Prof KADRİ YILDIRIM

Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

 

 

 

 

Newroz mitoloji değil yaşanmış bir olaydır

 

Prof. Kadri Yıldırım: Newroz mitoloji değil yaşanmış bir olaydır!

 

 

- Use Google Translate to read in your language!


Popüler tekstler, M. Ö. 612'de Demirci Kawa’nın zalim Dehhak’a karşı ayaklandığını ve zulmüne son verdiğini aktarırlar. Kawa ve isyancılar, Dehhak’ın sarayını yakarak, Newroz’un -yeni günün- haberini verir. O günden bu yana 21 Mart Kürdistan ve İran sınırlarında yaşayanlar için ulusal gün olarak kabul edilir.

 

 

Bu popüler anlatımların günümüze dek gelmesine neden olan ve Newroz’un Kürdler için önemine dikkat çeken Kürd tarihçilerden Mir Şerefxan, Dehhak’ın 21 Mart’ta demirci ustası Kawa tarafından tahttan indirildiğini ve Kürdlerin Kawa’nın torunları olduğunu ve kaydeder. BasHaber’in Newroz'a ilişkin sorularını yanıtlayan Kürdolog Prof. Dr. Kadri Yıldırım ise, “Kawa olayı bir mitoloji, efsane veya yaşanmamış bir olay değildir gerçektir” ifadelerini kullanıyor. Kürdistan’ın içinde bulunduğu duruma da dikkat çeken Yıldırım, Kürdlere zulm eden diktatör ve kralların varlığının devam ettiğini savunuyor.



-Kürdlerin ulusal günü olan 21 Newroz mitoloji mi gerçek mi? Newroz’un tarihi kaynaklardaki yeri nedir?

 

Newroz, kelime anlamı olarak ‘Yeni Gün’ demektir. “Neo, new“ gibi kelimeler yeni anlamına geliyor; “roj, ruz, ruj“ gibi farklı tanımlamalar da “gün“ anlamına geliyor. Dolayısıyla “yeni gündür.“ Yeni gün dendiği zaman akla ne geliyor, daha önce nasıl bir durum vardı ki bu durumun üstüne yeni bir gün ve bu yeni bir bayram atmosferine kavuştu? Tabi herkesin aklına Kawa meselesi ve onun Dehhak ile yaptığı mücadele geliyor. İşin ilginç tarafı, Kürd yazar ve araştırmacıları yazdıkları eserlerinde, çalışmalarında, araştırmalarında, Kawa’nın Dehhak’ı öldürmesi olayına, Kawa’nın demircilik önlüğünün (Direxş-ê Kawiyan) bir sancak haline getirilişine bir nevi ‘efsane/mitoloji’ gözüyle bakıyor. İslam tarihi kaynaklarına bakıldığı zaman Kawa-Dehhak mücadelesinin yaşanmış bir olay olduğu görülüyor. Yani ben, en azından 6-7 yıllık medrese tahsilime dayanarak söylüyorum: Başta Taberi ve Yakubi’nin çalışmaları başta olmak üzere birçok İslam tarihi kaynağında Kawa olayı ve Dehhak’la olan mücadelesi yaşanmış bir olay olarak geçiyor.

 

İslam tarihi kaynaklarında geçtiğine göre Kawa’nın yaşadığı dönemde Suriye topraklarında Dehhak adıyla zalim bir hükümdar varmış. Bunun iki omuzu üzerinde yılanı andıran, bir nevi kanserli iki ur çıkmış ve kendisine yapılan tavsiyede eğer her gün iki gencin beyni kanserli yere sürülürse urun iyileşeceği söylenir. Bu da onu deniyor. Ta ki sıra Kawa’nın oğluna geldiğinde o zaman Kawa da ‘Edî Bes e!’ der. Evladını bu yolda kurban verildikten sonra, Dehhak’a karşı bir mücadele veriyor, Dehhak’ı öldürüyor, öldürdükten sonra tahta Feridun diye bir padişahın gelmesine önayak oluyor. Dehhak’ı öldürmeden önce taraftarlarına “Dehhak’ı öldürürsem, ateş yakacağım, sonra demirci önlüğümü bir direğin ucuna takarak yükselteceğim. Bu, Dehhak’ı öldürdüğüme dair bir gösterge olacak” diyor.

 

-Kawa sancağından bahsediyorsunuz. Kawa’nın önlüğü nasıl sancak oldu? O sancağa kimler sahip çıktı?

 

Asıl burada bu noktaya gelmek çok önemlidir. Hem Taberi, hem Yakubi hem de diğer İslam kaynaklarında şöyle geçiyor: 'Kawa’nın bu önlüğüne bir aslan postu geçiriliyor, üstüne de mücevherat geçiriliyor ve bir sancak haline getiriliyor'. Aşağı yukarı bu olay 6 bin 600 yıl önce yaşanıyor. Onun sancak haline getirilen önlüğü Kürdlerin ve Farsların birlikte oluşturdukları ordularda bir sancak görevlisi tarafından Kawa’nın sancaklaştırılmış önlüğü ordunun en önünde taşınırdı. Yine tarih kaynaklarında söylenildiğine göre, bu sancakla girişilen her savaş başarıyla sonuçlanmış, bir nevi Kawa’nın bu sancağı kutsiyet kazanmış. M.Ö. 4600 yılında bu olay yaşanıyor.

 

Hz. Ömer dönemine kadar bu iş böyle gidiyor. Hz. Ömer döneminde Kürdlerle Farsların orduları ile İslam Ordusu arasında meydana gelen bir savaşta Sasani Ordusu yeniliyor, Sasani devlet arşivine giriliyor. Müslüman komutanlar tarafından Kawa’nın sancağını buluyorlar. Sancağın üzerindeki mücevherleri ganimet olarak dağıtıyorlar, bir şekilde bu sancak da yok ediliyor. Bu sancak, günümüze ulaşmış değil. Hz. Ömer zamanında Sasani devlet arşivinde somut olarak bulunmuş.

 

Kawa olayı bir mitoloji, efsane veya yaşanmamış bir olay değildir. Sancak Kawa’nın zaferinden sonra kazanmış olduğu son şekildir. Aslan postu geçirilen bu sancağın eni 8 arşın, yani 5 metre; uzunluğu 12 arşın, 7 metreye tekabül ediyor. Bel Amedî diye bir tarihçi var, onun tespitine göre üzerinde mücevherler vardı, dörtgen şekli bir şekli vardır, bir de altın suyuna batırılıp sıkı bağlanan yüz ip vardır bu sancak üzerinde. Firdevsi’nin Şahname’deki tasvirine göre bu sancak, bu bahsettiğim şekilde Sasanilerin devlet arşivinde bulunmuş.

 

Bizatihi kendi döneminde yaşanmış bir hadisedir. Bu böyle olunca artık yeni gün manasına gelen Newroz, Mart’ın 21’ine denk geldiği için her yıl 21 Mart hem Kürdler, hem de Farslar tarafından bir milli bayram olarak ele alınıyor, kutlanıyor. Öncelikle Kürdlerin ve Farsların kutladıkları bu bayram bilahare Türkler, Araplar ve başka kavimler de buna bir nevi sahip çıktı.

 

-Türkler, Araplar ve başka kavimler nasıl sahiplenmeye başladı?

 

Herkes kendi tarihine göre Newroz’u bir şekilde kendileriyle ilişkilendirmeye çalıştı. Kürdler ve Farslar açısından Newroz’un taşıdığı anlamın ağırlığı bu bahsettiğim yaşanmış olayda yatıyor. Yani Dehhak’a karşı Kawa’nın verdiği mücadele ve demirci olan Kawa’nın zafer sancağı haline getirilmiş bir iş önlüğü söz konusudur. Bunun yanında baharın kendini göstermesi, bir mevsim değişikliği, kışa karşı baharın vermiş olduğu direnç ve mücadele; havanın güzel olması, yavaş yavaş tabiatın yeşilliklere bürünmesi gibi durumlar da işin mevsimsel tarafını oluşturuyor.

 

Newroz Kürdler ve Farslar tarafından milli bayram olarak kabul edildikten sonra, İslam sonrası özellikle Abbasi zamanında İrani kavimler hem Kürdler hem de Farslar Abbasi’nin toplumsal yapısı içerisinde önemli bir yer tutuyordu. Newroz bayramı Abbasiler zamanında resmi bayram olarak kabul edildi. Nasıl ki bir kurban ve ramazan bayramı devletin resmi tatilleri kabul ediliyor, yine nasıl her ülkenin kendine göre milli bayramları varsa ve bu bayram resmi tatil günleri olarak kabul ediliyorsa, Abbasiler zamanında da Newroz bayramı resmi bayram olarak kabul ediliyordu. Kutlamalar, Abbasilerin hakim oldukları kentlerde, köylerde ve kırsal alanlarda birçok valinin, komutanın ve merkezinin halifenin katılımıyla bu Newroz bayramı kutlanılıyordu.

 

-Newroz Kürdlerin ve Farsların İslamiyeti kabul etmesinden nasıl bir süreçten geçti?

 

Kürdler ve Farslar, İslam’dan önce Zerdüştlük dinine mensuptu. Zerdüştlükte de Newroz’un önemli bir yeri vardır. Hz. Ömer Kürdler ve Farslardan oluşan orduyu mağlup ettikten sonra bir barış antlaşması yaptı. Bu antlaşmanın 8 maddesi vardır, bu maddelerden biri de Newroz ve diğer bayramlarla ilgili bir maddedir. Hz. Ömer’le Kürdler ve Farslardan oluşan ordunun imzaladığı antlaşmaya göre “Kürdler ve Farslar kendi Newroz da dahil olmak üzere milli bayramlarını serbest bir şekilde kutlayabilecekler” denildi. Bu madde hem o dönemde, hem Emeviler, hem de Abbasiler döneminde korundu. Abbasiler döneminde devlet adamları, valiler, vezirler ve komutanlar da Newroz kutlamalarına katılıyordu. Hz. Ömer’den sonra Hz. Ali zamanına baktığımızda enteresan bir durumla karşılaşıyoruz. İslam tarihinde ilk kez Hz. Ali, bir Newroz hediyesini kabul ediyor. Yani kendi döneminde kendisine bazı hediyeler sunuluyor, o da bunlar neyin hediyeleri olduğunu sorulduğunda, bunlar Newroz hediyeleri deniliyor ve Hz. Ali bu hediyeleri kabul ediyor. İslam tarihinde bilindiği kadarıyla Hz. Ali Newroz hediyelerini kabul ediyor.

 

-Peki Newroz Kürd literatürüne nasıl yansımış?

 

Ehmedê Xani’nin Mem û Zin’ine baktığımız zaman Ehmedê Xanî orada iki müstakil bölümü Newroz’a ayırıyor. Mem ile Zîn’in, sonra Sitî ile Tajdîn’in birbirlerini gördükleri tarih de 21 Mart’ta Cizre’de kutlanan bir Newroz gününe denk geliyor. Ehmedê Xanî, Mem û Zîn’de buna değinirken, Newroz için “Newroz a Sultanî” tabirini kullanıyor. Yani Sultanlara yakışır bir şekilde kutlanan Newroz, sonra “Beradetê qedîm ê Kurdistanî“ diyor. Yani kadim tarihten beri, çok eski tarihlerden beri Kürdistan’da kutlanan bir bayram olarak bize kaydediyor Mem û Zîn’inde. Bizim dikkatimizi çeken bir başka tespit de gene Ehmedê Xanî tarafından yapılıyor. Xanî, “mebna ber adetê mubarek“ diyor, Newroz için, Newroz’un kutlama geleneği için kutsal bir gelenek ifadesini kullanıyor.


-Zerdüştlük inancına ve ateş figürüne karşı oluşan algı için neler diyeceksiniz? Newroz’a karşı neden böyle bir algı var?

 

Günümüzde bazı şahıslar veya kesimler Newroz bayramının kutlanılmasının dinen haram olduğunu ileri sürüyor. Eskiden Zerdüşti gelenekte böyle bir geleneğin olduğunu, Zerdüşti gelenekte de ateş kültünün önemli bir yer tuttuğunu, hatta Zerdüştlük, tevhid dini olmasına rağmen bazı cahillerin ateş kültünü biraz daha fazla kutsayarak, adeta bir ilah bir mabut derecesinde kabul etmeleri gibi durumlara bakarak Newroz kutlamanın o ateşe ibadet gibi algılandığını, öyle bir şey çağrıştırdığını ileri sürüyorlar ve bunun dinen caiz olmadığını söylüyorlar. Dolayısıyla Hz. Ali’nin Newroz kutlamalarında hediye etmesinin altını çizerken ve Ehmedê Xanî Mem û Zin’inde buna önemli bir yer ayırdığını ifade ederken şuna getirmek isiyorum: eğer bu dinen haram ve yasak olsaydı hem Hz. Ali böyle bir Newroz hediyesini kabul etmezdi, hem de Ehmedê Xanî, Newroz için “Mübarek” gibi bir tanım kullanmazdı.

 

-Newroz’un modernizmin etkisi ile siyasi ve ideolojik bir biçim aldığına ilişkin yorumlar var katılır mısınız?

Kawa’nın Dehhak’a karşı verdiği mücadele ve kazandığı zafer artık Kürdler içerisinde bir direniş bayramı, bir direniş kutlaması olarak kabul ediliyor. Bazı istisnai durumları ayrı tutacak olursak Kürdler, tarihin derinliklerinden şimdiye kadar, maalesef hayatları hep başkaları tarafından yönlendirilmekle geçmiş, maalesef hep mağdur ve mazlum olarak günümüze kadar gelmişler. Kürdler hep ezilen bir pozisyonda olmuşlar ve bundan dolayıdır ki sürekli kendilerini ezenlere karşı bir direniş içerisinde olmuşlar. Med devleti yıkıldığından beri bu böyle olmuş. Şimdi de böyledir, Cumhuriyet’ten önce de böyleydi. Bu direniş, sancak geleneği artık milattan öncesinden başlayarak günümüze kadar bir şekilde canlı tutulmuş. Direnişi gerektiren zulüm, hakaret, baskılar canlı bir şekilde günümüze kadar gelmiş. Öbür milletlerin de şu veya bu şekilde tarihlerinde Newroz belki kısmen yer alıyor; ama Kürdler kadar Newroz’a bir direniş manası yükleyen, haklı mücadele perspektifiyle yaklaşan başka bir millet yoktur. Bu bakımdan Newroz, direniş ile Kawa Kürdlerle hep özdeşleşmiştir.

 

Newroz, çıkarken siyasi ve ideolojik olarak çıktı. Ortada Dehhak gibi zalim bir hükümdar var, bu zalim hükümdarın zulmettiği bir kitle var. Bu kitle ağırlıklı olarak Kürdlerden ve Farslardan oluşuyor. Newroz’un ortaya çıkmasını sağlayan etkenin kendisi zaten politik ve ideolojiktir. Ortada büyük bir mücadele ve bir kral zulmü var; bu zulme karşı sembol isim vardı. Bunun etrafında bir araya gelen kitle var. Bir de o sıralarda 6 bin küsur yıl önce çıkan durum ile 6 bin yıl sonra ortaya çıkan durum birbirine çok benziyor. Kürdistan’ın dört parçasının hepsinde biliyoruz ki 21. yüzyıla girdiğimiz bir süreçte bile birçok kral, diktatör yönetici Dehhak’ın misyonunu sürdürüyordu, hala da sürdürüyor. Dolayısıyla 6 bin küsur sene önceki durum Kürd tarihi açısından, Kürd toplumu açısından bütün canlılığını koruyor. 6 bin küsur sene önceki Dehhak zihniyetiyle 6 bin sonraki Dehhak’ları arasındaki fark yok. O yüzden ortaya çıkış noktası nasıl ki politik ve ideolojikse, hala da o canlılık sürüyor. Çünkü sebepler ortadan kalkmış değil.

M. Salih Batırhan

Bas News

 

KURDISH AUTHORS

 

 

 


Foundation For Kurdish Library & Museum