ERXENÎ
Arghana - Argonia
('Ergani')

Home †|††DestpÍk††|††Ana Sayfa

Sevgili dost ve arkadaşlarım Erxenî'den Şef Remo, Înglîz, Aytekîn, Ato, Çelîşkî Misto, Kunta Kinte, Ker Umer, Karatecî Feyzî, Murad, Milli Mesele Misto, Şewqiyê Zîla
ve cennetmekan Fahri Yokuş'un sevgili hatıraları için bir yadigar olsun.. Goran Candan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dîmeneke giştî ya Erxeniyê ji ewca (doruk) Meqêm - ji serê Çiyayê Zilkîfî

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Arghana - Argonia, Erxenî ("Ergani") 1940s

 

 

 

 

 

 

 

 

Çiyayê Zilkîf Pêxember (Meqam) li Arghana - Argonia, Erxenî ("Ergani")

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hilar Neolithic Caves in Erxenî (Argonia), Photo© by SIDIK GÜNES

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Arghana Maden in Kurdistan 
Zeitschrift für praktische Geologie - 1925


 

 

 

 

Gülbaran'ın Gülleri



Sedat Eroğlu

 

 

 

 

 

Kotê Berçem. (Çay Önü Ergani) - Amerikalı prof Mr James Braidwood (ayakta, kır saçlı), Diyarbekir sömürge valisi Ali Riza Yardanakul (kravatlı).
Ana rahminde olduğu gibi ayakları karınşarına doğru çekilmiş durumda gömülü bulunan insan mezarının başında. Foto: Mihemed Mercan

 

 

 

 

 

 

 

Kotê Berçem. (Çay Önü Ergani) - Kotê Berçem. (Çay Önü) - Amerikalı prof Mr James Braidwood (ayakta, kır saçlı),
Diyarbekir sömürge valisi Ali Riza Yardanakul (kravatlı).
Ana rahminde olduğu gibi ayakları karınşarına doğru çekilmiş durumda gömülü bulunan insan mezarının başında.
Foto: Mihemed Mercan Foto: Mihemed Mercan


Dikkat ederseniz kürd millî bilncinin oluşmasının önünü almak için kürd tarihini yok etmek amacıyla
işgalci türk devleti bu alanı da Heskîf ve diğer çay önü kültürü olan kürd tarihi sitelerini 1960'lardan bu yana
baraj projeleri uygulayarak sular altında bırakarak yok ediyor.

 

Dünyada ilk mozaik
Çayönü’de kullanıldı

Çayönü kazılarında çok ilginç bulgular elde edildi.
· Onbin yıl ö,nce insanlar mimari yapılaşmayı biliyorlardı.
· İnsanlar ölen çocukları tıpkı ana rahmindeki gibi, ayakları karınlarına çekik gömüyorlardı.Bu şekilde gömülü 155 çocuğun iskeleti bulundu.
· Onbin yıl önce Çayönü’de evlerin tabanlarına mozaik döşeniyordu.

-------------------------------

Bölgemizde, tarihe damgasını vurmuş ören yerleri arasında Ergani ilçesi yakınındaki ÇAYÖNÜ höyüğünün önemli yeri vardır.
Mezopotamya’nın bereketli topraklarının bir ucunda yer alan ÇAYÖNÜ, Zülküf Dağı’nın eteklerinde uzayıp giden Ergani ovasında ve ilçeye 7 kilometreuzaklıktadır.

ÇAYÖNÜ de, Mezopotamya’daki diğer medeniyetler gibi bir akarsuyun kenarında, Boğazçay deresinin kuzeyinde kurulmuştur.
Günümüzden en az 10 bin yıl önce, mağaralarda ilkel bir yaşam süren, ya da göçebe yaşayan insanların dünyada ilk kez düze inip yerleşik yaşama geçtikleri ve tarım yaptıkları yer olduğu kanıtlanan ÇAYÖNÜ bölgesinde 1960’lı yıllarda yapılan bilimsel kazı ve araştırmalarda ilginç ve önemli bulgular elde edildi.

Çayönü Höyüğü ile yakınındaki Hilar köyündeki antik çağdan kalma mağaralar ve kaya mezarlarının varlığı aslında çok önceden, yüz yıl öncesinden biliniyordu.

1900’lü yılların başında bölgeyi gezen Amerikalı coğrafyacı Elswort Huntington Hilar’daki kaya mezarlarını görmüş ve bunların Hititler döneminden kalma olduğunu öne sürmüştü.

Sonrasında 1946 yılında Türk Tarih Kurumu adına bölgede geniş bir araştırma yapan İ. Kılıç KÖKTEN, Geyik İstasyonu ile Hilar köyü arasında çakmaktaşı tabakalarına rastlamış, ayrıca da bölgede Orta Paleolotik döneme ait bir açık hava yerleşiminin varlığını da saptamıştı.
Ne var ki, İ. Kılıç Kökten’in araştırmaları öylece kalakaldı…
1963 yılına kadar.

Ne garip, 1900’lü yıllarda bu bölgeye dikkat çeken Amerikalı Huntington’dan 63 yıl sonra yine bir Amerikalı gelerek kazıları başlattı…
Bu araştırma ve kazılar sonrasında da Çayönü bölgesinin, göçebe ve mağara insanlarının ilk yerleşik düzene geçip tarım yaptıkları yer olarak tarihe geçti…

İstanbul Üniversitesi ve Şikago Üniversitesi işbirliği ile Hilar Köyü karşısındaki Çayönü höyüğünde başlatılan kazılarda 10 bin yıl önceki insanların, mimari yapılaşmayı öğrendiklerine, bir başka deyişle medeniyete adım attıklarına dair önemli bulgular ve belgeler elde edildi.
İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halet Çambelile Şikago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert J. Braidwood’un denetiminde yapılan kazılarda M.Ö. 3’ncü bine ait bir yerleşimin altında, en az 10 bin yıl öncesine ait bir başka köy yeri bulundu.

Gelişmiş bir mimariye sahip oldukları halde burada yaşayanlar henüz pişmiş toprak kap kullanmayı bilmiyor, ancak öğütme taşları, çakmak taşı, obsüdyen ve kemikten yapılmış çeşitli kesici ve delici aletleri kullanmayı biliyorlardı. Ayrıca burada bolca tahıl fosiline de rastlandı... Buradan elde edilen bazı buluntular Diyarbakır Müzesi’ne verildi. Bazıları da incelenmek üzere Amerika’ya götürüldü.

O yıllarda gazeteci olarak, zaman zaman Diyarbakır Valisi Ali Rıza Yaradanakul, Tarihçi yazar Dr. Şevket Beysanoğlu ile Diyarbakır’ı Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Adil Tekin’le kazı yerine yaptığımız gezilerde, buradaki ekibi her seferinde yeni bir buluntunun sevinci ve heyecanı içinde buluyorduk.

Yıllar süren kazıların birinde bulunan taştan oyulmuş bir mezar, uzmanları çok heyecanlandırmıştı.

Bu mezarda küçük bir çocuğun iskeletinin tıpkı ana rahminde olduğu gibi, dizleri karnına doğru bükük olarak bulunması uzmanları şaşırtmış, ilkel denilebilecek bu insanların bir ceninin ana rahminde duruş şeklini nasıl bilebilecekleri geniş yankı bulmuş, uzun süre tartışılmıştı.

İLK MOZAİK

Bilim adamlarını şaşırtan bir başka buluntu da burada M.Ö. 6700 yıllarında yaşayan insanların yapılarının döşemelerinde bir tür mozaik kullandıkları oldu.

Taş döşemeli, kocaman taş duvar temelleri, kireç taşından yapılma, üst kısımları dikme taşlarla donatılmış bir yapının döşemesinin alacalı, pembe bir blokaj üzerine harca oturtulmuş ve yüzü sürtülerek perdahlanmış küçük taş parçacıklarından oluşan 7,50X9,50 metrelik bir tür mozaik ile karşılaşınca hayli şaşırmışlardı.

O güne kadar, mozaiklerin dünyada ilk kez Romalılar tarafından Atina’da kullanıldığı sanılıyordu.

Oysa burada elde edilen bulgularda insanların mozaiki dünyada ilk kez Diyarbakır’da ve Çayönü yerleşim yerinde kullandıkları kanıtlanmış oluyordu..
.
ÇAYÖNÜ, ÇATALHÖYÜKTEN ESKİ

ÇAYÖNÜ ile birlikte, Diyarbakır-Ergani yolu üzerindeki Girikhacıyan höyüğünde de araştırmalar yapan Prof. Dr. Halet ÇAMBEL, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Kazı çalışmalarımızı Çayönü üzerine yoğunlaştırdığımızdan ne yazık ki Güneydoğu Anadolu’nun çok geniş alanlarını araştıramadık. Oysa buralarda Çayönü’nün çağdaşı, çok değişik buluntu topluluklarına sahip yerleşmelerin bulunması büyük bir olasılıktı.

Çayönü’ndeki kazılarda çoğu çakmak taşından, bir miktar obsidyenden yapılma yontma taş aletleri bulunmuş ve bol sayıda mikrolite rastlanmıştır. Murçlama ve aşındırma yöntemiyle bazalttan yapılmış öğütme ve ezgi taşları, havan elleri, perdahlı, perdahsız baltacıklar, kemik aletler, sert kütlelerden yahut mermerden yapılmış bezekli veya bezeksiz kap parçaları, bilezik, gerdançe, boncuk, kilden insan figürleri, çoğunlukla kadın ve hayvan heykelcikleri gibi çeşitli kalıntılar elde edildi...

Bitki kalıntıları arasında buğdayın ilkel bir türüne rastlanmış, koyun, domuz ve köpeğin evcilleştirildiği anlaşılmış, evcil keçinin var olduğuna dair izler bulunmuştur...”

Çayönü kazılarından önce, Anadolu’nun en eski yerleşim yerinin M.Ö. 7100-6300 yılları ile tarihlenen Konya’daki ÇATALHÖYÜKolduğu sanılıyordu.

Bilim adamlarınca Çayönü’ndeki yerleşimin M.Ö. 7250 yılına kadar uzandığı saptanınca, buranın EN ESKİ olduğu da böylece kanıtlanmış oldu.
Bu konuda bilim adamlarından Ufuk ESİN, Toplum ve Bilim Dergisi’nin 6 ve 7. sayılarında yazdığı bir makalede şöyle der;

“Şimdilik Çayönü, yalnız Anadolu’nun değil, bütün güneybatı Asya ve eski dünyada günümüzden 9 bin yılın başlarında ilk karma besin ekonomisini gerçekleştiren insan topluluklarının yaşadığı bir yer olarak uygarlık tarihindeki yerini almaktadır.”

TANRILARA KURBAN EDİLEN ÇOCUKLAR

İlki 1963 yılında başlayan ÇAYÖNÜ kazıları, aralıklı olarak 1980 sonuna kadar sürdü.

Her seferinde de ilginç sonuçlar alındı. İlginç buluntular ortaya çıkarıldı.
Bu buluntuların en ilginci, 1984 yılındaki kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal bir binanın tabanı altında, toprağa gömülü yüzlerce insanın yanmış kafatası ve iskeletinin bulunması oldu.

Uzmanlar ilk bakışta buranın tanrıların gazabını dindirmek üzere insanları ateşe atarak kurban ettikleri bir tapınak olduğunu öne sürdüler ise de kesin bir yargıya hala varılmış değil.

1984 yılındaki bu kazılarda toplam 243 kafatası ve iskelet bulunmuştu..
Ankara’da 1986 yılında düzenlenen “Çayönü Kazıları” ile ilgili sempozyuma sunduğu bildiride bu konuda bilgi veren bilim adamı Metin ÖZBEK, bulunan kafatası ve iskeletlerin büyük bölümünün bebek yaştaki çocuklara ait olduğunu anlatırken şunları söylüyordu.

“Her cins ve yaştan toplam 243 insana ait iskelet kalıntısının gün ışığına çıkarıldığı Çayönü yerleşmesi, yakın doğunun en büyük NEOLOTİK topluluklarından sayılmaktadır.”

Bulunan iskeletlerin üç grupta incelendiğini anlatan Metin ÖZBEK şu bilgileri verdi.

Birinci grupta yanmış 72 kafatası var.

İkinci grupta 16 kişinin iskeleti olarak duruyor.

Üçüncü grupta ise, evlerin tabanı altında ayakları karınlarına çekik HOCKER pozisyonunda 155 kişinin iskeleti yer alıyor.

Kafatası ve iskeletlerin yapılan incelenmesinde Çayönü yerleşmesinde bebek yaştakilerin ölüm oranları hayli yüksektir. Bunların yüzde 48,6’sının doğumdan itibaren 5 yaşına gelmeden öldükleri anlaşılmaktadır.
Yetişkinlerde ortalama ölüm yaşı 30,9’dur. 50 yaşını geçmiş olanların sayısı ise sadece 2’dir..:

Bilim adamları, 1984 kazılarında ortaya çıkarılan bu binanın Neolotik Çağ kafatası kültü ile ilgili olarak bu güne dek Önasya’da gün ışığına çıkarılan en büyük anıtsal yapı olduğunu öne sürüyorlar.

Kuşkusuz Mezopotamya’da Çayönü değerinde daha pek çok yöremiz var. Zaman zaman yapılan araştırmalarda, kazılarda önemli buluntular ortaya çıkarılıyor.

Örneğin, 1988 yılında kazıları başlatılan Göksu Çayı yakınındaki Üçtepe Höyüğünde, Bismil’de Batman Çayı kenarındaki Demirköy höyüğünde, Batman’ın Kozluk ilçesi yakınındaki Hallençemi höyüğünde, Yakın zamanda Harran’da ortaya çıkarılan gemişi 11 bin yıl öncesine varan Göbeklitepe ile yine yakın zamanda kazı ve araştırmaların başlatıldığı Çınar İlçesi yakınındaki Kale-i Zerzevan’da bölgemiz, Mezopotamya tarihine ışık tutan çok önemli bulgular elde ediliyor…

Yine de bu araştırmaların yeterli olduğu söylenemez
Ve artık bölgemiz üniversiteleri harekete geçmeli bu alana yoğunlaşmalılar.

M. Mercan

 

 

 

Ergani Ziraat Tarihi için oldukça önemli bir belge:

Bugün Ergani'de neredeyse bütün bağlar kör edilmişken ve bir tek yük bile şarap üretilmez hale gelmişken bakın 1710 tarihli bir osmanlı belgede neler yazıyor:

"Şarap üretimi ve alınıp satılması şer'en yasak olduğu halde, Ergani kazasından her cumartesi günü Diyarbekir'e ikişer üçer yüz yük şarap getirilip satıldığı ve bu halin engellenmesi.." Hicri 29 m 1122 (miladi 30 mart 1710)

İşgalci-islamist türkler Kürdistan'da HİÇBİR şeyin üretilmesine zaten izin vermiyorlar, şarap üretimine de hakeza..

S E Aktarma

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ez
bo Te
çi bêjim
lo heyran
min
winda kir
pir cewheran
li
Boxaza Kulavan..

li nav hebûnê
tunebûn
li nav
tunebûnê
windabûn
ev e îro
çarenivîsa
me hemûyan

keç
û kurên
vê taxa welêt
pir jîr bûn
zana
û zane bûn

rêberê wan
hemû
sîxur
û xaîn bûn
loma
hat
bi ser me de

ev babelîsk
û tofana
gran

roj
roja vegerê ye
ji vê
riya tarî
ev riya
pir xirab
û hemû
malwêranî ..


/G.C.

 

BANG:

Em, Malbata Cano, li merivekî xwe yê windabûyî, EVDOYÊ EVDO diğerin, ku sala 1890î ji ber şerê Canoyê Xweşikî û Axayê badikan yê li Deşta Xezaliyê bêgav dimîne ku ji warê xwe rabe. Evdoyê Evdo diçe li hêla ERXENIYÊ li BOXAZA KULAVA bi cih dibe.

Heger zarok û neviyên wî vê bangê bibihîsin, bila ji çakiya xwe li min bigerin.

Goran Candan

 

 

KURDISH CITIES

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum