NEW & OLD
KURDISH JOURNALS -II-


Home  |  Destpêk  |  Ana Sayfa

       GOVARÊN KURDÎ

JÎN

Kovara JÎN - Tîpguhestin - M. Emîn Bozarslan


''XX.Yüzyılın başlarında Kürd aydınları. 

XX. yüzyılın başlarında, osmanlı devletinin başkenti İstanbul (Konstantinopel), siyaset ve kültür yönünden önemli bir merkezdi. Osmanlıların boyunduruğu altındaki birçok halkın aydınları gibi, birçok kürd aydını ve öğrencisi de bu kentte toplanmışlardı. Bu dönemin kürd aydınları ve öğrencileri, kürd halkı arasında yurtseverlik düşüncesinin tohumlarını ekmeye ve daha sonra da bir ulusal hareketin yolunu açmaya ve ulusal hareketi kurup düzenlemeye çalışıyorlardı. Onlar ayrıca, o ulusal hareketin öncülüğünü yapmak ve o hareketle Kürdistan'ı osmanlı devletinin boyunduruğundan kurtarmak istiyorlardı. Bu amaca ulaşmak için de tüm fırsatlardan yararlanmak için çalışıyorlardı. 
İstanbul'daki ilk kürd derneği, 1900 yılında kurulmuştur. O derneğin adı "Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti-Kürdistan Güçlü İrade Derneği "idi. Derneğin kurucusu, diyarbekirli Fikri Efendi idi. Derneğin üyelerinden, yalnızca liceli Kürdizade Ahmed Ramiz'in adını biliyoruz. Ne var ki bu dernek, Sultan Hamid rejimi altında uzun ömürlü olamadı. 

Kürd aydınlarının ve öğrencilerinin eline bir daha, osmanlı devletinde Meşrutiyetin kurulmasından sonra fırsat geçmiştir. Meşrutiyet, 1908 yılında "Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti" nin öncülüğünde kurulmuştu. Rejimin başlangıcında, osmanlı devletine hemen hemen sınırsız bir özgürlük gelmişti. Zaten yeni rejimin ilke ve sloganları da "özgürlük, kardeşlik, eşitlik" (hürriyet, uhuvvet, müsavat) idi. Bu üç sözcük, imparatorluğun her tarafına yayılmış ve herkesin ağzına sakız gibi düşen bir slogan durumuna gelmişti. Kürd yurtseverleri de bu yeni durumdan yararlanmak ve ulusal bir çalışma düzenlemek için çaba sarfettiler. Bu çabalarının ürünü olan, önceleri, "Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti-Kürd Dayanışma ve Gelişme Derneği "nin kurulması, "Kürdistan" gazetesinin çıka- 
rılması ve kürdçe bir okulun açılması, daha sonra da "Kürd Tamim-i Maa¬rif Cemiyeti-Kürd Bilgileri Yaygınlaştırma Derneği " ile "Kürd Talebe Hevi Cemiyeti-Kürd Öğrencileri Ümid Derneği "nin kurulması ve "Roji Kurd- Kürd Günü ya da güneşi" ile "Hetawı Kurd- Kürd Güneşi" dergilerinin yayınlanması oldu. 

Ne var ki, 1. Dünya Savaşının çıkmasından sonra, "Hevi" derneğinin yöneticileri ile birçok üyesi, ittihad ve Terakkı hükümeti tarafından alınıp savaş cephesine gönderildi. Böylece, "Hevi"nin tutuşturmuş olduğu meşale söndü ve 1918 yılına kadar öyle sönük kaldı. 

1. Dünya Savaşından sonra

1. Dünya Savaşının bitmesinden sonra, kürd yurtseverlerinin eline yine bir fırsat, hatta 1908 fırsatından daha iyi bir fırsat geçti. Osmanlı devleti bu savaşta yenilmişti ve tüm arap ülkeleri ile Güney Kürdistan'ı ve Kuzey Kürdistan'ın da bir bölümünü yitirmişti. Gerçi Kuzey Kürdistan' ın büyük bölümü hala Osmanlıların işgali altında bulunuyordu ama, savaşta yemiş oldukları ağır darbeler yüzünden Kuzey Kürdistan'da da durumları iyice sarsılıp çözülmüştü. 

Öte yandan, Amerikan Cumhurbaşkanı Thomas Woodrow Wilson tarafından ilan edilen ve savaşa katılmış tüm devletlerce de kabul edilen ve "Wilson Prensipleri" adıyle bilinen 14 ilkeye göre, savaştan önce Osmanlıların egemenliği altında bulunan ve türk olmayan halkların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemeleri ve eğer isterlerse kendi bağımsız devletlerini de kurabilmeleri gerekirdi. Kürd aydınları ve öğrencileri de, bu çözülmüş karmaşık durumu, bir ulusal eylemin düzenlenmesi ve Kürdistan'ın kurtuluşu için elverişli bir fırsat olarak gördüler ve bu fırsattan yararlanmak istediler. 
Açıktır ki bir ulusal hareketin hazırlanması ve pratiğe geçirilmesi tohumu, halkın arasında ulusal düşünce ve fikirlerin yaygınlaştırılması ile ekilebilir. Bu da, öncü kadronun çalışmaları ile mümün olabilir. Yukarıda da dediğmiz gibi İstanbul'da böyle bir kadro vardı. O kadro, bu ağır yükü kaldırabilmek için, savaşın bitmesinden hemen sonra çalışmalarına başladı. O çalışmaların ürünü de, "Kürdistan Teali Cemiyeti- Kürdistan Gelişme Derneği"nin kurulması ve
"JÎN- hayat, yaşam" ile "Kürdistan" dergilerinin çıkarılmasıydı.

(Jîn-Türkçe-Kürdçe mecmua, 1335, yıl I, 1918-1919, c.I, sunuş, bölüm 1,

Jin Dergisi üzerine genel bilgiler
, s.95, 96) (2), (8)- (

Zinar Sılopi, Doza Kurdıstan, s. 23, 34, 35, 37 ve jîn, sayı 21, s. 1.), Zinar Sılopi, Doza Kurdıstan, s. 25-26, Stewr Matbaası, Beyrut-1969)

 

 

 

 

Serbesti Gazetesi

''Serbesti, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra yayın hayatına başlamış ilk günlük Kürt gazetesidir. Serbesti’nin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni olan Mevlanzade Rifat, Güney Kurdistan’ın Süleymaniye vilayetinin ileri gelenlerinden mevlanbegzade ailesinin bir üyesi ve meşhur yazar Abdurrahman Nacim’in oğludur. Mevlanzade Rifat, 20. yy. başlarındaki Kürt milliyetçi hareketinin öncülüğünü yapan önemli şahsiyetlerden biri olup gazeteci, yayıncı, yazar ve siyasetçi kimlikleriyle tanınmaktadır. Serbesti gazetesinin yanısıra Hukuki Umûmiye,İnkılab-i Beşer, Âkil, Ahalî, Meşrûtiyet, Faruk, Cihad, Kadınlar Dünyası vb. gazete ve dergilerin de sahipliğini veya sorumlu müdürlüğünü yapmış, aynı zamanda farklı gazete ve dergilerde de çok sayıda yazıları yayımlanmıştır.

Serbesti gazetesi 1908 yılının sonlarına doğru yayın hayatına başlar ve 1. sayısı 3 Teşrinisani 1324 (16 Kasım 1908) tarihinde İstanbul’da yayımlanır. Gazete dört sayfadan ibaret olup günlük olarak yayımlanır, imtiyaz sahibi Mevlanzade Rıfat ve başyazarı da Hasan Fehmi’dir. Künye kısmında “Serbesti” yazısının altında şöyle yazmaktadır: “Osmanlıların cins ve mezhep ayrımına bakmaksızın hukukuna hizmet eden günlük gazete”dir.  Gazetenin her sayısı dört sayfa ve beş sütundan ibaret olup 172. sayı hariç diğerlerinin ebattı 40cm x 54cm’dir. Bütün sayılar elimizde olmasa da gazetenin aralıklarla “toplam 770 sayı” yayımlandığı bilinmektedir. Gazetenin 1’den 498’e kadar olan sayılarının dijital kopyaları Beyazıt kütüphanesinde bulunmaktadır. Ayrıca değişik kaynaklardan elde edilmiş 595, 596, 597, 598, 600 ve 601. sayıları mevcut olup geri kalan sayılar elimizde yoktur. 601. sayısı 25 Nisan 1920 tarihinde yayımlanmıştır.

Serbesti’nin her sayısı “Meslek” başlığı altında editoryal yazıyla başlamakta ki ağırlıkla gazetenin düşüncelerini yansıtmaktadır. İlk üç sayısında “Meslek” başlığı altında aynı yazı yayımlanmış ve şöyle demektedir: “Serbesti bütün manasıyla “hür” dür. Meşrutiyet idaremizi muhafaza zımnında fedakârlıktan çekinmeyecektir. Serbesti halkın genelinin aydınlanmasına ve Osmanlının değişik unsurlarının birliğine çalışarak millet hukukunun savunucusu olan “kanunu” yegane rehber edinecektir.

Serbesti, namus ve haysiyeti sertacı meslek tutacaktır ve hiçbir şahsın siyasi ve şahsi emel ve maksadına dahi hizmette bulunmayacaktır.

Serbesti, yalnız hakikati söyleyecek ve milletin medeniyet yoluna girmesinin çarelerini düşünecektir.

Hülasa Serbesti; milletimizin din ve unsuru ayırtetmeksizin genel olarak zulüm görmüş vatandaşlarımızın müdafii ve fikirlerinin tercümanı olacaktır. İşte mesleği bundan ibarettir.”

Serbesti’de yayımlanan yazılar içeriğine ve işlenen konulara göre değişik başlıklar altında yayımlanmıştır. “Siyasiye” başlığı altında gündeme göre yazılmış makaleler, “Hudud-i Dahiliye” ve “Hudud-i Hariciye” başlığı altında da iç ve dış haberler, okur mektupları da genel olarak son sayfada yayımlanmıştır. Aynı zamanda bazı sütunlarda imzasız yazılar da yer almakta ve kimi sayılardaki bazı sütunlar da boş bırakılmıştır. Daha sonraki açıklamalardan öğreniyoruz ki bu sütunlarda bulunan yazılara sansür uygulanmıştır.

Serbesti gazetesi zaman zaman yayına ara verse de, en uzun süreli Kürt gazetesi olup yayın hayatı on iki yıldan fazla sürmüştür. Şüphesiz bu uzun yayın dönemi içerisinde M. Rıfat’ın fikirlerinde ve Serbesti’nin yayın politikasında da değişimler olmuştur. Bu değişimler genel olarak üç farklı döneme ayrılarak incelenebilir. Birinci dönem, gazetenin yayına başladığı zamandan 31 Mart Vakasına kadar olan süreyi kapsar ve bu zaman içerisindeki yayın politikasının temel prensipleri; tarafsız ve hür bir yayın olmak, Meşrutiyet kazanımlarını korumak, istibdat rejimini tamamen ortadan kaldırmak, “İttihadı Osmani”yi koruyarak “Adem-i Merkeziyeti” sağlamak, İttihat ve Terakki rejimine karşı aktif bir muhalefet yapmak, din ve unsur ayrımını yapmadan baskı altındaki bütün vatandaşların sesi olabilmek.

İkinci dönem, Serbesti’nin sürgünde yani Mısır’dan başlayıp Paris, daha sonra da tekrar İstanbul’a dönüşüyle 1912’lerin sonlarında yayın faaliyetlerinin durdurulması ve Birinci Dünya Şavaşı’na kadar olan süreyi kapsar. Bu süreçte M. Rıfat’ın fikirlerinde önemli değişimler olur; daha önce İmparatorluk bünyesindeki “millet sorunu”nu “İttihadı Osmani” çerçevesinde “Adem-i Merkeziyet”in sağlanmasıyla çözülebileceğini düşünürken, artık Kürtlerin kendi kaderini belirleme hakkını savunan bir düşünceye yönelmiştir.  M. Rıfat’ın Hetavî Kurd dergisinin ikinci sayısında yayımlanan mektubu, bu değişimin en önemli göstergesidir. “Bütün kavimleri görüyoruz. Tümü bir milli daire çizmişler. Teali ve terakkiye koyulmuşlar. Milletini bilmeyen, milli ideal arkasından koşmayan milletler, beşer kitlesi içerisinde pek geride ruhsuz olarak kalmışlardır. Bir kavmin ruhsuz olmasını tasavvur ediniz, ne kadar acı vericidir. Sosyal medeniyet içinde ölmeğe, asimle olmaya mahkûm olmak ne kadar acıdır… Şimdi Kürdlere düşen görev, “başımızın çaresine bizzat bakmaktır” ve bu cümleye her Kürdün iştirak etmesi lazımdır.”

Üçüncü dönem ise, yaklaşık beş yıllık aradan sonra 1918’de Kürdistan Teali Cemiyeti’nin yayın organı olarak yeniden yayınlanmasından 1922’lere kadar devam eden süreyi kapsar. Bu dönemdeki yazar kadrosunun önemli bir bölümü KTC’nin üyeleri; Bedirhani kardeşlerden Celadet gazetenin yardımcı editörü, Kamuran ise köşe yazarıdır. Bu devrede M. Rıfat, Kürt milliyetçi hareketinin merkezinde yer almış, bir taraftan örgütlü ve siyasi çalışmaları yürütürken bununla birlikte Serbesti gazetesinin yayınını da sürdürüyor.

Elbette ki belirtiğim bu dönemlerle ilgili yazılabilecek çok şeyler vardır ancak bu köşedeki yerimiz buna elvermiyor. Kısacası İstanbul’un Ankara Hükümeti’nin denetimine geçmesiyle birlikte birçok Kürt aydını ve siyasetçisi gibi M. Rıfat’ta İstanbul’u terketmek zorunda kalıyor. Böylece Serbesti gazetesinin yayını da son buluyor. Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, o da sürgün edilen 150’likler listesinde yer alır ve Halep’e yerleşir. Halep’teyken kurulan Hoybun örgütü çalışmalarına katılmış ve geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Eylül 1930’da hakkın rahmetine kavuşmuştur.''

 



Kurdish Book Bank - SARA


 

 

 

 

KOVARÊN KURDÎ


 

 



Foundation For Kurdish Library & Museum