Dr Ismail Besikci - A Scientist 17 years in Turkish Prison

Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

 

Dr Ismail Besikci in Turkish ''court'' - defending Kurds & Kurdistan

 

 

The scientist Dr. Ismail Besikci has spent 17 years of his life in Turkish prison for his scientific researches.

Ismail Besikci was a university student in the Kurdish city Erzerom in the late 1960-ies. His master of science was about the Kurdish social structure. He became charged and prisoned by the Turkish regime for this basic scientific work.

 

İnsanlığın Yüz Akı - İnsanlık için bundan daha dik ve doğru bir duruş görülmemiştir.

 

Ismail Besikci has always selected Kurds and Kurdistan as the themes for his sociological researches. His freedom has always been restricted by the Turkish authorities for this.

At 1990, March 11th, he became prisoned for his new book: 'Kurdistan The International Colony'. He detained eversince in prison in Turkey for this books.

This is a crime against the universal basic human rights and freedom. Many of his books are still banned by the candidate member of the European Union - the Turkish regime.

12.12.2004.

 



Ismail Besikci, scientist prisoned in 17 years by Turks because of his PhD thesis about Kurds & Kurdistan

Turkish police tortured him and beat his fingers and said: "This fingers must be broken, becuse they are writing books".

 

Îsmaîl Bêşîkçî

Serbilindî ye para Te,
Ey zanayê dil bi evîn!
Bawermendî ye bahra Te,
Ey dostê hêja yê gurgîn!

Serbestî ye li dilê Te
Ya ku geş e, hîç na tewe
Azadî ye erdema Te
Ya ku tund e, hîç na lerize.

Zanîn û zanistî ye ya Te,
Ku Tu gelek jê hez dikî.
Jêtêrbûnî ne lî bîra te,
Tew Tu jê qet na vegerî.

Te dil li gelê me xweş kir,
Bi xebat û dostaniya xwe,
Te dilê zordaran reş kir,
Bi wê bîr û baweriya xwe.

Bijî Tu Mamosteyê Hêja,
Ji dilê gel Tu na derkevî
Navê Te yê giranbuha,
Dê her wisan li nik me bî.

Bavê Barzan (Goran Candan) Rewshen, Jimare 4, havîn 1990

 

 

Ismail Besikci - A Scientist in Turkish prison

 

 

 

 

 

İsmail Beşikçi;

- Det är en mycket stor skillnad mellan kurdiska nationalismen och arabiska, persiska och turkiska nationalismen. innehållsmässigt skiljer sig dessa ideologier avsevärt stort från varandra.

Att verka för att det kurdiska språket överlever genom att lära ut kurdiskan för barn och ungdomar. Den kurdiska nationalismen har till exempel ett sådant innehåll medan arabiska, persiska och turkiska nationalismen är en nationalism mot kurderna för att hålla kurderna under fortsatt förtryck.

Ismail Besikci, en vetenskapsman som dömdes för 17 års fängelse för att han skrev och publicerade en social-antropologisk bok om kurdiska nomader på 1960-talet:
__________
PS: Arabiska, persiska och turkiska nationalismen är också en islamistisk-fascistisk ideologi.

 

 

 

 

 

 

Ismail Besikci - A Scientist who prisoned in 17 years. He was tortured in the full sense of the word. The Turkish police laid his hands on the table and knocked with a baton on his fingers and said "these fingers have to be crumbled because they are writing against the Turkish state"

 

 

__________________________________

 

EUROPA BORDE DELA UT SADDAM HUSSEIN PRISET ISTÄLLET FÖR SAKHAROV PRISET

Europeiska Unionen som insisterar i politiken för Iraks enighet ger således en möjlighet till att den auktoritära, folkmord praktiserande, sektcentrerade rasstaten Irak som inte erkänner kurdernas demokratiska rätt att överleva. Den samma Europeiska Unionen avstår inte från att dela ut Andrej Sakharovs (1921-1989) Freds- och yttrandefrihetspriset. Detta är ingenting annat än missbruk av Andrej Sakharovs goda namn.

Andrej Sakharov har i detalj iaktagit och granskat det folkmord som prövas på det kurdiska folket, han varit medveten om de stora historiska orättvisorna som det kurdiska folket har drabbats av, han har varit medveten om det stora lidandet som det kurdiska folket går igenom. Därför gjorde han stora ansträngningar för att kunna presentera Kurdistans frågan till Förenta Nationerna. Hans tidiga bortgång gav inte möjlighet till att han kunde förverkliga detta projekt. Men dessa stora smärtor som det kurdiska folket går igenom berör Europeiska unionen inte det minsta..

En Europeisk union som är emot ett demokratiskt Kurdistan och stödjer en auktoritär, folkmord praktiserande och sektcentrerade rasstat bör anordna Saddam Husseins prisceremonier istället. Det kommer att bli många kandidater från Turkiet, Iran, Irak, Syrien och Europa som skulle vilja att vinna dessa utmärkelser så att EU kan ha mycket svårt med att klassifiera första, andra och tredje pristagares platser. Men EU bör kämpa hårt mot dessa utmaningar för att kunna klara av att anordna Saddam Hussein pristagare ceremonier. På så sätt blir Andrej Sakharovs goda namn skonat från att bli missbrukat.

Ismail Besikci


25.10.2017



 

 

 

 



Vid en av de otaliga turkiska 'rättegång'ar - förklarar Dr Besikci orättvisorna m
ot det kurdiska folket.
Varje gång belastas han med flera års fängelsestraff och mångmiljonbelopps böter.


Click here to see the video clip:


ISMAIL BESIKCI FÖRSVARAR KURDERNA & KURDISTAN I TURKISK ''DOMSTOL'' DÅ ORDET KURDISTAN HADE FÖRBJUDITS AV TURKARNA.

Han fick sitta 17 år i fängelse för sin doktasavhandling

 

From the right side 5th: Dr Ismail Besikci in Adana prison, 1973

 

 

 

 

The Kurds' struggle for independence and freedom will succeed - İsmail Besikci

 

 

 

 

 

 

Kürdlerin Tarihi
İsmail Beşikçi

 


Bahoz Şavata’nın iki ciltlik Kürdlerin Tarihi kitabı, son yıllarda, Kürd Çalışmaları alanında ortaya konan önemli bir eserdir. Bu kitapla ilgili bazı düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

Bahoz Şavata, Kürdlerin Tarihi I (MÖ 12000-MÖ 612) Dil-Din-Kültür-Sosyal-Siyasal, İBV yayınları, Kasım 2015 İstanbul 656 sayfa.

Bahoz Şavata, Kürdlerin Tarihi II (MÖ 612-MS 661) Dil-Din-Kültür-Sosyal-Siyasal, İBV Yayınları, Kasım 2015 İstanbul, 656 sayfa.


* * *


Kürdlerin/Kürdistan’ın, bölünmesinin, parçalanmasının, paylaşılmasının çok önemli bir sonucu, Kürdlerin tamamen bilim dışına, bilimsel araştırma dışına atılmış olmasıdır. Türkiye’de, Kürd, Kürdçe, Kürdistan gibi kavramların kullanılması, 1990’lara, 2000’lere kadar zaten yasaktı. Tarihsel ve arkeolojik çalışmalarda, Kürd, Kürdçe yokmuş gibi davranılırdı. Örneğin, İlk Çağ Tarihi çalışmalarında, arkeolojik çalışmalarda, Kürdleri çağrıştıracak, Hurri, Guti, Kassit, Subarto, Mitanni, Nairi, Med gibi etnik isimlerin kullanılması da yasaktı. Türkiye’de üniversitede bu yasaklara çok dikkat edilmiştir. Bu tutum hala sürdürülmektedir. Suriye’de, Irak’ta, İran’da benzer bir durumun olduğu söylenebilir.

Bölünmenin, parçalanmanın, paylaşılmanın çok önemli bir sonucu, Kürdlerin dostsuz kalması, hasımlarının çoğalmasıdır. Batı ülkelerinde, Sovyetler Birliği/Rusya gibi ülkelerdeyse, Türkiye’nin, Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın anti-Kürd hassasiyetleri dikkate alınarak, onları gücendirmemek için, Kürdlerle ilgili sağlıklı haberler, yorumlar, incelemeler yapılamamıştır. Bu tutumun istisnaları elbette vardır.

Örneğin İlk Çağ Tarihi ile ilgili araştırma yapanlar, arkeologlar, Sumer, Akad, Elam, Pers, Hitit, Frik, Lidya, Likya gibi tarihsel kategoriler arasındaki ilişkileri belirtir, bu analizlerine Kürdleri veya Kürdü çağrıştıracak Hurri, Guti, Kassit, Subarto, Mitanni, Med gibi tarihsel kategorileri katmazlardı. Bunun bilimsel bakımdan çok büyük bir yanlış olduğu elbette apaçıktır.

Bahoz Şavata, Kürdlerin Tarihi çalışmasında, şüphesiz Kürdleri odak noktasına koyuyor. Ama Kürdler’in tarihini incelerken, Kürdlerin, aynı dönemde beraberce yaşadıkları halklarla ilişkilerini etraflı bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Bu zaten her iki cildin tam isimlerinden de anlaşılıyor. Birinci kitabın tam adı şöyledir: Ön Asya Sumer, Akad, Asur, İsin, Elam, Guti, Lulubi, Kassit, Hurri, Subartu, Hatti, Hitit, Luvi, Mitanni, Urartu, Frig, Ermeni, Arami, Kimmer, İskit Halkları İle Kürdlerin Tarihi

İkinci kitabın tam adı da şöyledir: Ön Asya Med, Pers, Part, Sasani, Ermeni, Makedon, Roma Galad Kürd, Fars, Arami, Yahudi, Arap, Gürcü Halkları İle Kürdlerin Tarihi
Bahoz Şavata çalışmasına Ön Asya’nın çoğrafi konumunu inceleyerek başlıyor. Tarihte, Kürdlerin hep bu alanda yaşadığını dile getiriyor. Zağroslardan Torosların güneyini takip ederek Akdeniz’e kadar uzanan coğrafyaya ‘verimli hilal’ deniyor. (cilt I s. 17)

Bahoz Şavata’nın önemle üzerinde durduğu, gündeme getirdiği konu Aryanlar konusudur. Aryan kavramı, Hint-Avrupa kavramını çağrıştırmaktadır. Bu halkların konuştukları dillere Hint-Avrupa dilleri denilmektedir. Aryan, kelime olarak asil anlamına gelmektedir. Hindistan’ın, İndüs Vadisi, Aryanların esas çıkış alanları olarak belirtilmektedir.

Bahoz Şavata, Aryanlar’ı ikiye ayırmaktadır. Doğu Aryanlar, Batı Aryanlar. Hurri, soylu, Guti, Kassit, Subardo ve Lulubi, Mitanni, Med, Pers, Kimmer, İskit… Doğu Aryanlar grubunu teşkil etmektedir. Hatti, Hiitit, Frig, Ermeni, Luvi, Part… halkları Bat Aryanlar grubunu oluşturmaktadır. Pontus, Komagene, Kapadokya. Batı Aryanların yaşadığı alanlardır.

Bahoz Şavata, Kürdlerin Tarihi çalışmasında Guti, Kassit, Sobardo, Lulubi halklarının Hurri soylu halklar olduğunu, Hurrilerin Kafkasik halklar olduğunu, MÖ 4000’lerde, Mezopotamya’ya göçtüklerini dile getiriyor.

Hurri soylu, Guti, Kassit, Subardo gibi hakların daha sonra Mitanni, Med gibi haklarla kaynaşarak Kürd halkını oluşturdukları belirtilmektedir. Bu kaynaşmanın, MÖ 2000’lerde başladığı dile getirilmektedir. (cilt II s. 99)

Bahoz Şavata, İskit, Kimmer, Sarmat gibi Doğu Aryan halklarının bir kısmının da Kürdlerin yaşadıkları alanlara göçtüklerini, Kürdlerle karıştıklarını belirtmektedir. Karadeniz’in kuzeyinde, Hazar Denzi’nin kuzeybatısında yaşayan Kimmer, İskit, Sarmat gibi Doğu Aryan halkların, Kafkaslardaki Şervan ve Derbent boğazlarından geçerek güneye indikleri, Kürdlerin yaşadıkları alanlarda dağıldıkları belirtilmektedir.

İskitlerin konuştuğu dil ile Medlerin konuştuğu dilin birbirine benzer olduğu da dile getirilmektedir. Cemal Reşid Ahmed, Ataların Karşılaşması Derbend ve Şervan Ülkesinde Kürdler ve Alanlar, (Arapça’dan çeviren Siraç Direk, Avesta, 1998, İstanbul) çalışmasında da bu görüş dile getirilmektedir. (s. 168)
Hurri soylu, Guti, Kassit, Subardo, Lulubi ifadesi, incelemenin çeşitli aşamalarında bu şekilde kullanılmaktadır. (cilt I s. 62, 179, 297… cilt II s. 99)

Xenofon’un Anabasis’inde, (Onbinlerin Dönüşü) Kürd adı Karduk şeklinde açıkça kullanılmaktadır. Xenofon’dan sonra da, Strabo, Plutark, Pliny gibi araştırmacıların, Kürd adını çeşitli biçimlerde kullandıkları görülmektedir. Bu, dile getirilen kaynaşmanın, MÖ 400’lede tamamlandığını göstermektedir. Xenofon, MÖ 400’lerde, bölgenin Pers krallığana bağlı olduğunu, fakat Kardukların (Kürdlerin) özgür yaşadıklarını vurgulamaktadır.

Kürdlerin Tarihi çalışmasında, Mitannilerin çok iyi at yetiştiricisi oldukları da vurgulanmaktadır. Mitannili Kikkuli’nin çok iyi bir at eğitmeni olduğu anlatılmaktadır (s. 169) Rahmetli, Cemşid Bender (1927-2008) hocamız da, benzer düşünceleri çok dile getirmiştir. Kürt tarihi ve Uygarlığı (Kaynak Yayınları, 2008) kitabında bu düşünceleri görmek mümkündür.

Bahoz Şavata bu kaynaşmayla ve Kürdlerin tarih sahnesine çıkışıyla ilgili olarak şöyle demektedir: ‘Medlerin torunları olarak görülen Kürdler, kendi tarihlerini, Mezopotamya’daki, Ön Asya’daki çeşitli hanedanlıklarda, diğer Doğu Aryan halkları (Medler, Persler, Partlar, Sasani vs.) iç içe olduğunu görür ve hanedanlıkların tarihin sahiplenir. Kürdlerin kavmi olarak İran tarihinden siyasal kopuşu, daha çok, İslamiyet sonrasıdır. Burada şu tesbitin altını çizmekte fayda var. İslamiyet öncesi Kürdlerin tarihi, Aryanan/İrani halkın birlikte olduğu Doğu Aryan kültürlü toplulukların tarihidir. Bu sosyal yapı üstüne kurulan devletler, buna dahildir. Doğu Aryan halklarının yerelde, kaynaştığı bölgenin, yerel halklarının kültürel varlığı da dışlanamaz.’ (cilt II s. 20)

Yukarıda, Cemal Reşid Ahmed’in Ataların Karşılaşması kitabından söz edilmişti. Şeddadioğlu hanedanı, 11. yüzyılda, 948’de kuruldu. Başkenti Tebriz’di. Ravadioğlu hanedanı 954’de kuruldu. Başkenti Gence’ydi. Her iki hanedan da yüz yıl kadar ömür sürdü. Cemal Reşid Ahmed, 11. ve 12. yüzyıllarda, Kürdlerle Alanların, Kafkaslarda, çeşitli tarihlerde, karşılaşmalarını anlatmaktadır. Kimmerler ve İskitler, Alanların ataları olarak görülmektedir.

Burada, insanın kafasını meşgul eden önemli bir soru var. Memê Alan Destanı’ındaki Memê Alan ile, Alanların bir ilişkisi var mı? Memê Alan’daki Alan sözcüğü nereden geliyor?

Kendi Tarihini Yazmak…
Türk, Arap ve Fars arşivlerinin Kürdler konusunda tahrifat içerdiği kabul edilmelidir. Bu arşivlerde çalışmaya başlayan bir Kürd araştırmacının bu duruma dikkat etmesi önemlidir. Tahrifat, tercüme kitaplarda veya yazılarda da yapılmış olabilir. Kürdlerle ilgili bölümler çevrilmemiş veya yanlış çevrilmiş olabilir. Bu bakımdan, kitabın veya yazının aslını görmek de önemlidir.

İngiliz, Fransız, Rus, Alman, İtalyan… arşivlerindeyse, Kürd akademisyenlerin bizzat kendileri çalışmalıdır. Günümüze kadar, bu arşivlerde yapılan çalışmalar değerlendirildi. Bu çalışmaların da anti-Kürd bir tutumla kaleme alındığı ifade edilebilir. Bu bakımdan belgelerin bizzat Kürdler tarafından incelenmesi, değerlendirilmesi önemlidir.

Arkeolojik kazıların, bizzat Kürdler tarafından yapılması, bulguların bizzat Kürdler tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Kürdistan arkeolojik kazılar bakımından çok zengin bir alandır.
Bahoz Şavata, çalışmasının bir yerinde, Medlerle ilgili olarak neden bir belge bulunamadığını anlamaya çalışmaktadır. Bunu Ahemeniş-Med çekişmelerine bağlamaktadır. Medlerden bir darbeyle iktidarı ele geçiren Perslerin, Med belgelerini imha etmelerinden söz etmektedir. (cilt II s. 95)


* * *


Arkeolojik belgelerle ilgili olarak, küçük bir anımı dile getirmek istiyorum. Prof. Dr. Osman Okyar (1917-2002) 1964-1967 yılları arasında, Erzurum’da, Atatürk Üniversitesi Rektörü’ydü. Kendisini, Forum Dergisi’nden ve CHP için yaptığı incelemelerden tanıyordum. 1964 sonunda Atatürk Üniversitesi’ne asistan olarak katıldığımda Osman Okyar rektördü. Ayrıca, Ali Fethi Okyar’ın (1880-1943) oğlu olduğunu da biliyordum.

O dönemde, Van’ın birçok yerinde İstanbul ve Ankara üniversiteleri tarafından arkeolojik kazılar yapılıyordu. O kazılardan birini, Atatürk Üniversitesi maddi olarak destekliyordu. Osman hoca, Atatürk Üniversitesi’nin maddi olarak desteklediği kazı alanını, çalışmaları yerinde görmek istediğini söyledi. Ayrıca Van Gölü etrafında tur yapmış oluruz, dedi.

O zaman, Fen-Edebiyat Fakültesi’nde, Arkeolojiye en yakın bölüm, benim de çalıştığım bölümdü. 1965 yazında, bir hafta sonunda, Erzurum-Ağrı-Patnos- Erciş-Adilcevaz, Ahlat-Tatvan-Gevaş yoluyla Van’a vardık. Çeşitli yerlerde, sık sık arabadan inerek, etrafı inceleyerek süren bir gezi oldu.

Arabada şoför dahi beş kişiydik. O zaman Atatürk Üniversitesi’nde görevli olan arkeolog, Prof. Dr. Hermann Vary de arabadaydı. Hermann Vary Erzurum’da Pulur yörelerinde de kazı yapıyordu. Bir gece Van’da otelde kaldık. Ertesi gün, aynı yol üzerinden Erzurum’a döndük.

Van’da kazı alanına da gittik. Kazı yapanlarla görüştük. Kazı yapanlar, alanı bizimle dolaşarak açıklamalarda bulundular. Kazı ekibinin başkanı, bir ara, Osman hocayı bizden ayırarak ayrı bir yere götürdü. Bir süre görüştüler. Osman hoca, akşam otelde, kazı ekibi başkanının kendisine neler söylediğini anlattı.

Adilcevaz’daki prensten Van’daki krala gönderilen bir mesajı içeren tablet bulmuşlar. Bu tablette Kürdleri çağrıştıran bazı kelimeler, ifadeler varmış. Kazı alanındaki yetkili bu tableti, hemen Ankara’ya göndermiş…

Kazı ekibinin başkanı, kendi çalışmaları bakımından bu tabletin değerli olduğunu, bunun, Ankara’dan getirtilmesini ve kendilerinin faydalanmasına sunulmasını istiyor.

1965, o zamanlar, Kürdler konusunda yeni yeni bilgi sahibi oluyordum, yeni bir bilinç gelişiyordu. Bu işleri, ilişkileri çok anlamıyordum.

Medlerin kendi anlatımları konusunda neden bir bulguya ulaşılamadığıyla ilgili olarak Bahoz Şavata’nın açıklaması yerindedir. Bunun yanında, devletin, arkeolojik kazılarla ilgili denetimlerini de dikkate almak gerekmektedir.

Bundan önceki, Ortadoğu’da Devletlerin Kurulması, yazısında, Battal Odabaşı’nın, Güneşin Krallığı kitabının değerlendirirken, incelemede, Subari, Subardo sözcüklerinin çok geçtiğini belirtmiştik. Subardo sözcüğü Bahoz Şavata’nın çalışmasında da çok geçiyor. ‘Hurri soylu (Guti, Kassit, Sobardo, Lulubi) hakları şeklinde geçiyor. Subar, Subardo kavramının, İlk Çağ Kürd Tarihi ile ilgili önemli bir sözcük , adata, bir nirengi noktası olduğu anlaşılıyor.

 

 

 

 

 

Author and sociologist İsmail Beşikçi says, Ankara is against Kurds, not terrorism

Renowned author and sociologist İsmail Beşikçi told on Wednesday that, although Turkey claims it is not against ethnic Kurds, it is in reality opposed to Kurdish accomplishment and intends to actively decrease the Kurdish population in northern Syria.

Beşikçi, who spent over 17 years in a Turkish jail for advocating for Kurdish rights in Turkey, made the comments during a seminar at the University of Kurdistan Hewler (UKH), located in the capital of the Kurdistan Region.

“Turkey’s official policy was that the Kurds should not have any achievements during the developments in Syria,” he said.

On Oct. 9, Ankara launched its “Operation Peace Spring” in northern Syria against the Kurdish-led Syrian Democratic Forces (SDF). Ankara considers a key component of the SDF, the Kurdish People’s Protection Units (YPG), to be the Syrian branch of the Kurdistan Worker’s Party (PKK) and designates both as terrorist organizations. The SDF denies links to the PKK and has accused Turkey of cooperating with the Islamic State.

“The argument that Turkey uses is that ‘we do not have an issue with the Kurds; we have issues with terror. There is an attempt to establish a terror state [in northern Syria, and we [Turkey] want to preserve Syria’s territorial unity,’” said Beşikçi.

“But in reality, they are doing exactly the opposite,” he said.

“When we look at the time when they occupied Afrin, they did similar actions to what they did with replacement of city mayors in Kurdish cities of Turkey with trustees. Through a political authority, they replaced Kurdish leaders in Afrin with appointees, and they immediately shut down [the] Ahmad Khani institution and other centers which work for Kurdish culture.”

He continued, “In general, there is a paradox between what Turkey says and what Turkey does. Their actions indicate that they are against Kurds because they have banned [the] Kurdish language and Kurdish education and prevented any cultural activity that the Kurdish people want to conduct.”

“After Afrin was occupied in 2018, Turkey turned towards eastern Euphrates and planned for a 30-km deep zone. But that was not a common interest of Russia and the United States of America. Therefore, Turkey was not able to immediately realize its plans,” he said, adding that the Kurdish areas “were occupied, the language was banned, and the names of Kurdish neighborhoods were changed. Turkey is focusing on a Turkish curriculum in areas they have occupied.”

“Hafez Assad tried to change the demography of northern Syria,” he said, referring to the former Syrian leader and father of the current president, Bashar al-Assad. “There were other attempts, too. And today, Turkey wants to complete what Hafez Assad, Nureddin al-Atassi, and others could not finish.”

Beşikçi told after the seminar that Kurdish parties must make concessions in order to jointly work together for Kurdistan. “The Kurds are trying to preserve their Kurdish identity, and for that, they must make concessions to each other, and not for Syria, Iraq or Iran.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DR ISMAIL BESIKCI

 

KURDISTANS HISTORIA I KORTHET

 

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum