Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

 

 



Hayri DURMUŞ

 

 

MAHKEME TUTANAKLARINDAN PKK DAVASI



“Ben sorumluluktan kaçınmıyorum. Partimin kuruluşundan bugüne kadar içindeyim. Partimi, ideolojimi ve halkımın bağımsızlıgını burada savunacağım.
Ancak görüyorsunuz emirlerle yönetilen işkencelerle bu hale getirildik, konuşmayacak duruma getirildik. Eğer savunmalarımıza tahammülünüz varsa, yasalarınıza saygınız varsa, işkenceleri durdurun. Bize savunma hakkı verin.
Aslında sizin sömürgeci mahkemenizin bizi yargılama hakkı yoktur. Bizi ancak halk yargılar. Biz tarih karşısında kendimizi sorumlu hissettiğimiz için burda ifade vereceğiz .”


MAHKEME TUTANAKLARINDAN PKK DAVASI


Asagida okuyacaginiz metim M.Hayri Durmus'un 1981 Mayis ayinda Diyarbakir 1 nolu askeri mahkemesinde alinan ilk sorgu ifadesidir. 45 Gün süren bir açlik grevinden sonra çok bitkin olan M. Hayri Durmus bu ifedeyi çok vahsice süren iskenceler altinda vermisti. Onun bütün istegi yazili ve detayli bir siyasi savunma yaparak Kürt ulusunun davasini savunup tarihe mal etmekti. Türk devletinin yetkilileri böyle bir savunmanin yapilmamasi için her türlü engel ve zorbaliga bas vurdular. M.Hayri Durmus, bu zorbaligin son bulmasi, savunma hakkinin elde edilmesi için 14 Temmuz 1982 günü mahkemede ölüm orucuna girdigini açikladi.

Hayri' nin vefatindan sonra savunma yapmanin önüne konulan engellerin kaldirilacagina söz verildi. Ve M. Hayri Durmus'un onlarca arkadasi Kürt halkinin ulusal davasini savundu ama aradan 25 yil geçmesine ragmen bu savunmlarin tek bir satiri bulunmamaktadir!

Durusma Hakimi - Durusma tehir edildigi belli gün ve saatte. Sikiyönetim komutanligi 2 Nolu Askeri Mahkemesi. Mahkeme Heyeti, Iddia Makami ve tutanakta bir degisiklik olmaksizin mahsus salonda toplandi. Oturum açildi, yoklama yapildi.Siirt-Batman grubu tutuklu saniklarinin hepsinin getirildigi görüldü. Serbest olarak yerlerine alindilar. Tutuksuz saniklardan hiçbirinin gelmedigi görüldü. Sanik vekillerinde: Avukat Nevzat Helvaci, Hüseyin Yildirim, Hüseyin Avni Altay ve Süleyman Yeter’in de geldigi görülerek yerlerine alindilar. Durusma Hakimi tarafindan sanik Mehmet Hayri Durmus çagrildi:

 

 

 

 

 


SANIK MEHMET HAYRI DURMUS SORGUSUNDA:

Durusma Hakimi - PKK örgütünün Merkez Komitesinde görevli oldugunuz, ayni zamanda kurucu üye olarak bulundugunuz, 6136 sayili Kanuna aykiri davrandiginiz adam öldürmeye azmettirdiginiz iddia ediliyor.

Mehmet Hayri Durmus - Ben Kürdistan’da bagimsizlik ve demokrasiye öncülük etmekte olan Partiya Karkeren Kürdistan örgütünün bir üyesiyim. Basindan beri bu hareketin faaliyetlerinde bulundum. Daha grup asamasindayken çalismalarina katildim ve partilesme sürecinde yine fiilen çalismalara katildim, kurulus toplantisinda bulundum. Daha sonra Partinin Merkez Komitesine seçildim. Partinin Merkez Komitesi üyesiydim, dogrudur. Diger iddialari zaten ileride ifademi verirken tek tek üzerinde duracagim, izah edecegim. “ Adam öldüremeye azmettirme” diye bir iddia var. Bunu su anda hemen belirteyim, öyle özel bir karar vermisligim yoktur. Özel olarak bir eylemi azmettirici bir konumum olmamistir. Bu iddiayi simdilik hemen reddedeyim. Ifademe biraz sonra geçecegim, su anda iddianame üzerinde biraz durmak istiyorum. Diger arkadaslarim gibi ben iddianamede belirtilmis olan bazi yanlis noktalara deginecegim. Bunlara degindikten sonra ifademe geçecegim.

Durusma Hakimi - Simdi, sizden daha önce Mazlum Dogan iddianame üzerinde durdu. O noktalara aynen katilip katilmadiginizi; yani fazladan olmasin istiyoruz. Onlarin disinda....

Mehmet Hayri Durmus - Mümkün oldugu kadar toparlayacagim. Konumum geregi ben bazi diger arkadaslarimdan farkli bir takim açiklamalarda bulunmak durumundayim.

Durusma Hakimi - Peki.

Mehmet Hayri Durmus - Daha dogrusu arkadaslarimin söylediklerinin çoguna katiliyorum. Burada yalniz Mazlum Dogan Arkadas degil, baska arkadaslarim da açiklamalarda bulundular, onlarin tümümün açiklamalarina katiliyorum; fakat, kendim özellikle o arkadaslarin belirtemedikleri veya bilmedikleri çesitli hususlarda, ben, tatmin edici olmadigi için o konularda açiklama yapmak istiyorum. Onun için, ben de benzer hususlara temas edecegim; fakat biraz degisik olacak.

Durusma Hakimi - Yalniz kisa kesin.

Mehmet Hayri Durmus - Tamam, mümkün oldugu kadar kisa kesecegim. Birinci olarak belirtecegim nokta; iddia makaminin veya mahkemenin bizatihi kendisine yönelik olacaktir. Iddia makami ve dolayisiyla mahkeme hareketimizi yargilarken veya degerlendirirken, politik davranmaktadir, yani hukuki prensiplere bagli kalmaktan ziyade, politik tavir takinmaktadir. Niçin böyle davrandigini, bazi delillerle ortaya koymak istiyorum. Bir defa mahkeme malum, bir özel mahkemedir. Bunu hepimiz biliyoruz. özel mahkemelerin diger mahkemelerden ayrilan bir yani vardir ki, en temel farki, özel mahkemeler kurulduklari dönemlerde mevcut yönetimin politikasini aynen uygularlar veya o politikayi yargi organlarinda icra ederler.

Durusma Hakimi - Bu, senin kanaatin?.

Mehmet Hayri Durmus - Evet, elbette benim kanaattim, kendi düsüncelerimi izah ediyorum. O halde, devletin bize yönelik politikasi nedir? Mahkeme bizi bu açidan degerlendirecegine göre, devletin politikasina bakmak gerekir. Devlet, daha dogrusu mevcut yönetim hareketimiz hakkindaki düsüncelerini açikça beyan etmektedir, gizlememektedir, imha ve dagitma, yok etme biçiminde bir politika izlemektedir. Sikiyönetim komutanliklarinin bildirilerinde bu açiktir. “Devletin bütünlügüne yönelen hareketler yok edilecektir” biçiminde ifadeler kullanilmaktadir. Haliyle, devlet bu politikasini sonuca vardirmak için çesitli araçlara basvurmaktadir. Bu araçlardan bir tanesi de yargi organidir, yani mahkemelerdir. Mahkemeler esas olarak cezaevlerinde tutuklu bulunan yüzlerce partili, militan ve taraftarini pasifize etmek için, karar verme asamasina gelmis durumdadir. Bir defa sunu belirtmeden geçemeyecegim, bugün yargi önüne çikarilmakta olan yüzlerce parti militani, parti kadrosu ve taraftar her türlü savunma olanaklarindan aslinda mahrum birakilmistir. Adli müsavirliklere defalarca müracaatlarda bulunuldugu halde, bu konuda gerekli kolayliklar gösterilmemistir, kitaplar, kanunlar, yasalar talep edilmistir, malzemeler, materyaller talep edilmistir, bu konuda adli müsavirlik kolaylik göstermemistir. Bunun disinda, sikiyönetim komutanliklarinin emriyle avukatlarimiz çalistirilmamistir, defalarca gözaltina alinmislardir. Avukat Mahmut Bilgili, hareketimizle hiçbir iliskisi olmadigi halde birkaç defa gözaltina alindi, neticede çalisamadigi için davayi birakip, terk etmek zorunda kaldi. Su anda nerede oldugunu bilmiyorum, davamizi terk etti. Daha sonra Avukat Serafettin Kaya yine hareketimizin kadrolarini ve taraftarlarinin vekili oldugu için gözaltina alindi, bir müddet gözaltinda kaldiktan sonra tutuklanmis oldugunu duydum. Daha sonra, bir müddet önceye kadar durusmalarimiza katilan Erdinç Uzunoglu adli avukatin, yine hareketin kadrolarini ve taraftarlarinin vekâletnamesini aldigi davalara girdigi için gözaltina alindigini duydum ve birkaç haftadan beri haberim yoktur, kendisiyle görüsememekteyim. Bu sekilde bir defa hareketimizin kadrolari ve taraftarlari savunmasiz yargi organlarinin önüne çikmaktadir. Bu konuda herhangi bir imkâna sahip olmadan, herhangi bir hazirlik yapmadan yargi organlarinin önüne çikarilmaktadir. Ve yargi organi önüne çikarildiktan sonra da agir cezalara çarptirilip, pasifize edilmek istenmektedir. Simdi mahkemenin politik davrandigini ortaya koydum ve birkaç örnekle bunu biraz daha açikça ortaya koymak istiyorum. Hukuk alaninda fazla bilgim yoktur, ama bildigim bazi seyler vardir. Bir defa iddia makami kendi iddianamesini hazirlarken kisi hakkinda çesitli arastirmalarda bulunur, sorusturma ifadelerinden baska çesitli incelemelerde bulunur.

Durusma Hakimi - Simdi genel hususlara, savcinin iddianamesini nasil yazdigini, yazacagini sen ögretecek degilsin.

Mehmet Hayri Durmus - Tabii, bu hususta ben düsüncelerimi vurguluyorum.

Durusma Hakimi - Hayir, düsüncelerini vurgulama yapiyoruz, daha sonra savunma safhasinda bu hususa deginirsin. Yani, savci iddianamesini söyle yazar, mahkeme söyle karar verir. Bu senin bir kere sorgunun, pozisyonunun disinda olan bir sey. Savci nasil yazarsa yazar, sana bir iddianame getirmis.

Mehmet Hayri Durmus - Sunu belirteyim, ben kendi görüslerimi söylüyorum.

Durusma Hakimi - Hayir, söyleyemezsin, nasil söylersin? Savci iddianamesini nasil yazarsa yazar. Eline gelmis bir iddianame, iddianame hakkinda konusabilirsin; ama söyle yazar, böyle böyle yazar nasil yazarsa yazar.

 

Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz û Ali Çiçek

 

Mehmet Hayri Durmus - Kisaca deginip geçecegim. Simdi dedigim gibi, tamamen polis ifadelerine dayandirilmaktadir. Burada yüzlerce arkadas ve taraflarimiz çikip ifade verdi. Yüzlerce insanin ifadesi alindi, ben tanik oldum. Hepsi kendi ifadelerinde iskence altinda alinan ifadelerinin iddianameye aynen yansitildigini iddia ettiler. Açiktir, polisin sorusturma döneminde almis oldugu ifadeler iddianameye aynen geçirilmistir. Bir diger husus daha var, burada önemli bir delil olarak ortaya koymak istiyorum. Hareketimiz bir çete olarak gösterilmistir ve Türk ceza kanununda çete 168’inci maddeyle esas olarak cezalandirilir biçimde bir ifade vardir. Fakat hareketimizi sevk ve idare edenlerin durumu adeta bu seyin disinda tutularak, idamla yargilanmalari, daha dogrusu, daha agir cezalara çarptirilmalari gerektigi hususunda ifadeler vardir iddianamede. Hareketimizi sevk ve idare edenlerin 168’inci maddeden yargilanmalari gerekirken, herhangi bir madde gösterilmeksizin, daha dogrusu 450’ye-4,5 biçiminde seyler konularak, hareketin sevk ve idare edicileri daha degisik cezalarla cezalandirilir biçiminde ifadeler vardir. Diger bir husus, hareketimiz ideolojik olarak ortaya çikmistir. Giderek politiklesmistir. Belli bir programi, tüzügü vardir, düsünceleri vardir, ülkeyi degerlendirisi, suyu buyu vardir. Bunlarla ilgili olarak mahkemenin elinde bir ton belge vardir, kitaplar vardir. Yani, bir genis çapta ideolojik düsünceler aslinda iddianameye yansitilmasi gerekirken, bu hususta iddialar adeta çete seyine uydurulmustur. Yani, harekemizin ideolojisi ve programina açikça iddianamede yer verilmistir. Çok basit bir iki cümleyle adeta hareketin siyasi karakteri bir kenara birakilarak, tamamen bir macera grubu gibi gösterilmek istenmistir. Iste bu seylerden ötürüdür diyorum, hareketimizi mahkeme politik olarak degerlendirmemektedir; belirtmek istedigim birinci nokta budur. Ikinci olarak üzerinde durmak istedigim husus, arkadaslarim burada degindiler, ben de bir yönüyle biraz üzerinde durmak istiyorum. Çete iddiasi vardir, hareketimizin bir çete oldugu iddiasi vardir. Bu iddia kesinlikle gülünçtür, bu iddiayi ben de reddediyorum. Merkez Komitesi üyesi olarak ben pek çok seyi biliyorum, diger arkadaslarimdan farkli olarak, hareketimizin gelisme sürecini ben iyi biliyorum. Hareketimiz, bir defa, bir milis gücü olarak ortaya çikmamistir. Su veya bu dagin basinda bir silahli eskiya grubu biçiminde türememistir. Adam öldürüp de firar eden çesitli silahli unsurlarin bir araya gelip soyguncu, gangster çeteleri biçiminde ortaya çikmamistir, böyle bir türeme yoktur. Mahkeme heyeti de, daha dogrusu iddia makami da sunu çok iyi bilmektedir, elindeki belgelerden, verilmis, ifadelerden, itiraflardan açiktir, bilgisi vardir ve nitekim hareketimiz önce ideolojik olarak ortaya çikmistir. 1970’lerden sonra –ki biraz sonra ben daha detayli olarak bu hususlara deginecegim, izah edecegim- hareketimiz ideolojik olarak ortaya çikmistir. Marksizm-Leninizm kavranmistir, ülke kosullarina indirgenmistir, Kürdistan toplumunun yapisi degerlendirilmistir. Bu senelerce, daha dogrusu yillarca tartisma konusu edilmistir, bu hususta seminerler verilmistir. Daha sonra bir dizi toplantilar vardir. Bu toplantilarda hareketin durumu, ülkenin durumu, devrim meseleleri tartisilmistir ve bilahare, yani son senelerde aslinda harekete giderek silahli mücadele de vermek durumunda kalmistir. Çesitli siddet olaylari gelismistir ve hareketimiz bir yandan kendi örgütlenmesini gelistirip yayarken, politiklesirken, örgütlenirken öte yandan kendisini korumak için kadrolarini korumak için özellikle o asamada çesitli silahli eylemlere de girismistir. O konuda da tedbirler alinmistir ve hareketi inkar etmiyoruz. Silahli gruplar olusmustur; onu inkar etmiyoruz. Silahli gruplar olusmustur, eylemler konulmustur, ama ön planda olan hareketimizin ideolojik olarak gelismesidir, hareketimizin politik olarak gelismesidir, örgütlenmesidir; esas olan budur. Yani diger seyler talidir. Çatismalar, hareketin silahli yaninin gelismesi, silahli birimlerin olusmasi ikinci planda kalmaktadir. Birinci planda olan hareketin ideolojik çalismasidir, örgütlenmesidir. Bilahare partilesilmistir. Hareketimiz partidir, “Partiya Karkeren Kürdistan” dir adi. Apoculuk ve UKO’culuk suçlamalari yersizdir. Halk arasinda konusulsa bile bu konuda iddia makaminin aslinda iddianamede bu seklide bizi isimlendirmesi, bunu ön plana çikarmasi yine kasitlidir. Üçüncü deginecegim husus silahli propaganda meselesidir. –arkadaslarim degindi- ben de bir iki hususa deginmek istiyorum. Dün Mazlum arkadasin da ifade ettigi gibi hareketimiz devrimci zoru ilke olarak benimsemektedir. Bu ilke aslinda Marksizm’e, Leninizm’e ters düsmez. Daha dogrusu söyle ifade edeyim, Marksizm-Leninizm mutlaka her yerde ve her zaman siddet uygulanir, her sey siddetle halledilir biçiminde bir anlayis sekline sahip degildir, Marksizm-Leninizm’de böyle bir kati tutum yoktur. Mümkün oldugu kadar barisçi kosullara girilmesi ve bu tür yöntemlerin uygulanmasi tercih edilir, ama sosyal devrimlerin bizzatiligine bakildiginda bu devrimlerin hemen hemen tümünde kan döküldügü, kanli çarpismalarin oldugu ve devrimlerin böyle gerçeklestigi, çekismeli, çatismali mücadeleler sonunda gerçeklestigi de bir gerçektir. Gerek sinifsal devrimlerin, gerekse ulusal kurtulus hareketlerinin uzun yillar silahli mücadelelerle sonuçlandigi, zafere ulastigi bir gerçektir. Bu gerçegi bilen bizler elbette Kürdistan’da bir ulusal kurtulus hareketini örgütlerken silahli mücadeleyi ve devrimci zoru reddecek degiliz ve bunu reddedenleri siddetle elestiriyoruz; bunu açikça belirtelim, silahli mücadeleyi Kürdistan’da reddeden, bu tür bir mücadelenin gereksizligine ve reformlarla basariya gidilebilecegine inananlari biz teslimiyetçilikle, pasiflikle suçlamaktayiz. Esas olarak reformlarla sonuca gidilemeyecegini, bir ulusal kurtulus hareketinin ancak güçlü bir örgütlenme, güçlü bir cephelesme ve bilahare, uzun dönemde yürütülecek bir silahli mücadele ile gerçeklesebilecegini, zafere ulasilabilecegini belirtiyoruz; bu bizim bir ilkemizdir. Ama su seye katilmiyoruz, biz silahli çatismaya girerken ve o yönde eylemler gelistirirken propaganda olsun diye yapmadik. Silahli propaganda ilkesinin aslinda Marksizm-Leninizm’de detayli olarak yeri yoktur. Bu çesitli devrim gruplari ve hareketleri tarafindan ülkelerinin kosullarina uygun bir tarzda gelistirilmis bir tezdir. Esas sudur, saldiri biçiminde siddet olarak degerlendirilebilir. Hâlbuki hareketimiz simdiye kadar hedeflerine saldiri yöneltmis degildir, yani propaganda olsun diye iddianamede iddia edildigi gibi halk heyecana kapilsin, hareketin etrafinda yer alsin veya gençlik silahlanmaya alissin, bu sekilde ayaklanmanin zemini olussun, devlet taciz edilip, halkin üzerine saldirtilsin biçimindeki anlayistan hareket edilmemistir. Yani eylemler veya silahli olarak simdiye kadar yürütülen mücadele bu seyler olussun diye degil-izah edecegim- gereklilikler oldugu için, gerek duyuldugu için basvurulmustur. Hareketimiz daha ortaya çiktigi dönemden itibaren boy hedefi olmustur. Sunu burada belirtmek istiyorum. Cumhuriyet dönemi boyunca da bunu açikça görmekteyiz, ülkemizin kaderini derinden degistirecek, temelinden degistirecek çesitli girisimler çok kanli bir sekilde bastirilmistir veya bu tür bir gelismeye müsaade edilmemistir. Imha edilmesi için, yok edilmesi için her türlü çabaya basvurulmustur. Bizim hareketimize de esas olarak ülkenin kaderini temelden degistirmeye aday oldugu için hatta ortaya çiktigi tarihlerden itibaren aslinda devletin ve devletin istihbarat örgütleriyle birlikte çalistigini iddia ettigimiz çesitli ajan örgütleri, provokatör gruplarin hatta yerli feodal-kompradorlara bagli çesitli milis güçlerinin boy hedefi olmustur. Bunlarin çogu hareketimizin kadrolarina yönelik komplolara girismislerdir. Örnegin Antep’te Haki Karer’in öldürülmesi olayinda oldugu gibi, buna benzer daha birçok komplo söz konusudur. Uzun süre hareketimiz bu komplolara karsi nasil tavir takinacagini düsünmüs ve neticede acil olarak tedbir alinmasi gerektigine inanmistir. Hareketimiz kendi kadrolarini, kendi örgütsel yapisini muhafaza etmek için her seyden önce bunu yapabilmek için bazi tedbirler almistir, silahlanmistir ve bu sekilde bazi silahli gruplar olusturmustur, eylemler koymustur. Ajan ve provokatör örgütlere karsi yerel hain güçlere, milis güçlerine karsi, özellikle halka zulmeden ve halkin birligini parçalamaya yönelik tavirlar içinde olan çesitli çevrelere karsi silahli eylemlere girismistir. Ama bunlar dedigim gibi hiçbir zaman propaganda olsun diye degil, aslinda son derece gereklilik duyuldugu için, gerekli olduklari için basvurulan eylemlerdir ve taktik biçimindedir. Hiçbir zaman saldiri niteliginde degildir. Bu konuda iddia makaminin bu iddiasini da reddediyoruz. Diger bir husus, demin de izah ettim, hareketimizin ideolojisi adeta bir çetenin düsüncesine veya bir çete konumuna uydurulmustur. Yani iddia makaminin elinde kitaplarimiz vardir, dergilerimiz vardir, düsüncelerimiz buralarda açikça izah edilmistir. Serxwebun dergisi hareketimizin programinin gerekçelerini içermektedir. Burada programin genisletilmis bir biçimi ortaya konmustur, devrimci görevler uzun boylu anlatilmistir. Hareketimizin ittifak anlayisi, hareketimizin siniflari degerlendiris tarzi, çesitli siniflarin devrimdeki yeri konusu burada genis anlatilmistir. Bu seylere esas olarak iddianamede yer verilmemistir. Bu da kasitli bir tavirdir. Sadece hareketimizin 1-2 cümle ile amaci sudur biçiminde konulmus, o da dün arkadasimin belirttigi gibi, bu konuyu tekrar açmak istemiyorum, Marksist-Leninist bir Kürt devleti biçiminde ifade edilmistir. Bu zaten yanlis bir cümledir. Arkadasim bu konudaki düsüncelerini belirtti. Hareketimiz, önüne bir asgari program koymustur. Bu asgari program iki kisimdan olusmaktadir. Birisi, devrimimizin milli yani, digeri devrimimizin demokratik yani olarak degerlendirilebilir. Bu programda her ikisine de genisçe yer verilmistir. Bu konudaki görevler açiklanmistir. Yine programla beraber deginecegim tüzük hususu vardir. Dün arkadasim izah etti. Aslinda iddianamede belirtilen tüzük, hareketimizin gerçek tüzügü degildir. Bu bir ifade olsa gerektir. Böyle bir tüzüge ben kendim rastlamadim, ben de tüzügü okudum, tüzük elimde kalmistir. Sanirim bu yönde bir ifade verilmistir ve bu ifade tüzük diye ortaya konulmustur. Aslinda hareketin gerçek tüzügü degildir, içinde yanlislar vardir, eksiklikler vardir, ama bazi dogrular da vardir. Simdi tek tek üzerinde durmaya gerek yoktur. Ama sunu hemen belirteyim, bu hareketin tüzügü degildir. Bunu ben Merkez Komitesi üyesi olarak burada ifade edeyim. Üzerinde duracagim diger bir konu ülke kavrami meselesidir. Iddia makami Kürdistan ülkesini kabullenmemektedir. Bu konuda “Apocular Türkiye’nin dogusunu ve güneydogusunu ülkeden parçalayip burada bir bagimsiz devlet kurmak için çaba harcamaktadirlar” seklinde ifadeler vardir. Yani Kürdistan’in bir parçasi olan Orta-Kuzey-Bati Kürdistan diye adlandirdigimiz bu parça, üzerinden bulundugumuz parça Türkiye’nin dogusu ve güneydogusu olarak degerlendirilmektedir. Oysa tarihsel olarak degerlendirdigimizde burasi Kürdistan’in bir paçasidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dogal bir parçasi degil aslinda Kürdistan ülkesinin bir parçasidir. Bizim ülke anlayisimiz burada arkadaslar tarafindan ortaya konuldu, ben bu düsüncelere katiliyorum. Biz, irkçi, milliyetçi, soven bir anlayisa sahip degiliz, baskalarinin topraklarinda gözümüz olamaz. Esas olarak, Kürt halkinin üzerinde yasadigi –tarihsel olarak- Kürt halkinin üzerinde yasadigi ve bugün de hali hazirda Kürtlerin çogunlukta olarak yasadigi yöreler tarafimizdan Kürdistan ülkesi olarak degerlendirilmemektedir ve buralarin gerçek Kürdistan’a katilip katilmayacagi, daha dogrusu üzerinde kurulacak bir Kürdistan devletinde nerelerin yer alacagi hususu burada bazi arkadaslarim tarafindan yine belirtildi. Ben de ayni düsüncelere katiliyorum. Bu, bu yörelerdeki halkin iradesine bagli olacaktir. Mücadelemizin basari durumuna bagli olacaktir. Belki bir kisim bölgeler kurtarilmayacaktir uzun süre veya belki bazi bölgeler Türkiye ile birlikte yasamak isteyeceklerdir. Bu konuda yöre halkinin kendi iradelerine de basvurulacaktir. Halkin iradesine ragmen adeta zorbalik yaparak çesitli bölgeleri Kürdistan’a dahil etme veya bazi bölgeleri ülkeden koparip buralarda suni olarak devlet olusturma biçiminde soven, milliyetçi, irkçi bir anlayisimiz söz konusu degildir. Tarihsel olarak sekillenen bir halk vardir, bu Kürt halkidir. Dün arkadasim bu konuda bazi tarihsel açiklamalarda bulundu. Ben, esasen bu konunun üzerinde fazla durmak istemiyorum, tartisma konusu da yapmak istemiyorum, ama görüyorum mahkeme heyeti bu konuyu, yani Kürtler’in varligi yoklugu meselesine, veya Kürdistan’in varligi yoklugu meselesini sik sik tartisma konusu yapmaktadir. Bu durum bizce acayip karsilanmaktadir. Bugün artik bu konu, tartismasi yapilmayacak kadar açiktir, pek çok çevre tarafindan kabul edilmektedir, hatta Türkiye’deki....

 

 

Durusma Hakimi - Kim bu çevreler?

Mehmet Hayri Durmus - Efendim?...

Durusma Hakimi - “Pek çok çevre” kim?

Mehmet Hayri Durmus - Bizatihi Türkiye’deki basindir. Yani Türkiye’deki basin bile bunu kabullenmistir. Kürdistan üzerinde çesitli oyunlarin oynandigi ve politikalarin üretildigi günlük gazetelerde bile yer almaktadir. Kaldi ki, dünya politikasinda uluslararasi çesitli toplantilarda bu hususlar tarihsel olarak pek çok defa ele alinmistir. Baris toplantilarinda...

Durusma Hakimi - Tarihi incelediniz mi siz?

Mehmet Hayri Durmus - Tarih konularinda fazla seyim yoktur, yani bu konularda uzun arastirmalarim yoktur; ama...

Durusma Hakimi - Nereden çikartiyorsun milleti Türk, Kürt diye bölüp de nereden çikariyorsun Kürdü, Türk’ü bilmem nesini? Nereden çikariyorsun tarihi incelemedin de, belirli bir bilgin yok da?

Mehmet Hayri Durmus - Sunu söyleyeyim, bilgim yok derken bu konuda ben uzman degilim, bir tarihçi degilim, bunu demek istiyorum. Yoksa arastirmam yoktur biçiminde degil. Ben tahsilli bir insanim. Elbette bu konuda okumuslugum vardir. Pek çok kitap, belge okumusum.

Durusma Hakimi - Nereden okudun?

Mehmet Hayri Durmus - Kürtlerin kökeni ile tarihi ile ilgili, Ortadogu’ya gelisiyle ilgili, Kürdistan üzerinde...

Durusma Hakimi - Nereden gelmisler Ortadogu’ya? Ne olmus? Tarihte hangi devletleri kurmuslar?

Mehmet Hayri Durmus - Bu hususta sunu söylemistim: bu konuda arkadaslarin yaptigi açiklamalara katiliyorum biçiminde ifadelerde bulundum demistim. Ben de bu nedenle fazla açiklama yapmak istemiyorum. Yani bu hususu ben tartisma konusu yapip da uzun boylu anlatmak istemiyorum.

Durusma Hakimi - Mahkeme bir tartisma konusu yapmiyor, soruyor, kisaca açiklamalarda bulun.

Mehmet Hayri Durmus - Diger arkadaslarimin da ifade ettigi gibi, Kürtler esas olarak Ari soyundan gelmektedirler ve Kuzey Avrupa’dan. Kuzey-Bati Avrupa’dan, Iskandinav yörelerinden kavimler göç ederken Kürtler de esas olarak buradan gelerek Kürtlerin merkezi olarak kabul edilebilecek Van ve Urmiye Gölleri arasina, asiretler biçiminde milattan önce 1000 yillarinda yerlesmislerdir. Daha sonra asiretler konfederasyonu biçiminde bir örgütlenmeye gidilmistir. Bu siyasal organizasyon olusturulmustur. O dönemde var olmak için buralardaki köleci imparatorluklara karsi güçlü mücadeleler verilmesi gerekiyor. Bu nedenle aslinda birlesilmistir, örgütlenilmistir. Asur’a karsi uzun süre mücadele edilmistir. Daha sonra Asur devleti yikilmistir ve yerine Med organizasyonu olusturulmustur. Bu, Kürtlerin olusturdugu ilk siyasal organizasyondur, devlettir. Yaklasik 200 yil kadar hükümranlik sürmesi söz konusudur. Milattan önce 700 yillari ile 500 yillari arasinda..

Durusma Hakimi - Hayir, bu söylediginin kaynagi ne, tarih belgesi ne?

Mehmet Hayri Durmus - Simdi ben bu hususta yine mahkeme heyetine yönelik bir nokta üzerinde durmak istiyorum. Söyle ki; her millet ortaya çikarken veya kendi tarihini ortaya atarken, ille dikili taslardan yararlanir veya matbaa araçlarindan, mühürlü belgeli arastirmalardan faydalanir diye bir sey yoktur. Pek çok belge, meshur bilginlerin, tarihçilerin anilarindan, bunlarin hazirlamis oldugu eselerden de ortaya çikartilabilir.

Durusma Hakimi - Kaynagini soruyorum size. Hangi kaynaktan ögrendiniz bunu?

Mehmet Hayri Durmus - Bu konuda tarihçilerin bilgileri var. Örnegin bizzat Herodot’un bu konuda açiklamalari vardir. Yine, daha sonraki yüzyillarda da pek çok tarihçinin bu konuda belgeleri vardir ve ben bunlarin çogunu okudum. Ansiklopedilerde bu konuyu arastirdim, seminerlerde tartisma konusu yapilirdi, dinledim. Yani bu konuda pek çok belge vardir. fakat su bir gerçektir; bir millet kendi bagimsizlik mücadelesini gerçeklestirmeden, bu konuda uzun arastirmalara girmeden, kendi tarihini açik, net biçimde ortaya çikartacak imkanlardan yoksundur, böyle bir seyi toparlayip bir araya getiremez. Bugün Kürtlerin varligiyla ilgili Londra’da, Paris’te, Bagdat’ta, Sam’da, Istanbul’da bizzat müzelerde pek çok belge söz konusudur: ama bizler bunlari arastirma imkanina sahip degiliz. Bunlari toparlama, bir araya getirip gerçek tarihimizi aydinliga çikartma imkanindan yoksunuz.Bunu mahkeme heyetinin böyle kabul etmesi gerekir. Yani biz bugün kalkip da belgelerimiz sunlar, sunlardan diye ortaya sürecek imkan ve olanaklardan yoksunuz. Ama bu belgelerden çesitli tarihçiler tarafindan derlenmis brosürler, kitaplar vardir. Dedim, biz bunlari okuduk, degerlendirdik. Kaldi ki...

Durusma Hakimi - Hangilerini okudunuz?

Mehmet Hayri Durmus - Demin belirttim. Bu konuda Kürtlerin kökeniyle ilgili bir iki kitap okudum. “Kürdistan Üzerinde Mücadeleler” olarak...

Durusma Hakimi - Yazari kimdi bunun?

Mehmet Hayri Durmus - Kürtlerin kökeniyle ilgili Nikitin’in bu konuda vardir. Bunun disinda çesitli tarihçilerin ve siyaset adamlarinin hazirladiklari Kürdistan üzerindeki mücadeleleri veya çesitli asamalardaki mücadeleleri veya çesitli asamalardaki mücadeleleri dile getiren belgeler niteliginde olan yazilar vardir. Dün arkadasim da degindi. “ 19.’uncu yüzyilda Kürdistan üzerinde mücadeleler” diye bir brosür var. Bunu okudum. Bunun disinda yine “Çagdas Kürdistan tarihi” diye cumhuriyet döneminde Kürdistan’daki uygulamalar ve Kürdistan’in durumunu anlatan kitabi okudum. Ve bunun gibi daha pek çok brosür. “Doza Kürdistan” diye bir brosür elime geçti, bunu okudum. Bunun disinda özellikle Abdullah Öcalan arkadasin bu konuda genis arastirmalari ve kendisinin bir tarih anlayisi vardir. Aslinda Kürdistan’a bakis anlayisi vardir. Bu Serxwebun’da esas olarak, yani temel hatlariyla yer almaktadir. Bu arkadastan biz tarihi dinledigimiz ve ögrendigimiz pek çok sey vardir. Ve bütün bunlardan baska, bizce daha çok önemli olan mevcut kosullardir. Objektif durumdur. Yani Kürdistan’da bulunuyoruz bugün. Ve ortada objektif bir durum söz konusudur. Kürtlerin bizatihi varligi, Kürt toplumunun Türkiye’deki toplumsal yapidan, kültürel, sosyal yönlerden farkli yanlari açikça görülmektedir ve bizler de bunu görmekteyiz.

Durusma Hakimi - Nerede, farklilik nerede? Kültürel yönden farklilik nerede oluyor?

Mehmet Hayri Durmus - Simdi bu farkliligin inkari, bilmiyorum yani, nasil mümkündür?

Durusma Hakimi - Hayir, nerede farklilik var kültürel yönden? Farklilik nerede?

Mehmet Hayri Durmus - Su var, örnegin özellikle Ortadogu’da Islamligin gelismesiyle birlikte ortak ananeler, gelenekler gelismistir. Ve Kürtlerle Türkler de uzun süre yan yana yasadiklari için, aslinda pek çok adet ve gelenekleri birbirine karismistir, ama hala farkliligini koruyan seyler de vardir. Ben burada tek tek siralamaya gerek görmüyorum yani. Hani kültürel degerler olarak kabul edebilecegimiz çesitli ananeler, gelenekler; farkli ananeler ve geleneklere vardi ve bunlari uzun boylu anlatmak mümkün; ama su anda ben gerek görmüyorum. Bir dil vardir. Burada siz üzerinde duruyorsunuz. Birkaç dilden olusma biçiminde bir sey kullaniyorsunuz. Ben biçiminde bir sey kullaniyorsunuz. Ben bunu kesinlikle reddediyorum. Ortada bir dil vardir. Yani bunun inkari mümkün degildir. Biz pekala anlasiyoruz. Burada siz Türkçe bilmeyen birkaç kisiyi anlayabilmek için, binlerce kilometre uzaktan, Dogubeyazitli bir eri getirip burada tercüman olarak dinlettiniz, ifadesini aldirdiniz. Birbirinden yüzlerce kilometre uzakta olan insanlar, hiç iliskide olmadigi, canli bir ticaret seyine bile girmeyen bir dili kullandiklari halde, aslinda yok edilmeye terkedilmis bir dili kullandiklari halde pekala anlasabiliyorlar.

Durusma Hakimi - Bu dili neden Kürtçeye mal ediyorsunuz? Bu dilin %90’i Farsça, %10’u Acemce, bilmem ne. Yani hangi kelimeleri Kürtçe de, Kürt dili diye ortaya çikiyorsunuz?

Mehmet Hayri Durmus - Simdi, millet olarak, biz esas olarak Acemlerle..

Durusma Hakimi - Arapçadan al, Farsçadan al. Ingilizceden al, Kürtçe diye ortaya bir dil çikart.

Mehmet Hayri Durmus - Bu durum böyle degildir. Çesitli diller birbirine yakindir. Siz eger Fransizcayi, Almancayi ve Ingilizceyi biliyorsaniz veya belirli ölçüde bilginiz varsa bu konuda, bileceksiniz ki, Fransizca ve Almanca karsilastirildiginda gramer hemen hemen ayni oldugu gibi, pek çok kelime de birbirine çok benzemektedir. Yani bir telaffuz farkliligi var adeta.

Durusma Hakimi - Siz bu hususta arastirma yaptiniz mi, dil hususunda?

Mehmet Hayri Durmus - Bilgim vardir. Ben özel dilci degilim, ama bu konuda bilgim vardir. Bu hususta okumustum. Ingiliz dilinin üzerine çalismalar yapmistim. Örnegin Hacettepe Üniversitesinde 1 sene Ingilizce okudum. Gramerini biliyorum. Kürtçenin gramerini de biliyorum. Farsçanin gramerini de biliyorum. Türkçe üzerine de çalismam olmustur. Türkçe gramerini de biliyorum. Bir defa esas olarak Kürtçe ile Türkçe arasinda gramerik bir ayrilik vardir. Yani cümlelerin kurulusunda temel olan, dilde esas olan gramerdir ve Kürt dilinde belli bir gramer söz konusudur. Bu da bati dillerine benzemektedir.

Durusma Hakimi - Farsça ile karsilastirdiniz mi?

Mehmet Hayri Durmus - Farsça ile benzerligi sudur. Ben, sunu söyleyeyim, Ingilizce ile de benzerlikler arz etmektedir Kürtçe. Gramer olarak hemen hemen çok az bir farklilik vardir. Çünkü Bati dil grubundandir esas olarak. Yani Bati dil grubuna bu konuda çok benzemektedir Kürtçenin gramerik durumu. Farsça ile ise çok daha büyük yakinligi söz konusudur. Çünkü biz millet olarak, yani Kürtler tarihi boyunca Türklerle yan yana yasadiklarindan çok daha fazla Perslerle veya Iranlilarla yan yana yasamislardir. Ve hatta Perslerle ayni soydan geldiklerinden dil benzerlikleri, kelime benzerlikleri dogal olarak çok daha fazladir; ama bu hiç bir zaman Perslerle Kürtlerin ayni oldugu veya Kürtlerle Perslerin ortak bir dil kullandigi, Farsçayi kullandigi seyine götürmez. Ben bu hususu daha fazla derinlestirmekten yana degilim, ama objektiftir, açiktir. Bunun inkari mümkün degil; ama gelismemistir, körelmistir, pek çok kelimesi unutulmus veya çesitli dillerden kelime almistir. Bu konuda benim iddiam yoktur. Çok güçlü bir dildir veya söyle bir dildir, böyle bir dildir, övmeye gerek görmüyorum yani; ama ortada bir dil söz konusudur. Grameriyle, suyuyla, buyuyla açiktir.

Durusma Hakimi - Simdi, geçelim.

Mehmet Hayri Durmus - Bir husus kaldi, ona da degineyim. Bir de Hareketimizin zorbalik yaptigi, halki göçe zorladigi biçiminde iddialar vardir. Burada arkadaslarim üzerinde uzun uzun durdular. Ben de bu konuya bir iki seyle deginmek istiyorum. Arkadaslarim beni tatmin etmedi. Bu konudaki açiklamalari yetersiz buluyorum. Onun için sunu söyleyeyim. Halk göçe zorlanmistir. Bu dogrudur, ama halk ne zamandan beri göçe zorlanmistir? Kimi dönemlerde halk bizatihi mecburi iskâna tabi tutulmustur. Örnegin denilmistir ki, su, su, su asiretler su yöreye gitsin. Bu, Sultan Hamit döneminde de yapilmis, cumhuriyet döneminde de yapilmistir. Kimi zaman olmustur, halk göç etmek zorunda birakilmistir. Yani resmi olarak sen suradan kalk suraya git denilmemistir; ama adeta buna zorlanmistir. Ülkemizde yüz yillardir sömürgeci politika uygulanmaktadir. Bu, Safevi imparatorlugu tarafindan uygulanmistir. Bu Osmanligi Imparatorlugu döneminde uygulanmistir. Daha sonra bu Ortadogu’da meydana gelen çesitli devletler tarafindan. Örnegin Türkiye Cumhuriyeti tarafindan da uygulanmistir ve ülkemizde esas olarak yerlesik bir ekonomi düzeni olusturulmustur. Iddiamiz sudur; talan ekonomisi gelistirilmistir ülkemizde. Yani ülkemizde, gerek sermayenin yatirilmasi biçimi olsun, gerek yollarin dösenmesi biçimi olsun, gerek çesitli alanlarda üretime geçis olsun, bunlarin tümü kaynaklarimizin alinip götürülmesine yöneliktir. Dikkat edilirse yollarin da ona göre dösendigi ortadadir. Örnegin Hakkari’ye yol girmezken, Cizre’ye bilmem birkaç koldan asfalt yol gitmektedir.

Durusma Hakimi - Niye Hakkari’ye yol gitmesin? Hakkari’yi gördün mü sen?

Mehmet Hayri Durmus - Tamam, yoldan yola fark var yani.

Durusma Hakimi - Hayir, gördün mü Hakkari’ye sen?

Mehmet Hayri Durmus - Evet, gitmisim.

Durusma Hakimi - Ne zaman gittin?

Mehmet Hayri Durmus - Yakin tarihlerde, 1-2 sene önce gitmistim, ama yani yol yok derken, Hakkari’nin bizatihi kendisini degil, bütün yöre olarak kastediyorum, pek çok yere yol gitmezken, Cizre’ye iki-üç koldan yol gitmektedir, asfalt yol gitmektedir. Yani bundan kastim sudur; esas olarak ülkemizde insa edilmek istenen ekonomi kaynaklarimizin götürülmesine yöneliktir. Böyle olunca, elbette halk bir defa kendiliginden adeta göçe zorlanmistir. Kaynaklari götürülsün, zaten topraklar büyük ölçüde agalarin, beylerin elinde bulunmaktadir. Bu durumda halk geçimini nereden saglayacaktir? Dogal olarak Çukurova’da, Istanbul’da, Izmir’de hatta Almanya’da bu sekilde göç etmis, gurbetlik olmus yüzbinlerce insan söz konusudur. Bunun disinda su da açik bir gerçektir: Bugün devletle siki iliskiler içerisinde olan bazi feodal-kompradorlar, emirlerindeki silahli milis güçlerini adeta halkin üzerine sürmektedirler. Bunu yillardir yapmaktadirlar. Kan davalarini, mezhep ayriliklarini körükleyerek halki köyünden, arazisinden koparmakta ve malina, mülküne el koymaktadirlar. Bu açiktir yani, bunun binlerce örnegini gösterebiliriz. Bu Siverek’te de olmustur. Hilvan’da da olmustur, Kiziltepe’de de, Batman’da da olmustur. Dogubayazit’ta da olmustur. Bizatihi pek çok yerde bu olmustur. Bizatihi Mehmet Bucak bilmem su tarihte her türlü mali mülkü elinden alindigi halde veya içte rakipleriyle girdigi çatismada her seyini kaybettigi halde. 5-10 sene sonra pekala görülmektedir. Bu nereden gelmektedir? Nasil sekillenmektedir? Nasil tesekkül etmektedir? Bu, zor kullanilarak gerçeklestirilmistir. Bölgede ilk olarak kan döken Hareketimiz olmamistir, Mehmet Bucak, Süleymanlar ve digerleri, Batman’da Ramanlilar kendi silahli güçleriyle Hareketimizin çatismasi dogmadan önce sik sik pes pese Bucak arasindaki çatismalardan hemen önceydi. Pek çok köy ayni aylar içinde yakilip yikildi. Arsivler karistirilirsa bu pekala görülecektir. Yani yüzlerce insanin bu sekilde katledildigi, öldürüldügü ve yerinden yurdundan edildigi bir gerçektir. Esas olarak sunu demek istiyorum; halka zorbalik yapan biz degiliz. Halka, zorbalik yapanlar demin saydigim güçler olmustur, göçe zorlanmistir adeta ve halk göç etmistir. Çukurova bu sekilde dolmustur, Izmir, Manisa, Mersin hatta Almanya’ya kadar bu sekilde binlerce masum insan yerini yurdunu terk ederek zaten göç etmistir, gitmistir. Bu hareketimizin ürünü degildir, yani Hareketimizin ortaya çikardigi bir sonuç degildir.

Durusma Hakimi - Evet

Mehmet Hayri Durmus - Evet, iddianamedeki iddialara karsi belirtmek istedigim hususlar asagi yukari bunlardir. Ben su anda esas olarak kendi ifademi verecegim. Mücadeleye katilisimi, daha dogrusu kendi faaliyetlerimi anlatirken, bir bakima kendim eskiden beri hareket içerisinde görev aldigim için, ayni zamanda Hareketin gelisme seyrini koymus olacagim. Yani ikinci bir defa Partinin kurulusunu ele almak istemiyorum, kendi faaliyetlerimle partilesmeyi bir arada izah etmeye çalisacagim. Ben esas olarak 1970’lerden sonra, yani lise ögrenciligim döneminde devrimci düsüncelere sempati duydum. Kitap okuma aliskanligim da ortaokul döneminden beri vardi, lisede de siyasi seylere- ki, o zaman Türkiye de bu yönde çalismalar ve çabalar vardi- tesvik edildik. Ben özellikle daha çok siyasal nitelikte kitaplara yöneldim, devrimci düsüncelere kanalize oldum. Lise ögrenciligim döneminde çesitli Marksist-Leninist klasikler okudum. Tabii o zaman bunlarin hepsini tam kavradigimi söylemem. Daha sonraki yillarda Ankara Hacettepe Üniversitesine girdim. 1974-1975 yillarinda burada daha hizli bir arastirma ve incelemeye basladim. Yine çesitli Marksist-Leninist klasikleri okudum, tartismalar, seminerlere katildim ve sorunu biraz daha net olarak kavramaya çalistim. Dernekler, örnegin AYÖD vardir mesela, ben AYÖD’e gidiyordum. Burada seminerler yapiliyordu, ben de seminer çalismalarina katiliyordum. Bunun disinda, ögrenci gruplari arasinda tartismalar oluyordu. Bu sekilde Marksizm'i, Leninizm'i kavradim. Bunun disinda bölgemizin durumunu, ülkemiz Kürdistan’in ve Türkiye’nin durumunu, toplumsal yapiyi kavramaya çalistim. Burada bölgemizde ve ülkemizde gerici iliskilerin halki ne derece magdur durumda biraktigini anladim. Çesitli reformist akimlarin ve kendisini ilerici diye gösteren çesitli düsüncelerin öteden beri aslinda bir mesafe kat edemediklerini siyasal olarak iktidarlarin dümen suyunda gittiklerini, mevcut düzenin bu sekilde basit yöntemlerle degistirilemeyecegini, bir devrimin gerekli olduguna ben de inandim. Yani o zaman çesitli siyasi gruplar devrim tezini ileri sürüyorlardi, parlamenter yoldan degil, toplumun veya daha dogrusu mevcut düzenin degismesi için bir devrimin gerekli olduguna inanlar vardi, ben de ögrendigim bilinçlendigim, gördügüm ve siyasi olarak gelistigim oranda anladim ki bir devrimin gerçeklesmesi gerekir. Yani mevcut gerici düzenlerin, bölgedeki mevcut gerici düzenleri, bölgedeki mevcut gerici iliskilerin lagvedilmesi için -ki, henüz Kürdistan Bagimsizlik Mücadelesi kafamda sekillenmis degildi- genel olarak bölgede, özel olarak Türkiye’de bir devrimin gerekli olduguna inandim. Bende bu sekilde siyasi kanaat gelistikten sonra, yani bir devrimin gerçeklestirilmesi gerektigi kanaati gelistikten ve sekillendikten sonra...

Durusma Hakimi - Marksist bir devrim?

Mehmet Hayri Durmus - Tabii Marksist anlayista bir devrim. Bu ulusal kurtulus devrimi de olabilir, bir sinifsal devrim de olabilir. Marksizm mutlaka sosyalist devrimdir diye bir sey yoktur. Marksist bir anlayis vardir, Marksist bir ideoloji vardir, bu ideoloji çesitli ülkelerdeki ulusal kurtulus hareketlerine de öncülük edebilir, sinifsal kurtulus hareketlerine de. Yani bu ideoloji mutlaka sosyalist bir devrime götürür biçiminde bir anlayis yanlistir. Biz bu anlayisa karsiyiz. Bu, tarafimizdan daha çok Troçkist bir anlayis olarak degerlendirilmektedir. Yani Marksizm'den bir sapma olarak degerlendiriyoruz. Halbuki bizce önemli olan -ki Marksizm'de canliligi koruyan, yasatan da odur- Marksizm'in çesitli ülkelerin kosullarina indirgenmesidir. Marksist anlayisin ulusal kurtulus hareketlerinde öncü bir ideoloji haline getirilmesi önemlidir. Iddianamede bu husus yanlis belirtilmistir. O zaman ben de Marksist bir anlayis hakimdi, mutlaka sosyalist bir devrim gerekirdi, ülkemiz kosullarinda bir devrimin gerekli olduguna inaniyordum, ama bu henüz Kürdistan Bagimsizlik Mücadelesi biçiminde sekillenmis degildi. Onu belirtmek istiyorum. Ben bu kanaate vardiktan sonra dedigim gibi, bu sekilde düsünen, yani bir devrim öneren çesitli kisiler ve gruplarla o zaman temaslarim oldu. Dernek disinda çesitli çalismalar vardi ve eskiden beri faaliyet yürüten Kürtçü diye adlandirdigimiz çesitli akimlar vardi, yani bizim teslimiyetçi gruplar olarak, reformistler olarak degerlendirdigimiz çesitli akimlar vardi. Bunlar geçmiste TIP içinde yer almis insanlardi, DDKO (Dogu Devrimci Kültür Ocaklari)’da yer almis çesitli kisilerle- ki, 1974’ten sonra yeniden çesitli faaliyetlere basladilar- temasim oldu. Yine bizim sosyal-soven guruplar olarak degerlendirdigimiz Türkiye’deki çesitli sol gruplarla iliskilerim oldu ve o zaman canli olarak daha çok Kürdistan meselesi tartisiliyordu. Hem bizim, teslimiyetçi, reformist olarak degerlendirdigimiz Kürt gruplari, hem de Türkiye’deki sosyal-soven olarak degerlendirdigimiz çesitli gruplar, Kürdistan meselesini sik sik tartisiyorlardi. Ben bu her iki anlayisa da bir türlü uyum saglayamiyordum. Kürt gruplari, yani reformist, teslimiyetçi olarak degerlendirdigimiz Kürt gruplari aslinda Kürdistan’in somut kosullarindan kalkmiyorlardi. Kuyrukçu bir anlayisa, reformist bir anlayisa sahip idiler. Bagimsizlik temelinde mücadeleyi düsünmüyorlardi, reformlar ileri sürüyorlardi. Örnegin Kürt dili ile egitim yapilsin, Kürtçe anadil olarak bölgede kabul edilsin, Kürdistan’daki çesitli tabakalara daha iyi yasama olanaklari saglansin biçiminde düsünceleri, talepleri vardi ve esas olan bu idi. Faaliyetleri daha çok siyasi olmaktan ziyade kültürel nitelikte idi. Bu nedenle ben bu anlayislari milliyetçi anlayislar olarak degerlendiriyordum. Yani emekçi siniflarin Kürdistan’daki milyonlarca emekçinin, yoksul köylünün, proleterin gerçek kurtulusunu saglayan düsünceler olarak görmüyordum. Bu nedenle tatmin olmuyordum ve bu tür gruplarin herhangi birine angaje olmadim. Örnegin 1975 basinda DDKD dernegi kuruldugunda pek çok kisi bu dernege üye oldugu halde, Kürdistan’da pek çok genç bu dernege üye oldugu halde ben kendim tatmin olmadigim için bu dernekle iliskim olmadi. Yine Türkiye’deki çesitli gruplar sosyal-soven olarak kabul ettigimiz çesitli gruplar Kürdistan’i ve Kürdistan’daki objektif yapiyi göz ardi ediyorlardi. Kürdistan Bagimsizlardi. Gerçi benim de bu konuda henüz tamamiyla netlesmis düsüncelerim yoktu. Ama onlar bu yönde bir inkar tezi gelistirdikleri için, sunu söylüyorlardi; sadece Kürtler vardir, ama tarihsel bir haksizlik olmustur, geçmistir. Bu artik Türkiye’deki devrim sorunudur, esas olarak Kürtlerin kurtulusu da Türkiye’deki emekçi siniflarin kurtulusuna baglidir biçiminde düsünceler ileri sürüyorlardi. Fakat sorun onlarin koydugu gibi degildi. Yani olmus-bitmis bir mesele degildi mesele. Parçalanmis bir Kürdistan vardi, parçalanmis bir toplum vardi, son derece geri ortaçag karanliklarinda kalmis bir toplumsal yapi söz konusuydu. Bu toplumsal yapinin Türkiye’deki devrime ayak uydurabilme olanagi yoktu. Bu toplumsal yapinin Türkiye’deki devrimle berabere, daha dogrusu bu devrimi bekleyerek düzelme yoluna gitmesi, esas olarak soruna çözüm getiremezdi. Bu nedenle, Kürdistan Devrimi temel olarak reddettiklerinden, yadsidiklarindan, Kürdistan sorununa gerçekçi bir çözüm, bir yaklasim getirmediklerinden, bu sosyal-soven gruplarla da, Türkiye’deki bu sol gruplarla da benim o zamana kadar 1975 yillarina kadar canli bir bagim olmadi. Ben Kürdistan’daki emekçi siniflarin gerçek kurtulusunu saglayacak bir devrim tasarliyordum kafamda ve bu sekilde çesitli ögrenci arkadaslarimla tartismalarim oluyordu. Benim gibi düsünenler, veya daha önce bu yönde sekillenen düsünceler vardi ki, bu düsünceler bende sekillenirken çesitli arkadaslardan esinleniyordum. Kitaplardan da okuyordum. Marksizm ve Milli mesele, ulusal sorun, sömürgeler sorunu diye bir kitap vardi, okudum. Çagimizda ulusal kurtulus hareketlerinin dünya devrimci hareketinin bir paçasi oldugu düsüncesi artik bende hakim olmustu, ögrenmistim, kavramistim bunu. Günümüzde burjuvazisinin ulusal kurtulus hareketlerine öncülük edemeyecegini, ulusal hareketlerine öcülük edemeyecegini, ulusal kurtulus mücadelesinin bir pazar mücadelesi olmadigini, artik bu seyden çiktigini ve emekçilerin gerçek kurtulusunu saglayacak bir ulusal kurtulus hareketinin bizatihi emekçilerin öncülügünde, proletaryanin öncülügünde gelisebilecegi düsünceleri kafamda sekillenmisti. Kürdistan’da bir bagimsizlik hareketi gelistirilebilir, bunun sartlari vardir biçimindeki düsünceler de, bende giderek gelisiyordu. Sahin Dönmez benim okul arkadasimdi, Hacettepe’dendi. Sahin Dönmezle temaslarim vardi, tartisiyorduk, bu konuda düsüncelerimiz birbirine yakindi. Benden önce Sahin’in Abdullah Öcalan ve yaninki bir grup arkadasiyla birlikte Kürdistan üzerine yeni tezler gelistirdiklerini, Kürdistan Bagimsizlik Mücadelesi adina hareket ettiklerini, düsünceler gelistirdiklerini duymustum, ama fazla bilgim yoktu. Ilk defa Sahin’le temasim oldu. Sonra Abdullah’la tanistim ve bu konuda Abdullah kendi düsüncelerini bana anlatti, Kürdistan hakkindaki düsüncelerini, o zaman kisir da olsa, netlesmis olmasa da Kürdistan Devrimi hakkindaki düsüncelerini anlatti, tatmin oldum. Yani, bir bakima kafamdaki düsüncelere de uygun buldum. Kürdistan’da emekçilerin gerçek kurtulusunu saglayan bir ulusal kurtulus hareketinin örgütlenmesinin sartlarinin var oldugu ve bu yönde mücadele verilmesi gerektigine inandim. Ve esas olarak ilk defa bir akimla angaje oluyordum. Bu tarih asagi yukari 1975’in bahariydi. Bu zamana kadar aslinda düsünceler sekillenmisti, demin izah ettigim gibi; Abdullah’in öncülügünde bir grup arkadas bu yöndeki çesitli düsüncelerini artik netlestirmisti. Kürdistan’i, Kürdistan Bagimsizlik Mücadelesini, toplumsal yapiyi ve siniflarin durumunu degerlendirmislerdi. Yani, aslinda benden önce sekillenen bir düsünce söz konusudur. Henüz bir gruplasma, belirgin bir gruplasma olmasa da bu sekilde bir düsünce sekillenmesi söz konusudur. Benim bu arkadaslarla faaliyetlerim hemen baslamadi, sik sik bulusuyorduk, ama benim bu yönde aktif faaliyetlerim yoktu. Dedigim gibi kendim 1975 sonlarinda esas olarak faaliyetlere basladim, bulundugum çevrelerde çalismalari yürütüyordum. 1975-1976 yillarinda ben yine Ankara’daydim, Kürdistan’da faaliyetlerim olmadi. Bu tarihlerde çesitli arkadaslar örnegin; en basta Haki, Kemal, Baki gibi arkadaslar Kürdistan’in çesitli yörelerinde dolasiyorlardi, geziyorlardi, Kürdistan hakkinda bilgi edinmek ve bazi çalismalar yürütmek, propaganda yapmak için Kürdistan’a gidiyorlardi; ama henüz fazla bir faaliyet Kürdistan da yoktu, iliskiler gelismis degildi. Özellikle Antep ve Dersim yörelerine –ki Kürdistan’da ilk faaliyetlerimiz buralarda baslamisti- bazi arkadaslar gidiyor, çalisiyorlardi. Benimse Kürdistan’da herhangi bir faaliyetim henüz söz konusu degildi. Esas olarak 1977 ortalarina kadar Ankara’da kaldim ve bulundugum çevrelerde, özellikle Hacettepe ögrenci kitlesi içerisinde ve Kürdistanli gençler arasinda faaliyet yürüttüm. Yalniz bizleri baglayan ortak düsüncelerimiz vardi. Bu düsünceler dogrultusunda her arkadas bulundugu yörede daha çok kendi inisiyatifini koyarak, kendisi biraz imkanlar yaratarak, maddi olarak da çesitli imkanlar yaratarak çalisarak veya iste edindigi dostlardan geçimi için para temin ederek faaliyet yürütüyordu; yani daha çok kendi inisiyatifini koyarak aslinda arkadaslar bulunduklari yörelerde çalisiyorlardi. Bu daha çok kisisel çalismaydi, örgütlü bir çalisma degildi. Yalniz, su bir gerçektir; aramizda bir düsünce birligi artik söz konusuydu denilebilir. Ben 1976 yilinda da esas olarak Ankara'da kaldim. Bir ara, 1976’in Mayis’i olacak her halde, Hacettepe Üniversitesinde ögrenci olan Fevzi Aslansoy isminde bir devrimci genç öldürülmüstü. O’nun cenaze töreni için Urfa’ya gittim, Suruç’a. Burada cenaze töreninden sonra tahliye oldum ve yine Ankara’ya gittim. 1977’nin yazina kadar, Haki’nin öldürülmesine kadar Ankara’da kaldim. Yine eski faaliyetlerimi sürdürüyordum. 1977’nin haziraninda esas olarak Ankara’yi terk ederek Kürdistan’da faaliyetlere katilmayi uygun buldum. Ve 1977’nin yazinda ilk defa Kürdistan’da faaliyetlerde bulunmaya basladim. O zaman memleketim olan Bingöl’de, bilahare Diyarbakir’da, Mardin’de, Urfa’da dolastim. Bu dönemde (dün arkadasim da ifade etti) aslinda yerlesik iliskilerimiz yoktu; yani bizim Diyarbakir’da, Mardin’de, Urfa’da fazla iliskilerimiz yoktu; çok sinirli iliskiler vardi ki, genellikle ögrenci çevreleriyle idi ve ögrenciler de memleketlerinde pek bulunmuyorlardi. Bu nedenle, yerlesik bir iliskiden ziyade, aslinda mitingler, seminerler oluyordu, bunlara gidiyorduk. Bir nevi düsüncelerimizin propagandasini yapiyorduk. Zannedersem iddianamede bu dönemde bir program taslaginin hazirlanmis oldugu belirtiliyor. Bu asilsiz bir iddiadir. O zaman bir program taslagi falan ortaya çikmis degildi. Düsüncelerimiz ilkelestirilmisti; yani daha çok sözlü propaganda yapiyorduk, ilk defa bu sekilde düsüncelerimiz ilkelestirilmis oldu. Ayrica gönüllü olarak kaldim. Çalismalari yürüttüm. Viransehir’de, Kiziltepe’de, Nusaybin’de, Urfa’da yapilan seminerlere katildim. O zaman Kürdistan Devrimi meselesi üzerine çesitli seminerler veriliyordu, biz veriyorduk veya baskalari veriyordu, bu seminerlere katiliyordum, veriyorduk, bu seminerlere katiliyordum, düsüncelerimizi ileri sürüyordum. Bu dönemde faaliyetlerimiz daha çok ideolojik temelde gelisiyordu, propaganda temelinde gelisiyordu, henüz zaten güçlü iliskilerimiz falan olmadigi için, fazla hareketimizin imkanlari da yoktu. Bu nedenle, siddet temelinde henüz içinde, zaten bildiriler falan dagitilmaya baslandi. Zaman zaman bu bildirilerin anlasilmasi için çalisma ve propaganda yürütüyordum.

Durusma Hakimi - Simdi tüzük hazirlanirken hangi devletin partisinin tüzügü esas alinmistir?

Mehmet Hayri Durmus - Esas olarak proletarya partisi, yani ülkemizin proletaryasina öncülük edecek bir proleter parti, Marksist-Leninist ideoloji ve ilkeler temelinde bir partilesme söz konusu oldugu için tüzük de haliyle Marksist-Leninist olan partilerin tüzügüne benzeyecektir. Marksizm'e, Leninizm'e bagli olan tüm partilerin tüzügüne benzeyebilir; ama hiçbir partinin tüzügünün kopyasi degildir. Yani ne Sovyetler Birligi’ndeki Bolsevik Partisinin, ne Vietnam’daki Isçi Partisinin tüzügünün aynisi degildir, bir...

Durusma Hakimi - En çok hangisine yakin? Yani en çok hangi seyden istifade edilmistir?

Mehmet Hayri Durmus - Lenin’in örgütlenme anlayisi vardir. Daha dogrusu Marksizm'de var, Lenin tarafindan gelistirilmistir. Ana ilkeleri vardir. Çesitli partiler kurulurken bu ana ilkeleri esas alarak kendi kosullarina da uygulayarak, bazi ekler yaparak tüzüklerini hazirlarlar. Tüzügümüzde de Marksizm'deki partilesmenin ana ilkelerine bagli kalinmistir. Yani tüzük 5-10 sayfadan da olusturulabilir, detaylandirilabilir.

Durusma Hakimi - Siz amaci gerçeklestirmek için nasil bir mücadeleyi düsünüyorsunuz? Mehmet

Mehmet Hayri Durmus - Burada bazi arkadaslarim tarafindan izah edildi aslinda bu husus, ben de söyle ifade edeyim kisaca; biz her seyden önce yani son derece geri kalmis adeta ortaçag karanliklarinda geri kalmis adeta ortaçag karanliklarinda birakilmis bir Kürdistan toplumunun fertleri oldugumuzu biliyoruz. Bu derece geri bir yapida olan bir ülkede örgütlenmenin, bir örgütlenme yaratmanin, bir mücadele dogurmanin ne derece zor oldugu da açiktir. Ayrica ülkemizin Ortadogu içerisindeki konumunu biliyoruz; emperyalizmin ve ona bagli bölgedeki isbirlikçi yönetimlerin ülkemiz üzerindeki sinsi oyunlarini, emellerini de biliyoruz. Bu nedenle mücadelenin bir hayli zorlu geçecegi gerçegini kabul ediyoruz. Ülkemiz sömürgelestirilirken -ki, bunun tarihi, yüzyillari içeriyor- yani parçalanirken zor kullanilmistir, her parçasi zorla kan dökülerek isgal edilmistir, hatta tarihin çesitli dönemlerinde ülkenin ve halkin kaderini degistirmek için bir takim ayaklanmalar, isyanlar olmustur, özgürlük için girisimler olmustur, bu girisimler de her defasinda kanla bastirilmistir. Bu sekilde milyonlari asan insanin kani akitilarak ülkemiz isgal altina alinmis ve sömürgelestirilmistir. Uzun süredir, yani yaklasik 2 bin sene kadardir kendi siyasal otoritesini olusturamamis, bir merkezi yapiya kavusamamis ve bu nedenle de ilkel, geri, ortaçag karanliklarinda kalmis bir toplumu bu derece zorla, baski ile isgal altina alinan bir toplumu kurtarmak için mutlaka yine zora basvurmak gerektigine inanmisizdir. Yani ciddi bir örgütlenmenin yaratilmasina, isçi-köylüyü temel alan bir örgütlenmeye gidilmesine, bir cephelesmeye gidilmesi gerektigine, ülkemizde bagimsizliktan ve demokrasiden yana olan tüm güçlerin birlestirilmesi gerektigine, bir halk ordusunun olusturulmasi gerektigine inaniyoruz ve ancak bu sekilde bir yandan güçlü bir halk birliginin ve bir halk cephesinin yaratilmasi, öte yandan yine bir halk ordusunun yaratilmasi ve uzun süreli bir halk savasinin verilmesiyle ülkemizin kurtulabilecegine inaniyoruz. Anlayisimiz özet olarak budur.

Baskan Durusma Hakimi Üye Hakim Stenograf


NOT: www.diyarbakirzindani.com sitesi'nden alinmistir.

 

 

 

-
-*-

 




MAZLUM DOĞAN'ın SAVUNMASI

 

KEMAL PİR'in SAVUNMASI

 

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum