıydı. Adam dedi ki ‘Diyarbakır’ın surlarını kurtaran Gabriel’dir.’ İşte ben o günden sonra bir daha unutmadım Gabriel’i. Çünkü Diyarbakır surdur, surlar olmasa Diyarbakır da olmaz.”

Aradan zaman geçiyor ve Mehmet Sevik, Meryem Ana Kilisesi’nde çalışan Lütfü Dokucu ile dostluğunu ilerletiyor. Bir gün Lütfü Dokucu’ya, Gabriel’den söz ediyor Sevik. Lütfü Dokucu ona, Gabriel’in Diyarbakır’dan Fransa’ya göç etmiş bir Süryani olduğunu söylemiş. “Ben bilmem” diyor Sevik, “Kitaplarda da Gabriel’in Diyarbakırlı Süryani olduğu yazmıyor herhalde ama Lütfü’nün bana anlattığı buydu.”

Sevik, adını ilk kez 1970’li yıllarda duyduğu Gabriel’i hiç unutmamış. 1990’lı yıllarda kafeyi açtığında Gabriel’in adını yazdırıyor duvarlara. Dostları sormuşlar tabi, “Kimdir bu Gabriel? Başka isim mi bulamadın?” diye. Gabriel’i tanımadan vefa borcunu nasıl anlatabilir ki insan? Sevik de “Siz anlamazsınız, ince iştir bu” demiş. Sevik gülerek söylüyor bunu ama doğrusu da budur zaten, vefa incelik ister.

Suriçi’ndeki çatışmaları da konuşuyoruz Mehmet Sevik’le. Bu çatışmalar sırasında başta Kurşunlu Cami olmak üzere tescilli birçok yapı da tahrip oldu. Suriçi’ndeki 6 mahalle, 2015’ten bu yana yasaklı. Son durumunu gösteren fotoğraflardan anlaşılan o ki bu altı mahalle yerle yeksan olmuş durumda.

Mehmet Sevik, 2015’te birkaç saatliğine kaldırılan sokağa çıkma yasağı sırasında gidebilmiş Suriçi’ne. Kurşunlu Cami’sinin nasıl tahrip edildiğini görmüş ve bir daha da ayak basmamış Suriçi’ne. “İçim el vermiyor, vicdanım kabul etmiyor. Altı mahalle yok olmuş, gidip neyi göreceğim? Askerler, polisler oradan çekilmeden de bir daha gitmeyeceğim oraya.”

Sevik’e sordum: “Gabriel surları kurtardı, sence Suriçi için ayrıca bir Gabriel’e mi ihtiyaç var?” Sevik, şöyle cevap verdi: “Yeni bir Gabriel’e değil, merhamete ihtiyaç var. Merhametli kimsekalmadı.”

 

 

 

SURLARI KURTARAN ADAM

İşe yaramadığını söylediği dışarıdan alınmış bir ilkokul diploması var Mehmet Sevik’in. Okuma yazmayı hatta Türkçe konuşmayı da askerde öğrenmiş. Kolay olmamış tabi öğrenmesi, birçok eziyetler çekmiş. Bir gün bir komiser, “Hem benim kadar Türkçe biliyorsun hem de Kürdüm diyorsun” diye çıkışmış Sevik’e.  Sevik, “İyi ki öğrenmişim bu dili, yoksa senin gibi bir zalime nasıl cevap verebilirdim şimdi” diye karşılık vermiş.

Şimdiye kadar 7 kez gözaltına alındığını, 5’inde ağır işkence gördüğünü söyleyen Sevik’in anlattığı bu küçük anıyı, Gabriel’i sadece duyduklarından tanıdığını hatırlatmak için yazdım. Kaynaklar ise Gabriel’in surları kurtarma hikâyesini özetle şöyle anlatıyor:

Albert Louis Gabriel, 1883’te Fransa’da doğmuş. Sorbonne’da güzel sanatlar ile edebiyat okumuş, Paris Üniversitesi’nde doktora yapmış. Gabriel 1926 yılında Türkiye’ye geliyor ve Darülfünun’da Arkeoloji-Sanat Tarihi dersleri vermiş. 1930 yılında Milli Eğitim Bakanlığı ile anlaşarak, Mezopotamya’daki eserler hakkında araştırma yapmak üzere yola çıkar. Hasankeyf’ten Van’a kadar sürer yolculuğu. Eserlerin fotoğraflarını çeker, çizimlerini yapar, metinler yazar.

1930’lu yıllarda geldiği Diyarbakır’daki manzara ise korkunçtur. Dönemin valisi Faiz Ergun’un talimatıyla Dağkapı-Mardinkapı arasındaki surlar top atışlarıyla yıktırılmaktadır. Surların yıkımına gerekçe olarak, “ Sur içine hava girmiyor. Bulaşıcı hastalıklar yaygınlaşıyor. Hava sirkülasyonu olsun diye surları dinamitliyoruz.”

Gördükleri karşısında dehşete düşen Albert Louis Gabriel, Milli Eğitim Bakanlığı’na rapor yazar. Diyarbakır surlarının tarih ve arkeolojik açıdan paha biçilmez olduğunu belirten Gabriel, yerel makamların başlattığı bu yıkımın bir an önce durdurulmasını ister.

Not: Albert Louis Gabriel ve çalışmaları hakkında bilgi edinmek için “Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler” adlı kitaba bakılabilir. İlk kez 1940 yılında Fransızca yayımlanan kitap, 3 yıl önce Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın (DİTAV) katkısıyla Dipnot Yayınları’ndan çıktı.

 

 

 

AMIDA - Diyarbekir

 

Older Pictures of AMID[A]

The Ancient Amida

An Ancient Misterious

AMIDA PERSPEKTIVE
Wêneyên Keleha Amîdayê

Beautiful Houses of Amida
The reliefs, ornaments and animal figures On the Kurdish Ancient City Wall in Amida (Diyarbekir)
Kurdistan's Forts

CHURCHS OF KURDISH AMIDA

 

KURDISH CITIES


 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum